SEYYİD el-HİMYERÎ

السيّد الحميري
Müellif:
SEYYİD el-HİMYERÎ
Müellif: ZÜLFİKAR TÜCCAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 16.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seyyid-el-himyeri
ZÜLFİKAR TÜCCAR, "SEYYİD el-HİMYERÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seyyid-el-himyeri (16.12.2019).
Kopyalama metni
105 (723) yılında Dımaşk yolu üzerinde Furat ve Rahbe yakınındaki Nu‘mân (Na‘mân) köyünde doğdu. Ünlü hiciv şairi İbn Müferriğ’in (ö. 69/688) torunudur. Baba tarafından Himyer, anne tarafından Ezd kabilesine mensuptur. Her iki kabile de mertlik, cömertlik ve iyilik severlik gibi meziyetlere sahip olup şairin şiirlerinde bu vasıflarla övündüğü görülür. İlk tahsilini Basra’da yaptı, hayatı Basra ve Kûfe’de geçti. O sırada Basra Hâricîler, Sünnîler ve Şiîler gibi farklı mezhepteki insanların yaşadığı bir merkez durumundaydı, ancak şehrin kontrolü Şiîler’in elindeydi. Bu sebeple Himyerî Şîa’dan çok etkilendi. İbâzî olan anne ve babası onu bu etkilerden kurtarmak için uğraştılarsa da mümkün olmadı. Ailesinin yanından ayrılarak camilerde kalmaya başladı. Medreseler camilerin çevresinde bulunduğundan bu durum onun yetişmesine yardımcı oldu. Belli bir kültür seviyesine ulaşınca ailesine dönerek anne ve babasının gönlünü almak istediyse de başarı sağlayamadı. Dinî ve edebî konularda farklı hocalardan yararlanma imkânı buldu. Başta Hz. Ali ve Şiîlik’le ilgili olmak üzere çok sayıda hadis ezberledi. Birçok şiir râvisi, hâfızı ve şiir tenkitçisiyle görüşerek onlardan eski ve yeni şairler hakkında bilgi aldı, şiirlerini ezberledi. Yakalandığı bir hastalık sonunda Bağdat’ın Rumeyle mahallesinde vefat etti ve Cüneyne semtindeki kabristana defnedildi. Kaynaklarda ölümü için 173, 178 (794) ve 179 gibi farklı tarihler verilirse de genellikle 173 (789) yılında vefat ettiği kabul edilir.

Küçük yaşta şiir yazmaya başladığı anlaşılan Seyyid el-Himyerî önce Keysânîliği benimsemiş, Mekke’de İmam Ca‘fer es-Sâdık’la görüştükten sonra İmâmiyye’yi kabul etmiştir. Tâhâ Hüseyin onun hakkında şu değerlendirmeyi yapar: “Şiî-Alevîler siyasî hayatlarında Seyyid el-Himyerî gibi bir şaire hiç sahip olmamışlardır. Bütün ömrünü onlara adamış, methiyelerinin tamamına yakınını onlara tahsis etmiş ve bunları çok büyük bir samimiyetle yapmıştır.” Halifeler ve diğer devlet adamlarıyla münasebetleri siyasî ve itikadî farklılıklarına göre değişmiştir. Gençliği Emevî Devleti’nin otoritesinin zayıfladığı son dönemlerine rastlar. Bir süre onları desteklemişse de sonraları himayelerine muhtaç olmasına rağmen kendilerinden uzaklaşmıştır. Bu tavrında gāib imamın geleceğine, idareyi ele alacağına, zulüm ve kötülüğün hâkim olduğu yeryüzüne adaleti egemen kılacağına olan inancının etkisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Seyyid el-Himyerî tanınmış bir şair olduğundan Abbâsîler’in kuruluş dönemi devlet adamlarıyla iyi ilişkiler içinde bulunmuştur. Ebü’l-Abbas es-Seffâh’ın bir hutbesini dinledikten sonra huzurunda okuduğu kasideyi halife çok beğenmiş, bir isteğinin olup olmadığını sormuş, şairin önerdiği birini Ahvaz’a vali tayin etmiştir. Buna rağmen Himyerî kendine has kanaatleri yüzünden rahat bir hayat yaşayamamıştır. Halife Mansûr’la dostluk kurmuş, birçok kasidesinde onu övmüş, inancını ilişkilerine karıştırmadan kendisiyle olan münasebetlerini diğer şairleri kıskandıracak bir derecede sürdürmüştür. Mansûr için söylediği şiirlerden on kasidesi günümüze intikal etmiştir. Ancak Himyerî, gāib imamla ilgili akîdesindeki farklılık sebebiyle Halife Mehdî-Billâh ile dostluk kuramamıştır; çünkü halife kendisinin Resûlullah’ın müjdelediği mehdî olduğunu iddia ediyor, Seyyid el-Himyerî ise buna karşı çıkıyordu. Ardından ilişkilerini düzeltmek için oğulları Mûsâ ile Hârûn’un veliahtlık biatlarını tebrik etmek üzere bir kaside yazmışsa da Mehdî, “Onun şiirine ihtiyacımız yoktur” diyerek yakınlık göstermemiştir. Bundan sonra şairin Hârûnürreşîd ile arasında geçen bir olay dışında devlet adamlarıyla görüşmediği ve inzivâ hayatını tercih ettiği belirtilmektedir.

Tenâsüh, rec‘at, müt‘a nikâhı gibi bazı hususları benimsemek ve Râfizî olmakla itham edilen Seyyid el-Himyerî, Hz. Âişe, ilk üç halife ve ashabın ileri gelenleri hakkında edep dışı sözler sarfetmesi yüzünden çok eleştirilmiştir. Hârûnürreşîd özellikle Râfizî olduğu yolundaki söylentilerle ilgilenmiş, onu davet ederek meselenin mahiyetini öğrenmek istemiştir. Himyerî halifenin huzurunda, Râfizî’nin “Benî Hâşim’i seven, onları diğer insanlardan üstün tutan kimse” demek olduğunu ve bundan dolayı özür dilemeyeceğini ifade etmiş, Râfizîlik bunun dışında bir muhteva taşıyorsa o konuda bir şey söyleyemeyeceğini belirtmiş ve bu yoldaki düşüncelerini dile getirdiği kasidesini okumuştur (Dîvân, nşr. Şâkir Hâdî Şükr, 172 numaralı şiir; ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 28-29). Hârûnürreşîd’i iki kasideyle övdüğü ve halifenin kendisine 20.000 dirhem verdiği, ancak bu meblağı alıp başkalarına dağıttığı rivayet edilmiştir.

Seyyid el-Himyerî, Câhiliye devrinden itibaren kendi dönemine kadar en çok şiir nazmeden üç şairden biri olarak anılır (diğerleri Beşşâr b. Bürd, Ebü’l-Atâhiye’dir). Abdullah b. İshak el-Hâşimî’nin onun 2000 kasidesini topladıktan sonra bütün şiirlerini tesbit ettiğini sandığı, ancak kendisinde bulunmayan şiirlerini okuyanları görünce bir süre onları da yazdığı, nihayet bitmeyeceğini görüp yazmaktan vazgeçtiği anlatılır. Ayrıca Himyerî’nin dört kızı olduğu ve her birine kendi şiirlerinden 400 kaside ezberlettiği rivayet edilir. Onun şiirdeki teknik üstünlük, kabiliyet ve başarısını kabul etmeyen yok gibidir. Buna rağmen ashaptan itibaren müslüman çoğunluğunu kötülemesi ve onlara hakarete varan aşırı eleştiriler yöneltmesi yüzünden şiirlerinin çoğu unutulmuştur. Şiirlerini ilk defa toplayabildiği kadarıyla Şâkir Hâdî Şükr Dîvânü’s-Seyyid el-Ḥimyerî ismiyle (Beyrut 1966) ve ardından aynı adla Ziyâ Hüseyin el-A‘lemî (Beyrut 1999) neşretmiş, Muhammed el-Hatîb de onun bir kasidesini Şerîf el-Murtazâ’nın yazdığı şerhle birlikte el-Ḳaṣîdetü’l-müẕehhebe fî medḥi emîri’l-müʾminîn ʿAlî b. Ebî Ṭâlib adıyla yayımlamıştır (Kahire 1313; Beyrut 1970).

Himyerî hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Merzübânî, Aḫbârü’s-Seyyid el-Ḥimyerî adıyla bir eser yazmış (bk. bibl.), Ebû Bekir es-Sûlî, Ahmed b. Muhammed el-Cevherî, İbnü’l-Hâşir Ahmed b. Abdülvâhid, Ahmed el-Ammî, İshak b. Muhammed b. Ebân, Sâlih b. Muhammed es-Sarâmî ve Abdülazîz b. Yahyâ el-Celûdî de aynı isimle eserler kaleme almışlardır. Barbier de Meynard le Sëid Himyarite (JA, 7/IV [1874], s. 159-258) ve Muhammed Takī el-Hakîm Şâʿirü’l-ʿaḳīde (Beyrut 1422) adıyla birer çalışma yapmış, Muhammed Abdurrahman Hâmid es-Seyyid el-Ḥimyerî ḥayâtühû ve şiʿruh ismiyle bir yüksek lisans tezi hazırlamıştır (Külliyyetü dâri’l-ulûm, Kahire 1972).

BİBLİYOGRAFYA
Seyyid el-Himyerî, Dîvân (nşr. Şâkir Hâdî Şükr), Beyrut 1966, neşredenin girişi, s. 5-48; a.e. (nşr. Ziyâ Hüseyin el-A‘lemî), Beyrut 1999, neşredenin girişi, s. 5-17; İbnü’l-Mu‘tez, Ṭabaḳātü’ş-şuʿarâʾi’l-muḥdes̱în (nşr. Ömer Fârûk et-Tabbâ‘), Beyrut 1419/1998, s. 53-58; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, VII, 224-268; Merzübânî, Aḫbârü’s-Seyyid el-Ḥimyerî (nşr. M. Hâdî el-Emînî), Necef 1385/1965, tür.yer.; Kütübî, Fevâtü’l-Vefeyât, I, 188-193; Safedî, el-Vâfî, IX, 196-202; Meclisî, Biḥârü’l-envâr, Tahran 1377, X, 232-233; Hânsârî, Ravżâtü’l-cennât (nşr. Esedullah İsmâiliyyân), Kum 1390/1970, I, 103-111; Ahmed Ferîd Rifâî, ʿAṣrü’l-Meʾmûn, Kahire 1346/1928, II, 339-345 vd.; Brockelmann, GAL Suppl., I, 133; Sezgin, GAS, II, 458-460; Tâhâ Hüseyin, Ḥadîs̱ü’l-erbiʿâʾ, Kahire 1981, s. 239-250; Meşâyih Ferîdenî, “Seyyid Ḥimyerî”, DMT, IX, 458-461; Vadad Kadi, “al-Sayyid al-Ḥimyarī”, EI2 (İng.), IX, 116-117.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 62-63 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.