TAYYAR MEHMED PAŞA

TAYYAR MEHMED PAŞA
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/tayyar-mehmed-pasa
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "TAYYAR MEHMED PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tayyar-mehmed-pasa (22.01.2020).
Kopyalama metni
1034 (1625) yılında şehid olan eski Bağdat valilerinden Uçar Mustafa Paşa’nın oğludur. Lâdikli Yeni Bey sülâlesinden geldiği nakledilir (Yasar, I, 316). Bazı kaynaklarda Mustafa Paşaoğlu diye anılır. Babası Bağdat beylerbeyi iken kendisi Musul beyi idi (Şeyhî, I, 73). 1027’de (1618) Urfa sancağı beyliğine getirildi. II. Osman’ın Lehistan seferinde gösterdiği yararlıktan dolayı 1030’da (1621) Halep valiliğine tayin edildi. Ertesi yılın şevvalinde (Ağustos 1622) Sivas beylerbeyi oldu. O sıralarda Erzurum Beylerbeyi Abaza Paşa, II. Osman’ın kanını dava ederek ayaklanmış ve yeniçerileri katlederek topladığı sekbanlarla Sivas’ı işgal etmişti. Sivas’ı Abaza’dan kurtaran Tayyar Mehmed Paşa bu âsiden kaçanları da yanına aldı. Durumu öğrenen Abaza tekrar Sivas’a hareket etti. Tayyar Mehmed onu hediyelerle karşıladı ve kendisiyle birlikte olduğuna inandırdı. Tayyar Mehmed Paşa gibi ünlü ve başarılı biriyle ittifak etmesi Abaza Paşa’yı sevindirmişti. Sivas dışında konuşlanan Abaza Paşa’nın askerleri gündüzleri Sivas’a girip alışveriş yapıyorlardı. Ancak Tayyar Paşa her ihtimale karşı kaleye silâhlı adamlar yerleştirdi. Bir gece Abaza’nın ordugâhında Tayyar Paşa’nın gece baskını yapacağı sesleri yükselince Abaza ve adamları şehre hücuma kalkıştı. Tayyar Mehmed Paşa ortalığı yatıştırmak için tek başına Abaza’nın otağına gitti. Tatlı sözlerle onun şüphelerini giderdiyse de Abaza’nın bazı adamları Tayyar’ın hemen katledilmesini istedi. Ancak Abaza Paşa, Tayyar Paşa’yı zincire vurdurmakla yetindi ve onun, “Kötü niyetim olsaydı tek başıma sana gelir miydim? İttifak için geldim. Beni öldürürsen sana kim inanır?” sözleri üzerine de Abaza Paşa kendisini serbest bıraktı (Naîmâ, II, 544-545). Tayyar Mehmed Paşa, daha sonra Kayseri civarında yapılan savaşta Abaza’ya karşı hükümet kuvvetlerinin galip gelmesini sağladı (22 Zilkade 1033 / 5 Eylül 1624). Aynı yıl içinde Diyarbekir Beylerbeyi Serdar Hâfız Ahmed Paşa’nın Bağdat kuşatmasına katıldı ve serdar tarafından gurebâ bölükleriyle, Diyâle suyuna kadar gelen Safevî kumandanı Zeynel Han üzerine gönderildi.

1037 Saferinde (Ekim 1627) Şam beylerbeyiliğine tayin edildi. Ertesi yılın muharreminde (Eylül 1628) Abaza Paşa yerine Erzurum, 1041 Rebîülevvelinde (Ekim 1631) Diyarbekir eyaletlerine ve aynı yılın receb ayında (Şubat 1632) ikinci defa Erzurum valiliğine getirildi. Yine aynı yıl içinde Anadolu valiliğinden de söz edilir (Sicill-i Osmânî, III, 258). 1633 yılı sonlarında ikinci defa Diyarbekir valiliğine tayin edilen Tayyar Mehmed Paşa bu görevde iken Musul surlarını tahkim ettirdi (Naîmâ, II, 707). Safevîler’in Revan’ı işgal etmeleri üzerine Bitlis’e giderek orada asker toplamaya çalıştı (a.g.e., II, 829). Tabanıyassı Mehmed Paşa’nın yerine 1046 Ramazanında (Şubat 1637) sadrazamlığa getirilen Bayram Paşa, İstanbul’dan gelinceye kadar ona vekâlet eden Tayyar Mehmed Paşa, IV. Murad’ın bizzat katıldığı 1638 Bağdat seferine Diyarbekir beylerbeyi ve Musul muhafızı olarak katıldı. Sadrazam Bayram Paşa’nın sefer esnasında vefatı üzerine vezîriâzamlığa getirildi (16 Rebîülâhir 1048 / 27 Ağustos 1638), sadâret mührü kapıcılar kethüdâsı ile Musul’a gönderildi (a.g.e., II, 875). Bu tayinde padişah üzerinde etkili olan Rûznâmeci İbrâhim Efendi’nin önemli rolü olmuştur.

Tayyar Mehmed Paşa 5 Eylül’de Diyarbekir’de orduya iltihak etti ve 14 Kasım’da Bağdat önlerine gidip konak ve metris yerlerini inceledi. Toplanan savaş meclisinde kuşatmanın hemen başlatılmasına karar verildi. Sadrazam, kuşatmanın daha az muhkem olduğunu bildiği Akkapı tarafından yapılması teklifinde bulundu ve teklifi kabul edildi. Bağdat Kalesi’nin kara tarafı hemen tamamen kuşatılmıştı. Kalenin çöl tarafından muhasarası Safevîler’i şaşırtmıştı. Musul’dan gelen on takviye topunun beşi Tayyar Paşa koluna verildi. 10 Aralık’tan itibaren çok şiddetli savaşlar oldu. Bağdat’ın savunmasına Safevî kadınları bile Osmanlı askerleri üzerine kaynar sular dökerek, ziftli çaputlar atarak katıldı (Danişmend, III, 376). Kuşatmanın son günlerinde IV. Murad’ın yürüyüşe niçin geçilmediğini sert bir şekilde sorması üzerine sadrazam padişahtan sabretmesini talep etti, şehrin yakında fethedileceğini ve acele ile askeri kırdırmak istemediğini söyledi. Padişah tekrar öfkelenince de kulelere genel hücum emri verdi ve bazısını ele geçirdi. Elinde kılıçla kuşluk vakti serdengeçtilerin önünde kulelerde yürürken alnına veya boğazına isabet edip ensesinden çıkan kurşunla şehid oldu (16 Şâban 1048 / 23 Aralık 1638). Mezarı İmâm-ı Âzam Türbesi hazîresinde babası Uçar Mustafa Paşa’nın mezarının ayak ucundadır. Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi ölümüne, “Gülşen-i cennet ola menzil-gâh” mısraıyla tarih düşürmüştür (Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 81; Şeyhî, I, 73). Ertesi gün Bağdat Osmanlılar’ın eline geçti.

Dört aya yakın bir süre sadrazamlık yapan Tayyar Mehmed Paşa’nın ölümüne çok üzülen IV. Murad’ın, “Ah Tayyar! Bağdat gibi 100 kaleye değerdin. Allah taksiratını af ve cennette ruhunu nura garkeyleye!” dediği nakledilir (Naîmâ, II, 889). Kaynaklarda doğru düşünceli, tedbirli, edepli, dürüst, vakur ve kahraman biri olarak nitelenir. Tayyar lakabının askerî harekâtta hızlı hareketinden kinaye olduğu nakledilir (Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 80; Şeyhî, I, 73), ancak babasının da “Uçar” sıfatını kullanması, bu lakabın Araplar tarafından aynı anlamda “Tayyar” şeklinde ifade edilmiş olabileceğine yorulmuştur (Naîmâ, II, 542). Köprülü Mehmed Paşa’nın yetişmesinde emeği geçen Tayyar Mehmed Paşa’nın oğulları Mustafa, Ahmed ve Hüseyin paşalar da beylerbeyiliklerde bulunmuş devlet adamlarındandır (a.g.e., IV, 1564, 1820; Yasar, I, 316). Urfa’da Tayyar Mehmed Paşa Sarayı ile oğlunun adına Ahmed Paşa Sarayı vardır.

BİBLİYOGRAFYA :

Musul-Kerkük ile İlgili Arşiv Belgeleri: 1525-1919 (haz. İsmet Demir v.dğr.), Ankara 1993, s. 113, 114, 115; Topçular Kâtibi Abdülkadir (Kadrî) Efendi Târihi (haz. Ziya Yılmazer), Ankara 2003, II, 963, 969, 1021, 1046, 1048, 1087, 1098; Peçuylu İbrâhim, Târih, II, 446-450; Kâtib Çelebi, Fezleke (haz. Zeynep Aycibin, doktora tezi, 2007), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, III, 695-701, 712; Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, Zafernâme / Târihçe-i Feth-i Revân ve Bağdâd (haz. Nermin Yıldırım, yüksek lisans tezi, 2005), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 33, 37-42; Solakzâde Tarihi (s.nşr. Vahid Çabuk), İstanbul 1989, II, 548, 549; Evliya Çelebi, Seyâhatnâme (haz. Seyit Ali Kahraman), Ankara 2013, I, vr. 62a, 346a; IV, 336a-338b, 401a; P. Rycaut, The History of the Turkish Empire from the Year 1623 to the Year 1677, London 1687, s. 43-44; Naîmâ, Târih (haz. Mehmet İpşirli), Ankara 2007, II, tür.yer.; IV, 1564, 1820; Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 80-81; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, I, 73; Hammer (Atâ Bey), IX, 247, 252, 254-255; J. W. Zinkeisen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (trc. Nilüfer Epçeli), İstanbul 2011, IV, 116, 118; Sicill-i Osmânî, III, 258; Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Târihi (s.nşr. Ali Yılmaz – Mehmet Akkuş), (İstanbul 1327) Ankara 1986, I, 316; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 152, 178, 202; III/2, s. 386-387; Danişmend, Kronoloji2, III, 321, 331, 370, 374-377; V, 35; Kerim Yans, IV. Murad Devrinde Osmanlı-Safevi Münasebetleri (doktora tezi, 1977), İÜ Ed.Fak., s. 183-184, 185, 186-187, 189.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 592-593 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.