SEYFÜDDEVLE el-HAMDÂNÎ - TDV İslâm Ansiklopedisi

SEYFÜDDEVLE el-HAMDÂNÎ

سيف الدولة الحمداني
SEYFÜDDEVLE el-HAMDÂNÎ
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seyfuddevle-el-hamdani
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "SEYFÜDDEVLE el-HAMDÂNÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seyfuddevle-el-hamdani (25.10.2020).
Kopyalama metni
17 Zilhicce 303 (22 Haziran 916) tarihinde Meyyâfârikīn’da dünyaya geldi. 301 (914) yılında doğduğu da rivayet edilir. Hamdânî hânedanının kurucusu Ebü’l-Heycâ Abdullah b. Hamdân’ın oğludur. Babasının ölümünden (317/929) sonra ağabeyi Nâsırüddevle Hasan’ın himayesinde yetişti. İki kardeş Abbâsî halifeleri Muktedir-Billâh, Kāhir-Billâh ve Râzî-Billâh devirlerinde meydana gelen karışıklıklar sırasında Musul’da iktidarlarını sürdürmeye çalıştı. Seyfüddevle, Hamdânîler’e tâbi Diyarbekir Valisi Ali b. Ca‘fer’in isyanını bastırarak dikkatleri üzerine çekti (324/936); ardından Bizans’ın Şark kuvvetleri kumandanı Ioannes Kurkuas’ı bozguna uğrattı (326/938). İrmîniye’de hüküm süren bazı Ermeni ve Gürcü prenslerini kendine tâbi kıldı. 940’ta Şebinkarahisar’ı tahrip etmek için Bizans topraklarına girdi. Halife Müttakī-Lillâh’ın Bağdat’ı tehdit eden Berîdîler’e karşı Hamdânîler’den yardım istemesi üzerine Nâsırüddevle Hasan, Seyfüddevle’yi yardıma gönderdi. Ancak halife, Emîrü’l-ümerâ İbn Râiḳ ve Seyfüddevle, Berîdîler karşısında tutunamayıp Musul’a çekilmek zorunda kaldılar. Bu arada iki kardeş İbn Râiḳ’i öldürdü ve halifeye kendisine suikast düzenlemek istediği için öldürüldüğünü söyledi. Halife de Hasan el-Hamdânî’yi emîrü’l-ümerâ tayin edip “Nâsırüddevle”, kardeşi Ali’ye “Seyfüddevle” lakabını verdi (1 Şâban 330 / 21 Nisan 942). Halife, Hamdânîler ve Türk Emîri Tüzün ile birlikte Bağdat’a yürüyünce Berîdîler şehri terkettiler. Ağabeyi Nâsırüddevle tarafından Berîdîler’i cezalandırmak için Vâsıt’a gönderilen Seyfüddevle onları mağlûp etti. Ancak ordusundaki Türk askerleriyle anlaşamayıp Bağdat’a döndü. Nâsırüddevle ve Seyfüddevle, Bağdat’ta Türk askerleriyle mücadeleye girmekten çekinip Musul’a gittiler. Bunun üzerine halife Türk kumandanlarından Tüzün’ü emîrü’l-ümerâ tayin etti. Halife Müttakī-Lillâh bir süre sonra Nâsırüddevle’ye haber gönderip Musul’da himayesinde kalmak istediğini bildirdi. Tikrît’te Seyfüddevle tarafından karşılanan halife onunla birlikte Rakka’ya gitti. Bir süre sonra Tüzün’ün vaadlerine aldanıp Bağdat’a dönmek için yola çıkınca yolda Tüzün tarafından gözlerine mil çekildi (20 Safer 333 / 12 Ekim 944). Ardından Seyfüddevle İhşîdîler’in hâkimiyetindeki Halep’e göz dikti ve daha önce Halep valiliği yapmış olan Ebü’l-Feth Osman b. Saîd el-Kilâbî’nin yardımıyla şehri ele geçirdi (8 Rebîülevvel 333 / 29 Ekim 944). Böylece Hamdânîler’in Halep kolu kurulmuş oldu. Seyfüddevle, Halep’te güçlü bir emirlik oluşturmakla birlikte ağabeyi Nâsırüddevle’ye bağlılığını sürdürdü.

Seyfüddevle, İhşîdîler’in Halep’i geri almak için sevkettiği Ebü’l-Misk Kâfûr kumandasındaki orduyu Humus yakınlarında Rastân’da bozguna uğrattı ve Humus’u da topraklarına kattı. Daha sonra Dımaşk’a yürüdü. Seyfüddevle’nin Dımaşk’a girdiğini haber alan (Ramazan 333 / Nisan-Mayıs 945) İhşîd Muhammed b. Tuğç elçi gönderip Dımaşk’ı iade etmesi halinde Kınnesrîn ve Humus cündünü ve diğer bazı yerleri kendisine bırakacağını bildirdi, bölgede kendisine tâbi olarak hüküm sürmesini teklif etti. Seyfüddevle bu teklifi reddetti. Bunun üzerine İhşîd şehir halkını Seyfüddevle aleyhine kışkırtıp Dımaşk’ı terketmek zorunda bıraktı. Seyfüddevle, Kınnesrîn yakınlarında İhşîdîler’le yaptığı savaşı kaybedince Halep’i de bırakmaya mecbur oldu (Şevval 333 / Mayıs-Haziran 945). İhşîd Muhammed b. Tuğç daha sonra Seyfüddevle ile anlaşarak Halep, Humus ve Antakya’yı da içine alan Kuzey Suriye topraklarını ona bırakıp Dımaşk’a döndü (334/945). Bu anlaşmanın ardından taraflar arasında akrabalık tesis edildi; Seyfüddevle İhşîd’in yeğeniyle evlendi.

İhşîd Muhammed b. Tuğç’un ölümünün (Zilhicce 334 / Temmuz 946) ardından Seyfüddevle Dımaşk’ı yeniden ele geçirip Mısır’ı hâkimiyeti altına almak için seferber olduysa da Remle yakınlarında yapılan savaşta Kâfûr’a mağlûp oldu (335/946). 335 (947) yılı baharında Ukayl, Nümeyr b. Âmir, Kelb ve Kilâb b. Rebîa kabilelerinden topladığı bir orduyla tekrar İhşîdîler üzerine yürüdü ve yine mağlûp oldu; Halep İhşîdîler’in eline geçti. İhşîdîler daha sonraki dönemde yaptıkları savaşlarda da Seyfüddevle’yi yenmelerine rağmen muhtemelen onun Bizans’a karşı yürüttüğü yaz seferlerini dikkate alıp Halep ve civarını kendisine bıraktılar. İhşîdîler ile yaptığı antlaşmanın ardından (336/947) Seyfüddevle Halep’e kesin olarak yerleşti. Bu tarihten itibaren kendisini Bizans ile mücadeleye adayan Seyfüddevle başlangıçta pek başarılı olamadı. 950’de Kapadokya’ya düzenlediği sefer başarılı geçmesine rağmen dönüşte pusuya düşürüldü ve ordusunun büyük bir kısmı imha edildi. “Gazvetü’l-musîbe” adı verilen bu savaşta Seyfüddevle canını zor kurtardı. 953’te önceki yıllarda Bizans’ın eline geçen Maraş’ı geri aldı. Seyfüddevle, Bizans üzerine düzenlediği yaz seferlerini 343 (954) yılına kadar sürdürdü. Nikephoros Phokas kumandasındaki Bizans ordusu 957’de Hades’i geri aldı, ertesi yıl da Ioannes Çimiskes Samsat’ı zaptetti. 961’de Girit’in Bizans’ın eline geçmesi müslümanlar için büyük bir felâket oldu ve buradaki Bizans kuvvetleri Anadolu’ya sevkedildi. Bunun sonucunda Anazarba, Ra‘bân ve Dülûk işgal edildi. Bir yıl sonra Halep’in Bizans İmparatoru Nikephoros Phokas tarafından istilâ ve tahrip edilmesi Hamdânîler için büyük bir kayıp oldu (Zilkade 351 / Aralık 962). Her ne kadar Nikephoros Phokas aynı yılın sonunda Halep’i terketmek zorunda kaldıysa da şehirde yaptığı tahribatın izleri uzun süre silinemedi.

Seyfüddevle, 963’te Halep’in intikamını almak için Tarsus’tan Konya’ya kadar uzanan topraklara akınlar yapmaya başlayınca Şark domestikosluğuna getirilen Ioannes Çimiskes karşı taarruza geçip Adana’ya kadar geldi (Zilhicce 352 / Aralık 963-Ocak 964) ve Misis’i kuşattı. Halep’in geçici de olsa Bizans’ın eline geçmesi ve Hamdânîler’in uğradığı yenilgiler İslâm dünyasında büyük yankı uyandırdı. İmparator Nikephoros Phokas 354’te (965) Misis ve Tarsus’u işgal etti. Seyfüddevle isyanlar ve karışıklıklarla uğraşmak zorunda kaldığından bu işgallere yeterince müdahale edemedi. İhşîdîler’den Kâfûr’un gönderdiği erzak yüklü gemiler ancak Tarsus’un düşmesinden sonra ulaşabildi. Çukurova’daki şehirlerin Bizans’ın eline geçmesiyle Suriye kapıları Bizans’a açılmış oldu. Bununla birlikte 355 (966) yılında taraflar arasında anlaşma sağlandı ve esir mübadelesi yapıldı. Ancak Nikephoros Phokas birkaç ay sonra tekrar Hamdânî topraklarına saldırdı; Menbic, Halep ve Antakya’yı tehdit etti. Bazı yerleri yağma ve tahrip ederek 966 sonlarında ülkesine döndü. 24 Safer 356’da (8 Şubat 967) Halep’te vefat eden Seyfüddevle’nin (İbn Hallikân, III, 405) cenaze namazı Şerîf Ebû Abdullah el-Aksâsî tarafından kıldırıldı ve Meyyâfârikīn’a götürülüp annesinin türbesine defnedildi. Yerine oğlu Ebü’l-Meâlî Sa‘düddevle geçti.

İmâmiyye Şîası’na mensup olan Seyfüddevle cömert, asaletli ve cesur bir emîrdi. Cihada gidiş dönüşleri sırasında üzerinde biriken toz toprağın bir kerpiç yapılarak mezarının başına konmasını vasiyet etmişti. Arapça dışında muhtemelen Grekçe de biliyordu ve Yunan kültürüne vâkıftı. Seyfüddevle kahramanlığı yanında edip, şair ve âlimleri himaye etmesiyle de tanınmıştı; kendisi de şairdi. Servetinin büyük bir kısmını esirlerin kurtarılması için harcamıştı. Seyfüddevle’nin himayesiyle Mütenebbî, Fârâbî, yeğeni Ebû Firâs el-Hamdânî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, Nâmî, Bebbegā, Ve’vâ ed-Dımaşkī, Hâlidiyyân, Hüseyin b. Keşkerâyâ, Ebü’l-Kāsım er-Rakkī, İbn Hâleveyh, Ebü’t-Tayyib el-Lugavî, Ebû Ali el-Fârisî, İbn Havkal, Küşâcim, İbn Nübâte el-Hatîb gibi düşünür, edip, şair ve âlimler Halep’i bir kültür merkezi haline getirmişlerdi. Bu sebeple çağdaş müellifler onun dönemini “el-asrü’z-zeheb” olarak tanımlamıştır. Ebû Mansûr es-Seâlibî Mâ cerâ beyne Seyfiddevle ve’l-Mütenebbî adıyla bir eser yazmıştır (Leipzig 1847).

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 145, 195, 247; İbn Miskeveyh, Tecâribü’l-ümem, II, 26-29, 39, 43 vd., 190 vd., 192 vd., 199-209, 213 vd.; Seâlibî, Yetîmetü’d-dehr (nşr. Ali M. Abdüllatîf), Kahire 1352/1934, I, 11-26; Hilâl b. Muhassin es-Sâbî, Rüsûmü dâri’l-ḫilâfe (nşr. Mîhâîl Avvâd), Beyrut 1406/1986, s. 131; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VIII, tür.yer.; İbn Hallikân, Vefeyât, III, 401-406; İbnü’l-Adîm, Zübdedü’l-ḥaleb, I, bk. İndeks; a.mlf., Buġyetü’ṭ-ṭaleb (Zekkâr), bk. İndeks; Mustafa eş-Şek‘a, Seyfüddevle el-Ḥamdânî ev Memleketü’s-seyf ve devletü’l-aḳlâm, Beyrut-Kahire 1397/1977; G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1981, s. 258, 263, 265, 269; Adam Mez, Onuncu Yüzyılda İslâm Medeniyeti: İslâm’ın Rönesansı (trc. Salih Şaban), İstanbul 2000, bk. İndeks; Fikret Işıltan, “Seyfüddevle”, İA, X, 536-539; Th. Bianquis, “Sayf al-Dawla”, EI2 (İng.), IX, 103-110.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul'da basılan 37. cildinde, 35-36 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER