NÂSIRÜDDEVLE

ناصر الدولة
Müellif:
NÂSIRÜDDEVLE
Müellif: AHMET GÜNER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nasiruddevle
AHMET GÜNER, "NÂSIRÜDDEVLE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nasiruddevle (24.01.2020).
Kopyalama metni
314 (926) yılında, Musul valisi olan babası Abdullah b. Hamdân’a vekâlet ederken Musul ve Tarîk-i Horasân’da anarşi çıkaran bedevî Araplar’la Kürt gruplarını itaat altına aldı. Muktedir-Billâh 317’de (929) onu Musul valiliğine getirdiyse de kısa bir süre sonra azletti; arkasından da Diyârırebîa’nın batısı ile Nusaybin, Sincar, Habur, Meyyâfârikīn ve Erzen’in yönetimiyle görevlendirdi (318/930). Ordu kumandanı Mûnis el-Muzaffer’in Halife Muktedir’e karşı verdiği mücadelede onu destekleyen Ebû Muhammed Nâsırüddevle, hilâfete Kāhir-Billâh’ın getirilmesinin ardından tekrar Musul’a vali oldu (320/932); ancak Kāhir kendisini iktidara getirenleri bertaraf ederken onun görevine de son verdi (321/933). Nâsırüddevle, Râzî-Billâh halife olunca onun iznini almadan Musul ve çevresini ele geçirdi (323/935). Râzî de buna tepki gösterip şehre amcası Ebü’l-Alâ Saîd b. Hamdân’ı vali tayin etti. Nâsırüddevle’nin Musul’a gelen amcasını öldürterek valiliğe devam etmesi üzerine İbn Mukle kumandasındaki bir Abbâsî ordusu Musul’u zaptetti. İbn Mukle’nin ayrılmasının ardından kaçtığı İrmîniye’den geri dönen Nâsırüddevle bir yıl sonra vergi karşılığında halifeden Musul ile Diyârırebîa, Diyârımudar ve Diyarbekir’in valiliğini almayı başardı; böylece ertesi yıl bütün el-Cezîre’nin hâkimi konumuna geldi. Nâsırüddevle 327’de (938-39) halifenin gücünün zayıflamasından yararlanarak vergi ödemeyi durdurdu; Abbâsî ordusu Musul’a girince de Âmid’e çekildi. Fakat bu sırada önceki Emîrü’l-ümerâ İbn Râiḳ’in Bağdat’ta idareyi ele geçirmesi yüzünden zor durumda kalan halifenin kendisiyle anlaşmak istemesi üzerine yılda 500.000 dirhem ödemeyi kabul ederek Musul’a geri döndü.

330 (942) yılında Berîdîler’in Bağdat’ı yağmalamasının ardından Emîrülümerâ İbn Râiḳ’le birlikte Musul’a giden Halife Müttakī, Nâsırüddevle’den yardım talebinde bulundu. Nâsırüddevle bir yandan halifeye yardım için hazırlanırken bir yandan da emîrülümerâlığı ele geçirmeyi planlayarak İbn Râiḳ’i bir suikast ile ortadan kaldırdı. Halife Müttakī-Lillâh onu emîrü’l-ümerâ tayin etti ve kendisine “Nâsırüddevle” lakabını verdi (1 Şâban 330 / 21 Nisan 942). Arkasından Nâsırüddevle ve halife birlikte Bağdat’a yürüdüler ve hiçbir engelle karşılaşmadan şehre girdiler. Böylece Nâsırüddevle emîrülümerâlık görevine başladı (Şevval 330 / Haziran-Temmuz 942). Öncelikle Berîdîler’in üzerine kuvvet gönderip onları Vâsıt’ı boşaltıp Basra’ya geri çekilmeye mecbur etti. Diğer emîrülümerâlar gibi Halife Müttakī-Lillâh’ın iradesini sınırlayıcı uygulamalarda bulunan Nâsırüddevle, malî sahada para reformuna giderek İbrîziye denilen, ayarı daha yüksek dinarlar bastırdı. Ayrıca sarrafların faizle muamele yapmasını yasakladı; İhşîdîler’den Abbâsîler’e ödemeleri gereken vergiyi istedi; askerlikle ilişkisi olmayanları ordudan uzaklaştırdı ve mürtezika askerlerinin maaşlarını arttırdı. Adalet işleriyle ilgili olarak da suçluların süratle yargılanmasını sağlayıp hapishaneleri boşalttı, Bağdat’ta asayişi temin için güvenlik tedbirleri aldı. Şiîler onun zamanında kendilerini daha serbest hissettiler. Fakat bu dönemde halkın maddî durumu ağır vergilerle iyice kötüleşti; kıtlık, pahalılık ve salgın hastalıklar ortaya çıktı; bunlar kendisine karşı başlayan düşmanlığı arttırdı. Bu arada Türk askerleri kumandanları Tüzün’ün öncülüğünde ayaklandılar. Onların karşısında başarılı olamayan Nâsırüddevle emîrülümerâlık görevini bırakıp Musul’a dönmek zorunda kaldı (4 Ramazan 331/12 Mayıs 943); yerine Tüzün tayin edildi. Nâsırüddevle, iki yıl sonra Tüzün’ün ölmesi üzerine emîrü’l-ümerâ olma şansını tekrar yakaladıysa da aynı yıl Bağdat’ı Büveyhî Emîri Muizzüddevle’nin ele geçirmesi yüzünden amacına ulaşamadı.

Abbâsî tarihinde yeni bir dönem olan Büveyhîler zamanında Nâsırüddevle’nin hayatı konumunu onların karşısında korumak için yaptığı mücadelelerle geçti. Bu mücadelenin iki yıl kadar süren ilk aşaması bir antlaşma ile sonuçlandı ve Nâsırüddevle Musul, Diyârırebîa, Diyârımudar, Rahbe ve Şam’a karşılık yılda 3 milyon dirhem vergi ödemeyi ve hutbelerde halifeden sonra Büveyhî emîrlerinin adını okutmayı kabul etti. Antlaşma, 345’te (956-57) Muizzüddevle’nin bir isyanı bastırmak için Bağdat’tan uzaklaşmasını fırsat bilen Nâsırüddevle’nin şehri ele geçirmeye çalışmasıyla bozuldu. Nâsırüddevle başarılı olamayınca 2 milyon dirhem yıllık vergiyle yine hilâfete bağlandı. 347’de (958) vergi konusunda anlaşmazlık çıktığından Muizzüddevle Musul ve Nusaybin’i zaptetti. Nâsırüddevle Halep’e kaçtı ve kardeşi Seyfüddevle’ye sığındı. Ancak Büveyhîler, Seyfüddevle ile bir antlaşma imzalayarak Musul Hamdânî topraklarını yıllık 2.900.000 dirhem vergi karşılığında kendisine verdiler (348/959). 353 (964) yılında Nâsırüddevle’nin kardeşine devredilen topraklara yeniden hâkim olmak istemesi üzerine Muizzüddevle büyük bir sefere çıkıp Musul, Nusaybin ve diğer bazı Hamdânî topraklarını tekrar ele geçirdi ve bu defa Nâsırüddevle’nin büyük oğlu Ebû Tağlib Gazanfer ile bir antlaşma imzalayıp Hamdânî hükümdarı olarak onu tanıdı. Muizzüddevle 356’da (967) öldü ve yerine oğlu Bahtiyâr geçti. Nâsırüddevle’nin oğulları Irak’ı Büveyhîler’in elinden almak için uygun bir fırsat doğduğunu düşündüler; fakat babaları onlara katılmadı. Bunun üzerine Gazanfer onu Musul Kalesi’nde gözetim altına aldı (356/967). Nâsırüddevle bir süre sonra Erdümüşt Kalesi’ne nakledildi ve burada vefat etti (12 Rebîülevvel 358 / 3 Şubat 969).

Bir ara İrmîniye bölgesini ve Halep’i de hâkimiyeti altına alan Nâsırüddevle’nin yaklaşık kırk yıl süren iktidarında bir kısım halkın çok sıkıntı çektiği belirtilir. İbn Miskeveyh, onun Musul ve çevresindeki çiftlik sahiplerini çeşitli baskı ve hilelerle mülklerini satmaya zorladığını ve bu şekilde bölgedeki toprakları zamanla ele geçirdiğini söyler (Tecâribü’l-ümem, II, 384). Nâsırüddevle döneminde bölgeyi ziyaret ederek Hamdânîler’in baskıcı tutumunu şiddetle eleştiren İbn Havkal’e göre Nâsırüddevle, Musul’daki uygulamalarının benzerini Nusaybin, Beled ve Re’sül‘ayn’da da yapmış (Ṣûretü’l-arż, s. 211, 215-216, 219, 221), bu baskılar sonucu Nusaybin’den göç etmek zorunda kalan Benî Habîb kabilesi (Benî Tağlib’in bir kolu) Bizans topraklarına yerleşip Hıristiyanlığa girmiş ve Bizanslılar’ın teşvikiyle zaman zaman sınırı geçerek katliamlarda bulunmuştur. Bu arada Nâsırüddevle dönemindeki Hamdânî yönetiminin imar faaliyetlerinde önemli bir rol üstlendiği de belirtilmektedir. Ebû Bekir es-Sûlî, halifenin huzurunda Hamdânîler’in mevkilerinden uzaklaştırılmasının bölgeyi harap hale getireceğini söylemiştir (Aḫbârü’r-Râżî-Billâh, s. 131). Nâsırüddevle âlim, edip ve şairleri korumuş, Şeyh Müfîd onun adına imâmet hakkında bir risâle yazmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Ebû Bekir es-Sûlî, Aḫbârü’r-Râżî-Billâh ve’l-Müttaḳī-Lillâh (nşr. J. Heyworth-Dunne), Beyrut 1403/1983, tür.yer.; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), IV, 338, 340-342, 354, 361, 371, 372, 383-384; el-ʿUyûn ve’l-ḥadâʾiḳ fî aḫbâri’l-ḥaḳāʾiḳ (nşr. Ömer es-Saîdî), Dımaşk 1972, IV, tür.yer.; İbn Havkal, Ṣûretü’l-arż, s. 211-217, 219, 220-221; Ebû Ali et-Tenûhî, Nişvârü’l-muḥâḍara (nşr. D. S. Margoliouth), London 1921, I, 41-42, 178-183, 201-202; İbn Miskeveyh, Tecâribü’l-ümem, I, 323-324, 404-406; II, tür.yer.; Muhammed b. Abdülmelik el-Hemedânî, Tekmiletü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], XI içinde), tür.yer.; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VIII, tür.yer.; İbn Hallikân, Vefeyât, II, 58, 61, 114-117; Mafizullah Kabir, The Buwayhid Dynasty of Baghdad, Calcutta 1964, s. 6-9; Fehmî Abdülcelîl Mahmûd, “el-Üsretü’l-Hamdâniyye ve devrühâ fî müsânedeti’l-ḫilâfeti’l-ʿAbbâsiyye”, Nedvetü’t-târîḫi’l-İslâmî (Câmiatü’l-Kāhire Külliyyetü’l-ulûm), sy. 8, Kahire 1410/1990, s. 147-192; H. Bowen, “Nâsırü’d-Devle”, İA, IX, 97-98.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 32. cildinde, 402-403 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.