UBÂDE b. MÂÜSSEMÂ - TDV İslâm Ansiklopedisi
Sitemize erişimde kesintiler yaşanabilmektedir. Sorunun çözümü için çalışmalar devam etmektedir.

UBÂDE b. MÂÜSSEMÂ

عبادة بن ماء السماء
Müellif:
UBÂDE b. MÂÜSSEMÂ
Müellif: ZÜLFİKAR TÜCCAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.02.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ubade-b-maussema
ZÜLFİKAR TÜCCAR, "UBÂDE b. MÂÜSSEMÂ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ubade-b-maussema (28.02.2021).
Kopyalama metni

IV. (X.) yüzyılın ortalarında Mâleka (Malaga) veya Kurtuba’da (Córdoba) doğdu. İkinci Akabe Biatı’nda Resûlullah’ın seçtiği on iki nakibden biri olan Sa‘d b. Ubâde’nin soyundandır. En kadim atası olup aşırı cömertliğinden dolayı “Mâüssemâ” (gökten inen yağmur) lakabıyla anılan Âmir b. Hârise el-Ezdî’ye nisbetle İbn Mâüssemâ künyesiyle de tanınır. Arap dili ve edebiyatı âlimi Ebû Bekir ez-Zübeydî, Ebû Ali el-Kālî gibi şahsiyetlerin öğrencisi oldu. Zübeydî’nin bütün eserlerini kendisinden okudu ve onları okutma icâzeti aldı; onun vasıtasıyla Ebû Ali el-Kālî’nin eserlerini de rivayet etti. Bu rivayetler, Ubâde’nin öğrencisi Ebû Muhammed Gānim b. Velîd aracılığıyla İbn Hayr el-İşbîlî’ye kadar ulaştı (Abdülalî el-Vedgīrî, s. 394-395). Ubâde, şiirlerinde başta İbn Ebû Âmir el-Mansûr olmak üzere Kurtuba ve civarında hâkim olan Âmirî ve Hammûdî hânedanlarını övdü. Önemli şairler için “dîvânü’ş-şuarâ”yı oluşturan Mansûr kendisini çok beğenir, ona bol hediyeler verirdi. Bu sebeple derecesi yükseltilerek dîvânü’ş-şuarâya dahil edildi. Âmirîler’den Abdülmelik b. Mansûr el-Muzaffer’in veziri olan, fakih İbn Hazm’ın babası Ebû Ömer Ahmed b. Saîd için methiyeler, şair İbn Zeydûn’un babası Kadı Ebû Bekir İbn Zeydûn için mersiye kaleme aldı. Kāsım b. Hammûd, Ali b. Hammûd en-Nâsır, Yahyâ b. Ali b. Hammûd el-Mu‘telî gibi Hz. Ali neslinden gelen Hammûdî hânedanının ileri gelenlerine methiyeler yazan Ubâde, Şîa grupları ile Şîa imamları için de abartılı methiyeler nazmetti. Ancak bu şiirlerinde kendisinin Şiî akîdeyi benimsediğine dair herhangi bir işaret görülmemektedir. Daha sonra Kurtuba’da yirmi yıl sürecek olan karışıklıklar başladı ve yönetim Emevîler’in eline geçti (414/1024). Yahyâ b. Ali el-Hammûdî hilâfetten ayrılınca Mâleka’ya çekildi, Ubâde de onunla birlikte gitti. Yahyâ’ya ve ailesine methiyeler yazmaya devam eden Ubâde onlardan önemli miktarda maddî destek gördü. Fakat biriktirdiği bir miktar parasını kaybetti ve muhtemelen bunun doğurduğu üzüntü neticesinde Mâleka’da vefat etti.

Âmirîler döneminin en önemli şairi ve şiir sanatının üstadı (şeyhü’s-sınâa) kabul edilen Ubâde şiire yenilikler getirmiş, özellikle süslü şiir olarak bilinen müveşşahı geliştirmiş, bu şiir türünü ilk defa kendisi yazılı hale getirmiş, bilinen kalıplarını düzenlemiş ve türü klasik kasideden ayırmıştır. Günümüze ulaşan en eski müveşşah da ona aittir (a.g.e., s. 395; İhsan Abbas, II, 230-232; , XXXII, 229-231). Ubâde’den önce Mukaddem b. Muâfâ el-Kabrî, Muhammed b. Mahmûd el-Kabrî, İbn Abdürabbih ve Yûsuf b. Hârûn er-Remâdî’de müveşşah türü, eskiden beri mevcut olan çok vezinli ve kafiyeli musammat türünden farksız basit bir nitelikte bulunuyordu. Öte yandan Ubâde b. Mâüssemâ yalnız şair değil aynı zamanda bir edip ve tarihçi, güzel mûsiki icra eden, astroloji bilen, geniş hayal gücüne sahip bir şahsiyetti. Kaynaklarda Aḫbâru şuʿarâʾi’l-Endelüs adlı bir eserinden söz edilmekte, Makkarî bunun güzel bir kitap olduğunu belirtmektedir (Nefḥu’ṭ-ṭîb, III, 173). Kendisinden bahseden kaynaklarda şiirleri dağınık biçimde yer almaktadır. Güzel tasvirlere yer verdiği şiirlerinin başında tabiat, bulut, yağmur ve gök gürültüsü tasvirleri gelmektedir. Bir şiirinde 421 (1030) yılında Endülüs halkına çok zarar veren şiddetli soğuğu tasvir etmiştir. Ayrıca anılarından, Kurtuba’da geçirdiği gençlik günlerine ait hâtıralarından, güzeller elinden içtiği şaraptan söz etmektedir. Onun genç yaşta şarabı bıraktığı veya hiç içmediği halde sırf sanat için şarap ve mücûn (müstehcen) şiirleri yazdığı aksi takdirde kaybettiği o kadar altını biriktiremeyeceği ifade edilmektedir (Şevkī Dayf, VII, 310).


BİBLİYOGRAFYA

Ebü’l-Velîd İsmâil el-Himyerî, el-Bedîʿ fî faṣli’r-rebîʿ (nşr. H. Beiris), Rabat 1940, s. 19-20, 116, 137-138.

Humeydî, Ceẕvetü’l-muḳtebis (nşr. İbrâhim el-Ebyârî), Beyrut 1410/1989, II, 463-464.

, I/1, s. 468-489.

, II, 426.

Dabbî, Buġyetü’l-mültemis, Kahire 1967, s. 396-398.

, II, 149-153.

, I, 294, 484, 486; III, 173; IV, 23, 52-53, 109.

a.mlf., Ezhârü’r-riyâż (nşr. Mustafa es-Sekkā v.dğr.), Rabat 1398/1978, II, 253-254.

, IV, 447-450.

Abdülalî el-Vedgīrî, Ebû ʿAlî el-Ḳālî ve es̱eruhû fi’d-dirâsâti’l-luġaviyye ve’l-edebiyye bi’l-Endelüs, Rabat 1403/1983, s. 394-397.

İhsan Abbas, Târîḫu’l-edebi’l-Endelüsî, Beyrut 1985, I, 80, 88-89; II, 168-169, 229-232.

, VII, 308-310.

F. de la Granja, “Ibn Mâʾ al-Samāʾ”, , III, 855.

Mustafa Aydın, “Müveşşah”, , XXXII, 229-231.

İnâyetullah Fâtihî Nejâd, “İbn Mâʾü’s-semâ”, , IV, 547-548.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2012 yılında İstanbul’da basılan 42. cildinde, 13 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER