TANCA - TDV İslâm Ansiklopedisi

TANCA

طنجة
Müellif:
TANCA
Müellif: NADİR ÖZKUYUMCU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/tanca
NADİR ÖZKUYUMCU, "TANCA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tanca (24.09.2020).
Kopyalama metni
Cebelitârık Boğazı’nın sona erip Atlas Okyanusu’nun başladığı nokta olan Spartel Burnu’nun 10 km. kadar doğusunda stratejik öneme sahip bir mevkide bulunan Tanca’nın (Fr. Tanger, İng. Tangier) Fenikeliler tarafından milâttan önce 814 yılında kurulduğu ve Fenikeliler’in ticaret merkezlerinden olduğu bilinmektedir. Daha sonra Kartaca ve Roma hâkimiyetinde kaldı; V. yüzyılda İspanya’dan sürülen Vandallar’ın, VI. yüzyılda Bizanslılar’ın eline geçti. İslâm öncesi dönemde Tinga (Tingis, Tinjis) adını taşıyan ve Sebte’de (Ceuta) oturan Bizans Valisi Julianos tarafından yönetilen şehri Emevîler devrinde İfrîkıye Valisi Ukbe b. Nâfi‘ barış yoluyla fethetti (62/681-82). Berberî isyanları ve Ukbe’nin bir yıl sonra isyancılar tarafından öldürülmesinin ardından birkaç defa el değiştirdi. İfrîkıye ve Mağrib Valisi Mûsâ b. Nusayr, Tanca’yı 89 (708) yılında tekrar ele geçirdi. Mûsâ, Mağrib-i Aksâ’da Sûsüednâ bölgesinin idarî ve askerî merkezi olan Tanca şehrinin valiliğine âzatlı kölesi Târık b. Ziyâd’ı getirdi. Onun emrine 17.000 Arap, 12.000 Berberî askeri verdi, ayrıca yanında Berberîler’e Kur’an ve dinî meseleleri öğretmek üzere din âlimleri bıraktı. Bölgenin idarî merkezi ve Mûsâ b. Nusayr’ın ordularının Atlas Okyanusu ile Cebelitârık sahillerinin temas sahasındaki ilk askerî üssü olan Tanca Kuzey Afrika, Endülüs ve Batı Akdeniz tarihinde önemli rol oynadı. İlk yıllarda şehir bölgede İslâmî tebliğ ve eğitimin merkezi haline getirildi ve özellikle Endülüs fethini gerçekleştirecek birliklerin toplanma noktası oldu. Nitekim Tanca Limanı’na Endülüs’e gidecek askerleri taşımak için altmış geminin demirlediği bildirilmektedir. Endülüs fetihleri esnasında şehir Mûsâ’nın büyük oğlu Abdülazîz tarafından yönetildi.

Mûsâ b. Nusayr’dan sonraki Kuzey Afrika valilerinin kavmiyetçi politika izlemeleri yüzünden Tanca, Hâricîliği benimseyen Berberîler’in çıkardığı isyanlara sahne oldu. Ezârika ve İbâzî Hâricîleri’nin başlattığı bir isyanda Tanca haraç âmili Ömer b. Abdullah el-Murâdî öldürüldü (122/740). Tanca’ya giren Hâricî lideri Meysere el-Medgarî burada halifeliğini ilân etti. Ardından isyancılar Sûs Valisi İsmâil b. Ubeydullah’ı öldürdüler. Meysere’nin yenildiği bir savaştan sonra taraftarlarınca öldürülmesi üzerine Hâlid b. Humeyd ez-Zenâtî’ye biat eden Hâricîler, Tanca’yı geri almak için Kuzey Afrika’ya geçen Endülüs valisini Vâdîşelif (Qued Chélif) mevkiinde ağır bir yenilgiye uğrattılar (123/740). Tanca isyanı bütün Kuzey Afrika’da, hatta Endülüs’te yankı buldu.

Tanca IX. yüzyılın başlarında İdrîsîler’in eline geçti. Endülüs Emevî Hükümdarı III. Abdurrahman 314’te (926) Tanca ve Melîle’yi (Melilla) kendi topraklarına kattı. Ancak İdrîsîler, Humeyd b. Yesâl kumandasındaki Fâtımî ordusunun yardımıyla Tanca dahil atalarına ait toprakların büyük bir bölümünü geri aldılar. Fâtımîler’e tâbi olarak hüküm süren Kāsım Kennûn’un vefatının ardından (337/948) tahta çıkan oğlu Ebü’l-Ayş Ahmed, Fâtımîler’den ayrılıp Endülüs Emevî Halifesi III. Abdurrahman’a itaat ettiğini açıklamakla beraber Tanca’yı ona vermedi. Bunun üzerine Endülüs Emevî kuvvetleri Tanca’yı zaptetti. 470’te (1077-78) Tanca’yı ele geçiren Murâbıt Hükümdarı Yûsuf b. Tâşfîn, şehrin limanını Endülüs’te Kastilya kralına karşı kazandığı Zellâka (Sagrajas) Savaşı için geçiş noktası olarak kullandı. Murâbıtlar’ın yıkılışından sonra Muvahhidler’in eline geçen Tanca (542/1147) özellikle gemi yapımı ve Endülüs’e asker sevkindeki önemini korudu. Şehrin limanı genişletildi, ticaret ve sanayi gelişti. Aynı zamanda önemli bir ilim merkezi olan Tanca, Muvahhidler’in yıkılışı esnasında Ebü’l-Haccâc Yûsuf b. Muhammed el-Hemdânî’nin eline geçti. Daha sonra Merînî Sultanı Ebû Yûsuf Ya‘kūb el-Mansûr üç aylık bir kuşatmanın ardından şehri zaptetti (672/1273-74). Tanca, Merînîler’in son yıllarında Portekiz saldırılarına mâruz kaldı.

1415’te Sebte’yi ele geçiren Portekizliler, 1437, 1458 ve 1464 yıllarında düzenledikleri saldırılarda alamadıkları Tanca’yı 28 Ağustos 1471’de işgal ettiler. Portekiz yönetimi, müslüman halkın büyük kısmının ayrıldığı şehri daha ziyade boğazın kontrolünü sağlayan askerî bir liman olarak kullandı. Bu arada Tanca Ulucamii kiliseye çevrilirken önemli yapıların bazıları yıkıldı ve onların yerine kiliseler ve Portekiz tarzı sivil ve askerî binalar yapıldı. Büyük ölçüde değişikliğe uğrayan Tanca, Portekiz İspanya tacı ile birleştirilince sözde İspanya’ya geçti (1581-1640). Portekiz’in İspanya’dan bağımsızlığını ilân etmesinin ardından 1640’ta yeniden Portekiz’e bağlandı. İşgal altında olması dolayısıyla Endülüs’ten gelen müslüman muhacirlerin iltifat etmediği Tanca aynı dönemde Endülüs yahudilerinin yoğun göçüne sahne oldu. 1640-1661 yılları arasında Portekiz yönetiminde kalan Tanca, 1661’de İngiltere Kralı II. Charles’in Braganza prensesiyle evliliği sonucu çeyiz olarak İngiltere’ye intikal etti. Portekiz garnizonu ülkesine dönerken bir İngiliz birliği oraya yerleşti. Şehrin surlarını tamir ettiren İngiliz yönetimi on sekiz hisar yaptırarak tahkimatı güçlendirdi.

Bölge olaylarının kilit noktasında olan ve bölgedeki direniş güçleri tarafından sürekli saldırılara uğrayan Tanca, Fas Filâlî Sultanı Mevlây İsmâil döneminde yeniden müslümanların eline geçti (1095/1684). Şehri tahliye etmek zorunda kalan İngilizler buradan ayrılırken şehrin büyük limanını, önemli istihkamları, önceden mevcut olan veya kendi yaptıkları binaların çoğunu dinamitlerle tahrip ettiler. Tanca’nın fâtihi Ali b. Abdullah er-Rîfî şehirde önemli imar faaliyetleri gerçekleştirdi. Portekiz işgali sırasında camileri kiliseye çevrilmiş veya yıkılmış olan şehirde kiliseye çevrilen ulucami başta olmak üzere çok sayıda camiyi tamir veya inşa ettirdi. Dârülmahzen, dârüssultan, dârülhükm, beytülmâl ve kışla gibi resmî binalar yaptırdı. Limanı ve surları onarıp yeni burçlar inşa ettirerek savunmayı güçlendirdi. Mevlây İsmâil, Mağrib iç limanlarına girmelerini yasakladığı yabancı ülke temsilcilerinin Tıtvân (Tetuan) yerine Tanca’da ikametini kararlaştırdı. Böylece şehir XVIII. yüzyılın başlarında Fas’ın diplomatik merkezi haline geldi. Ancak giderek taht iddiacılarının sığınağı olan, 1828’de İngiliz ablukasına mâruz kalan Tanca 1844’te Fransız donanması tarafından tahrip ve işgal edildi. Aynı yıl içinde tahliye edilen ve güçlü Avrupa ülkeleri arasında rekabet konusu olan şehir Kara Afrikası pazarlarına açılan bir kapı durumundaydı. Vergi muafiyeti ve himaye hakkı başta olmak üzere yabancılara geniş imtiyazlar verildi. Mülk almalarına, bina yapmalarına ve okul açmalarına müsaade edildi.

1912’de anlaşmayla özel bir statü verilen Tanca, 1923’te büyük devletlerin temsil edildiği bir meclis tarafından yönetilen ülkelerarası bir bölge haline getirildi. II. Dünya Savaşı sırasında İspanya denetimine geçen şehir 1945’te tekrar ülkelerarası bölge ilân edildi. 1956’da Fas’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından Fas’a bağlandı. 1962’den itibaren kralın yazlık ikametgâhı olarak kullanılan Tanca günümüzde ülkenin önemli ticarî, sınaî ve ilmî merkezlerinden biridir. İki üniversite (Amerikan Üniversitesi, Kuzey Afrika Üniversitesi) bulunan Tanca’da dokumacılık ve balıkçılık gelişmiştir. Aynı zamanda bir turizm şehridir; uzunluğu 2 kilometreyi bulan surlarının içindeki eski kesimleri görmeye gelen turistler için önemli bir merkezdir. 2004’te 629.800 olan nüfusu 2009 itibariyle 700.000’i aşmış bulunmaktadır. Şehirde yetişen ve Tancî (günümüzde Tancâvî) nisbesini taşıyan meşhur kimselerin başında eski şehrin ortasında kabri bulunan ünlü seyyah İbn Battûta gelmektedir. 1996-1997 İbn Battûta yılı ilân edilmiş, İbn Battûta adına bir müze kurulmuştur (DİA, XIX, 363). 1953-1974 yılları arasında ülkemizin bazı üniversitelerinde İslâmî ilimler alanında dersler veren ve çok sayıda akademisyenin yetişmesine yardımcı olan Muhammed Tancî de Tanca asıllıdır.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Abdülhakem, Fütûḥu Mıṣr (Torrey), s. 199-205, 210, 217-218; Belâzürî, Fütûḥ (Rıdvân), s. 231-233; İbn Hurdâzbih, el-Mesâlik ve’l-memâlik, s. 88-89; Ebû Bekir el-Mâlikî, Riyâżü’n-nüfûs (nşr. Beşîr el-Bekkûş - Muhammed el-Arûsî el-Matvî), Beyrut 1403/1983, I, 46-47; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), IV, 49; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IV, 105-106, 108-110, 539-540; V, 185, 191-194; İbn İzârî, el-Beyânü’l-muġrib, I, 26-53; Hasan el-Vezzân, Vaṣfü İfrîḳıyye, I, 113-143, 313-315, 340, 344; Selâvî, el-İstiḳṣâ, II, 30-33; Hüseyin Mûnis, Fetḥu’l-ʿArab li’l-Maġrib, Kahire 1366/1947, s. 210-230; Seyyid Abdülazîz Sâlim, el-Maġribü’l-kebîr, Beyrut 1981, II, 230-240, 294, 300-305; Mûsâ Lekbâl, el-Maġribü’l-İslâmî, Cezayir 1981, s. 44-53; Abdülazîz es-Seâlibî, Târîḫu Şimâli İfrîḳıyâ (nşr. Ahmed b. Mîlâd - Muhammed İdrîs), Beyrut 1407/1987, s. 55-61; Nadir Özkuyumcu, Fethinden Emevîlerin Sonuna Kadar Mısır ve Kuzey Afrika: 18-132/639-750 (doktora tezi, 1993), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, tür.yer.; Azîze M. Ali Bedr, Ṭanca bevvâbetü İfrîḳıyâ, Kahire 1996-97; Muhammed el-Kādî, “Ṭanca cevheretü’l-bûġāz”, et-Tesâmuḥ, sy. 14, Maskat 1427/2006, s. 255-268; E. Lévi-Provençal, “Tanca”, İA, XI, 702-705; Mohamed el-Mansour, “Ṭandja”, EI2 (İng.), X, 183-185; A. Sait Aykut, “İbn Battûta”, DİA, XIX, 363; Semîh Zâzâ, “Ṭanca”, el-Mevsûʿatü’l-ʿArabiyye, Dımaşk 2001, XII, 615-616.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul'da basılan 39. cildinde, 560-562 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER