ŞEYBÂNÎLER

ŞEYBÂNÎLER
Müellif: İSMAİL TÜRKOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seybaniler
İSMAİL TÜRKOĞLU, "ŞEYBÂNÎLER", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seybaniler (28.05.2020).
Kopyalama metni
Hânedan adını, Özbekler’in atası Cengiz Han’ın büyük oğlu Cuci’nin Şeybân (Şiban) ismindeki oğlundan alır. Şeybân 1241’de Macaristan’a yapılan sefer sırasında dikkat çekmiş, dönüşte Irgız, Savuk ve İlek ırmaklarından Ural dağlarına kadar olan bölge kendisine yazlık; Arakum, Karakum, Siriderya, Çu ırmağı ve Sarısu boyları kışlık yurt olarak verilmiştir. Şeybân’ın soyundan gelenler uzun süre bu bölgelerde hâkimiyetlerini devam ettirdikten sonra Batı Sibirya’nın Tümen ve Tobolsk bölgelerine göç edip burada yaşayan kabileleri egemenlikleri altına almışlar, zaman zaman Türkistan’a seferler yapmışlardır. Bu soydan gelenlerin Batı Sibirya bölgesindeki ilk hanı olan Ebülhayr, 831 (1428) veya 832’de (1429) Şeybân ulusunun yeni merkezi Tura-Tümen’de kabile beylerinin desteğiyle han seçildi. Ardından diğer Cuci aşiretlerinden Ural ırmağının doğusunda ve Siriderya’nın kuzeyinde kalan toprakları ele geçirdi; 834 (1430-31) ve 839 (1435-36) yıllarında Hârizm bölgesini iki defa yağmaladı. Timurlular’ın elinde bulunan Siriderya hattındaki şehirleri zaptedip Siğnâk’ı başkent yaptı. Timur’un torunları arasındaki mücadele Ebülhayr’a Türkistan’ın iç işlerine karışma fırsatı verdi; onlardan Ebû Said Mirza Han’ın Semerkant’ta tahta çıkmasına yardım etti (855/1451). Mâverâünnehir’in siyasî ve iktisadî hayatında etkili bir şahsiyet olan Nakşibendî şeyhi Ubeydullah Ahrâr, Ebülhayr’ın Timurlular’dan Uluğ Bey’in kızı Râbia Sultan Begüm ile evlenmesini sağladı. Topraklarını ve nüfuzunu giderek genişleten Ebülhayr 872’de (1468) vefat etti. Oğlu Şah Budak da aynı yıl öldürüldüğünden Şah Budak’ın on yedi yaşındaki oğlu Şeybânî Muhammed etrafındaki çok az insanla ortada kaldı. Şeybânî Han önce Astarahan’a gitti, bir süre sonra düşmanlarının takibinden kurtulmak için Taşkent’e geçip burada hüküm sürmekte olan Çağatay Hanı Mahmud Han’ın hizmetine girdi; hizmetinden memnun kalan Mahmud Han, Türkistan’ı (Yesi) kendisine yurtluk olarak verdi (893/1488).

Bölgede giderek güçlenen Şeybânî Han 905-913 (1500-1507) yılları arasında Mâverâünnehir, Hârizm ve Horasan’ın hemen hemen bütün şehirlerini ele geçirdi ve Şeybânîler (Özbekler) adıyla bilinen hânedanı kurdu (905/1500). Şeybânî Han, Cengiz soyundan olmayan Timurlular’ın elinden saltanat hakkını alarak hanlığı ve yasayı yeniden canlandırdı. Orta Asya’da Sünnîliğin en güçlü temsilcisi konumuna geldi ve İran’da bir Şiî devleti kuran Şah İsmâil ile mücadeleye girişti. Hâkimiyet hakkını sadece oğulları ile sınırlandırmayan Şeybânî Han, Ebülhayr Han’ın diğer oğullarının hâkimiyete ortak olması fikrini benimsedi. Nitekim vefatından sonra hânedanın başına oğlu değil sülâlenin en yaşlı üyesi olan Köçkünçi (Köçküncü) Han (Muhammed b. Ebülhayr) geçti. Cuci’nin oğlu Şeybân’ın neslinin hâkimiyeti Hârizm’de uzun süre devam ettiği halde tarihçiler, Şeybânîler adını Muhammed Şeybânî’nin soyundan gelen Mâverâünnehir’deki hükümdarlar için kullanmıştır (İA, XI, 457). Bunlara Muhammed Şeybânî Han’ın dedesi Ebülhayr’a nisbetle Ebülhayrîler denilirken yine Şeybân’ın soyundan gelen başka bir kol Arabşah b. Pûlâd’a nisbetle Arabşâhîler (Yâdigârîler) adıyla tanınmıştır (bk. HÎVE HANLIĞI). Ebülhayrîler X. (XVI.) yüzyıl boyunca bugünkü Güney Kazakistan, Güney ve Doğu Özbekistan, Tacikistan ve Kuzey Afganistan’da hüküm sürmüşler, Arabşâhîler X-XI. (XVI-XVII.) yüzyıllarda zamanımızdaki Türkmenistan, Batı Özbekistan ve Aşağı Amuderya’ya hâkim olmuşlardır (EI2 [İng.], IX, 428).

916 (1510) yılında Şah İsmâil’le yaptığı savaşta yenilgiye uğrayıp hayatını kaybeden Şeybânî Han’ın ölümünün ardından Şeybânîler, Şah İsmâil’e bağlılıklarını bildirdiler ve çeşitli armağanlar gönderip Mâverâünnehir’e girmemesini rica ettiler. Bir anlaşma yaparak Ceyhun’un sol tarafındaki bütün yerleri Şah İsmâil’e bıraktılar. Ancak Şah İsmâil sözünde durmadı, Bâbür’ü Mâverâünnehir üzerine sefere teşvik etti ve Semerkant’ı almasını sağladı (917/1511). Fakat Bâbür hiç beklemediği bir sorunla karşılaştı. Koyu Sünnî olan Buhara ve Semerkant halkı Şiîler’le iş birliği yaptığı için kendisinden koptu. 918 (1512) yılında Ubeydullah Han kumandasındaki Şeybânî ordusu Kul-Melik mevkiinde Bâbür’ü ağır bir yenilgiye uğrattı. Bâbür ailesini ve hazinesini alıp Semerkant’tan kaçtı. Şehre giren Ubeydullah Han halk tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Sülûkü’l-mülûk adlı eserini Ubeydullah Han’a ithaf eden Fazlullah b. Rûzbihân-ı Huncî, Semerkant’ın ileri gelenlerinin toplandığı cuma camiinde onun adına hutbe okudu. Şeybânîler’in bu başarısı Şah İsmâil’i endişelendirdi ve onlarla savaşmak üzere bir ordu gönderdi. Bâbür kumandasındaki bu ordu Karşi’yi zaptederek halkı kılıçtan geçirdi; ancak bir süre sonra Şeybânîler’in âni baskınına uğrayıp mağlûp oldu (918/1512). Bu olayın ardından Bâbür Mâverâünnehir’den vazgeçti. Böylece başta Buhara ve Semerkant olmak üzere bütün Mâverâünnehir tekrar Şeybânîler’in eline geçti. Şeybânîler, 1512’de Köçkünçi Han’ın başkanlığında toplanan kurultayda ülke topraklarını kendi aralarında yeniden taksim ettiler. Kurultayda Köçkünçi Han’dan sonra kimin han olacağı belirlendi ve onun ölümüyle ortaya çıkması muhtemel veraset tartışmaları bir ölçüde önlenmiş oldu.

Köçkünçi Han’dan (ö. 936/1530) sonra tahta oğlu Ebû Said Han geçti. Üç yıl kadar hükümdarlık yapan Ebû Said Han’ın ardından Muhammed Şeybânî Han’ın yeğeni Ebülgazi Ubeydullah Han b. Mahmûd, Şeybânî tahtına çıktı. Cesur ve dirayetli bir devlet adamı olan Ubeydullah Han ülkenin birliğini sağlamak amacıyla birçok girişimde bulundu. Buhara’yı devlet merkezi yaptı. Osmanlı Padişahı Kanûnî Sultan Süleyman’a elçi gönderdi. Dış siyasette Horasan için verilen mücadelelerde İranlı güçlere sürekli engel oldu. Ancak kendisinden sonra gelen I. Abdullah Han b. Köçkünçi (1539-1540), Buhara’da Abdülaziz Han (1540-1550) ve Semerkant’ta Abdüllatîf Han b. Köçkünçi (1540-1552) dönemlerinde iç mücadeleler şiddetlendi ve merkezî otorite zayıfladı. Nevruz Ahmed Han b. Süyûncuk ve I. Pîr Muhammed Han b. Canbeg’in ardından 968 (1561) yılında Şeybânî tahtına çıkan İskender Han b. Canbeg (1561-1583) devleti bizzat yönetmediğinden onun döneminde fiilî yönetim oğlu Abdullah tarafından yürütüldü.

Buhara’da oturan II. Abdullah Han b. İskender’in hükümranlığı sırasında (1583-1598) merkezî otorite yeniden tesis edildi. Bütün Türkistan ülkesi bir devlet halinde birleştirildi. Bu dönemde Safevîler ile savaşlar devam etti ve Horasan yeniden Şeybânîler’e bağlandı. II. Abdullah, Safevîler’e karşı Osmanlı Sultanı III. Murad ve Bâbürlü Hükümdarı Ekber Şah’a yaklaştı. Fakat ölümünün ardından oğulları arasında taht mücadelesi başladı. Oğlu Abdülmü’min tahta geçtikten altı ay sonra öldürülünce Mâverâünnehir ve Belh’te Şeybânî hâkimiyeti nihayete erdi. Tahta II. Pîr Muhammed Han b. Süleyman geçti. 1006 (1598) kışında Buhara’da bazı karışıklıklar çıktı. II. Pîr Muhammed emîrleri tasfiye etmeye kalkışınca Şeybânîler’in anne tarafından akrabası olan Canoğulları’nın (Astarahanlılar) kurucusu Bâkī Muhammed’in müdahalesiyle karşılaştı. Yapılan savaşta Pîr Muhammed bozguna uğrayıp hayatını kaybetti. Böylece başta Buhara Hanlığı olmak üzere Türkistan’da Şeybânîler sülâlesinin hükümranlığı sona ermiş oldu (1007/1599). Hârizm (Hîve) Hanlığı XVIII. yüzyılın sonuna kadar Şeybânîler’in ikinci derecede bir kolu olan Arabşâhîler’in idaresi altında kaldı.

Şeybânîler’de hanların kurultaya başkanlık etme, sikke bastırma ve hutbe okutma gibi hâkimiyet sembolleri dışında bir otoriteleri yoktu. İktidarları kendilerine ayrılan bölgeyle sınırlıydı. Ubeydullah Han, kısa süren hükümranlığı döneminde Sabran şehrini Türkistan’ın en önemli ilim merkezlerinden biri haline getirmiştir. Bu arada Horasan ve Mâverâünnehir’de muhteşem bir medrese yaptırarak Horasan, Herat, Tebriz, Buhara ve Semerkant’ın en seçkin âlimlerini buraya davet etmiştir. Şeybânîler döneminde Dost Muhammed Hacı Nayman, Nâdir Bey Konrat, Hâfız Konrat, Dost Muhammed Mirza Konrat ve Mîr Ali Tarhanoğlu gibi birçok şair yetişmiştir. Bu şairlerin bazıları şiirlerini Farsça söylemiş, ancak Türkçe şiirleri daha makbul sayılmıştır. Ubeydullah Han ve halefleri birçok Farsça eserin Türkçe’ye çevrilmesini sağlamıştır. Bu dönemde Türkçe eserler de kaleme alınmış, Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî’nin Câmiʿu’t-tevârîḫ’i Uygur ve Arap alfabesiyle Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Ubeydullah Han ile oğlu Abdülaziz Han Mîr Arab, Mollazâde Molla Osman, Mevlânâ Muhammed Dâye, Mîr Gazanfer gibi âlimleri korumuştur. Abdüllatif Han ile Nevruz Ahmed Han, eski Türk devlet geleneklerine çok sadık olup din âlimlerinin devlet işlerine karışmasından hoşlanmazlardı. Ancak daha sonra Nakşibendî şeyhleri Taşkent, Fergana ve Kâşgar’da siyasî bakımdan çok etkin bir konuma yükselmiştir.

Ubeydullah Han’ın Buhara’da hüküm süren âlim oğlu Abdülaziz Han, Buhara’da bugün de ayakta olan ve kendi adıyla anılan medreseyi âdeta bir sanat akademisi haline getirmiştir. İyi bir hattat olan Abdülaziz Han, Mîr Ali Herevî, Mahmud Müzehhib ve Mîrek Münşî gibi hattat ve ressamları bir araya getirerek Buhara mektebi adı verilen sanat mektebini teşkil etmiştir. Abdülaziz Han 1544 yılında Buhara’nın yeni mahallelerini çevreleyen bir sur yaptırmış, Belh şehri bu dönemde tarihinin en kalabalık ve en bayındır devrini yaşamış, Abdülaziz Han zamanında Zerefşan havzasıyla Hârizm arasındaki halka yer değişikliği yaptırılmış ve Türk aşiretlerinin birbirleriyle kaynaşması sağlanmıştır. Abdülmü’min Han, eski Belh’in en güzel ve en muhteşem binaları olma özelliğini zamanımıza kadar korumuş olan Hâce Ebû Nâsır Pârsâ ve Hâce Akaşe’nin türbelerini yaptırmış, medrese ve dârüşşifâlar inşa ettirmiştir.

Çevresine dönemin en seçkin riyâziye âlimlerini toplayan Abdüllatif Han riyâzî ilimlerde kendini Uluğ Bey’in halefi sayıyordu. Sadrüşşerîa’nın Muḫtaṣarü’l-Viḳāye adlı fıkıh kitabına Şeybânîler dönemi âlimlerinden Kuhistânî’nin yazdığı Câmiʿu’r-rumûz adlı şerh yalnız Türkistan’da değil birçok İslâm memleketinde yaygındır. Kâtib Çelebi, Kuhistânî’den övgüyle söz etmektedir. Şeybânîler devrinde Moğolca’nın yerini Türkçe, Uygur harflerinin yerini Arap harfleri almıştır. Edebî Çağatayca, Şeybânî Han ve Ubeydullah Han zamanından başlayarak sadeleştirilmiştir. Şeybânîler’in tarihleri, Timur devrinde olduğu gibi önce Uygur bahşıları tarafından Uygur alfabesiyle yazılıyordu. Daha sonra bu eserler Arap harfleriyle Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

M. Fuad Köprülü, Şeybânîler döneminde vakıflara olumsuz müdahalelerin yapıldığını söyler. Ancak son araştırmalarda bu dönemde de çok sayıda vakıf kurulduğu belirlenmiştir. Şeybânî Han, Mâverâünnehir’i ele geçirdiği zaman vakıfların durumu ile yakından ilgilenmiş, Mihmânnâme-i Buḫârâ müellifi Huncî’yi Semerkant’taki vakıfların denetiminde şehrin kadısı ile birlikte görevlendirmiştir. Şeybânîler devrinde Timurlular’a ait vakıflar devam ettirildiği gibi yeni vakıflar da kurulmuştur. Semerkant’ta Şeybânî Han tarafından yaptırılan Medrese-i Hânî için kurulan vakfa tahsis edilen mülklerin önemli bir kısmını Şeybânî Han’ın Semerkant’ı ele geçirmesi esnasında sahip olduğu mülkler oluşturmaktadır. Şeybânî Han şahsî mülkiyeti vazgeçilmez bir unsur olarak tanımış ve toprak meselelerinde İslâm hukukunu esas almıştır. Bu dönemin önemli medreselerinden olan Mîr Arab ve Kuş medreselerinin vakıflarına ait belgeler günümüze kadar gelmiştir. Köçkünçioğulları’ndan Abdüllatif Han’ın Nakşibendî şeyhi Ubeydullah Ahrâr ailesinin mallarını aile üyelerinden birine geri verdiğini gösteren 950 (1543) tarihli bir yarlık bulunmaktadır. 954 (1547) tarihli başka bir belgeden Semerkant civarındaki bazı toprakların Kübrevî şeyhi Hüseyin Hârizmî’ye hankah kurması için vakfedildiği anlaşılmaktadır.

Şeybânî Han döneminde uygulanan malî tedbirler, ayrıca yağmalar, müsâdereler ve para değerinin halkın zararına olacak şekilde tesbiti özellikle Herat’ın eski zenginliğine büyük darbe vurmuş, Safevî istilâsı şehir için bundan daha ağır bir felâket olmuştur. Şiî taraftarları Safevî topraklarına, Şiî idaresinde kalmak istemeyen Sünnîler ise, Mâverâünnehir ve Bâbür Han’ın hâkimiyeti altındaki Kuzey Hindistan bölgelerine kalabalık kafileler halinde hicret etmek zorunda kalmış, bu durum bölgenin etnik yapısının değişmesine yol açmıştır. Şeybânî Han soyundan gelenlerin bugünkü Özbekistan topraklarında 1920’lere kadar hâkimiyetlerini çeşitli adlarla sürdürmüş olmalarına rağmen Özbekistan tarihçiliğinde Şeybânîler devri ihmal edilmiştir. Bilhassa Özbekistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra okutulan ders kitaplarında Timur ve Bâbür aşırı derecede övülürken Şeybânî Han ve döneminin çok kısa bilgilerle geçiştirilmesi dikkat çekmektedir.

ŞEYBÂNÎ HÜKÜMDARLARI
Muhammed Şeybânî Han b. Şah Budak905 (1500)
Köçkünçi Han Muhammed b. Ebülhayr916 (1510)
Ebû Said Han b. Köçkünçi936 (1530)
Ubeydullah Han b. Mahmûd940 (1533)
I. Abdullah Han b. Köçkünçi946 (1539)
Abdülazîz Han b. Ubeydullah Han (Buhara’da)946-957 (1539-1550)
Abdüllatîf Han b. Köçkünçi (Semerkant’ta)947-959 (1540-1552)
Nevruz Ahmed Han b. Süyûncuk (Barak Han)958 (1551)
I. Pîr Muhammed Han b. Canbeg964 (1557)
İskender Han b. Canbeg968 (1561)
II. Abdullah Han b. İskender991 (1583)
Abdülmü’min Han b. Abdullah1006 (1598) (6 ay)
II. Pîr Muhammed Han b. Süleyman1006-1007 (1598-1599)

BİBLİYOGRAFYA
Mirza M. Haydar Duglat, Târîh-i Reşîdî (trc. A. Urunbaeva v.dğr.), Almatı 1999, s. 196-217; Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Türk (trc. Rıza Nur), İstanbul 1925, s. 187-205; A. Zeki Velidî Togan, Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi (İstanbul 1942-47), İstanbul 1981, s. 125-126, 179-182; Mustafa Kafalı, “Şiban Han Sülâlesi ve Özbek Ulusu”, Atsız Armağanı (haz. Erol Güngör v.dğr.), İstanbul 1976, s. 295-306; B. G. Gafurov, Tadjiki, Duşanbe 1989, s. 261-287; E. A. Allworth, The Modern Uzbeks: From the Fourteenth Century to the Present: A Cultural History, Stanford 1990, s. 47-58; Ahmadali Askarov, İstoriya Narodov Uzbekistana, Taşkent 1993, s. 5-19; Mehmet Alpargu, Onaltıncı Yüzyılda Türk Dünyası I: Özbek ve Kazak Hanlıkları, Ankara 1994, s. 21-51; a.mlf., “Türkistan Hanlıkları”, Genel Türk Tarihi (nşr. Hasan Celal Güzel - Ali Birinci), Ankara 2002, V, 229-312; Baymirza Hayit, Türkistan Devletlerinin Millî Mücadeleleri Tarihi, Ankara 1995, s. 7-10; R. Grousset, Bozkır İmparatorluğu (trc. Reşat Uzmen), İstanbul 1996, s. 442-452; J. P. Roux, Orta Asya: Tarih ve Uygarlık (trc. Lale Arslan), İstanbul 1999, s. 367-377; Nurten Kılıç, Siyasal Kültürde Değişim: Şeybani Han ve Özbek Siyasal Oluşumu: 1500-1510 (doktora tezi, 1999), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 20-188; a.mlf., “XVI. Yüzyılda Orta Asya’da Politik Düzen: Mâverâünnehir-Özbek Hanlığı (Şibaniler) Meşruiyet, Hakimiyet ve Hukuk”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, VIII, 624-632; Abdullah Gündoğdu, “Şiban Han Sülalesi ve Özbek Ulusunun Teşekkülü”, a.e., VIII, 606-615; E. A. Davidoviç v.dğr., Serebryanıe monetı Muhammed Şeybani hana, Moskva 2006, s. 1-13; A. A. Semenov, “K voprosu o proishojdenii i sostave uzbekov Şeybani-hana”, Trudi akademi nauk Tadjikskoy SSR, XII, Duşanbe 1953, s. 3-37; M. Fuad Köprülü, “Çağatay Edebiyatı”, İA, III, 306-312; L. Bouvat, “Şeybânî Han”, a.e., XI, 454-456; W. Barthold, “Şeybânîler”, a.e., XI, 456-458; R. D. McChesney, “Shībānī Khān”, EI2 (İng.), IX, 426-428; a.mlf., “Shībānids”, a.e., IX, 428-431; Kemal Eraslan, “Çağatay Edebiyatı”, DİA, VIII, 173-174.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul'da basılan 39. cildinde, 45-47 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER