ŞEHÎD-i EVVEL

الشهيد الأول
ŞEHÎD-i EVVEL
Müellif: ALİ HAKAN ÇAVUŞOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sehid-i-evvel
ALİ HAKAN ÇAVUŞOĞLU, "ŞEHÎD-i EVVEL", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sehid-i-evvel (22.10.2019).
Kopyalama metni
734 (1333-34) yılında, Memlükler döneminde Şiî nüfusun yoğun olarak yaşadığı Lübnan’ın Cebeliâmil bölgesinde (bugün Cenûb vilâyetinde) bulunan Cizzîn köyünde doğdu. Soyu baba tarafından Hz. Peygamber’in dedesi Abdülmuttalib’in amcası Muttalib’e, anne tarafından ensardan Sa‘d b. Muâz’a dayanır. Bazı aşırı Şiî görüşleri benimsediği iddiasıyla yargılanıp haksız yere idam edildiği gerekçesiyle Şîa kaynaklarında “Şehîd” (Şehîd-i Evvel) lakabıyla anılır. Babasından ve aynı zamanda kayınpederi olan büyük amcası Esedüddin es-Sâiğ’den dinî ve aklî ilimlerde eğitim aldıktan sonra 750’de (1349) Hille’ye gitti. Özellikle Bağdat’ın Moğol işgaline uğramasının ardından İmâmiyye Şîası’nın önemli bir ilim merkezi haline gelen bu şehirde kaldığı süre içerisinde Kerbelâ’ya da uğrayan Şehîd-i Evvel, İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin oğlu Fahrülmuhakkıkîn ile yeğenleri Amîdüddin ve Ziyâeddin el-A‘recî el-Hüseynî kardeşlerden ders aldı. Ayrıca çoğu Hillî’nin öğrencisi olan Tâceddin İbn Muayye el-Hasenî, Alâeddin İbn Zühre el-Hüseynî, İbn Nemâ el-Hillî, Radıyyüddin Ali b. Tırâz el-Metârâbâdî gibi Şiî âlimlerinden fıkıh, hadis, kelâm ve tefsir icâzeti aldı. 754’te (1353) hacca gitti. 757 (1356) yılı sonlarına kadar kaldığı Hille’de eğitimine devam ederken ders vermeye başladı. Daha sonra Bağdat’a geçerek yaklaşık iki yıl boyunca Bağdat medreselerinde birçok Sünnî âliminden ders okudu. Yirmi beş yaşlarında geniş bir ilmî birikimle memleketine döndü; Cebeliâmil bölgesinin ilk fıkıh medresesi diye bilinen Cizzîn Medresesi’ni kurdu ve öğrenci yetiştirmeye başladı. Bu arada Dımaşk’taki Sünnî ilim çevreleriyle irtibatını sürdürdü; Ebü’l-Meâlî İbnü’l-Lebbân’dan kıraat öğrendi ve aralarında İbnü’l-Cezerî’nin de bulunduğu kıraat çevrelerine yakın oldu. Öğrencilerine verdiği icâzetnâmelerde içlerinde Şemseddin el-Kirmânî, Kutbüddin er-Râzî, Burhâneddin İbn Cemâa, İzzeddin İbn Cemâa gibi isimlerin de bulunduğu kırk Sünnî âliminden yararlandığını, kendilerinden başta Sünnî hadis kaynakları olmak üzere dinî ve aklî ilimlere dair birçok eserin rivayet yetkisini aldığını kaydeder (Meclisî, CIV, 190-191, 195; Şehîd-i Evvel’in hocaları, okuduğu ve okuttuğu kitaplar hakkındaki icâzetnâme kayıtları için bk. a.g.e., CIV, 140-141, 177-178, 181-201; CIX, 55-56, 70-72, 106). Mikdâd b. Abdullah es-Süyûrî, Ebû Tâlib Ahmed b. Kāsım b. Zühre, Hasan b. Eyyûb İbn Necmeddin el-Etrâvî, Cemâleddin Ahmed İbnü’n-Neccâr, Şemseddin Muhammed İbn Abdülâlî, Ebü’l-Hasan Zeynüddin Ali b. Hâzin el-Hâirî ve Muhammed b. Tâceddin İbn Necde’nin yanı sıra “Sittü’l-meşâyih” lakabıyla tanınan kızı Ümmü’l-Hasan Fâtıma, oğulları Radıyyüddin Ebû Tâlib Muhammed, Ebü’l-Kāsım Ziyâeddin Ali, Ebû Mansûr Cemâleddin Hasan ve Ümmü Ali diye bilinen hanımı da meşhur öğrencileri arasında yer alır.

Şiî kaynaklarına göre Şehîd-i Evvel, Dımaşk’ta takıyye yaparak kendini bir Sünnî diye tanıttı, öğrencilerine Sünnî ilim geleneğine göre ders verdi, Şiî âlimlerinin eserlerini ise geceleyin gizlice okuttu (Abdullah Efendi el-İsfahânî, s. 80; Hânsârî, VII, 11). Bazı çağdaş araştırmalarda bu tavrın Şehîd-i Evvel’e özgü olmadığı, İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’den sonraki Usûliyye ekolü mensubu Şiî âlimlerinin XVII. yüzyıla kadar genellikle kendilerini bir Şâfiî fakihi gibi tanıttıkları ileri sürülmekle birlikte (Stewart, s. 61-109, ayrıca bk. 102-105) Şehîd-i Evvel’in Sünnî âlimlerine ve özellikle Şâfiîler’e yakınlığı takıyye değil doğal bir ilişki ya da müslümanların birliğini korumayı hedefleyen bir davranış biçiminde de görülebilir (Winter, III [1999], s. 158, 165-167, 181-182; Şahîd-i Sânî, Muhammed Mehdî el-Âsafî’nin takdimi, I, 110). Nitekim yargılanması esnasında ve muhtemelen bu davayla ilişkili olarak kıraat âlimi İbnü’l-Cezerî’ye yazdığı bir mektupta kendini Şâfiî diye tanıtmış olmakla birlikte İbnü’l-Cezerî onun bir Şiî müctehid ve Şîa’nın lideri olduğunu açıkça belirtir (Ġāyetü’n-Nihâye, II, 265). Bu tesbitin Şehîd-i Evvel’in sağlığında Dımaşk’taki Sünnî çevrelerin genel kanaatini yansıttığı düşünülebilir. Dımaşk’taki münasebetleri bir yana onun Cizzîn’de yürüttüğü eğitim, fetva verme, humus toplama gibi faaliyetlerinden Sünnî ulemânın haberdar olmaması uzak bir ihtimaldir. Şehîd-i Evvel’in başlattığı bu faaliyetler sayesinde Cizzîn köyü kısa zamanda gelişip İmâmiyye Şîası’nın Hille’den sonra en önemli ilim merkezi haline geldi. Ardından Cebeliâmil bölgesinde Sayda’ya bağlı Aynâs, Kerek, Meys, Cübâ‘ ve Meşgara’da yeni Şiî medreseleri kuruldu, tekrar humus toplandı ve Memlükler döneminde iyice zayıflayan Şiî ilim geleneği ve Şiî ulemâsının nüfuzu canlandı (Şehîd-i Sânî, Muhammed Mehdî el-Âsafî’nin takdimi, I, 97-98; Ca‘fer el-Muhâcir, s. 118-135, 150-241; Mustafa Mahmûd Sübeytî, s. 153-158). 25 Cemâziyelevvel 764 (12 Mart 1363) tarihinde Dımaşk nâib-i saltanası Seyfeddin Kuştemür tarafından yayımlanan ve Sayda çevresindeki aşırı Şiî grupların yanı sıra İmâmiyye Şîası’nı da hedef alan fermanda (Kalkaşendî, XIII, 14-21) bölge güvenliğini tehdit edici gelişmeler arasında Cizzîn merkezli bu yeni oluşuma da imada bulunulduğu anlaşılmaktadır (Ca‘fer el-Muhâcir, s. 135-140; Vermeulen, IV [1973], s. 169-175).

Yaşadığı dönemde Şehîd-i Evvel’in şöhreti Cebeliâmil ve Dımaşk’la sınırlı değildi. Horasan’ın Beyhak bölgesinde hüküm süren Şiî Serbedârîler hânedanının son hükümdarı olan ve aşırı Bâtınî eğilimlere sahip seleflerinden farklı şekilde hâkim olduğu topraklarda İmâmiyye Şîası’nı güçlendirmek isteyen Hâce Ali b. Müeyyed’le iyi ilişkiler kurduğu ve birbirlerine mektup yazdıkları bilinmektedir. Hâce Ali bu faaliyetlere önderlik etmesi için 782’de (1380) onu Sebzevâr’a davet etti. Şehîd-i Evvel bu davete olumlu karşılık vermediyse de İmâmî-Ca‘ferî fıkhının öğretimi ve uygulanmasında esas alınmak üzere el-Lümʿatü’d-Dımaşḳıyye adlı eserini gizlice yazarak kendisini davet için Dımaşk’a gelen elçi Şemseddin el-Âvî ile gönderdi (Şehîd-i Sânî, I, 181; Abdullah Efendi el-İsfahânî, s. 77). Belki de Safevîler’den çok önce Şiî ulemâsının otoritesine dayanan bir İmâmî-Şiî devletinin oluşumunu hedefleyen bu ittifak süreci, Timur’un Sebzevâr’ı işgali (783/1381) ve bundan üç yıl sonra Şehîd-i Evvel’in Dımaşk’ta idam edilmesiyle sona erdi (Arjomand, s. 69-71).

Burcî Memlükleri’nin ilk sultanı el-Melikü’z-Zâhir Berkuk’un iktidara gelişinden kısa bir süre sonra, Dımaşk’ta Seyfeddin Baytemür’ün nâib-i saltanat görevinde bulunduğu 785 (1383) yılı ortalarında tutuklanan Şehîd-i Evvel bir yıla yakın Dımaşk Kalesi’nde hapsedildi ve ardından 9 Cemâziyelevvel 786’da (29 Haziran 1384) yargılanıp idam edildi. Sünnî ve Şiî kaynaklarında birtakım farklılıklarla ve ayrıntılı biçimde anlatılan hapis ve yargılama süreciyle ilgili bazı belirsizlikler vardır (İbnü’l-Cezerî, II, 265; İbn Kādî Şühbe, I, 134-135; Hür el-Âmilî, I, 182; Meclisî, CIV, 184-186; İbn Usfûr el-Bahrânî, s. 146-148). Tutuklama sebebinin çok açık olmasa da humus toplayıcılığıyla ilgili bir şikâyet olduğu anlaşılmaktadır (Ca‘fer el-Muhâcir, s. 133). Ayrıca Râfizî fırkalarına ait birtakım aşırı görüş ve düşünceleri benimsemekle suçlanan Şehîd-i Evvel, Dımaşk nâib-i saltanası Baytemür’ün başkanlık ettiği ve Dımaşk’taki dört mezhep kadısının yanı sıra dört mezhebin önde gelen fakihlerinin de hazır bulunduğu mahkemede yargılanır. Hanefîler’le bazı Şâfiîler’in karşı görüş açıklamalarına rağmen zındıklığının sabit olduğuna hükmedilir ve Mâlikî kadısı Burhâneddin İbrâhim b. Muhammed es-Sanhâcî eş-Şâzelî’nin verdiği idam kararı infaz edilir. Şiî kaynaklarında ayrıca ağır işkencelere uğradığı da nakledilmektedir. Şehîd-i Evvel’in başta inkâr ettiği suçu ikrar ederek tövbe etmeye ikna edilmesi ve kararın zındıklara karşı çok sert görüşlere sahip olduğu bilinen Mâlikî kadısına havale edilmesi davanın siyasal ve toplumsal baskı altında yürültüldüğü yorumlarına yol açmıştır (Abdullah Efendi el-İsfahânî, s. 80; Şehîd-i Sânî, Muhammed Mehdî el-Âsafî’nin takdimi, I, 118-124; Winter, III [1999], s. 171-180). Nitekim kendi bölgesinde yürüttüğü faaliyetlerin yanı sıra muhtemelen Serbedârî hükümdarıyla ilişkileri yüzünden Şehîd-i Evvel, sürekli Haçlılar’ın tehdidi altında bulunan ve onlarla ittifak yaptıkları gerekçesiyle Trablus (Tripoli) çevresindeki Nusayrîler’e baskı uygulayan siyasî istikrardan mahrum Memlük yönetimi açısından ciddi bir tehdit haline gelmiş olmalıdır (Ca‘fer el-Muhâcir, s. 118-140). Her ikisi de Mısırlı olan ve Memlük yöneticilerine yakın bulunan Makrîzî ile İbn Hacer el-Askalânî’nin Şehîd-i Evvel’in hulûl inancını benimseyen ve bazı haramları helâl sayan Nusayrîler’den sayıldığı için idam edildiğine dair değerlendirmeleri bu açıdan dikkat çekicidir (Sülûk, VIII, 510; İnbâʾü’l-ġumr, I, 311; II, 181). Buna karşılık İbnü’l-Cezerî ile dönemin Dımaşk müftüsü İbn Kādî Şühbe’nin Şehîd-i Evvel hakkındaki değerlendirmeleri daha olumlu ve yargılama süreciyle ilgili anlatımları daha ihtiyatlıdır (Ġāyetü’n-Nihâye, II, 265; Târîḫ, I, 134-135). Bazı Şiî kaynaklarında ve çağdaş araştırmalarda yargılama ve idam sürecinde Dımaşk Başkadısı Burhâneddin İbn Cemâa’nın Şehîd-i Evvel’e yönelik kişisel kıskançlık ve düşmanlık duygusunun da etkili olduğu ileri sürülür (Abdullah Efendi el-İsfahânî, s. 80-81; Hânsârî, VII, 14; Şehîd-i Sânî, Muhammed Mehdî el-Âsafî’nin takdimi, I, 120-122). Öte yandan suçlama ve idam gerekçesini açıkça belirtmeyen Şiî kaynaklarında yer alan, Şehîd-i Evvel’in bu suçlamaları takıyye gereği inkâr ettiği ve suçun sabit olmaması için tövbe etmekten kaçındığı şeklindeki değerlendirmeler arasında çelişki görünmektedir (Winter, III [1999], s. 176-177).

Cizzîn merkezli yoğun bir faaliyet yürüterek Cebeliâmil bölgesinde İmâmiyye Şîası’nın bilimsel, kültürel ve toplumsal açıdan gelişmesini sağlayan Şehîd-i Evvel, Ca‘ferî fıkıh tarihi açısından dönüm noktası sayılan fakihlerdendir. Usûlî düşüncenin şekillendiği Hille ekolünün bütün birikimini İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin öğrencileri vasıtasıyla bu bölgeye taşımakla kalmamış, aynı zamanda Muhakkık el-Hillî ve İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin ardından Usûlî düşünceyi geliştirmiş ve ictihad hareketini devam ettirmiştir. Başta el-Ḳavâʿid ve’l-fevâʾid olmak üzere onun kitapları Ca‘ferî fıkıh yazımında yeni bir dönem başlatmış, öğrencileriyle birlikte bu eserler fıkhî faaliyetlerin merkezine yerleşmiştir. Bu devirden itibaren artık Cebeliâmil ya da Şehîd-i Evvel ekolünden söz etmek mümkündür (Tabātabā’ī, s. 48-49; Uyar, s. 93, 119, 313; el-Mevsûʿatü’l-fıḳhiyyetü’l-müyessere, I, 50). Nitekim Şehîd-i Evvel, Muhakkık el-Hillî’nin ardından Ca‘ferî fıkhının en büyük otoritelerinden biri ve Ca‘ferî fıkıh tarihinde müteahhirîn ya da müteahhirü’l-müteahhirîn döneminin başlangıcı sayılır (Hânsârî, VII, 3-4; Hasan Sadr, s. 366; Tabātabā’ī, s. 23-24). Gaybet devrinde birtakım dinî ve siyasî yetkileri gāib imam adına fakihin kullanabileceği konusunda Hille ekolü çizgisindeki görüşleri, velâyet-i fakīh teorisinin temelini teşkil eden niyâbet anlayışının gelişiminde etkili olmuştur (Arjomand, s. 71; Sachedina, s. 17, 187-190, 206; Ca‘fer el-Muhâcir, s. 128-131). Hillîler gibi o da Sünnî fıkhından ve özellikle Şâfiî mezhebinden yoğun biçimde faydalanmış ve bu sebeple Muhammed b. Ali el-Esterâbâdî, Hür el-Âmilî gibi Ahbâriyye ekolü mensubu Şiî âlimlerinin eleştirilerine mâruz kalmış olmakla birlikte (Emelü’l-âmil, I, 89; Kohlberg, bl. XVII, s. 134; Stewart, s. 194) aynı zamanda Sünnî etkisini azaltarak özgün bir İmâmî-Ca‘ferî fıkhının teşekkülüne katkıda bulunduğu anlaşılmaktadır (Tabātabā’ī, s. 49; Uyar, s. 94; krş. Stewart, s. 247).

Eserleri. Şehîd-i Evvel’in çoğunluğu fıkıh alanında otuzu aşkın Arapça eseri vardır. Hareketli yaşantısı sebebiyle önemli bir kısmını tamamlayamadığı anlaşılan bu eserler Ca‘ferî fıkıh literatürünün gelişiminde önemli etkiye sahiptir. A) Fıkıh ve Fıkıh Usulü. 1. el-Lümʿatü’d-Dımaşḳıyye. Ca‘ferî fıkhına dair muhtasar bir metin olup Şehîd-i Evvel’in en meşhur eseri ve bütün fıkıh konularını kapsayan özgün tek fıkıh kitabıdır. Müellifin bu eseri 785 (1383) yılında hapiste iken yedi günde yazdığına dair bir rivayet bulunmakla birlikte (Hür el-Âmilî, I, 183) Şehîd-i Sânî’nin verdiği bilgiye göre 782’de (1380) Serbedârî Hükümdarı Hâce Ali b. Müeyyed için yedi günde kaleme alınmıştır (Şehîd-i Sânî, I, 181-182). Öğrencilerinden Ali b. Hâzin el-Hâirî’ye 784 (1382) yılında verdiği icâzetnâmede okuttuğu kitaplar arasında bu eserin adının geçmesi (Meclisî, CIV, 187, 192; Abdullah Efendi el-İsfahânî, s. 78) ikinci rivayeti destekler mahiyettedir. Kitapta Muhakkık el-Hillî’nin el-Muḫtaṣarü’n-nâfiʿi esas alınmakla birlikte özellikle fıkıh terimlerinin daha titiz kullanılması bakımından onu aştığı kabul edilen eser, sistematik açıdan mükemmel olduğu kadar dil ve anlatım itibariyle de yazarın özgün edebî üslûbunu yansıtır (Şehîd-i Sânî, Muhammed Mehdî el-Âsafî’nin takdimi, I, 87-88). X. (XVI.) yüzyıldan itibaren Usûliyye akımı mensupları tarafından büyük ilgi gören eser üzerine yirmiye yakın şerh yazılmıştır (Âgā Büzürg-i Tahrânî, XIII, 292; XIV, 47-50; Tabātabā’ī, s. 77-78). Bunların en meşhuru ve muhtemelen ilki Şehîd-i Sânî’nin (ö. 966/1559 [?]) er-Ravżatü’l-behiyye adlı eseridir. Telif edildiği tarihten bugüne kadar Şiî medreselerinde ders kitabı olarak okutulan bu şerh üzerine de yetmişe yakın hâşiye yazılmış (Âgā Büzürg-i Tahrânî, VI, 90-103; XIII, 292; Mallat, s. 40) ve el-Lümʿatü’d-Dımaşḳıyye muhtemelen bu şerh sayesinde meşhur olmuştur. Farklı kişilerce tamamen ya da kısmen nazma çekilen eserin (Âgā Büzürg-i Tahrânî, III, 462; VIII, 139; XXIV, 92; XXVI, 295; Tabātabā’ī, s. 77) farklı neşirleri (nşr. M. Takī Mirvârîd - Eşref Ali Mirvârîd, Beyrut 1410/1990; nşr. Ali el-Kûrânî, Kum 1411) ve Farsça tercümeleri (trc. Ali Rızâ Feyz - Ali Mühezzeb, Terceme-i Kitâb-i Lümʿa: Devreh-i Fıḳh-i İmâmiyye, 3. bs., Tahran 1369/1990; trc. Saîd Mansûrî Ârânî, Mütûn-i Fıḳh: Terceme ve şerḥ-i Lümʿa, baskı yeri yok, 1374; trc. Ali el-Hüseynî, Terceme ve Tebyîn-i Lümʿa-i Dımaşḳıyye, Kum 1385) bulunmaktadır. 2. Ġāyetü’l-murâd fî şerḥi nüketi’l-İrşâd. İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin İrşâdü’l-eẕhân adlı fıkıh kitabına yazılmış ilk şerhlerden biri olup Şehîd-i Evvel’in Hille’de öğrencilik yıllarında kaleme aldığı ta‘lik türü bir çalışmadır ve müellifin el-Lümʿatü’d-Dımaşḳıyye dışında tamamlanmış tek fıkıh kitabıdır (Ġāyetü’l-murâd, neşredenin girişi, I, 263-264). 3. Ḥâşiyetü’l-Ḳavâʿid (Şerḥu Ḳavâʿidi’l-aḥkâm). İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin eserini öğrencilik yıllarında okurken ve kendisi okuturken yazdığı hâşiyeler, başta öğrencisi Ahmed İbnü’n-Neccâr olmak üzere pek çok Şiî âlimi tarafından kendi eserlerinde nakledilmiş, ancak çoğu zaman öğrencisinin en-Neccâriyye adlı hâşiyesiyle karıştırılmıştır (a.g.e., I, 127-138). 4. el-Ḳavâʿid ve’l-fevâʾid. Müellifin bizzat ifade ettiği gibi Ca‘ferî fıkhında kavâid literatürünün ilk örneği olup el-Ḳavâʿidü’ş-Şehîdiyye, el-Ḳavâʿidü’l-külliyyetü’l-uṣûliyye ve’l-ferʿiyye adlarıyla da anılır (Tahran 1308; Necef 1399; nşr. Abdülhâdî el-Hakîm, Kum, ts.). Fürû-i fıkıh ve usûl-i fıkha dair, konularına göre tasnif edilmemiş 330 küllî kaide ve yaklaşık 100 alt kaide (fâide) içeren eser, müellifin öğrencisi Süyûrî’nin Nażdü’l-Ḳavâʿidi’l-fıḳhiyye adlı tehzîb çalışmasıyla (nşr. Abdüllatîf el-Kûhkemerî, Kum 1403) sistematik hale getirilmiştir. Sünnî kaynaklarından istifade edilerek ve mukayeseli bir bakış açısıyla yazılmış olmakla birlikte Şiî çevrelerinde geniş itibar gören eser ayrıca ihtisar, şerh ve hâşiye çalışmalarına konu olmuş, Şiî medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuştur (Ġāyetü’l-murâd, neşredenin girişi, I, 158-161; Meclisî, CIV, 187; Âgā Büzürg-i Tahrânî, VI, 172-174; XIV, 16-17; Stewart, s. 247). 5. Ẕikra’ş-Şîʿa fî aḥkâmi’ş-şerîʿa. Şehîd-i Evvel’in, fıkhî meseleleri delilleriyle ve ayrıntılı biçimde inceleyen kapsamlı bir fıkıh kitabı olarak el-Lümʿatü’d-Dımaşḳıyye’den önce yazımına başladığı, usul konularına dair bir girişin yanı sıra tahâret ve namaz konularını kapsayan I. cildini 784 (1382) yılında tamamladığı eser eksik kalmıştır. Bizzat müellif tarafından şerhedilen eser yayımlanmış olup (I-V, Kum 1419) ayrıca birçok şerh ve hâşiyesi mevcuttur (Ġāyetü’l-murâd, I, 127, 144-147). 6. el-Beyân. Tahâret, namaz, zekât ve humus bölümlerinin yanı sıra oruç bölümünün bir kısmını içeren muhtasar bir fıkıh metnidir ve birçok defa neşredilmiştir (Tahran 1319, 1322; Kum, ts.; nşr. Muhammed Hassûn, Kum 1412). 7. ed-Dürûsü’ş-şerʿiyye. eẕ-Ẕikrâ ve el-Beyân’dan sonra yazımına başlanıp rehin bölümüne kadar olan büyük kısmı tamamlanan bir fıkıh kitabıdır. Müellifin en meşhur eserlerinden ve Ca‘ferî fıkıh literatürünün en güzel örneklerinden biri sayılan kitap, eksik kısımlarını tamamlamak üzere Ca‘fer b. Ahmed el-Melhûs el-Hüseynî tarafından kaleme alınan Tekmiletü’d-Dürûs ile birlikte neşredilmiş (I-III, Kum 1412), ayrıca üzerine birçok şerh yazılmıştır (a.g.e., I, 140-144). 8. el-Mezâr. Hz. Peygamber’in, Ehl-i beyt’in ve on iki imamın kabirlerini ziyaretle ilgili hükümler ve ziyaretin âdâbı hakkında yazılmıştır. Münteḫabü’z-ziyârât adıyla da anılan eseri Ali b. Hüseyin el-Kerbelâî Murâdü’l-mürîd li-Mezâri’ş-Şehîd adıyla Farsça’ya tercüme etmiştir (a.g.e., I, 174-175). 9. er-Risâletü’l-elfiyye ve er-Risâletü’n-nefliyye. İmam Ca‘fer es-Sâdık ve İmam Rızâ’dan rivayet edilen, “Namazın dört bin kuralı / meselesi vardır” hadisine istinaden yazılan iki risâledir. Bunların ilkinde namazın bin farzı / vâcibi, ikincisinde üç bin nâfilesi ele alınır. Büyük ilgi gören ve çeşitli baskıları yapılan risâleler çok sayıda şerhe konu olmuş, Farsça tercümeleri yapılmış ve nazma çekilmiştir (a.g.e., I, 148-152). Muhammed Useyrân ilkini (el-Elfiyye fî ṣalâti’l-yevmiyye, Beyrut 1984), Ali el-Fâzıl el-Kâinî en-Necefî ikisini birlikte (el-Elfiyye ve’n-nefliyye, Kum 1408) yayımlamıştır. 10. Câmiʿu’l-beyn min fevâʾidi’ş-şerḥayn. İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin Tehẕîbü ṭarîḳi’l-vüṣûl ilâ ʿilmi’l-uṣûl adlı eseri üzerine Şehîd-i Evvel’in hocaları Amîdüddin ve Ziyâeddin el-Hüseynî kardeşler tarafından yazılan en meşhur iki şerhi bir araya getiren bir kitaptır. Müellifin bazı eserlerinde Şerḥu’t-Tehẕîb adıyla atıfta bulunduğu ve gençlik yıllarında kaleme alıp tekrar gözden geçirme imkânı bulamadığı eser üzerinde Şehîd-i Sânî’nin öğrencisi Hüseyin b. Abdüssamed el-Hârisî bir tashih çalışması yapmıştır (a.g.e., I, 124-126). 11. Mesâʾil. Şehîd-i Evvel’in fetvalarını ve öğrencilerinin sorularına verdiği cevapları ihtiva eden bazı mesâil derlemeleri bulunmaktadır. Bunların en meşhurları Mikdâd es-Süyûrî (el-Miḳdâdiyyât, el-Mesâʾilü’l-Miḳdâdiyyât, Ecvibetü mesâʾili’l-Fâżıl el-Miḳdâd) ve İbn Necmeddin el-Etrâvî’ye (Ecvibetü mesâʾili’l-Etrâvî) ait olanlardır (a.g.e., I, 107-111). Şehîd-i Evvel’e ayrıca bazı kaynaklarda Mesâʾilü İbn Mekkî adlı bir eser nisbet edilmektedir (a.g.e., I, 177-179).

B) Diğer Eserleri. 1. el-Maḳāletü’t-teklîfiyye. Allah’ın kullarına sorumluluk yüklemesi (teklîf) konusunda yazılmış bir risâle olup Allâme el-Beyâzî’nin er-Risâletü’l-Yûnusiyye adlı şerhiyle birlikte Erbaʿu resâʾil kelâmiyye içerisinde yayımlanmıştır (Kum 1380/1422, s. 35-86). 2. el-Bâḳıyâtü’ṣ-ṣâliḥât. “Sübhânallah, elhamdülillâh, lâ ilâhe illallah ve Allāhüekber” tesbihatının şerhinden hareketle İmâmiyye itikadının beş temel ilkesinin ispat edildiği bir risâledir. Hacminin küçüklüğüne rağmen çok önemli kabul edilen eser, Allâme el-Beyâzî’nin el-Kelimâtü’n-nâfiʿât adlı şerhiyle birlikte yine Erbaʿu resâʾil kelâmiyye içerisinde neşredilmiştir (s. 235-236). 3. el-ʿAḳīdetü’l-kâfiye (er-Risâletü’l-iʿtiḳādiyye). Küçük bir risâle olup Ġāyetü’l-merâm’ın girişinde yayımlanmıştır (a.g.e., I, 155-158). 4. el-Mecmûʿa. Şîa literatüründe, bir müellifin belli konularda kitap hacmine ulaşmayan notlarının yanı sıra daha önceki Şiî ulemâsının risâleleriyle eserlerinden seçme bazı bölümlerin derlenmesiyle oluşan bu isimdeki telif türünde (Âgā Büzürg-i Tahrânî, XX, 57) Şehîd-i Evvel’in de birden fazla çalışması olduğu anlaşılmaktadır. Bir kısmını Muhammed b. Ali el-Cübâî kendi mecmualarında nakletmiştir (a.g.e., I, 356, 432; XI, 112-113; Ġāyetü’l-murâd, neşredenin girişi, I, 168-174). 5. el-Erbaʿûn ḥadîs̱en. Müellifin Şiî kırk hadis literatürünün en meşhur örneklerinden sayılan aynı adlı iki eserinden söz edilir. Bunlardan biri, ibadetlerin faziletleri hakkındaki hadislerden ve on iki imamın sözlerinden yaptığı bir derleme olup birçok defa neşredilmiştir. Diğeri Resûl-i Ekrem’in Hz. Ali’ye yaptığı kırk hadis öğrenimine ait vasiyetin rivayetidir. Muhtemelen el-Mecmûʿa içerisinde bir bölüm olup müstakil baskısı da yapılmıştır (Kum 1407 hş.). Aslında bir hadis olmakla birlikte kırk hüküm içerdiğinden kırk hadis diye anılır (a.g.e., I, 115-118). 6. el-Vaṣıyye. Şehîd-i Evvel’in Şehîd-i Sânî tarafından rivayet edilen vasiyeti Ġāyetü’l-murâd’ın girişinde yayımlanmıştır (I, 182-183). Bunların dışında Şehîd-i Evvel’in Şerḥu Ḳaṣîdeti’ş-Şehfînî adlı bir şerhiyle Cevâzü ibdâʾi’s-sefer fî şehri ramażân, Ḫulâṣatü’l-iʿtibâr fi’l-ḥac ve’l-iʿtimâr, Aḥkâmü’l-emvât, el-Mesâʾilü’l-erbaʿîniyye (el-Erbaʿîniyyât) ve el-Vaṣıyye bi-erbaʿ ve ʿişrîne ḫaṣlet adlı risâleleri bulunmaktadır (a.g.e., I, 111, 126, 138, 152, 176, 184). Kendisine nisbet edilen Ḥâşiyetü’ş-Şerâʾiʿ, Şerḥu Mebâdiʾi’l-uṣûl, Mecmûʿatü’l-icâzât, Ḫalelü’ṣ-ṣalât, el-İstidrâk, ed-Dürretü’l-bâhire ve Mesâʾilü tezâḥumi’l-ḥükm gibi birçok eserin ona aidiyeti şüphelidir (a.g.e., I, 190-208).

BİBLİYOGRAFYA
Şehîd-i Evvel, Ġāyetü’l-murâd fî şerḥi nüketi’l-İrşâd (nşr. Rızâ el-Muhtârî), Kum 1414, neşredenin girişi, I, 107-185, 190-208, 263-264; Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ, XIII, 14-21; İbnü’l-Cezerî, Ġāyetü’n-Nihâye, II, 265; Makrîzî, es-Sülûk, VIII, 510; İbn Kādî Şühbe, Târîḫ (nşr. Adnân Derviş), Dımaşk 1977, I, 134-135, 151; İbn Hacer, İnbâʾü’l-ġumr, I, 311; II, 181; Şehîd-i Sânî, er-Ravżatü’l-behiyye fî şerḥi’l-Lümʿati’d-Dımaşḳıyye (nşr. Muhammed Kelânter), Beyrut, ts. (Dârü’t-teârüf li’l-matbûât), I, 180-182; ayrıca bk. Muhammed Mehdî el-Âsafî’nin takdimi, I, 60-124; Hür el-Âmilî, Emelü’l-âmil (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Necef-Bağdad 1385/1965, I, 89, 181-183; Meclisî, Biḥârü’l-envâr, Beyrut 1403/1983, CIV, 140-141, 177-178, 181-201; CIX, 55-56, 70-72, 106; Abdullah Efendi el-İsfahânî, Taʿlîḳātü Emeli’l-âmil (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Kum 1410, s. 75-81; İbn Usfûr el-Bahrânî, Lüʾlüʾetü’l-Baḥreyn (nşr. M. Sâdık Âl-i Bahrülulûm), Beyrut 1406/1986, s. 143-148; Hânsârî, Ravżâtü’l-cennât, VII, 3-21; Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ teṣânîfi’ş-Şîʿa, Beyrut 1403/1983, I, 356, 432; III, 462; VI, 90-103, 172-174; VIII, 139; XI, 112-113; XIII, 292; XIV, 16-17, 47-50, 92; XX, 57; XXIV, 92; XXVI, 295; Hasan Sadr, Tekmiletü Emeli’l-âmil (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Kum 1406, s. 366; Said Amir Arjomand, The Shadow of God and the Hidden Imam, Chicago 1984, s. 69-71; Hossein Modarressi Tabātabā’ī, An Introduction to Shī’i Law, London 1984, s. 23-24, 48-50, 76-78; Abdulaziz Abdulhussein Sachedina, The Just Ruler in Shī’ite Islam, New York 1988, s. 17, 187-190, 206; E. Kohlberg, “Aspects of Akhbārī Thought in the Seventeenth and Eighteenth Centuries”, Belief and Law in Imāmī Shī’ism, Hampshire 1991, bl. XVII, s. 134; Chibli Mallat, The Renewal of Islamic Law, Cambridge 1993, s. 40; D. J. Stewart, Islamic Legal Orthodoxy: Twelver Shiite Responses to the Sunni Legal System, Salt Lake City 1998, s. 61-109, 194, 221, 247; J. van Steenbergen, “The Office of Na’ib as-Saltana of Damascus: 741-784/1341-1382, A Case Study”, Egypt and Syria in the Fatimid, Ayyubid and Mamluk Eras-III (ed. U. Vermeulen - J. van Steenbergen), Leuven 2001, s. 429-448; Mazlum Uyar, Şiî Ulemânın Otoritesinin Temelleri, İstanbul 2004, s. 93-94, 119, 313; Ca‘fer el-Muhâcir, Cebelü ʿÂmil beyne’ş-Şehîdeyn, Dımaşk 2005, s. 64-66, 77-78, 107-146, 150-241; Mustafa Mahmûd Sübeytî, el-Ḥayâtü’l-fikriyye li’l-eḳalliyyâti’l-meẕhebiyye fî Lübnân fi’l-ʿahdi’l-Memlûkî, Beyrut 1427/2007, s. 153-158; U. Vermeulen, “The Rescript Against the Shi’ites and Rafidites of Beirut, Saida and District (764 A.H. / 1363 A.D.)”, Orientalia Lovaniensia Periodica, IV, Leuven 1973, s. 169-175; Stefan H. Winter, “Shams al-Din Muhammad ibn Makki ‘al-Shahid al-Awwal’ (d. 1384) and the Shi’ah of Syria”, Mamluk Studies Review, III, Chicago 1999, s. 149-182; B. Scarcia Amoretti, “Muhammad b. Makkī”, EI2 (İng.), VII, 407; M. Ali el-Ensârî, el-Mevsûʿatü’l-fıḳhiyyetü’l-müyessere, Kum 1415, I, 50-52.
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 38. cildinde, 437-440 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.