SOLAKZÂDE MEHMED HEMDEMÎ

SOLAKZÂDE MEHMED HEMDEMÎ
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 02.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/solakzade-mehmed-hemdemi
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "SOLAKZÂDE MEHMED HEMDEMÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/solakzade-mehmed-hemdemi (02.04.2020).
Kopyalama metni
Üsküp kökenli olan babasının padişah muhafızlarının başı (solakbaşı) olmasından dolayı Solakzâde diye anılır. Tarihinin mukaddimesinde kendini “tâ ezelden ehl-i hâlin mahremi, bende-i hâdî Mehemmed Hemdemî, eş-şehîr bi-Solakzâde” şeklinde tanıtmasından asıl adının Mehmed, şiirlerinde kullandığı mahlasının “Hemdemî” olduğu anlaşılır; mûsikide Miskālî şöhretiyle bilinir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Ancak İstanbul’da doğduğu, babasının padişah muhafızı olmasından dolayı küçük yaşlardan beri saraya girip çıktığı söylenebilir. Bu sayede Enderun’da eğitim gördükten sonra gençliğinden itibaren IV. Murad’ın musâhipleri arasına girdi. Saraydaki görevleri hakkında yeterli bilgi yoksa da Evliya Çelebi onun gece gündüz IV. Murad’ın huzurunda bulunduğundan söz eder. Bu da Has Odalı veya 1635 yılında bu padişah tarafından ihdas edilen Seferli Odası’ndan olabileceği kanaatini verir. “Hemdemî” mahlasını bu musâhipliği sırasında almış olması kuvvetle muhtemeldir. IV. Murad’ın vefatından sonra Sultan İbrâhim ve IV. Mehmed’in saltanat dönemlerinde de sarayda kaldığı anlaşılan Solakzâde, tarihini IV. Mehmed dönemi has odabaşılarından Hasan Ağa’nın teşvikiyle yazdı. İstanbul’da vefat eden Solakzâde Mehmed, Silivrikapı’dan Seyyid Nizam Dergâhı’na giden caddenin sağında bir köşeye defnedildi. Mezar taşı bugün mevcut değildir. Kaynaklarda şiir, inşâ ve mûsikide mâhir, rindmeşrep, nüktedan ve geniş tarih bilgisine sahip biri olarak nitelenir. Çağdaşı olan bir başka Solakzâde ile karıştırılmıyorsa nakkaşlık yönünden de söz edilir.

Eserleri. 1. Târih. Daha ziyade Târîh-i Solakzâde (Solakzâde Târihi) olarak anılan eser muhtasar ve popüler nitelikte bir Osmanlı tarihidir. Telif sebebi olarak müellif küçüklüğünden beri tarih kitaplarına düşkün olduğunu, özellikle dönemin padişahı IV. Mehmed devri olaylarının içinde yer aldığını, bunları yazmak istediğini, fakat bir türlü fırsat bulamadığını belirttikten sonra eserini defalarca ihsanlarına mazhar olduğu Has Odabaşı Hasan Ağa’nın teşvikiyle kaleme almaya başladığını belirtir. Çağdaşı Güftî’ye göre padişah tarafından Hoca Sâdeddin Efendi’nin tarihini icmal etmesi istenmiş, o da bu emri yerine getirmiştir. Nitekim, “Umarım Hazret-i Hak’tan ki bu takrîr ü beyan / Ola makbûl-i hümâyûn-ı şehinşâh-ı cihan” beytinden eserini bu padişaha sunmuş olabileceği düşünülebilir. Kitap, devletin kuruluşundan başlar ve 1067 (1657) yılına kadar gelir (TSMK, III. Ahmed, nr. 3078). Ancak bazı yazmalarının 1053, bazılarının 1054 (1644) yılına kadar gelen olayları ihtiva etmesi eserin birkaç telif merhalesi geçirmiş olmasıyla izah edilebilir. Kitabın yurt içinde ve yurt dışında birçok yazma nüshası vardır. Viyana Millî Kütüphanesi’ndeki nüsha Hammer’in koleksiyonundan intikal etmiştir. Müellif tarihini yazarken Molla Hamza’nın tarihinden, “tarihçilerin şeyhi” olarak nitelediği Âşıkpaşazâde’nin Tevârîh-i Âl-i Osmân’ından, Rûhî Çelebi ve Neşrî’nin tarihlerinden, İdrîs-i Bitlisî’nin Heşt Behişt’inden, Şerefeddin Ali Yezdî ile Hâtifî’nin Timurnâme’lerinden, Celâlzâde Mustafa Çelebi’nin Tabakātü’l-memâlik’inden, Mecdî’nin eş-Şeḳāʾiḳu’n-nuʿmâniyye tercümesinden, Âlî Mustafa Efendi’nin Künhü’l-ahbâr’ından, Hasanbeyzâde Ahmed Paşa’nın ve Peçuylu İbrâhim Efendi’nin tarihlerinden nakillerde bulunduğunu belirtir. Ancak Kanûnî Sultan Süleyman dönemine kadar olan kısımda adını vermediği Hoca Sâdeddin Efendi’nin Tâcü’t-tevârîh’inden geniş ölçüde yararlanmıştır. Bu yararlanma şekli Hasanbeyzâde’nin yaptığı Tâcü’t-tevârîh telhisiyle önemli ölçüde örtüşür. Solakzâde, bu eserden aktarmalar yaparken yer yer mukayeselerle en doğruyu bulmaya çalıştığı intibaını vermekteyse de iktibasları bazan bilgi yanlışlığına ve çelişkiye yol açmıştır. Meselâ Ertuğrul Gazi’ye izâfe ettiği meşhur rüya hadisesini Rûhî Çelebi’nin tarihinden naklettiğini belirtirken (Solakzâde Tarihi, sadeleştiren: Vahid Çabuk, I, 13) yanılır; zira kaynağında rüyanın sahibi Osman Gazi’dir (Rûhî Târîhi, s. 380). Timur-Bayezid savaşını Şerefeddin Ali Yezdî ile Hâtifî’nin Timurnâme’lerinden, Ahmedî’nin kardeşi Molla Hamza’nın tarihinden ve Câmiu’l-meknûnât’tan naklettiğini söyleyip Yezdî’nin aşırı abartılara kaçtığını ifade ederek güya orta yolu bulmaya çalıştığını söyler, fakat bunlar aynen Tâcü’t-tevârîh’teki ifadelerdir. Fetret devrini Âşıkpaşazâde, Neşrî ve Âlî’nin tarihlerinden aktardığını kaydeden Solakzâde, Çelebi Mehmed döneminde Karamanoğulları ile yapılan savaşı anlatırken bu hususta İdrîs-i Bitlisî’nin naklini beğenmez ve eserine almaz. Yer yer Neşrî ile İdrîs’in tarihlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirir görünür. Aslında bütün bu mukayeseler yine Tâcü’t-tevârîh’te yapılmıştır. Büyük bir ihtimalle bu bilgileri Tâcü’t-tevârîh’in asıl nüshasından değil Hasanbeyzâde’nin telhisinden nakletmiştir. Nitekim Kanûnî Sultan Süleyman dönemi ve sonrasının da ana kaynağı yine Hasanbeyzâde’dir. Kanûnî Sultan Süleyman’ın 1529 Viyana seferiyle Makbul İbrâhim Paşa’nın katli hadisesini olayların çağdaşı olan Celâlzâde Mustafa’nın Tabakātü’l-memâlik’inden aktardığını belirtmesi de tam olarak doğru değildir. II. Selim’den itibaren yine önemli ölçüde Hasanbeyzâde’nin eserinden nakillerde bulunur ve sadece 1526’da Budin Kalesi’nin fethini anlattığı kısımda bu kaynağının adını verir. Kanûnî Sultan Süleyman devri sonlarında vuku bulan Şehzade Selim ile Bayezid arasındaki savaş için Peçuylu İbrâhim’in tarihini kaynak gösterir. Bizzat şahit olduğu son otuz beş yıllık hadiseleri ise kendi topladığı kaynaklara ve gözlemlerine dayanarak kaleme aldığı belirtilmekle birlikte bu kısımların da orijinal olmadığı ortaya çıkmıştır. Dili, üslûbu, ifadesi sade ve açık olan, Hammer tarafından en iyi muhtasar Osmanlı tarihi diye nitelenen Solakzâde Târihi, birkaç kaynağın aynen iktibasından oluşmuş bir görüntü arzetmesine rağmen çok okunmuş, yazılmış ve erken sayılabilecek tarihlerde basılmıştır. Yıldırım Bayezid devrine kadar gelen kısmı Târîh-i Âl-i Osmân bi-Solakzâde adıyla taş baskısı olarak yayımlanan eserin (İstanbul 1271) Sultan İbrâhim dönemi ortalarına, 1053 (1643) yılına kadar gelen bölümünün neşri Solakzâde Târihi adıyla yapılmıştır (İstanbul 1297). Ayrıca sadeleştirilmiş yeni bir baskısı daha vardır. Burada Solakzâde Târihi’nin Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki (III. Ahmed) yazma nüsha esas alınarak sadeleştirildiği ifade edilmekle birlikte bu ancak matbu nüshanın sona erdiği kısımdan sonrası için geçerlidir ve ilmî amaçlı kullanımı problemlidir (Solakzâde Tarihi, sadeleştiren: Vahid Çabuk, I-II, Ankara 1989). 2. Fihrist-i Şâhân. Kaside şeklinde yazılmış doksan iki beyitlik popüler bir manzumedir. Solakzâde, eserinin baş kısmında herkesin kolayca hatırında kalması için eserini manzum yazdığını ifade eder. Osman Gazi’den IV. Mehmed’e kadar on dokuz padişahın tahta çıkış tarihleri, saltanat süreleri ve dönemlerinin önemli olaylarının birkaç beyitle verildiği eser IV. Mehmed’e takdim edilmiştir. Belli başlıları Üsküdarlı Sırrı, Münif Paşa, üçü de Diyarbekirli olan Said Paşa, Lebîb Efendi ve Derviş Mülhem Efendi, Nazîrâ İbrâhim Efendi, Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi ile Ziyâ Paşa tarafından olmak üzere Fihrist-i Şâhân’a birçok zeyil yapılmış ve eser Sultan Abdülaziz dönemine kadar getirilmiştir. Günümüze birçok yazması ulaşan Fihrist-i Şâhân’ın Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüshasında (Nâfiz Paşa, nr. 1183) Sultan Abdülaziz’e kadar Osmanlı padişahlarının renkli resimleri de vardır. Eserin önce taş baskısı yapılmış, ardından dîbâce kabilinden Solakzâde Târihi’nin (İstanbul 1297) başında yayımlanmış, Reşid Efendi ve Müstakimzâde tarafından yapılan zeyilleriyle birlikte Hüseyin Ayvansarâyî’nin Mecmûa-i Tevârîh’inin başına konmuştur (s. 2-13). Eser, Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüsha (Hüsrev Paşa, nr. 327) esas alınıp sekiz yazması ile karşılaştırılarak sonuna eklenen Rüşdîzâde Reşid Hasan Efendi ve Ziyâ Paşa’nın zeyilleriyle birlikte “Osmanlı Padişahlarının Manzum Tarihçesi: Fihrist-i Şâhân” adıyla Vahid Çabuk tarafından yayımlanmıştır (TKA, XV/1-2 [Ankara 1976], s. 203-226). Son neşirlerini de yine bazı zeyilleriyle birlikte Orhan Kurtoğlu (“Solakzâde Mehmed Hemdemî’nin Fihrist-i Şâhânı’na İki Zeyl”, Diriözler Armağanı, Ankara 2003, s. 317-320) ve İdris Kadıoğlu (“Solakzâde Mehmed Hemdemî Çelebi’nin Fihrist-i Şâhân-ı ve Diyarbakırlı Şairler Lebîb ve Mülhem Efendi’nin Zeyilleri”, İlmî Araştırmalar, XVII [İstanbul 2004], s. 115-131) yapmıştır. Zeyillerinden Reşid Efendi ile Ziyâ Paşa’ya ait olanlar daha mufassaldır. Solakzâde’nin şiirlerinin toplandığı mürettep bir divanının bulunduğundan söz edilirse de günümüze sadece birkaç şiiri intikal etmiştir.

Solakzâde, aynı zamanda bestelediği sözlü eserler ve özellikle saz eserleriyle tanınan bir mûsikişinastır. Mıskāl veya mûsikār adı verilen nefesli çalgının iyi bir icracısı olması sebebiyle Mıskālî diye anılmış, çağdaşı Ali Güftî onu bu aletin mûcidi olarak nitelemiştir (Güftî ve Teşrîfâtü’ş-şuarâsı, s. 243). Solakzâde’nin toplam yirmi dokuz adet peşrev ve saz semâisi tesbit edilmiştir. Bu eserlerin notası Ali Ufkî’nin Mecmûa-i Sâz ü Söz’ünde on bir peşrev ve üç semâi, Nâyî Osman Dede’nin Kitâb-ı Edvâr’ında beş peşrev ve iki semâi (Popescu-Judetz, s. 38-39), Mustafa Kevserî’nin Mecmûa’sında on üç peşrev ve Kantemiroğlu’nun Edvâr’ında on beş peşrev ve bir semâi olarak mevcuttur. Kantemiroğlu ayrıca notası bulunmayan altı peşrevinin ismini vermektedir. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Repertuvarı’nda bu eserlerden sadece dört tanesi kayıtlıdır. Öztuna Solakzâde’nin saz eserlerinin sayısını otuz üç olarak vermektedir (BTMA, II, 307). Bu eserlerden bazılarının mehter takımı tarafından çalındığı bilinmektedir. Çeşitli el yazması güfte mecmualarında onun sözlü eserlerine rastlanıyorsa da bunlardan hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Mecmûa, İÜ Ktp., TY, nr. 424, vr. 97b-100a; nr. 966, vr. 1b; nr. 3608, vr. 30b; nr. 3866, vr. 83a, 320b; nr. 5640, vr. 80a; Rûhî Târîhi (TTK Belgeler, XIV/18 [1992] içinde, tıpkıbasımı ile birlikte nşr. Yaşar Yücel - Halil Erdoğan Cengiz), s. 380; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, İstanbul 1279-80, I, 298, 331-332; II, 40; Güftî ve Teşrîfâtü’ş-şuarâsı (haz. Kâşif Yılmaz), Ankara 2001, s. 243-244; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, 509, 636; Kantemiroğlu, Kitâbü İlmi’l-mûsîkî alâ vechi’l-hurûfât: Musikîyi Harflerle Tesbît ve İcrâ İlminin Kitabı (haz. Yalçın Tura), İstanbul 2001, I, giriş kısmı, s. XXXV, XXXVII, LI, LVII; metin kısmı, s. 189-191, 193, 195, 197, 200-201, 203-205, 215, 217, 219, 221, 223, 225, 227; II, giriş kısmı, s. XXIII; metin kısmı, tür.yer.; Mustafa Safâyî Efendi, Tezkire (haz. Pervin Çapan), Ankara 2005, s. 713-714; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, III, 718; Hüseyin Ayvansarâyî, Mecmûa-i Tevârih (haz. Fahri Ç. Derin – Vahid Çabuk), İstanbul 1985, s. 2 vd.; Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, Mecelletü’n-niṣâb, Süleymaniye Ktp., Hâlet Efendi, nr. 628 (tıpkıbasım, Ankara 2000), vr. 441b; Karslızâde Cemâleddin Mehmed, Osmanlı Târih ve Müverrihleri: Âyîne-i Zurefâ, İstanbul 1314, s. 35-36; Hammer (Atâ Bey), I, 32; Sicill-i Osmânî, IV, 171; Osmanlı Müellifleri, III, 80-81; Îżâḥu’l-meknûn, I, 216; Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 287; Suphi Ezgi, Nazarî-Amelî Türk Musikisi, İstanbul 1935, II, 65-66; TCYK, s. 261-264; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/2, s. 498, 569; Karatay, Türkçe Yazmalar, I, 255-256, 315-316; II, 355, 356; Haydar Sanal, Mehter Musikisi, İstanbul 1964, s. 159-160; Kip, TSM Saz Eserleri, s. 43, 49, 53, 55; Babinger (Üçok), s. 192, 223-224; a.mlf., “Ṣolaḳzāde”, EI (Fr.), IV, 503; E. Popescu-Judetz, Türk Musıki Kültürünün Anlamları (trc. Bülent Aksoy), İstanbul 1996, s. 38-39; a.mlf., XVIII. Yüzyıl Musıki Yazmalarından Kevserî Mecmuası Üstüne Karşılaştırmalı Bir İnceleme (trc. Bülent Aksoy), İstanbul 1998, tür.yer.; Avni Erdemir, Anadolu Sahası Musikişinas Divan Şairleri, Ankara 1999, s. 213-215; Hasanbeyzâde Ahmed, Târih (haz. Şevki Nezihi Aykut), Ankara 2004, Giriş, I, s. CLVIII vd., CCCLXXXVII vd.; Ali Ufkî Bey, Hâzâ Mecmûa-i Sâz ü Söz (haz. M. Hakan Cevher), İzmir 2003, s. 340-341, 443, 459-460, 462, 467-468, 476-477, 508, 531, 550-551, 665-666, 836-838, 848-849, 850-851; Orhan F. Köprülü, “Hasan-Beyzâde”, İA, V/1, s. 336-337; M. Kemal Özergin, “Solakzâde”, a.e., X, 748-750; Christine Woodhead, “Ṣolaḳzāde”, EI2 (Fr.), IX, 743-744; Öztuna, BTMA, II, 306-308; “Fihrist-i Şâhân”, TDEA, III, 227; “Hemdemî Mehmed Çelebi”, a.e., IV, 207.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 370-372 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.