SOĞD

السغد ، الصغد
Müellif:
SOĞD
Müellif: AHMET TAŞAĞIL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sogd
AHMET TAŞAĞIL, "SOĞD", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sogd (18.09.2019).
Kopyalama metni
İsmin aslı Eski Farsça Suguda, Yeni-Avesta Suğda olup Grek kaynaklarında Sogdioi (Sogdianoi) şeklinde geçer ve ülkelerine Sogdiana denir. Müslümanlar ise Suğd şeklinde söyledikleri kelimeyi hem İran menşeli bu kavim hem ülke adı olarak kullanmışlardır. Soğd ülkesi, en önemli merkezleri Semerkant ve Buhara olmak üzere Amuderya ile Siriderya arasında yayılan ve günümüzde Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan sınırları içinde kalan coğrafî bölgedir. Soğd kültürü batıda Marginya, kuzeyde Hârizm ve Kızılkum çölü, doğuda Fergana, güneyde Baktriya-Tohâristan ile sınırlanan kesimlerde ve özellikle Zerefşân ve Kaşkaderya ırmakları boyunca gelişmiştir. Sogdiana / es-Suğd terimi tarih içinde, Semerkant’ın üstünlüğünü tanıyan bağımsız bir prenslikler konfederasyonunu ifade etmiştir. Orta Farsça dönemi dillerinden biri olan Soğdca ise coğrafî ve siyasî sınırların çok ötesinde, bir ara bütün İpek yolu güzergâhında konuşulan uluslararası bir dil halini almıştır (DİA, XXII, 414-415).

Arkeolojik kazılar, Soğd ülkesindeki ilk yerleşim merkezlerinin milâttan önce 1000-500 yılları arasında kurulmaya başladığını göstermektedir. Bölge önce Persler’in hâkimiyetine girdi, ardından Büyük İskender’in doğu seferini müteakip muhtemelen Baktria kolonisine dahil edildi. Milâttan önce 209’u izleyen yıllarda Büyük Hun İmparatoru Maotun’un (Mete) eline geçen ve Hunlar’ın yıkılmasından sonra Yüechihler’in, ilk üç milâdî asırda yine onların kurduğu Kuşan İmparatorluğu’nun, IV. yüzyılın ikinci yarısında Hionitler’in (Kidarit Hunları), V. yüzyılın ortasında Eftalitler’in (Akhunlar) ve 558 yılında Göktürkler’in hâkimiyetine giren Soğd bölgesi özellikle Göktürk döneminde Orta Asya’nın ekonomik, siyasal ve kültürel merkezi oldu. Bu dönemde bölge Amuderya ile (Ceyhun) Tanrı dağları arasını kapsıyordu. Soğd tüccarları Göktürk koruması altındaki İpek yolu üzerinde çok etkili hale gelmiş ve Çin’den İtalya’ya kadar uzanan ticareti kontrollerine almışlardı. Soğdca yazılmış olan 582 tarihli Bugut yazıtı Göktürk hükümdarlarından bahsetmektedir. II. Göktürk Hükümdarı Kapgan Kağan (692-716) Çin’de bulunan esir Türkler’le birlikte esir Soğdlar’ın da geri gönderilmesini istemişti. Öte yandan son zamanlarda Çin’de yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen bulgulara, özellikle görkemli mezar taşlarına göre burada VI-VIII. yüzyıllar arasında zengin bir Soğd tâcirler sınıfı oluşmuştu ve bu tâcirler imtiyazlı bir statü kazanmıştı. Çinliler’e uzaklardan kıymetli mallar temin ediyor ve Çin ordularının Orta Asya’daki iâşelerini karşılıyorlardı. Bu arada maaş karşılığı ödenen ipek rulolarını da ucuza alıp yeniden ihraç ediyorlardı.

Soğd bölgesi 87-96 (706-715) yılları arasında Kuteybe b. Müslim tarafından fethedildi. Böylece en önemlileri Semerkant, Buhara, Pencikent, Varahşa, Kobudan, İştihan, Maymurg, Keş, Beykend (Bîkend) olan Soğd şehirlerinin tamamı Emevî yönetimine girdi ve zaman zaman vuku bulan isyanlara rağmen İslâm hâkimiyeti yavaş yavaş buralara yerleşti. İslâm’ın gelmesinden sonra bölgeden kaçan Soğd kökenli Mani rahiplerinin etkisiyle Uygur Kağanı Bögü 764’te Maniheizm’i kabul etti. Çin’de de yine Soğd etkisiyle Mani dini yayılma imkânı buldu. Uygurlar, İslâmiyet’in bölgeye gelmesinden sonra kaçan Soğdlar’ın alfabelerini ve birçok kelimelerini aldılar; Anadolu’da da kullanılan “kent” (kend) kelimesi bunlardan biridir. İslâm öncesinde olduğu gibi İslâm’dan sonra da Soğd tüccarları İpek yolu üzerinde etkili rol oynadılar. Bunlar hakkında hem İslâm hem Çin kaynaklarında ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır. Özellikle Bîrûnî’nin el-Âs̱ârü’l-bâḳıye’de anlattıklarından faydalanılmış ve Doğu Türkistan’da Buda, Mani ve hıristiyan dinlerine ait çok sayıda yazılı metin ortaya çıkmıştır. Ancak İslâmiyet’ten sonra Soğd ülke adının daha dar bir bölgeyi ifade etmeye başladığı görülmektedir. Bölgeyi İslâm dünyasının doğu kesiminin en güzel yeri olarak tanımlayan İstahrî’ye göre Soğd, Buhara’nın doğusundaki Debûsiye’den Semerkant’a kadar uzanan sahaları kapsıyordu; buna bazı kaynaklarda Buhara ve Keş de (Kiş) ilâve edilmiş ve bazan Keş, Soğd’un başşehri olarak gösterilmiştir. Kâşgarlı Mahmud, Soğd adıyla Buhara ile Semerkant arasına işaret etmektedir. Mücmelü’t-tevârîḫ’te bildirildiğine göre, feodal Soğd şehir beylerine “beg tigin” denilmekteydi. Bunun yanında “ihşîd” kelimesi “prens” veya “hükümdar” anlamında kullanılan bir unvandı.

IX ve X. yüzyıllarda Sâmânî sınırları içinde kalan Soğd o dönemde kültür ve medeniyet açısından en parlak günlerini yaşadı; özellikle Zenden bölgesinde dokunan ve “zendenî” adı verilen kumaş türüne büyük ilgi duyuldu. Sâmânîler’in son zamanlarına doğru Mâverâünnehir tamamen Türkleşti, ancak Soğdca XII. yüzyıla kadar bölgede konuşulmaya ve Türkçe’ye kelime vermeye devam etti. Günümüzde yalnız Yagnubi’de Soğdca’nın bir lehçesi konuşulmakta ve sadece Semerkant dolaylarında Zerefşân ırmağının kollarından Karaderya ile Akderya arasında kalan adaya Yarım (Nîmî) Soğd, Akderya’nın kuzeyine de Büyük Soğd denilmektedir.

Soğd sanatı IV-VII. yüzyıllar arasında gelişerek bölgeyi etkisi altına aldı, X. yüzyıla kadar da varlığını korudu. Çok fazla kültürel kaynaktan beslendiği anlaşılan bu sanatta Hint Gupta sonrası, Sâsânî ve Çin’deki Suei ve T’ang hânedanı etkileri hissedilmektedir. Özellikle Pencikent ve Varahşa’da bulunanların dikkat çektiği Soğd eserleri arasında duvar resimleri ve ağaç oymalar ön plana çıkmaktadır. Ağaç heykeller Hint geleneğinin devamı niteliğindedir. Taberî, Kuteybe b. Müslim’in Semerkant’ı ele geçirdiğinde çok sayıda tapınak yıktırdığını ve bunların Zerdüştî ateş tapınaklarına benzediğini söylemektedir. İslâm ordularının fethinden sonra bölgede iki de Budist manastırının yıkıldığı bilinmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), bk. İndeks; Nerşahî, The History of Bukhara (trc. R. N. Frye), Cambridge 1954, s. 6, 33, 34, 38, 40, 41, 45, 46, 58, 67, 71-73, 83; İbn Havkal, La configuration de la terre: Kitab Surat al-Ard (trc. J. H. Kramers - G. Wiet), Beyrut 1964, s. 466, 467, 472, 473, 483, 485-492; Ḥudûdü’l-ʿâlem (Minorsky), s. 55, 63, 73, 95, 113, 118, 225, 234, 235, 304, 374; Bîrûnî, el-Âs̱ârü’l-bâḳıye ʿani’l-ḳurûni’l-ḫâliye (nşr. C. E. Sachau), Leipzig 1923, tür.yer.; Sem‘ânî, el-Ensâb, VIII, 70-72; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, III, 222-223, 409-410; Hakkı Dursun Yıldız, İslâmiyet ve Türkler, İstanbul 1976, s. 7-42; O. Szemerényi, Four Old Iranian Ethnic Names: Scythian-Skudra-Sogdian-Saka, Wien 1980, s. 26-40; V. V. Barthold, Moğol İstilâsına Kadar Türkistan (haz. Hakkı Dursun Yıldız), İstanbul 1981, s. 3, 120-124, 129, 143, 144, 157, 161-163, 171, 235, 240-245, 256; a.mlf. - [C. E. Bosworth], “al-Sughd”, EI2 (İng.), IX, 772-773; Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara 1988, bk. İndeks; K. Enoki, Studia Asiatica, Tokyo 1998, s. 3-21; Osman Aydınlı, Fethinden Sâmânîler’in Yıkılışına Kadar (93-389/711-999) Semerkant Tarihi (doktora tezi, 2001), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 107-287, 327, 356; B. Marshak, Legends, Tales and Fables in the Art of Sogdiana, New York 2002, tür.yer.; a.mlf., “Türkler ve Soğdlular”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, s. 170-178; M. Comparetti, “Sogdiyana Tarihine Giriş”, a.e., II, 157-169; Ahmet Taşağıl, Göktürkler, Ankara 2003, I, 16, 27, 31, 32, 46, 51, 62, 64, 80, 82, 87, 89, 92; III, 23, 24, 29, 52; a.mlf., Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, Ankara 2004, s. 13, 36, 48, 122; E. de la Vaissière, Sogdian Traders: A History (trc. J. Ward), Leiden 2005; a.mlf., “İpek Yolu’nun Bilinmeyen Efendileri: Sogdlar” (trc. A. Ufuk Kılıç), Toplumsal Tarih, sy. 135, İstanbul 2005, s. 70-75; Tahsin Yazıcı - Mürsel Öztürk, “İran”, DİA, XXII, 414-415.

Ahmet Taşağıl
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 348-349 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.