SÂNİ‘

الصانع
Müellif:
SÂNİ‘
Müellif: BEKİR TOPALOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 16.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sani
BEKİR TOPALOĞLU, "SÂNİ‘", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sani (16.07.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “yapmak, işlemek, sanatkârane ve maharetle yapıp meydana getirmek” anlamındaki sun‘ kökünden türeyen sâni‘ “yapan, sanat ve maharet çerçevesinde işleyip meydana getiren” demektir. “Mutlak mânada iş yapmak, eylem gerçekleştirmek” anlamına gelen fi‘l kelimesi şuursuz varlıklara da nisbet edildiği halde “belli bir amaca yönelik olarak düzenli bir şekilde iş yapmak” anlamını içeren sun‘un bu varlıklara nisbeti mümkün değildir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ṣnʿ” md.; Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât, “ṣnʿ” md.).

Kur’ân-ı Kerîm’de evrendeki işleyişin belli bir düzen içinde seyrettiği ifade edilirken bunun her şeyi sapasağlam kurup yürüten Allah’ın sanatkârane işi (sun‘) olduğu belirtilmek suretiyle kavramın kök kelimesi O’na izâfe edilir (en-Neml 27/88). Yine Kur’an’da Firavun’un erkek çocuk katliamından Hz. Mûsâ’nın kurtarılması ve onun sarayında büyütülüp yetiştirilmesinin çetin şartları anlatılırken, “Ben seni kendim için seçip yarattım” meâlindeki âyette (Tâhâ 20/41) sun‘ kökünden bir fiil (ıstana‘tü) Allah’a nisbet edilmiştir. Müfessirler bu âyetin tefsirinde, Hz. Mûsâ’ya değer verilip yüceltilmesini onun Allah’ın elçisi olarak seçilmesi ve kendisine O’nun adına insanlara hitap etme görevinin verilmesiyle izah ederler (Taberî, XVI, 211; Fahreddin er-Râzî, XXI, 56). Sun‘ kavramı çeşitli hadislerde yer almakla birlikte sâni‘ şeklinde ilâhî bir sıfata rastlanmamıştır. Hz. Peygamber’in yeni bir elbise edindiğinde yaptığı şu duada sun‘ fiili dolaylı şekilde Allah’a izâfe edilmiştir: “Allahım! Övgü ve senâ ile anılmak sana mahsustur. Bu elbiseyi bana giydiren sensin. Yeni giysimin iyilik getirmesini ve onun için mukadder olan (sun‘) hayrı talep eder, kötülük getirmesinden ve onun için mukadder olan şerden sana sığınırım” (Ebû Dâvûd, “Libâs”, 1; Tirmizî, “Libâs”, 29).

Sâni‘ III. (IX.) yüzyıldan itibaren Allah’ın isim ve sıfatları, sıfatlarının evrenle ilişkisi konularına sistematik yaklaşım yapan kelâm âlimleri ve müfessirler tarafından kullanılmaya başlanmış, ileriki dönemlerde bu kullanış daha yaygın hale gelmiştir. Câhiz, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, Mâtürîdî, Halîmî, Kādî Abdülcebbâr ve Ebû Bekir İbnü’l-Arabî bu âlimler arasında yer alır. Gazzâlî, Ebü’l-Muîn en-Nesefî ve Nûreddin es-Sâbûnî gibi müellifler sâni‘ kelimesini kitaplarının iç sisteminde başlık olarak da kullanmışlardır.

Haşr sûresinin son âyetinde (59/24) fiilî sıfatların evrenle ilişkisi konusunda -aralarında fark bulunmakla birlikte- genel anlamları “yaratmak” olan hâlik, bâri’ ve musavvir isimleri zikredilmiştir. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin de belirttiği gibi (el-Emedü’l-aḳṣâ, vr. 110b) Kur’an’da aynı mahiyette olmak üzere fâtır, câil, fâil gibi başka isimler de geçer. Ancak âlimler bu bağlamda sâni‘ ismini kullanmayı tercih etmişlerdir. Bu tercihte sun‘un, Allah’a izâfe edilmiş olarak yer aldığı âyetin ilâhî yaratmada hem sanat ve maharet hem de sağlamlık, düzen ve devamlılık bulunduğu şeklinde bir içerik taşımasının etkili olduğu söylenebilir.

BİBLİYOGRAFYA
Kāmus Tercümesi, III, 326-329; Câhiz, ed-Delâʾil ve’l-iʿtibâr ʿale’l-ḫalḳ ve’t-tedbîr, Kahire 1988, s. 11; Taberî, Câmiʿu’l-beyân (nşr. Sıdkī Cemîl el-Attâr), Beyrut 1415/1995, XVI, 211; Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, el-Lümaʿ (nşr. R. J. McCarthy), Beyrut 1952-53, s. 6; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd (nşr. Bekir Topaloğlu – Muhammed Aruçi), Ankara 1423/2003, s. 44, 135, 175, 404, ayrıca bk. tür.yer.; a.mlf., Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, Süleymaniye Ktp., Mihrişah Sultan, nr. 176, vr. 3a; Ebû Abdullah el-Halîmî, el-Minhâc fî şuʿabi’l-îmân (nşr. Hilmî M. Fûde), Beyrut 1399/1979, I, 194; Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî (nşr. Abdülhalîm Mahmûd – Süleyman Dünyâ), Kahire, ts. (ed-Dârü’l-Mısriyye), XXII/2, s. 191; Gazzâlî, el-İḳtiṣâd fi’l-iʿtiḳād (nşr. İbrâhim Agâh Çubukçu – Hüseyin Atay), Ankara 1962, s. 38-40; Nesefî, Tebṣıratü’l-edille (Salamé), I, 81, 166, 384; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-Emedü’l-aḳṣâ, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 499, vr. 110a-b; Nûreddin es-Sâbûnî, el-Bidâye fî uṣûli’d-dîn (nşr. Bekir Topaloğlu), Ankara 1416/1995, s. 19, 21, 23; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, Beyrut 1411/1990, XXI, 56; Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât, s. 29, 544.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 36. cildinde, 106-107 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.