SÛBEDAR

صوبه دار
Müellif:
SÛBEDAR
Müellif: S. HALUK KORTEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/subedar
S. HALUK KORTEL, "SÛBEDAR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/subedar (20.01.2020).
Kopyalama metni
Bâbürlüler’de şıkk, ḫitta gibi kelimelerle ifade edilen eyaletlere Ekber Şah döneminden itibaren Arapça’da “toprak” veya “buğday yığını” anlamına gelen sûbe adı verilmiştir. Merkeziyetçi bir politika takip eden Ekber Şah, taşra idaresinde köklü değişiklik yaparak geniş yetkilere ve malî imkânlara sahip olan iktâdarların yerine yetki ve sorumlulukları sınırlı sûbedarları (sipehsâlâr) geçirmiştir. 988’de (1580) Hindistan’ın Bâbürlüler’in hâkimiyeti altındaki toprakları on iki sûbeye ayrılmış ve bunlara merkezden birer sûbedar tayin edilmiştir. Sonraki yüzyıllarda sûbe sayısı yirmiye kadar çıkmış ve buralara yeni sûbedarlar gönderilmiştir.

Sûbedar doğrudan doğruya hükümdara bağlı, maaşlı bir devlet memuru statüsündeydi. Yeni tayin edilen sûbedara vezir tarafından bir tayin beratı verilirdi. Sûbedarlar, genellikle şehzadeler ve büyük devlet memuriyetlerinde bulunan yetenekli kişiler arasından seçilirdi. Nitekim Ekber Şah oğullarından Cihangir’i Bengal ve Orissa eyaletlerine sûbedar olarak göndermiştir. Evrengzîb’in oğullarından Muhammed Muazzam (I. Bahadır Şah) 1696 yılında Agra ve Kâbil’de sûbedarlık yapmış, I. Bahadır Şah’ın oğullarından Azîmüşşan da Bengal ve Bihâr sûbedarlığında bulunmuştur (1124/1712). Evrengzîb devrinin tanınmış emîrlerinden Kılıç Han’ın oğullarından Şehâbeddin, Berâr eyaleti sûbedarlığı yaptıktan sonra Bahadır Şah döneminde Gucerât sûbedarlığına tayin edilmiştir. Oğlu Mîr Kamerüddin (Nizâmülmülk Âsafcâh) ise Evrengzîb öldüğünde Bîcâpûr sûbedarı idi. Zayıf karakterli, sefahat ve eğlenceye düşkün hükümdarların dönemlerinde idarî kabiliyeti olmayan kişilerin de sûbedarlık yaptıkları görülmektedir. Cihandar Şah’ın, gözdesi olan Hintli bir kadının kardeşlerinden birini Mültan sûbedarlığına tayin etmesi buna bir örnektir.

Hükümdarın eyaletteki vekili olarak görülen sûbedar hem askerî hem idarî yetkilere sahipti. Askerî yetkileri sebebiyle sûbedarların seferle görevlendirildikleri de olurdu. Ekber Şah, Mâlvâ Sûbedarı Hân-ı Âzam’ı Nizamşâhîler’in elindeki Berâr’ı almakla görevlendirmiş (1586), Şah Cihan döneminde Keşmir Sûbedarı Zafer Han, Tibet’e başarılı bir sefer düzenlemiştir (1637). Eyalet genelinde güvenliği sağlamak, isyankâr zemindarları cezalandırmak, adalet işlerini denetlemek, haksızlığa engel olmak, askerleri eğitmek, tarım arazilerini genişletmek, köylü ve çiftçiyi korumak, bayındırlık çalışmaları yapmak, vergi tahsildarlarını denetlemek sûbedarın başlıca görevlerindendi. Ekber Şah dönemi müelliflerinden Ebü’l-Fazl el-Allâmî, Âyîn-i Ekberî’sinde bir sûbedarda bulunması gereken özellikleri ayrıntılı biçimde açıklamaktadır. Buna göre sûbedar âdil ve ileri görüşlü olmalı, harcamaları gelirini aşmamalı, rüşvete, dalkavukluğa göz yummamalı, kimsenin dinî inancına ve mezhebine müdahale etmemelidir.

Sûbedar eyaletinde olup biteni ayda iki defa merkeze bildirmekle yükümlüydü. Bu işi “mutasaddî” adı verilen memurlar aracılığıyla yapmaktaydı. Sûbedarın bir de yardımcısı (nâib) bulunurdu. Sûbedara yardımcı olan başka memurlar da vardı. Bunlardan fevcdâr (sûbenin alt birimi serkârlarda görev yapan askerî idareci), kûtvâl (şehirlerdeki polis teşkilâtının başı), mîr-i bahr (nehir ve deniz gemilerinin sorumlusu), mîr-i adl (emîr-i dâda benzer şekilde suçluları mahkemeye çıkaran ve cezalarının infazını sağlayan görevli), kadı, sadr (din işleri ve vakıflardan sorumlu memur), kānûngû (vergi koyan görevli), kürûrî (âmil) ve petvari (köy muhasebecisi) idi.

Eyaletin malî işlerinin merkezdeki divana doğrudan bağlı olan memur (divan) tarafından yürütülmesi, orduyla ilgili işlerin ve istihbarat ağının doğrudan merkezdeki mîrbahşîye bağlı bahşî tarafından idare edilmesi, ayrıca bağımsız çalışan bir haber alma memuru olan vak‘anüvisin varlığı sûbedarın yetkilerini sınırlamakta ve merkeze baş kaldıracak derecede güçlenmesinin önüne geçmekteydi. Bu daireler birbirinden bağımsız hareket ederdi. Malî işlerde sûbedarın divana, idarî işlerde ise divanın sûbedara karışma yetkisi yoktu. Meselâ Bengal Sûbedarı Şehzade Azîmüşşan, eyalet vergi sorumlusu Mürşid Kulı Han’dan halktan uygunsuz yollarla para toplamasına göz yummasını istemiş, Kulı Han onun bu tutumunu Bahadır Şah’a şikâyet etmiş, hükümdar sûbedarı suçlu bulmuştu. Ancak bu yeni yönetim biçiminin öngördüğü sıkı denetim ve iktâların eyalet idarecilerinin elinden alınarak onlara hizmetlerinin karşılığı olarak maaş verilmesi, daha Ekber Şah zamanında bazı sûbedarların isyan etmesinin sebeplerinden biri olmuştur.

Bâbürlü hükümdarları taşrada isyanlara engel olmak ve güvenliği sağlamak amacıyla XVIII. yüzyıla kadar güçlü mahallî ailelerin mensuplarını sûbedar tayin etmemeye dikkat etmişlerdir. Cihangir zamanında (1605-1627) sûbedarların idam cezası verme, saraydaki törenlere katılma gibi imtiyazları ellerinden alınmış, ancak yetkilerinin kısıtlanması yoluna asıl Evrengzîb döneminde (1658-1707) gidilmiştir. Hindistan’da yerli bir ordunun kurulmasından itibaren bir sepoy bölüğünün Hindu kumandanına veya düzenli bir atlı birliğinin idarecisine de sûbedar unvanı verilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Abül-Fazl Allâmî, The Âʾîn-i Akbarî (trc. H. Blochmann), Delhi 1989, I, 252; II, 95-97; ayrıca bk. tür.yer.; Yusuf Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi, Ankara 1947, II, 159-160, 457-462; P. Saran, The Provincial Government of the Mughals, Bombay 1973, tür.yer.; M. A. Nayeem, Mughal Administration of Deccan under Nizamul Mulk Asaf Jah, Bombay 1985, s. 24 vd.; M. Athar Ali, The Apparatus of Empire: Awards of Ranks, Offices and Titles to the Mughal Nobility 1574-1658, Delhi-New York 1985, s. XXI-XXIII, XXVI; a.mlf., “Ṣūba”, EI2 (İng.), IX, 738; a.mlf., “Ṣūbadār”, a.e., IX, 738-739; T. W. Haig, “Sûbadâr”, İA, X, 766-767.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 448-449 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.