SÂMERRÂ

سامرّاء
Müellif:
SÂMERRÂ
Müellif: MUSTAFA DEMİRCİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/samerra
MUSTAFA DEMİRCİ, "SÂMERRÂ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/samerra (20.02.2020).
Kopyalama metni
Halife Mu‘tasım-Billâh tarafından 221’de (836) Bağdat’ın yaklaşık 100 km. kuzeyinde ve Dicle’nin sol kıyısında kurulmuş, 221-279 (836-892) yılları arasında başşehir olarak kullanılmıştır. İslâm tarihçilerinin çoğu, Sâmerrâ adının “göreni sevindiren” anlamındaki “sürremen reâ” ifadesinden kaynaklandığını ileri sürmekteyse de 1910-1913 yıllarında yapılan arkeolojik kazılar, şehrin olduğu yerde kuruluşu tarih öncesi zamanlara kadar giden bir yerleşim merkezinin bulunduğunu ve ismin muhtemelen Asurlular’ın Sur-Marrati, Grekler’in Souma, Romalılar’ın Sumere, Süryânîler’in Şumasra ve Sâsânîler’in Sâmurra dedikleri bu tarihî şehrin adından geldiğini göstermektedir.

Kaynaklarda kuruluş sebebi olarak Mu‘tasım’ın Türkler’den teşkil ettiği, şehir hayatına uyum sağlayamayan askerî birliklerin zorba tavırlarıyla taşkınlık yapmaları ve Bağdat sokaklarında at koşturarak insanların yaralanmasına ve hatta ölümüne yol açmaları yüzünden halk ile aralarında başlayan gerginliğin tehlikeli boyutlara ulaşması gösterilmektedir. Mu‘tasım çözümü onlar için yeni bir şehir kurmakta bulmuş ve inşaat Türk kumandanlarından Eşnâs başkanlığındaki bir heyetin tesbit ettiği, içinde bir hıristiyan manastırı ile Sâsânîler’den kalma harabelerin yer aldığı alanda başlatılmıştır. Bu iş için Bağdat, Basra, Antakya, Şam ve Mısır bölgelerinden mühendisler, ustalar, işçiler ve çeşitli malzeme getirildi. Şehrin merkezinde ulucami (mescidü’l-câmi‘), etrafında çeşitli mesleklere ait çarşılar yer aldı. Mahallelerin tanziminde ise önceki İslâm şehirlerinde uygulanan kabilevî temelin aksine Türk kumandanları ve onların birlikleri esas alınarak merkezin 4 km. güneyindeki Matîre köyü (Cübeyriye) bu tarihlerde cephede olan Afşin (Haydar b. Kâvûs), 10 km. batısındaki Sâsânî harabeleri (Kerh) civarı Eşnâs ve kuzeydeki çöl tarafları Hâkān Urtûc birliklerine tahsis edildi. Mahalleler geniş caddeler ve boş alanlarla birbirinden ayrılıyordu. Her semtin kendi içinde camisi, hamamı, çarşısı ve pazar yerleri bulunuyordu. Bu bölgelere daha sonra Vezîriye, İstablât, Belküvârâ, Müşerrefe ve Mütevekkiliye semtleri de eklenince şehir sekiz ana bölümden oluşur hale geldi. Başlangıçta bir hilâfet sarayı planlanmadı; Mu‘tasım orada oturmaya karar verince Hâkān Urtûc’un yaptırdığı ve çok beğendiği Hâkān Sarayı’nı (el-Cevsaku’l-Hâkānî) kullanmaya başladı (DİA, I, 51-52). Sâmerrâ altı büyük ana cadde üzerine kurulmuştu. En büyük caddesi, üzerinde Hâkān Sarayı’nın, Dîvânü’l-harâc gibi kamu binalarının, üst düzey sivil bürokrat evlerinin, ulucami ve merkezî çarşının bulunduğu, Bağdat’taki ana caddeden en az beş kat daha büyük olan 54 m. genişliğindeki Şâriu a‘zam’dı. Şehir temelde ordugâh mahiyetinde olduğundan Askerü’l-Mu‘tasım (Askerisâmerrâ) diye de isimlendirilmekteydi.

Mu‘tasım’ın ölümünden sonra yerine geçen Vâsiḳ-Billâh döneminde (842-847) Sâmerrâ ekonomik gelişmeler sonucu askerî bir kamptan gerçek bir şehre dönüştü. Mimarisiyle çok yakından ilgilenen Mütevekkil-Alellah zamanında (847-861) büyük çapta imar faaliyetlerine girişildi. Mütevekkil, Mu‘tasım-Billâh tarafından yaptırılan, ancak nüfusun artması sebebiyle yetersiz hale gelen ulucamiyi yeniden inşa ettirdi ve yirminin üzerinde saray ve köşk yaptırdı. Onun zamanında yeni çarşılar kuruldu, boş alanlar doldu ve nüfus çok hızlı bir şekilde arttı; hatta Creswell’e göre 1 milyonu buldu. Ancak Mütevekkil, halifeliğinin son yıllarında aralarında şiddetli ihtilâf bulunan Türk kumandanlarının baskısından kurtulmak için Sâmerrâ’nın 15 km. kuzeyinde Ca‘feriye (Mütevekkiliye) adında yeni bir merkez teşkil edip bütün devlet kurumlarını oraya taşıdı (246/860). Sâmerrâ ile Ca‘feriye’nin arasındaki boş alan bir süre sonra dolunca iki şehir birleşti. Mütevekkil, Ca‘feriye’ye yerleştikten dokuz ay sonra öldürüldü. Onun ardından Türk kumandanlarının müdahaleleriyle Mu‘temid-Alellah’a kadar dört halife (Müntasır-Billâh, Müstaîn-Billâh, Mu‘tez-Billâh, Mühtedî-Billâh) kısa sürelerle halifelik yaptı. Mu‘temid zamanında da (870-892) gerçek güç Türk kumandanlarının elindeydi. Mu‘temid, 279 (892) yılında onların nüfuzundan kurtulmak için hilâfet yönetimini tekrar Bağdat’a taşıdı. Böylece Türk kumandanlarının nüfuz mücadelesi, Bâbek ve Zenc isyanları ve ekonomik sıkıntılarla geçen, sekiz halifenin görevde kaldığı elli altı yıllık Sâmerrâ dönemi sona ermiş oldu.

Sâmerrâ’nın mükemmel planı, cami ve saraylarının mimari özellikleri Ortaçağ İslâm medeniyetinin ihtişamını, o dönemde dünyanın en güçlü devleti olan Abbâsîler’in zenginliğini ve sanata verdikleri değeri yansıtır. Mütevekkil-Alellah tarafından yeniden yaptırılan ulucami, dış avlusuyla birlikte 150.000 m2 olan alanıyla o devirde dünyanın en büyük camisi idi. Abbâsî saray mimarisinin en önemli örnekleri de Sâmerrâ kazılarında ortaya çıkmıştır. Mu‘tasım’ın el-Cevsaku’l-Hâkānî ve Mütevekkil’in Belküvârâ adlı sarayları âbidevî kalıntılarıyla bunların başında gelir. Diğer halifelere, kumandanlara ve devlet adamlarına ait çok sayıdaki saray dolayısıyla Sâmerrâ âdeta bir saraylar ve köşkler şehriydi. Sadece Mu‘tasım-Billâh sekiz, Mütevekkil-Alellah yirmi iki saray ve köşk yaptırmıştı. Şehirde at yarışları için 10 km. parkurlu üç hipodrom ve iki hayvanat bahçesi bulunuyordu (bk. ABBÂSÎLER [Sanat]). Sâmerrâ kısa zamanda bir ilim merkezi haline gelmiş ve burada dönemin birçok âlimi yetişmiştir. Âlim vezirlerden Muhammed b. Abdülmelik İbnü’z-Zeyyât ve şair devlet adamı Feth b. Hâkān el-Fârisî, Sâmerrâ’da zengin birer kütüphane kurmuştur.

Ancak şehir, Bağdat’ın tekrar merkez olmasından sonra hızla gerileyerek kısa zamanda küçük bir köy haline geldi. X. yüzyılın ortalarında Sâmerrâ’ya uğrayan Makdisî burasının çok az insanın yaşadığı, herhangi bir bayındırlığı olmayan harap bir köy olduğunu söyler (Aḥsenü’t-teḳāsîm, s. 122-123). 1300 yıllarında büyük bölümü yıkılan şehir, bugün 57 km2’lik bir sahaya yayılan kalıntılarıyla İslâm döneminin en geniş ve en önemli arkeolojik alanlarından biridir (Ernst Emil Herzfeld tarafından gerçekleştirilen kazıların sonuçları Die Ausgrabungen von Samarra adıyla 1923-1948 arasında Berlin’de altı cilt olarak yayımlanmıştır). Sâmerrâ ayrıca, İmâmiyye Şiîliği’nin onuncu imamı Ali el-Hâdî ile on birinci imamı Hasan el-Askerî’nin türbelerinin bulunması dolayısıyla Şiîler için Irak’taki dört atebâttan biridir. Şiîler’e göre on ikinci imam Mehdî el-Muntazar, türbelerin yanındaki caminin altında Serdâbü’l-Mehdî (Gaybetü’l-Mehdî) adıyla bilinen yerde kaybolmuştur.

XVIII. yüzyılda nüfusu 2000 kadar olan Sâmerrâ, 1867’de 400 aile ve 1000 civarında görevlinin yaşamaya başlaması üzerine Osmanlı yönetimince kaymakamlık haline getirilmiş ve İngiliz mandası dönemine kadar bu şekilde kalmıştır. 1950’de Dicle nehrine yapılan barajın ardından şehrin nüfusu daha da artmış ve eski şehrin yakınında bugünkü Sâmerrâ kurulmuştur. 2000 yılında nüfusu 200.000’e ulaşan ve önemli bir ticaret ve endüstri merkezi özelliği kazanan yeni Sâmerrâ, Amerika Birleşik Devletleri işgalinden sonra diğer Irak şehirleri gibi gerek bombardımanla gerekse çatışmalar sırasında tahribata uğramış, XIX. yüzyılda Osmanlılar’ın tamir ettiği imamlara ait türbeler de büyük hasar görmüştür.

BİBLİYOGRAFYA
Ya‘kūbî, Kitâbü’l-Büldân, s. 255-269; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), IX, tür.yer.; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), IV, 54-55; İbn Havkal, Ṣûretü’l-arż, s. 243-244; Makdisî, Aḥsenü’t-teḳāsîm, s. 85-86, 122-133; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), III, 195-200; Ḥafriyyâtü Sâmerrâʾ: 1936-1939, Bağdad 1940; K. A. C. Creswell, Early Muslim Architecture, Oxford 1940, II, tür.yer.; E. Herzfeld, Geschichte der Studt Samarra, Hamburg 1948; Yûnus İbrâhim es-Sâmerrâî, Merâḳıdü’l-eʾimme ve’l-evliyâʾ fî Sâmerrâʾ, Bağdad 1967; a.mlf., Târîḫu medîneti Sâmerrâʾ, Bağdad 1968-71, I-II; Tâhir Muzaffer el-Amîd, el-ʿİmâretü’l-ʿAbbâsiyye fî Sâmerrâʾ fî ʿahdeyi’l-Muʿtaṣım ve’l-Mütevekkil, [baskı yeri yok] 1976 (Vizâretü’l-i‘lâm); J. R. Strayer, Dictionary of the Middle Ages, New York 1989, X, 641-644; A. Northedge, Samarra, Tübingen 1990; a.mlf., “Sāmarrāʾ”, EI2 (İng.), VIII, 1039-1041; A Medieval Islamic City Reconsidered (ed. C. F. Robinson), Oxford 2001; M. S. Gordon, The Breaking of a Thousand Swords: A History of the Turkish Military of Sāmarrā, New York 2001, s. 47-74; a.mlf., “The Turkish Officers of Sāmarrā”, JESHO, XLII/4 (1999), s. 466-493; H. Kübra Ergun, Abbâsî Başşehri Sâmerrâ (yüksek lisans tezi, 2002), SÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Osman S. A. Ismail, “The Founding of a New Capital: Sāmarrā”, BSOAS, XXXI (1968), s. 1-13; Nâcî Ma‘rûf, “Taḫṭîṭu medîneti Sâmerrâʾ”, el-Baḥs̱ü’l-ʿilmiyye, XXVII/101, Rabat 1977, s. 101-118; Z. Sâdık A. Samkarî, “Bibliyoġrafyâ ʿan Sâmerrâʾ”, Sumer, XXXIX, Bağdad 1983, s. 322-330; İmâd Abdüsselâm, “Sâmerrâʾ fî ḳurûni’l-müteʾaḫḫire”, el-Mevrid, XXV/1, Bağdad 1997, s. 51-56; Bahaettin Kök, “Sâmerrâ’nın Kuruluşu”, EAÜİFD, sy. 19 (2003), s. 7-48; Mâlik İbrâhim Sâlih, “Sâmerrâʾ: Aṣâletü’l-ʿimâre ve ḫizâne li’t-türâs̱ ve’s̱-s̱eḳāfe”, Âfâḳu’s̱-s̱eḳāfe ve’t-türâs̱, XI/44, Dübey 2003, s. 80-99; H. Viollet, “Sâmerrâ”, İA, X, 144-146; Oktay Aslanapa, “Sâmerrâ”, a.e., X, 146-147; Hüseyin Kerîmân, “Sâmerrâʾ”, DMT, IX, 33-35; Şerare Yetkin, “Abbâsîlerʾ”, DİA, I, 50-52.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 36. cildinde, 70-71 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.