ŞEYTÂNÜTTÂK

شيطان الطاق
ŞEYTÂNÜTTÂK
Müellif: HALİL İBRAHİM BULUT
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seytanuttak
HALİL İBRAHİM BULUT, "ŞEYTÂNÜTTÂK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seytanuttak (08.12.2019).
Kopyalama metni
Becîle kabilesinin mevlâsı olup gözündeki şaşılık yüzünden “Ahvel” lakabıyla anılır. Kaynaklarda babasının ve dedesinin isimleri farklı şekillerde gösterilmekte, bunların birçoğunda babasının adı Ali, bazılarında ise Nu‘mân diye zikredilmektedir (meselâ bk. Nevbahtî, s. 78; İbnü’n-Nedîm, s. 218; Şeyh Müfîd, s. 204; Ebû Ca‘fer et-Tûsî, el-Fihrist, s. 161-162). Bunun sebebi, küçük yaşta babasını kaybettiğinden dedesi Nu‘mân tarafından yetiştirilmiş olmasıdır (Cezzâr, II, 825). Kûfeli olan Şeytânüttâk, Kûfe çarşılarından Tâkulmehâmil’de sarraflık yapıyordu. Mesleğinde altın paraların sahte olup olmadığını bir bakışta anlayabilecek kadar maharet kazandığı için “Tâk çarşısının en zeki insanı” anlamındaki bu lakapla anılmıştır. Ancak bir bakıma yergi niteliği taşıyan bu lakabın mezhepler arası tartışmalar sebebiyle kendi mensuplarınca “Sâhibüttâk”, veya “Mü’minüttâk” lakaplarıyla değiştirilmesine özen gösterilmiştir. Hayatının bir kısmını Medine’de geçirdiği anlaşılan Şeytânüttâk’ın bazı Şiî kaynaklarında Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn, Muhammed el-Bâkır ve Ca‘fer es-Sâdık’la görüştüğü, özellikle Muhammed el-Bâkır’dan ders aldığı ve Ca‘fer es-Sâdık’ın güvendiği öğrencilerinden biri olduğu belirtilir (Ebû Mansûr et-Tabersî, II, 367; Meclisî, XXIII, 6). Ayrıca Mûsâ el-Kâzım’ın yakın dostluğunu kazanmış, Hişâm b. Sâlim el-Cevâlîkī ile birlikte Mûsâ el-Kâzım’ın imâmet makamına gelmesine katkıda bulunmuştur. Şeytânüttâk, 148-183 (765-799) yılları arasında ve büyük ihtimalle 160 (777) yılında vefat etmiştir.

Şeytânüttâk, II. (VIII.) yüzyılın ortalarında kelâmcılığıyla öne çıkan önemli Şiî âlimlerinden biridir. İbnü’n-Nedîm onun zeki ve hazırcevap bir kelâmcı olduğunu belirtirken Şeyh Müfîd, Ca‘fer es-Sâdık tarafından övüldüğünü bildirmiştir. Kelâmla ilgili görüşlerinin olgunlaşmasında Şiî âlimlerinden Zürâre b. A‘yen, Hişâm b. Hakem ve Hişâm b. Sâlim el-Cevâlîkī’den etkilendiği anlaşılmaktadır. Mu‘tezile âlimleri başta olmak üzere Mürciî ve Hâricî âlimleriyle de karşılaşan Şeytânüttâk özellikle imâmet konusunda onlarla tartışmalarda bulunmuş ve bu konuda eserler yazmıştır. Eserleri günümüze ulaşmadığı için görüşleri kaynaklarda zikredildiği kadarıyla öğrenilebilmektedir. Eş‘arî’nin kaydettiğine göre Şeytânüttâk, Allah’ın haddizatında cahil değil âlim olduğunu, nesne ve olayları ise takdir ve murat ettiği zaman bilebileceğini, O’nun takdiri ve dilemesi olmadan “şey” (varlık) teşekkül etmediğinden bilmesinin mümkün görülmediğini ileri sürmüştür (Maḳālât, s. 37). Şehristânî ise Şeytânüttâk’ın Hişâm b. Hakem’den etkilendiğini belirtir; ona göre ilâhî takdir irade anında vücut bulur, irade ise Allah’ın fiilinden başka bir şey değildir (el-Milel, I, 190). Şeytânüttâk ile hemşehrisi Ebû Hanîfe arasında önemli tartışmaların cereyan ettiği bilinmektedir.

Sünnî kaynakları Şeytânüttâk’ı özellikle teşbih konusundaki görüşleri sebebiyle ele alır. Allah’ın cisim değil insan sûretinde bir nur olduğunu iddia eden Şeytânüttâk bunun, “Allah Âdem’i sûreti üzere yarattı” ve, “Allah Âdem’i rahmânın sûreti üzere yarattı” meâlindeki hadislerde bildirildiğini (Buhârî, “İstiʾẕân”, 1; Müslim, “Birr”, 115, “Cennet”, 28) ve bu haberlerin tasdik edilmesi gerektiğini söyler. Ancak Şehristânî onun bu teşbih anlayışından döndüğünü nakleder (a.g.e., I, 190-191). Ayrıca Şeytânüttâk İmâmiyye Şîası’nın imâmet doktrininin şekillenmesinde belirleyici rol oynamış, “bizzat nas ile tayin edilmiş Ehl-i beyt’ten bir imamın varlığı” şeklindeki vasiyet doktrinini ortaya koymuş ve bunun sistemleştirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur. Ca‘fer es-Sâdık’ın vefatından sonra oğlu Mûsâ el-Kâzım’ın imam olduğunu kabul etmiş ve farklı görüşlere karşı çıkmıştır. Bazı Sünnî kaynaklarında kendisine Şeytâniyye diye bir fırka nisbet edilmekteyse de Şehristânî onun taraftarlarını Nu‘mâniyye diye isimlendirmiştir (a.g.e., I, 190).

Şeytânüttâk’a nisbet edilen eserler şunlardır: Kitâbü’l-İmâme, Kitâbü’l-Maʿrife, Kitâbü’r-Red ʿale’l-Muʿtezile fî imâmeti’l-mefḍûl, Kitâbü’l-Cemel fî emri Ṭalḥa ve’z-Zübeyr ve ʿÂʾişe, Kitâbü İs̱bâti’l-vaṣıyye, Kitâbü İfʿal lâ tefʿal. Necâşî ayrıca Kitâbü’l-İḥticâc fî imâmeti emîri’l-müʾminîn, Kitâbü Kelâmihî ʿale’l-Ḫavâric, Kitâbü Mecâlisihî maʿa Ebî Ḥanîfe ve’l-Mürciʾe adlı eserleri ona izâfe etmiştir (er-Ricâl, II, 203-204).

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, III, 17; Hayyât, el-İntiṣâr (nşr. Muhammed Hicâzî), Kahire 1988, s. 36; Sa‘d b. Abdullah el-Kummî, el-Maḳālât ve’l-fıraḳ (nşr. M. Cevâd Meşkûr), Tahran 1963, s. 88-89; Nevbahtî, Fıraḳu’ş-Şîʿa (nşr. M. Sâdık Âl-i Bahrülulûm), Necef 1355/1936, s. 78; Eş‘arî, Maḳālât (Ritter), s. 37, 51; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (nşr. İbrâhim Ramazan), Beyrut 1415/1994, s. 218-219; Şeyh Müfîd, el-İḫtiṣâṣ (nşr. Ali Ekber el-Gaffârî – Mahmûd ez-Zerendî), Beyrut 1414/1993, s. 204; Bağdâdî, el-Farḳ (Abdülhamîd), s. 71; Ahmed b. Ali en-Necâşî, er-Ricâl (nşr. M. Cevâd en-Nâînî), Beyrut 1408/1988, II, 203-204; Ebû Ca‘fer et-Tûsî, el-Fihrist, Beyrut 1403/1983, s. 161-162; a.mlf., İḫtiyâru maʿrifeti’r-ricâl (nşr. Hasan Mustafavî), Meşhed 1348 hş., s. 185-191; Şehristânî, el-Milel (nşr. Ahmed Fehmî Muhammed), Beyrut 1413/1992, I, 190-192; İbn Şehrâşûb, Meʿâlimü’l-ʿulemâʾ (nşr. M. Sâdık Âl-i Bahrülulûm), Beyrut, ts. (Dârü’l-edvâ), s. 95; Ebû Mansûr et-Tabersî, el-İḥticâc (nşr. M. Bâkır el-Mûsevî), Beyrut 1403/1983, II, 367, 379-381; Zehebî, Siyeru aʿlâmi’n-nübelâʾ (nşr. Şuayb el-Arnaût v.dğr.), Beyrut 1997, X, 602-604; Makrîzî, el-Ḫıṭaṭ, Kahire 1987, II, 348, 353; İbn Hacer el-Askalânî, Lisânü’l-Mîzân, Beyrut 1390/1971, V, 300-301; Şüşterî, Mecâlisü’l-müʾminîn, Tahran 1365 hş., I, 371-373; Meclisî, Biḥârü’l-envâr, Beyrut 1403/1983, X, 295-296; XXIII, 6; XLVII, 262, 343; Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 8; Muhammed b. Ali el-Erdebîlî el-Garavî el-Hâirî, Câmiʿu’r-ruvât, Beyrut 1403/1983, II, 208-209; Aʿyânü’ş-Şîʿa, I, 22; Abdullah Ni‘me, Felâsifetü’ş-Şîʿa, Beyrut 1987, s. 505-507; Ebü’l-Kāsım el-Hûî, Muʿcemü ricâli’l-ḥadîs̱, Beyrut 1409/1989, XVII, 302-304; Cezzâr, Medâḫilü’l-müʾellifîn, II, 825; D. Gimaret, “S̲h̲ayṭān al-Ṭāḳ”, EI2 (İng.), IX, 409.
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 39. cildinde, 104 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.