UBÂDE b. SÂMİT

عبادة بن الصامت
UBÂDE b. SÂMİT
Müellif: M. YAŞAR KANDEMİR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ubade-b-samit
M. YAŞAR KANDEMİR, "UBÂDE b. SÂMİT", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ubade-b-samit (20.07.2019).
Kopyalama metni
586’da Medine’de doğdu. Ensarın Hazrec koluna mensuptur. Aynı kabileden olan annesi Kurretülayn bint Ubâde müslüman olmuş ve Resûl-i Ekrem’e biat etmişti. Ubâde, peygamberliğin 12. yılında (621) on iki Medineli müslümanla birlikte Mekke’ye giderek Birinci Akabe Biatı’nda bulundu. Ertesi yıl yapılan İkinci Akabe Biatı’na da katıldı, orada seçilen on iki nakib arasında yer aldı. Medine’ye dönünce İslâmiyet’i yaymak için büyük gayret gösterdi. Yakın arkadaşı Kâ‘b b. Ucre’yi müslüman olmaya ikna edemeyince evine gidip onun putunu kırdı; Kâ‘b buna öfkelenmekle birlikte kısa bir süre sonra İslâmiyet’i kabul etti. Ubâde, Enes b. Mâlik’in teyzesi Ümmü Harâm bint Milhân ve Cemîle bint Ebû Sa‘saa ile evlendi. Her iki eşi de Resûlullah’a biat eden hanımlardandır. Hicretin ardından Resûl-i Ekrem, Ubâde ile muhacirlerden Ebû Mersed Kennâz b. Hasîn (Husayn) el-Ganevî’yi kardeş ilân etti. Ubâde, Hz. Peygamber’in emri üzerine Abdullah b. Saîd b. Âs ve Hafsa bint Ömer gibi sahâbîlerle beraber halka okuma yazma öğretti. Bedir, Uhud, Hendek gazveleriyle Hudeybiye Antlaşması’nda bulunduğu gibi Resûlullah’ın bütün gazvelerine iştirak etti. Mekke fethi sırasında ensar birliğinin kumandanlığını yaptı. Asr-ı saâdet’te Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezberleyen Medineli beş sahâbîden biri olan Ubâde, ashâb-ı Suffe’den Kur’an okumayı bilmeyenlere Kur’an öğretiyordu. Aynı zamanda Resûl-i Ekrem’in vahiy kâtiplerindendi. Hz. Peygamber’in onu zekât memuru olarak görevlendirdiği zaman kendisine, bir yanlışlık yaparak kıyamet gününde bağıran bir deveyi, böğüren bir ineği, meleyen bir koyunu omuzuna yüklenmiş halde Allah’ın huzuruna gelmemesi için dikkatli davranması yolunda tembihte bulunduğu rivayet edilmiştir (Humeydî, II, 397).

Hz. Ömer’in hilâfeti devrinde Dımaşk Emîri Yezîd b. Ebû Süfyân halifeye bir mektup yazarak Suriye halkına Kur’ân-ı Kerîm’i ve İslâm’ı öğretecek muallimlere ihtiyaçları olduğunu bildirdi ve bu amaçla üç kişi gönderilmesini istedi. Hz. Ömer de Ubâde b. Sâmit’i Muâz b. Cebel ve Ebü’d-Derdâ ile birlikte Suriye’ye yolladı. Halifenin tavsiyesi üzerine bunlardan her biri Humus’ta, Dımaşk’ta ve Filistin’de muallimlik yaptı. Ubâde aynı zamanda Kudüs’te kadılık yaptı. Suriye Valisi Muâviye b. Ebû Süfyân ile birlikte Bizans topraklarına gerçekleştirdikleri seferde Ubâde’nin fâiz saydığı ticarî bir meselede vali ile aralarında anlaşmazlık çıktı. Bu yüzden Ubâde seferin ardından Medine’ye döndü. Halife Ömer, Ubâde’ye kendisi gibi insanların bulunmadığı yerlerin hayırsız topraklar sayılacağını söyleyip onu Suriye’ye dönmeye ikna etti. Ayrıca Muâviye’ye yazdığı mektupta ihtilâf ettikleri konuda Ubâde’nin haklı olduğunu belirterek onun görüşünü uygulamasını istedi; kendisinin Ubâde üzerinde otorite kullanmaya kalkışmamasını tavsiye etti (İbn Mâce, “Sünnet”, 2). Daha sonra Muâviye ile aralarında başka anlaşmazlıklar da görülmüştür. Bir defasında Muâviye hutbede veba görülen yerden kaçmak gerektiğini söyleyince Ubâde ona itiraz etmiş, bu konuyu annesi Hind’in kendisinden daha iyi bileceğini söylemiş, Muâviye onu çağırarak yaptığı müdahalenin usulsüzlüğünü hatırlatınca Ubâde yapılan haksız tenkitlere aldırış etmemek üzere Resûlullah’a biat ettiğini bildirmiş, ardından Muâviye bir ikindi namazından sonra Ubâde’nin itirazında haklı olduğunu ve onun fıkhı kendisinden daha iyi bildiğini itiraf etmiştir (Taberânî, VIII, 133). Muâviye b. Ebû Süfyân ile Ubâde arasındaki anlaşmazlığın Hz. Osman devrinde de sürdüğü, Muâviye’nin Ubâde’yi Suriye halkını kendi aleyhine kışkırttığı iddiasıyla halifeye şikâyet ettiği, bunun üzerine Ubâde’nin Medine’ye döndüğü belirtilmektedir (Zehebî, II, 9).

Ubâde İslâm fetihlerine devam etti; daha sonra Humus’a vali tayin edildi. Bu görevde iken Lazkiye ve Cebele’yi ele geçirdi (17/638). Tartûs’un (Antartus) ve İskenderiye’nin fethinde kumandan olarak görev yaptı. Fethedilen yerlerin imarı için gayret gösterdi. 28 (648-49) yılındaki Kıbrıs seferine eşi Ümmü Harâm ile birlikte katıldı ve Ümmü Harâm orada şehid oldu. Hz. Ömer’in Mısır’ın fethiyle görevlendirdiği Amr b. Âs halifeden yardımcı kuvvetler isteyince halife ona her birinin kumandasında 1000 kişi olmak üzere Ubâde b. Sâmit, Zübeyr b. Avvâm, Mikdâd b. Esved ve Mesleme b. Muhalled ile 4000 kişilik bir kuvvet gönderdi (20/641); Amr b. Âs’a yazdığı mektupta ayrıca bu dört kumandandan her birinin 1000 kişiye bedel olduğunu kaydetti. O günlerde Mısır Valisi Mukavkıs’ın talebiyle Amr b. Âs’ın yolladığı on kişilik heyetin başkanlığını yapan Ubâde’nin heybetli görünüşü ve güzel konuşmasıyla Mukavkıs’ı etkilediği rivayet edilir (İbn Abdülhakem, s. 74).

Ubâde vefatından önce kölelerini, hizmetçilerini ve komşularını yanına çağırarak onlardan helâllik istedi. Oğlu Velîd’e Allah’a ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmasını vasiyet etti (Müsned, V, 317; Tirmizî, “Ḳader”, 17). Bu sırada, çevresinde bulunanlara bir hadisi yanlış anlaşılabileceği endişesiyle o güne kadar rivayet etmediğini, bu hadiste kelime-i şehâdet getiren kimsenin cehennemde ebedî kalmayacağının bildirildiğini söyledi (Müslim, “Îmân”, 47). Ubâde b. Sâmit 34 yıllında (654) Filistin’de vefat etti ve Remle’de defnedildi. Onun 45’te (665) öldüğü ileri sürülmüş, ayrıca Kıbrıs’ta, Dımaşk’ta yahut Medine’de vefat ettiği, kabrinin Beytülmakdis’te bulunduğu zikredilmiştir. 2 metreden uzun boyu, geniş omuzları ile heybetli bir şahsiyet, koyu esmer tenli, güzel giyinmeyi seven yakışıklı bir kişiydi. Zengin olduğu halde zâhidâne yaşamayı tercih eder, ihtiyaç sahiplerine ve özellikle muhacirlere ikramda bulunurdu.

Bedir ve Uhud’dan başka birçok gazveye katılan Evs b. Sâmit, Ubâde’nin kardeşidir. Kız kardeşleri Havle ve Ümâme de Resûl-i Ekrem’e biat eden kadınlardandır. Ubâde’nin Hz. Peygamber’den duyduğu pek çok hadisi kendisinden Ebû Ümâme, Enes b. Mâlik, Câbir b. Abdullah, Rifâa b. Râfi‘, Şürahbîl b. Hasene, Mahmûd b. Rebî‘ gibi sahâbîler; oğulları Velîd, Dâvûd ve Ubeydullah, torunları Yahyâ ve Ubâde b. Velîd ile Ebû Müslim el-Havlânî, Cübeyr b. Nüfeyr, Ebû İdrîs el-Havlânî, Atâ b. Yesâr gibi tâbiîler nakletmiştir. Zehebî, onun rivayet ettiği 181 hadisin Bakī b. Mahled’in el-Müsned’inde yer aldığını söylemektedir. Hem Buhârî hem Müslim’in el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’lerinde altı rivayetinin bulunduğu kaydedilmektedir. Ubâde’nin rivayetleri Kütüb-i Sitte dışında diğer hadis kitaplarında da yer almakta, Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde toplu halde bulunmaktadır (V, 313-330). İbn Ebû Cemre Abdullah b. Sa‘d Cemʿu’n-nihâye adlı eserine aldığı, Ubâde b. Sâmit’in rivayet ettiği biata dair bir hadisi Şerḥu ḥadîs̱i ʿUbâde b. eṣ-Ṣâmit adlı risâlesinde şerhetmiştir. Vehbe ez-Zühaylî ʿUbâde b. eṣ-Ṣâmit ṣaḥâbî kebîr fâtiḥ müctehid (Dımaşk-Beyrut 1397/1977, 1408/1988), Velîd Abdülkerîm el-A‘zamî ʿUbâde b. eṣ-Ṣâmit el-Enṣârî (Bağdat 1979), Muhammed İbrâhim Nasr ile Muhammed Mustafa Selâm da ʿUbâde b. eṣ-Ṣâmit el-Enṣârî el-Ḫazrecî el-ḳāʿidü’l-baṭal fâtiḥu medîneti’l-İskenderiyye (Riyad 1403/1983) adıyla birer eser kaleme almıştır. Fehd Ayda el-Ahmedî, Merviyyâtü ʿUbâde b. eṣ-Ṣâmit el-Enṣârî fî Müsnedi’l-imâm Aḥmed b. Ḥanbel ismiyle yüksek lisans çalışması yapmıştır (1401, Câmiatü Ümmi’l-kurâ külliyetü’ş-şerîa).

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, V, 313-330; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, I, 217-223; II, 356-357; III, 546, 621; İbn Abdülhakem, Fütûḥu Mıṣr (nşr. Muhammed el-Huceyrî), Beyrut 1416/1996, s. 73-80; Taberânî, el-Muʿcemü’l-evsaṭ (nşr. Târık b. Avazullah – Abdülmuhsin el-Hüseynî), Kahire 1415, VIII, 133; Humeydî, Müsned (nşr. Habîbürrahman el-A‘zamî), Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), II, 397; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (Bennâ), III, 160-161; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 5-11; İbn Hacer, el-İṣâbe (Bicâvî), III, 624-626; a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, V, 111-112; Vehbe ez-Zühaylî, ʿUbâde b. eṣ-Ṣâmit, Dımaşk 1408/1988; Abdüssettâr eş-Şeyh, Aʿlâmü’l-ḥuffâẓ ve’l-muḥaddis̱în, Dımaşk-Beyrut 1417/1997, I, 397-419.
Bu madde ilk olarak 2012 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 42. cildinde, 13-14 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.