SÂLİH PAŞA, Hacı

Müellif:
SÂLİH PAŞA, Hacı
Müellif: KEMAL BEYDİLLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 30.03.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/salih-pasa-haci
KEMAL BEYDİLLİ, "SÂLİH PAŞA, Hacı", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/salih-pasa-haci (30.03.2020).
Kopyalama metni
Doğum tarihi bilinmemekle birlikte bunun 1760-1770 arasında olduğu tahmin edilebilir. Aslen İzmirli olup muhtemelen Rum asıllıdır. İstanbul’a gelerek İslâmiyet’i kabul etmiş olduğu belirtilmekle beraber bu dönemiyle ve ailesiyle ilgili bilgi yoktur. Kendisine sahip çıkan ve intisap dairesine alanlar hakkında da herhangi bir kayıt mevcut değildir. 1813’te kapıcıbaşılıkla arpa emini ve daha sonra baruthâne nâzırı olduğu bilinmektedir. Kapıcıbaşı Sâlih Ağa’ya, baruthâneler nâzırı vazifesini sürdürürken 1820’de Ispartalı Ali Paşa’nın azli üzerine vezâretle Çirmen sancağı tevcih edildi. Sâlih Paşa, 29 Mart 1821’de sadârete getirilen Benderli Ali Paşa’nın İstanbul’a gelişine kadar kendisine vekâlet etti (Şânîzâde Mehmed Atâullah, II, 1080; Cevdet, XI, 171). Aynı zamanda Edirne sancağı ve Çirmen muhafızlığı da uhdesinde kaldı. Benderli’nin İstanbul’a ulaşmasıyla başlayan gerçek sadâreti ise ancak on gün devam etti ve Hâlet Efendi’nin süregelen olumsuz etkinliğiyle sona erdi (Yenidünya, s. 245). Azline, “Rum milletinin fesadına karşı bîgâne kalarak tedbirde kusur eylediği” hususu gerekçe gösterildi. Sâlih Paşa bunun üzerine bizzat mühre nâil oldu (30 Nisan 1821). Bu görevi ancak bir sene altı ay on gün sürdü ve yine Hâlet Efendi’nin mârifetiyle 10 Kasım 1822’de azledildi, yerine Abdullah Paşa getirildi.

Sâlih Paşa’nın sadâreti baruthâneler nâzırlığı ve kaymakamlığında olduğu gibi 1821 tarihi itibariyle alevlenen Rum fetretinin çalkantılarıyla geçti. Mora dışında Anadolu’nun ve Rumeli’nin pek çok yerinde meydana gelen olaylar İstanbul’da geniş huzursuzluklar yaşatmakta ve ciddi asayiş önlemlerinin alınmasını icap ettirmekteydi. Bu dönemde başta baruthâneler olmak üzere kritik yerlerin muhafazası öncelik kazandı ve birtakım sabotaj ihtimallerine karşı İstanbul ahalisi uyarıldı. Rum ahalinin silâhtan arındırılması hedeflendiğinde 31 Mart 1821 tarihinde bu konuda bir ferman sâdır oldu ve bunun uygulanması Sadrazam Sâlih Paşa’nın sorumluluğuna havale edildi (Şânîzâde Mehmed Atâullah, II, 1080). Sâlih Paşa selefinin azil gerekçesinden ders alarak Rumlar’a karşı sert icraat gösterip işe başlamak zorunda kaldı. “Bi’l-istiklâl vekâlet-i mutlaka” yetkisini içeren sadâretine dair hatt-ı hümâyun (Cevdet, XI, 267-268) sadrazamın Rumlar’ın te’dibine dair uyguladığı sert icraatı zorunlu hale getirmekteydi. Sadrazamlığının ertesi günü İstanbul’da biri Arnavutköy başpapazı olmak üzere toplam on iki Rum’un idamına karar verdi. Ertesi çarşamba günü yedi kişi daha idam edildi. Bu infazlar silâhlanmış olan müslüman halkın bazı kesimlerinin aşırı coşkunluğuna yol açtı, İstanbul’da pek çok olayın ve taşkınlığın meydana gelmesine sebep oldu. Rumlar’ın icra ettikleri katliamlarla ilgili duyumlar halkı infiale sevketmekte ve aşırılığa muhatap olanların bir tesellisi olarak görülmekteydi (Şânîzâde Mehmed Atâullah, II, 1135-1140). Müslüman ahalinin infiali Ermeni mahallesine kadar sirayet etti, hıristiyanlar evlerine kapandı, etrafta yalnız yahudiler görünür oldu. Sadâretinden bir hafta kadar önce vâki olan en önemli infaz Rum Patriği V. Grigorios’un idamı idi (a.g.e., II, 1121). O sırada İstanbul’da oturan Kayseri, İzmit, Tarabya metropolitleri ve Dîvân-ı Hümâyun tercümanları da aynı kaderi paylaştı. Sâlih Paşa’nın sadâreti esnasında Edirne’de bulunan eski patrik VII. Krillos ve bazı Rum kocabaşıları ile cemaatin önde gelenlerinden yirmi üç kişi de isyan töhmetiyle idam edildi (a.g.e., II, 1142; Cevdet, XI, 166). Bu arada Sâlih Paşa, Ayvalık ve çevresindeki reâyânın isyan emâreleri göstermesi üzerine bunların cezalandırılması ve ayaklanmaların denetim altında tutulması için âcil önlemler almak zorunda kaldı, bununla ilgili olarak bölgeye bir “Cevâbnâme-i Sâmî” gönderdi (Şânîzâde Mehmed Atâullah, II, 1190). Ayrıca Rumlar’ın geniş ayaklanma eylemleri sebebiyle daha sonra müslümanların birlik içinde olmaları uyarısını içeren bir “Kāime-i Sâmî” yayımladı. Aynı şekilde şeyhülislâm tarafından kadılara, müftülere ve medreselere bu anlamda mektuplar yazıldı (Cevdet, XI, 201). Reâyânın teftişi ve ellerindeki silâhların toplanması için Edirne’ye kadar olan yörenin denetlenmesi amacıyla sipahiler ağası Kapıcıbaşı Kara Mehmed Ağa görevlendirildi. Kapıcıbaşının gittiği yerlerdeki sert icraatı ve haksız idamları yine sadrazam tarafından 28 Mayıs 1821’de gönderilen “Emirnâme-i Sâmî” ile önlenmeye çalışıldı (Şânîzâde Mehmed Atâullah, II, 1195-1196).

Devrin mütegallibesi Hâlet Efendi’yle sürtüşmesi, seleflerinin de önleyemedikleri bir husus olarak Sâlih Paşa’yı zora koşmaktaydı. Benderli Ali Paşa’nın sürüldüğü Kıbrıs’ta kısa zamanda vâki olan idamı (Yenidünya, s. 245) kendisini âkıbet endişesine sürüklemiş olmalıdır. Tersane ihtiyaçlarının tesbiti ve yetersizliklerin sebebinin araştırılması hususunda şeyhülislâmın da iştirakiyle üçlü görüşmede mahzenlerdeki kifayetsizlik, gemilerde Rumlar dışında hizmet verecek teknik elemanların sağlanmasındaki yetersizlik görüldüğünde bu, daha önceki dönemlerin ihmali sonucunda Hâlet Efendi’ye de isabet eden bir kusur olarak ortaya çıktı. Hâlet Efendi’nin o sırada yeniçerilerin desteğini kaybeder gibi olması Sâlih Paşa’ya onun ortadan kaldırılması için cesaret vermekteydi. Ancak Hâlet Efendi daha önce davranarak kendisinin azliyle ilgili girişiminde başarılı oldu. Sâlih Paşa’dan sadâret mührü kapıcılar kethüdâsı Ahmed Ağa tarafından alındı ve o zamanlar âdet olduğu üzere Balıkhane’ye sevkedildi. Aynı anda Hâlet Efendi’ye karşı kendisine destek verdiği anlaşılan Şeyhülislâm Yâsincizâde Abdülvehhâb Efendi de azledildi ve yerine Rumeli Kazaskeri Sıdkızâde Ahmed Reşid Efendi getirildi. Sâlih Paşa, Balıkhane’de korku dolu birkaç saat geçirdikten sonra şimdilik Gelibolu’da ikamete memur edilmek üzere yola çıkarıldı. Eski şeyhülislâm da İznik’e sürüldü. Ancak bu gelişme Hâlet Efendi için sonun başlangıcı oldu. Sâlih Paşa, yalnızca sürgün kararı verilmiş olmasından ötürü ferahlarken hakkında padişahın herhangi bir öfkesi olmadığını ve müsâdereye de uğramayacağını öğrenerek sevindi. Azlinin yeniçerilerin teskin edilmesi amacı taşıdığı kendisine ifade edildiğinde bu tür olumsuzlukların başı olan Hâlet’le ilgili bir karar verilmek istendiğini sezdi. Hatta bu hususta kendisinin fikri ve tedbirinin ne olduğu sorulunca fikrini açıkça ifadeden kaçınmadı ve Hâlet Efendi’nin yeniçerilerin hoşnutsuzluğu ve halkın söylentilerinin sona ermesine kadar bir müddet İstanbul’dan uzaklaştırılmasını tavsiye etti (a.g.e., s. 738-739). Artık Hâlet’le ilgili dönemin kapanma vaktinin geldiğini gören II. Mahmud bu öneriye uyarak onu vazifesinden azletti, önce Bursa’ya sürdü ve hemen ardından menfasının Konya olarak değiştirilmesine izin verdi. Hâlet Efendi Konya’ya vardıktan sonra idam edildi.

Sâlih Paşa azlinin ardından önce Anadolu (6 Şubat 1823) ve birkaç ay sonra Şam valiliğine tayin edildi (Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, s. 181, 193). Bunun yanında hacıların güven içinde hac görevini yerine getirmelerinden sorumlu olmak üzere emîr-i hac vazifesini de üstlendi ve bu vesileyle bizzat kendisi de hacı oldu. 29 Ocak 1824’te kendisine Kars muhafızlığı ve Doğubayazıt livâsı mutasarrıflığı verildi (a.g.e., s. 289). 1 Mayıs 1827’de azledilerek Kayseri valiliğine tayin edildi (a.g.e., s. 561-562). Ardından Konya’da ikamete memur kılındı ve oraya vardıktan sonra vefat etti. Sâlih Paşa namuslu ve dirayetli bir kişi olarak bilinir. Daha önceleri parlak bir kariyere sahip olmadığı halde Rum isyanının her tarafta büyük bir buhrana sebebiyet verdiği 1821 yılı içinde sadârete getirilmesi belki de aslen bu millete mensubiyetine bir telmihtir. Kızları Behiye 1834, Şâkire 1868 ve eşi Ayşe Hoşedâ 1859’da vefat ederek Eyüp’te defnedilmiştir. Oğlu Ahmed İzzet Bey 1312’de (1894-95) 100 yaşını aşmış olarak vefat edip aynı yerde toprağa verildi. Yeğeni Hacı İsmâil Ağa ile damadı Hacı Mehmed Esad Bey kendi sadâreti esnasında kapıcıbaşı olmuşlardı (Sicill-i Osmânî, III, 213-214).

BİBLİYOGRAFYA :

Şânîzâde Mehmed Atâullah, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2008, II, 1080, 1086, 1107, 1121, 1131, 1133, 1135-1140, 1142, 1189, 1190, 1195-1196, 1238, 1239; Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2000, s. 133, 134-135, 181, 193, 238, 263, 289, 442, 561-562, 707, 738-739; Cevdet, Târih, XI, 166, 169, 170, 171, 173, 181, 201, 267-268, 269; XII, 56-57; Sicill-i Osmânî, III, 213-214; İsmail Hami Danişmend, Osmanlı Devlet Erkânı, İstanbul 1971, s. 72-73; Fatih Tayfur, Osmanlı Belgeleri Işığında 1821 Rum İsyanı ve Buna Karşı Oluşan Tepkiler (yüksek lisans tezi, 2003), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, tür.yer.; Süheyla Yenidünya, Mehmet Sait Hâlet Efendi: Hayatı, İdari ve Siyasi Faaliyetleri (1760-1822) (doktora tezi, 2008), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 245, 255 vd.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 467-468 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.