SEFÎNE - TDV İslâm Ansiklopedisi

SEFÎNE

سفينة
SEFÎNE
Müellif: YUSUF ZİYA KESKİN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 17.10.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sefine
YUSUF ZİYA KESKİN, "SEFÎNE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sefine (17.10.2021).
Kopyalama metni
Aslen İranlı olup kendisinden adının Kays olduğu rivayet edilmekle birlikte (Hâkim, III, 701) kaynaklarda onun hakkında Mihrân, Umeyr, Sâlih, Tahmân, Necrân, Rûmân, Zekvân, Mervân, Keysân, Süleyman, Rebâh, Müflih, Eymen, Ahmer, Ahmed gibi isimler ileri sürülmektedir. “Gemi” anlamındaki Sefîne, Resûl-i Ekrem tarafından ona verilmiş bir lakap olduğundan kendisi hep bu lakapla anılmak istemiş ve bu sebeple asıl adı unutulmuştur. Bizzat anlattığına göre bir sefer sırasında yorulan bazı sahâbîler Resûlullah’ın emri üzerine birtakım eşyalarını ona yüklemiş, çok miktarda eşyayı taşıyabildiğinden Hz. Peygamber kendisine “sefîne” diye takılmış, o günden sonra bu lakapla anılmıştır. Sefîne’nin bedevîler arasında bir köle olarak yetiştiği, Resûl-i Ekrem’in hanımı Ümmü Seleme’nin onu satın alıp ölünceye kadar Resûlullah’a hizmet etmesi şartıyla âzat ettiği belirtilmektedir. “Ümmü Seleme şart koşmasaydı bile Resûl-i Ekrem’e ölünceye kadar hizmet ederdim” diyen Sefîne’yi Ümmü Seleme’nin satın alıp Resûlullah’a hediye ettiği, onu Resûl-i Ekrem’in âzat ettiği rivayeti yanında Sefîne’yi Hz. Peygamber’in satın alıp âzat ettiği rivayeti de mevcuttur.

Resûlullah’ın hizmetine verildiği sırada müslüman olması muhtemel bulunan Sefîne’nin hayatıyla ilgili rivayetlerin birinde seyahat ettiği sırada bindiği gemi batınca bir tahtaya tutunarak ormanlık bir sahile çıktığı, karşılaştığı bir aslana Hz. Peygamber’in âzatlısı olduğunu söylemesi üzerine aslanın kendisine zarar vermediği nakledilmiştir (a.g.e., III, 702). Bu olayın, Rûm diyarına yapılan bir sefer esnasında ordudan geri kaldığı ve orduyu aramaya koyulduğu yahut esir edildikten sonra kaçtığı sırada meydana geldiği de zikredilmiştir (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, VI, 46).

Sefîne’nin esmer tenli olduğu, Resûl-i Ekrem vefat edinceye kadar onun hizmetinde bulunduğu, Resûlullah’ın vefatından sonra Batn-ı Nahle’de yaşadığı ve 80 (699) yılı civarında vefat ettiği kaydedilmektedir. Zehebî onun 70 (689) yılından sonra öldüğünü belirtir. Hz. Peygamber’den, “Cebrâil bana geldi ve ‘Sefîne’yi cehennem ateşinden kurtulmakla müjdele’ dedi” meâlinde bir söz rivayet edilmiştir (Müttakī el-Hindî, XI, 692).

Ehl-i Suffe’den olan Sefîne, Resûl-i Ekrem’den başka Ümmü Seleme ve Hz. Ali’den hadis nakletmiş, kendisinden oğulları Abdurrahman ve Ömer ile Sâlim b. Abdullah b. Ömer, Ebû Reyhâne Abdullah b. Matar, Saîd b. Cümhân, Hasan-ı Basrî, Muhammed b. Münkedir, Haşrec b. Nübâte, İmrân el-Becelî rivayette bulunmuştur. İbn Hazm, Bakī b. Mahled’in el-Müsned’ine göre Sefîne’nin on dört hadis rivayet ettiğini söylemiş (Esmâʾü’ṣ-ṣaḥâbeti’r-ruvât, s. 141), Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde (V, 220-222) onun naklettiği on beş hadis kaydedilmiş, Buhârî dışındaki Kütüb-i Sitte müellifleri de Sefîne vasıtasıyla gelen bazı rivayetlere eserlerinde yer vermiştir (Wensinck, VIII, 106).

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, V, 220-222; VI, 319; Belâzürî, Ensâb, I, 480; İbn Ebû Hâtim, el-Cerḥ ve’t-taʿdîl, IV, 320; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî), Kahire 1405/1984, VIl, 80-85; Hâkim, el-Müstedrek (Atâ), II, 232; III, 701-702; Ebû Nuaym, Ḥilye, I, 368-369; İbn Hazm, Esmâʾü’ṣ-ṣaḥâbeti’r-ruvât (nşr. Seyyid Kesrevî Hasan), Beyrut 1412/1992, s. 141; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, Delâʾilü’n-nübüvve (nşr. Abdülmu‘tî Kal‘acî), Beyrut 1405/1985, VI, 45-47; İbn Abdülber, el-İstîʿâb (Bicâvî), II, 684-685; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, II, 411; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, III, 172-173; Heysemî, Mecmaʿu’z-zevâʾid, IX, 366; İbn Hacer, el-İṣâbe (Bicâvî), III, 132; a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, IV, 125; Müttakī el-Hindî, Kenzü’l-ʿummâl, XI, 692; Şevkânî, Derrü’s-seḥâbe (nşr. Hüseyin b. Abdullah el-Amrî), Dımaşk 1404/1984, s. 442-443; Wensinck, el-Muʿcem, VIII, 106.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul’da basılan 36. cildinde, 302 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER