ŞEYBÂNÎ HAN

ŞEYBÂNÎ HAN
Müellif: İSMAİL TÜRKOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seybani-han
İSMAİL TÜRKOĞLU, "ŞEYBÂNÎ HAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seybani-han (22.10.2019).
Kopyalama metni
855’te (1451) doğdu. Adı Muhammed olup Cengiz Han’ın büyük oğlu Cuci’nin oğlu Şiban’a (Arapçalaşmış şekli Şeybân) nisbetle Şeybânî Han (Şîban Han, Şeybak [Şeybek] Han, Şah Baht Han, Şâhî Beg Han) unvanıyla tanınır. Babası Şah Budak, annesi Kalmuk prenseslerinden Ak Kuzu Begüm’dür. Babasının Moğol Hanı Yûnus Han tarafından öldürülmesi (872/1468) ve aynı yıl içinde dedesi Ebülhayr Han’ın vefatından sonra kardeşi Mahmud ile birlikte Atabeg Uygur Han ve Emîr Karaçin Beg’in himayesinde Deştikıpçak’tan ayrıldı; Astarahan’a giderek Kasım Han’ın yanına sığındı. Ardından Timurlular’dan Ahmed Mirza’nın hâkimiyetindeki Buhara’ya geçti. Buhara medreselerinde tahsil gördü, Arapça ve Farsça öğrendi. Yesevî ve Nakşibendî şeyhleriyle yakın ilişki kurdu. Daha sonra Deştikıpçak’a döndü; Siriderya boyundaki Arkuk ve Siğnâk (bugünkü Sunak Kurgan harabeleri) gibi kasabaları ele geçirdi. Bu dönemde Çağatay Hanı Mahmud’un hizmetine girdi ve gösterdiği başarılardan dolayı Türkistan (Yesi) kendisine yurtluk verildi (893/1488). Burada nüfuzunu ve kudretini arttıran Şeybânî Han, Hüseyin Baykara’nın idaresindeki Hârizm’e bir sefer düzenlediyse de sonuç alamadı. Ardından Kazak Hanı Burunduk (Barandak) ile savaşa girişti. Burunduk Han’ı yenip Ürgenç (Hîve) şehrini kuşattı. Bu sırada Sabran halkı isyan ederek valilerinin yerine Şeybânî Han’ın kardeşi Mahmud’u geçirdilerse de Kazaklar’ın gelmesi üzerine Mahmud şehri terkedip Şeybânî Han’a iltihak etti.

Şeybânî Han, Timurlular arasındaki kargaşadan istifade ederek 905 (1500) yılında Buhara ve Semerkant’ı aldı ve atalarından Şeybân’a nisbetle Şeybânîler (Özbekler) adıyla anılan hânedanı kurdu. Can Vefâ Mirza’yı Semerkant valiliğine tayin etti, kendisi Semerkant yakınlarındaki Hoca Dîdâr Kalesi’nde oturmaya başladı. Ancak Bâbür, Semerkant’a sefer düzenleyerek on dört günlük bir kuşatma sonunda şehri geri aldı. Şeybânî Han, Semerkant’ı yeniden ele geçirmek amacıyla Bâbür’ün üzerine yürüdü ve onu ağır bir hezimete uğrattı. Semerkant’a sığınmak zorunda kalan Bâbür akraba ve dostlarından yardım istedi, ancak kimse yardımına gelmedi. Şeybânî Han dört aylık bir kuşatmadan sonra 906’da (1501) Semerkant’ı ele geçirdi. Siriderya’nın yukarı taraflarına yürüyüşüne devam etti; aynı yılın kışında donmuş olan Hokand nehrini geçip Şâhrûhiye ve Taşkent civarına, bahar aylarında da Ura-Tepe’ye bir sefer düzenleyerek geri döndü.

Şeybânî Han, Taşkent’in zaptından sonra Mâverâünnehir’in Kıpçak Hükümdarı Hüsrev Şah’ın hâkimiyetindeki güney kısımlarına birkaç sefer yaptı. Bu arada Sultan Hüseyin Baykara’nın oğlu Bedîüzzaman’ın idaresindeki Belh’i kuşattıysa da Belh’i bırakıp Endican’ı ele geçirdi (1503). Şeybânî Han’ın Ceyhun’u geçerek birbiri ardına çeşitli kaleleri almasından rahatsız olan Hüseyin Baykara, Bâbür ve Hüsrev Şah’la ittifak yaptı, ancak bu girişimi herhangi bir fayda sağlamadı. Şeybânî Han 910 (1504-1505) yılında Fergana, Hisar ve Kunduz’u zaptetti. Ertesi yıl Hüseyin Baykara’nın emîrlerinden Sultan Kulıçak’ın elinde bulunan Belh’i kuşatıp teslim aldı. Hüseyin Baykara, Şeybânî Han’ı durdurmak için oğlu Bedîüzzaman’ı gönderdi, ardından kendisi de hareket etti. Hüseyin Baykara’nın Herat’tan ayrıldıktan kısa bir süre sonra vefat etmesi (911/1506) Şeybânî Han’ın Mâverâünnehir’deki durumunu sağlamlaştırdı.

Timurlular’ın ikinci başşehri Herat üzerine sefere çıkan Şeybânî Han, Ceyhun’u geçip Endehuy’u Şah Mansûr Bahşı’dan teslim aldı. 913’te (1507) Herat’ı zaptetti. Halka yüksek miktarda vergi koydu ve yakaladığı Timurlu hânedanı mensuplarını öldürüp Horasan’daki Timurlu hânedanına son verdi. Hüseyin Baykara’nın oğulları Muzaffer Hüseyin ile Bedîüzzaman, Cürcân taraflarına kaçtı. Şeybânî Han, Kandehar’a yürüyerek şehri kuşattı, bir süre sonra muhasarayı kaldırdı. Aynı yıl Meşhed’i zaptetti. 914’te (1508) Esterâbâd ve Bistâm’ın güneyini ele geçirmeye çalıştı. Ardından Buhara’ya döndü ve kışı burada geçirdi. Şeybânî Han karşısında tek başına başarılı olamayacağını anlayan Bâbür, Şah İsmâil ile birlikte hareket etmeye karar verdi. Bu tarihten itibaren Amuderya, Şeybânîler ile Safevîler arasında sınır haline geldi. Timurlular’ın önemli şehirlerinden Herat’ı alması Şeybânî Han’ın Türk dünyasındaki itibarını arttırdı. Kendini Cengiz Han ve Timur’un mirasının vârisi olarak görmeye başladı. Herat’ta “imâmü’z-zamân ve halîfetü’r-rahmân” ilân edilen Şeybânî Han, Sünnî dünyasının bir kahramanı konumuna yükseldi ve Şiîliğin dinî-siyasî lideri Şah İsmâil ile karşı karşıya geldi. İkisi arasında gerçekleşen mektuplaşmalarda Şah İsmâil’den Sünnîliğe geçmesini ve şahlığı bırakıp ataları gibi dervişlik yapmasını istedi; bu arada Şah İsmâil ile savaşa girişeceği düşüncesiyle ordusunu güçlendirmeye çalıştı.

1509 yılı başlarında Şeybânî ulusunun bütün sultanlarını Buhara’ya toplayarak Kazak meselesini görüşen Şeybânî Han, Buhara ulemâsından Kazak sultanlarına karşı yürümek için fetva aldı ve bu sırada Bahâeddin Nakşibend’in kabrini ziyaret etti. Mart 1509’da önce Caniş Sultan’ı ortadan kaldırdı, ardından Taniş Sultan’ın karargâhını basıp sultana ağır kayıp verdirdi. Burunduk ve Kasım hanlar üzerine yapılan seferlerde ağır kış şartları yüzünden hedefine ulaşamadı. Aynı yıl Herat’ın batısında ve güneyindeki dağlık ve çöllük topraklara yaptığı sefer de başarısızlıkla sonuçlandı, bir hayli kayıp verip Herat’a döndüğü sırada Şah İsmâil büyük bir ordu ile gelip Meşhed’i ele geçirdi ve Şeybânî Han’ın askerlerini püskürterek Herat’a yaklaştı. Şeybânî Han ordusunun büyük bölümünü gönderip Merv Kalesi’ne çekilmişti. Merv’i kuşatan Şah İsmâil kaleyi zorla alamayacağını anlayınca Şeybânî Han’a kendisini savaş meydanında beklediğini bildiren mektuplar gönderdi. Bunun üzerine Şeybânî Han 25-30.000 kişilik ordusu ile birlikte kaleden çıkıp Şah İsmâil’in çoğunluğu süvarilerden oluşan 70.000 kişilik ordusuyla Merv yakınlarındaki Murgab kıyısında savaşa tutuştu ve ağır bir yenilgiye uğradı. Yaralı halde sığındığı bir çiftlikte 29 Şâban 916 (1 Aralık 1510) tarihinde öldü. Şah İsmâil, Şeybânî Han’ın başını kestirip kafatasını Memlük Sultanı Kansu Gavri’ye, başının yüzülen derisine saman doldurarak Osmanlı Sultanı II. Bayezid’e yolladı. Bu galibiyetten sonra Buhara, Semerkant ve Hîve’yi işgal etti. Şeybânî Han, ölümünden birkaç ay önce Semerkant’ta yaptırdığı medresenin bahçesine gömüldü. Sikkelerde “Ebü’l-feth es-sultânü’l-a‘zam halîfetü’r-rahmân Nasrüddîn Muhammed Şeybânî Han” ve “imâmü’z-zamân” unvanlarını kullanan Şeybânî Han, Şeybânîler’i Orta Asya’nın en güçlü devleti haline getirmiş, Timurlu hâkimiyetine son vererek Mâverâünnehir, Hârizm, Horasan ve bütün Batı Türkistan’ı hâkimiyeti altına almıştır. Şah İsmâil’e muhalefet amacıyla yeşil sarık taktığı için “Yeşil başlı” lakabıyla anılır. Çağataylar’dan Yûnus Han’ın kızı Mihri Nigâr, Bâbür’ün kız kardeşi Hanzâde Begüm ve kendisine Semerkant’ı teslim eden Zehrâ Begüm ile evli olan Şeybânî Han’ın Muhammed Timur Bahadır, Hürrem Şah, Ebülhayr ve Süyünç Muhammed isimli dört oğlu olmuştur.

Şeybânî Han Savran, Yesi ve Semerkant’taki medrese ve vakıfları ihya etmiş, Tûs şehrinin imaretlerini tamir ettirmiştir. Zerefşan havzasında ve Siriderya havzasında Otrar’da yeni arklar açarak tarım alanları oluşturmuştur. 1507’de yeni gümüş ve bakır sikkeler (tenge) kestirip hâkimiyeti altındaki bütün topraklarda kullanılmasını emretmiş, Timurlular döneminde basılan akçelerin kullanımını yasaklamıştır. Hükümdarlığın yanı sıra aynı zamanda şair olan Şeybânî Han edebiyatçıları, sanatkârları, âlimleri korur ve onlarla sohbet etmekten hoşlanırdı. Sefere çıkarken kütüphanesinin bir kısmını yanında götürdüğü rivayet edilir. Kasım hanlarından gençlik arkadaşı Kasım Sultan’ın kütüphanesi için Buhara’da istinsah ettirdiği, Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî’nin Şuʿab-i Pençgâne adlı eseri Kasım Han tarafından Yavuz Sultan Selim’e yahut Kanûnî Sultan Süleyman’a hediye edilmiştir (TSMK, III. Ahmed, nr. 2937). Şeybânî Han’ın vak‘anüvisi Molla Benâî (Bennâî) Şeybânînâme’sinde onun hayatını ve savaşlarını anlatır. Timurlu sarayından ayrılarak kendisine intisap eden Emîrü’l-ulemâ ve melikü’ş-şuarâ Muhammed Sâlih de aynı adla bir eser kaleme almıştır. Fazlullah b. Rûzbihân-i Huncî, Mihmânnâme-i Buḫârâ isimli eserinde Şeybânî Han’ın hükümdarlığının on dört aylık dönemini anlatır. Bu eserde ağırlıklı olarak Şeybânîler’in Kazaklar ve Şiîler’le mücadeleleri ve Şeybânî Han’ın katıldığı dinî toplantılar nakledilmektedir. Orta Asya Türkleri arasında İslâm dininin doğru anlaşılması ve Yesevî geleneğinin canlı tutulmasında etkin rol oynayan Şeybânî Han koyu bir Sünnî olup âlimlerle tartışacak ölçüde dinî bilgiye sahipti. Mihmânnâme-i Buḫârâ’da onun huzurunda yapılan fıkıh ve kelâm sohbetleriyle ilgili bölümler bulunmaktadır.

Eserleri. 1. Divan. Çağatayca şiirlerden oluşan divan bir tevhid, 300 gazel, yirmi yedi rubâî, dört tarih ve kırk altı muammaı ihtiva eder. Tek yazma nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan (III. Ahmed, nr. 2436) eser üzerine Yakup Karasoy bir doktora tezi hazırlamıştır (bk. bibl.). M. Fuad Köprülü, Şeybânî Han’ın Çağatay edebiyatının teşekkülünde ihmal edilmemesi gereken bir sima olduğunu söyler. 2. Bahrü’l-Hüdâ. 914 (1508) yılında yazılan 234 beyitlik mesnevi tarzındaki eserde dinî-ahlâkî meselelerin yanı sıra günlük hadiselerden, siyasî mücadelelerden bahsedilmektedir. Tek yazma nüshası British Museum’da kayıtlı olan (Add. 7914, vr. 1b-22b) eser hakkında Kemal Eraslan bir makale neşretmiştir (bk. bibl.). 3. Risâle-i Maârif. Şeybânî Han, 1507’de oğlu Muhammed Timur Bahadır için kaleme aldığı bu eserinde Türk şeyhleri Ahmed Yesevî ile Hakîm Ata’nın şiirlerini naklederek nasihatlerde bulunmaktadır (British Museum, Or., nr. 12956). Şeybânî Han’ın Mihmânnâme-i Buḫârâ adlı eserde yer alan şiirleri Yakup Karasoy ve Gülşen Seyhan Alışık tarafından neşredilmiştir (bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
Şiban Han Dîvânı (haz. Yakup Karasoy), Ankara 1998, hazırlayanın girişi, s. 1-29; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, IV, 219-227; Bâbür, Vekāyi‘ (Arat), I-II, tür.yer.; Mirza M. Haydar Duglat, Târîh-i Reşîdî (trc. A. Urunbaeva v.dğr.), Almatı 1999, s. 196-217; Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Türk (trc. Rıza Nur), İstanbul 1925, s. 190-191; A. Zeki Velidî Togan, Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi (İstanbul 1942-47), İstanbul 1981, s. 125-126, 179-182; S. İbrahimov, “Şeybani-name kak istocnik po istorii Kazahstana XV veka”, Trudi Sektora Vostokovedeniya, Alma-Ata 1959, I, 190-207; İstoriya tadjikskogo naroda, Moskva 1964, s. 364-376; B. A. Ahmedov, Gosudarstvo Koçevıh Uzbekov, Moskva 1965, tür.yer.; Ali Alparslan, “Şeybânî Han’ın Türk Kültür Tarihindeki Yeri”, I. Milletlerarası Türkoloji Kongresi (İstanbul, 15-20 Ekim 1973): Tebliğler, İstanbul 1979, I, 1-6; E. A. Allworth, The Modern Uzbeks: From the Fourteenth Century to the Present: A Cultural History, Stanford 1990, s. 47-58; İsmail Aka, Timur ve Devleti, Ankara 1991, s. 104-105; Halis Bıyıktay, Timurlular Zamanında Hindistan Türk İmparatorluğu, Ankara 1991, s. 16-23; Ahmadali Askarov, İstoriya Narodov Uzbekistna, Taşkent 1993, s. 5-19; Mehmet Alpargu, Onaltıncı Yüzyılda Türk Dünyası I: Özbek ve Kazak Hanlıkları, Ankara 1994, s. 21-51; a.mlf., “Şibanî Muhammed Han ve Özbek Hanlığının Yükselişi”, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, VIII/4, Ankara 1992, s. 115-142; R. Grousset, Bozkır İmparatorluğu (trc. Reşat Uzmen), İstanbul 1996, s. 442-452; Nurten Kılıç, “Change in Political Culture: The Rise of Sheybani Khan”, L’héritage timouri de Iran Asie centrale inde XVe-XVIIIe siècles, Tachkent-Aix-en-Provence 1997, s. 57-68; V. P. Yudin, Tsentralnaya Aziya v XIV-XVIII vekah glazami vostokoveda, Almatı 2001, s. 17-71; Abdullah Gündoğdu, “Şiban Han Sülalesi ve Özbek Ulusunun Teşekkülü”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, VIII, 606-615; Gülşen Seyhan Alışık, “Şeybânî Han’ın Risâle-i Ma‘ârif Adlı Eseri ve Türkçeciliği”, V. Uluslararası Türk Dil Kurultayı, Ankara 2004, I, 131-155; a.mlf., “Şeybânîler Dönemi İçin Kaynak Araştırmaları: Mihmân-Nâme-i Buhara I”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, I/1, Ankara 2004, s. 118-140; E. A. Davidoviç v.dğr., Serebryanıe monetı Muhammed Şeybani hana, Moskva 2006, s. 1-13; A. A. Semenov, “K voprosu o proishojdenii i sostave uzbekov Şeybani-hana”, Trudi akademi nauk Tadjikskoy SSR, XII, Duşanbe 1953, s. 3-37; Kemal Eraslan, “Şibânî Han’ın ‘Bahru’l-Hüdâ’ Adlı Eseri”, TKA, XXVIII/1-2 (1991), s. 103-177; A. J. E. Bodrogligeti, “Muhammad Shaybānī Khān’s Apology to the Muslim Clergy”, Ar.Ott., XIII (1993-94), s. 85-100; Yakup Karasoy, “Mihmân-nâme-i Buhârâ ve Şiban Han’ın Üç Şiiri”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sy. 13, Konya 2003, s. 105-114; M. Fuad Köprülü, “Çağatay Edebiyatı”, İA, III, 306-307; L. Bouvat, “Şeybânî Han”, a.e., XI, 454-456; R. D. McChesney, “Shībānī Khān”, EI2 (İng.), IX, 426-428.
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 39. cildinde, 43-45 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.