VÂSIF AHMED EFENDİ

Müellif:
VÂSIF AHMED EFENDİ
Müellif: MÜCTEBA İLGÜREL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 02.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/vasif-ahmed-efendi
MÜCTEBA İLGÜREL, "VÂSIF AHMED EFENDİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/vasif-ahmed-efendi (02.06.2020).
Kopyalama metni

Bağdat’ta doğdu. İlk eğitimini burada aldı ve gençliğinde kitabiyat alanında uzmanlaştı. Bir müddet Bağdat’taki özel kütüphanelerde görev yaptı ve yazma eserleri istinsah ederek geçimini sağlamaya çalıştı. Bağdat’tan ayrıldıktan sonra Van’a, ardından Halep’e gitti. Burada şehrin valisi Gül Ahmedpaşazâde Ali Paşa ile tanıştı ve onun kütüphaneciliğini yaptı. Ali Paşa, İlsavat ve Bender seraskerliğine tayin edildiğinde onunla birlikte giderek bu görevini sürdürdü ve kendisinden dinlediği pek çok hadiseyi not etti. Daha sonra Hotin cephesi seraskeri Abaza Mehmed Paşa’nın mektupçuluğuna getirildi. Bu görevi esnasında 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşına ve Kırım için verilen mücadeleye şahit oldu. Ruslar’ın Yenikale’yi istilâsı sırasında (1185/1771) esir alınıp Petersburg’a götürüldü. O esnada kitlesel bir ayaklanmaya dönüşecek olan Pugaçef isyanı sebebiyle sıkıntı içine düşen II. Katerina’nın mütareke teklifini ihtiva eden mektubunu Osmanlı karargâhına götürmek üzere serbest bırakıldı. İki devlet arasında Yergöğü’nde ateşkes sağlanınca (29 Mayıs 1772) Vâsıf’ın dokuz aylık esaret hayatı sona erdi. Rus esareti onun tanınmasına ve üst düzey memuriyetlere yükselmesine vesile teşkil ettiği gibi siyasî görüşmelere katılması da ufkunu genişletti ve giderek dış ilişkilerde uzmanlaşmasını sağladı. Haziran 1772’de hâcegân sınıfına girdi, ardından tekrar cepheye gönderildi ve barış görüşmelerinin sürdüğü Fokşani kasabasına gitti. Sadrazam Muhsinzâde Mehmed Paşa, sonuçsuz kalan görüşmelere devam etmek üzere Vâsıf’ı Yaş’ta bulunan Rus orduları başkumandanı Peter Alexandroviç Rumyantsov’a yolladı. Vâsıf mütarekeyi kırk gün daha uzatmayı başardı ve ordugâha dönünce sadrazam tarafından ödüllendirildi (Ahmed Resmî, s. 56).

Kasım 1772’de Reîsülküttâb Abdürrezzak Bâhir Efendi barış müzakerelerini sürdürmek için başdelege tayin edilip Bükreş’e gönderildiğinde yanındaki heyette Vâsıf da mükâleme kâtibi sıfatıyla bulunuyordu. Altı ay kadar devam eden bu görüşmeler de Rusya’nın Kırım üzerindeki emelleri sebebiyle sonuçsuz kaldı. Daha sonra Vâsıf çeşitli cephelerde yer aldı ve Kozluca’daki yenilgiye tanık oldu (1774). Küçük Kaynarca Antlaşması metninin İstanbul’da imzalanacağı günlerde Kırım’a serbestiyet tanıyan maddenin ileride Rus istilâsına yol açacağı endişesiyle Kırım ahalisinin hassasiyetinin Rusya’ya duyurulması için Vâsıf tekrar Yaş’ta bulunan Rumyantsov’a gönderildiyse de bundan bir sonuç elde edemeden geri döndü.

İstanbul’da iken bir ara matbaacılık işine girdi. İbrâhim Müteferrika’nın ölümünün (1747) ardından matbaanın faaliyetine son verildiğinden kitap basım işleri tamamen ihmale uğramıştı. Müteferrika Matbaası’nın tezgâh ve hurufatının Fransız Sefârethânesi’nde kurulacak matbaada kullanılmak amacıyla satın alınacağına dair çıkan haberler üzerine Vâsıf Efendi, Beylikçi Râşid Efendi ile birlikte matbaayı satın aldı. Sadrazam Halil Hamîd Paşa ile I. Abdülhamid’in de bunu olumlu karşılamasıyla işletme için gerekli beratı temin etti (Beydilli, Türk Bilim ve Matbaacılık Tarihinde Mühendishane, s. 99-127). Böylece yenilenip tekrar faaliyete geçen matbaada (1784) ilk defa Sâmi, Şâkir ve Subhi Tarihi adlı eser basıldı. Ancak Vâsıf ortağıyla anlaşmazlığa düşünce matbaadan ayrılmak zorunda kaldı ve Sadullah Enverî’nin azli üzerine vak‘anüvisliğe getirildi (6 Zilhicce 1197 / 2 Kasım 1783); selefinin eksik bıraktığı 1196 (1782) senesi olaylarını yazmaya başladı. Bu göreve devam ederken 22 Ağustos 1784’te kalyonlar defterdarlığına ve 1 Ağustos 1785’te mevkūfatçılığa tayin edildi.

Osmanlı Devleti, 1770’te Rus donanmasının Akdeniz’e gelmesi üzerine Cebelitârık Boğazı’nı kontrol edebilecek durumda olan Fas ve İspanya ile diplomatik temasların yoğunlaştırılmasına ve İspanya-Osmanlı dostluk ve ticaret anlaşmasına (1782) katkıda bulunmak için Vâsıf’ın İspanya’ya fevkalâde elçi sıfatıyla gönderilmesine karar verdi. Bu münasebetle Vâsıf’a Anadolu muhasebeciliği pâyesi ve orta elçilik rütbesi verildi (Haziran 1787). Vâsıf 1 Temmuz 1787’de bir beylik gemisiyle yola çıktı ve 25 Temmuz’da Barselona’ya ulaştı; 1 Ekim’de Kral III. Karlos’un huzuruna çıkıp padişahın dostluk mektubunu ve hediyeleri takdim etti. İspanya’da kaldığı süre içinde iyi bir şekilde ağırlandı. 1 Nisan 1788’de bir İspanyol gemisiyle hareket ederek 11 Mayıs’ta İstanbul’a döndü.

Bir müddet sonra III. Selim tahta çıktı (7 Nisan 1789). Vak‘anüvisliği ve başarılı elçiliği dolayısıyla padişahın takdirini kazanan Vâsıf’ın uhdesindeki Anadolu muhasebeciliği pâyesi asalete dönüştürüldüğü gibi kendisine İstanbul mukātaacılığı da verildi (28 Haziran 1789). III. Selim ayrıca yazdıklarını beğenmediği vak‘anüvis Enverî’nin yerine Vâsıf’ı getirdi. Vâsıf, 1787’de başlayıp devam eden Osmanlı-Rus-Avusturya seferi münasebetiyle Maçin Seraskeri Karahisârî Ahmed Paşa’ya hil‘at ve 20.000 kuruş götürdü. Haziran 1791’de başmuhasebeciliğe vekâlet etti. Teşrifâtî Hacı Mustafa Efendi ile birlikte ordu tahrirat kâtipliği yaptı. Maçin’in kaybı üzerine mütareke ihtimali belirince maiyetiyle Kalas’a gidip 11 Ağustos 1791’de Prens Repnin ile sekiz aylık bir mütareke imzaladı. Vâsıf barışın ön şartı olarak Turla nehrini sınır kabul ettiği için III. Selim’i öfkelendirdi, ancak yine de Kalas’tan dönüşünde başmuhasebecilik görevine asaleten tayin edildi.

Osmanlı-Avusturya savaşlarının Ziştovi Antlaşması ile sona ermesinin ardından Vâsıf antlaşma hükümlerinin uygulanması kapsamında iade edilecek kalelerin teslim alınmasıyla görevlendirildi. İstanbul’a dönüşünde önce başmuhasebecilikten, daha sonra vak‘anüvislikten azledildi (Ekim 1791). Mayıs 1793’te Anadolu muhasebeciliğine tayin edildi, ardından vak‘anüvislik görevine tekrar başladı (22 Haziran 1793). Reîsülküttâb Râşid Efendi’nin Vâsıf’a karşı olan husumetinden kaynaklanan bazı suçlamalar sebebiyle Midilli’ye sürgüne gönderildiyse de (Temmuz 1794) aralık ayında bağışlanarak geri döndü. 24 Nisan 1795’te Anadolu muhasebeciliğine getirildi ve 27 Mayıs’ta da büyük rûznâmçeciliğe nakledildi. Halil Nûri’nin vefatı üzerine dördüncü ve sonuncu defa vak‘anüvis oldu (20 Mayıs 1799). 1 Mart 1800’de büyük rûznâmçecilikten azledildi ve 31 Mart’ta nişancılıkla görevlendirildi. 1 Eylül 1803’te tekrar büyük rûznâmçeciliğe getirildi, nihayet 4 Ağustos 1805’te reîsülküttâb tayin edilerek kariyerinin zirvesine ulaştı.

Vâsıf Efendi reîsülküttaplığında İngilizler’in Mısır’la ilgilenmeleri, Ruslar’ın Mora’da Rumlar’ı isyana teşvik etmeleri ve Napolyon’un imparatorluğunun tanınması gibi meselelerle uğraştı. Ocak 1799 tarihli Osmanlı-Rus ittifakının yenilenmesi için Ruslar’la bir antlaşma imzaladı (Aralık 1805). Bu sırada Napolyon’un Austerlitz zaferi Osmanlı-Fransız yakınlaşmasına ve imparatorluğunun resmen tanınmasına yol açtı. Bu yakınlaşma Rusya’nın ve ardından müttefiki İngiltere’nin savaş ilânına sebep oldu (1806). Vâsıf’ın siyasî ilişkilerin çok yoğunlaştığı bir döneme rastlayan reîsülküttaplığı hastalandığı tarihe kadar sürdü (Eylül 1806) ve iş göremez duruma gelince birkaç hafta içinde azledildi. Vefat tarihi bazı kaynaklarda 4 Şâban 1221 (17 Ekim 1806) olarak verilirse de (Beydilli, Osmanlı Döneminde İmamlar, s. 97) mezar taşından hareketle 7 Şâban’da (20 Ekim) öldüğünü kabul edenler de vardır. Eyüp’te Mihrişah Vâlide Sultan Mektebi hazîresine defnedildi. Vâsıf’ın Lebîb ve Vassâf adlı iki oğlu müderrislik yapmıştır. Kaynaklarda son derece çalışkan, ancak o kadar da ihtiraslı bir devlet adamı diye tanıtılan Vâsıf yeni bir memuriyete getirilince memnuniyet duyar, işini de hakkıyla yerine getirmeye çalışırdı. Paraya olan düşkünlüğü yüzünden genelde kazancını ön planda tutardı. Bununla beraber kendisini parasız gibi göstermeye alışmıştı. Bu durumuna III. Selim de aldanmış, “tehî-dest” olarak tanımladığı Vâsıf’ı zaman zaman kollamıştır. Bu sebeple ölümünde terekesinden vaktiyle İspanya’dan getirdiği daha açılmamış altın keselerinin çıkması hayret uyandırmıştır (, neşredenin girişi, s. XXXVIII).

Eserleri. Vâsıf’ın en önemli eseri vak‘anüvislik dönemlerinde kaleme aldığı, Vâsıf Târihi diye de bilinen Mehâsinü’l-âsâr ve hakāiku’l-ahbâr’dır. Eserini düzgün bir sıra halinde kaleme almasına rağmen ciltlere ayırmamıştır. Kabaca yazdığı kısımları vak‘anüvislik dönemine ait olanlar ve olmayanlar şeklinde ikiye ayırmak mümkündür. Muharrem 1166 (Kasım 1752) - Zilhicce 1183 (Nisan 1770) olayları ilk cildi, Receb 1188’e (Eylül 1774) kadar gelen kısmı II. cildi teşkil eder. Bunlar iki ayrı cilt halinde İstanbul’da (1219) ve Bulak’ta (1243, 1246) basılmıştır. Bu dönem olayları için Hâkim, Çeşmîzâde ve Enverî’nin tarihlerini kaynak olarak kullandığı anlaşılmaktadır. Vâsıf bu kısmı, sonuncu vak‘anüvisliği sırasında nişancı iken matbu vak‘anüvis tarihlerini tamamlamakla görevlendirildiği dönemde yazmış, ardından bunu devam ettirmiştir. 1188’den itibaren başladığı kısmı Cemâziyelâhir 1193’e (Temmuz 1779) kadar getirmiştir. Birden kesilen bu bölümün tamamlanmadığı düşünülmektedir. Vâsıf ilk vak‘anüvislik görevine tayin edildiğinde 1196 (1782) yılının son iki ayına ait bazı olayları anlatıp 1197 (1783) yılı hadiselerini hızlıca geçerek 1198’den (1784) itibaren eserini ayrıntılı biçimde yazmaya başlamış ve 1201 (1787) yılına kadar getirmiştir. Ancak ikinci vak‘anüvisliği sırasındaki devreyi (1201-1203/1787-1789) ihtiva eden kısım bugün mevcut değildir. III. Selim’in cülûsuyla birlikte (1203/1789) başlayan bölüm ise 1219 (1804) yılına kadar gelir. Vâsıf, III. Selim dönemine ait kısmı I. cilt kabul etmiş, 1209’dan (1794) sonraki kısmı II. cilt saymıştır. Vâsıf’ın ilk vak‘anüvisliği devrine ait yazdığı kısım Mücteba İlgürel tarafından yayımlanmış (İstanbul 1978), diğer kısımlar neşredilmemiştir. Vâsıf’ın tarihçiliği dönemin iyi eğitim almış üst düzey tabakasına hitap eder. Tumturaklı ifadesi genelde muğlaktır. Devrin âdeti gereği konuları dua cümleleri, âyetler ve bazan tekerlemelerle süslemeye çalışmış, metinleri uygun manzum ibarelerle takviye etmiştir. Vefeyât ve tercüme-i hâl bahisleri dikkat çekici olup beğendiği kimseleri övmekten, beğenmediklerini kötülemekten çekinmemiştir. Onu en çok takdir eden ve okuyunca, “Gayet haz ettim” diyerek memnuniyetini ifade, selefi tarafından yazılan dönemleri tekrar kaleme almasını isteyen III. Selim olmuştur.

Vâsıf’ın, önemli kısmı hâlâ yazmalar halinde kalan büyük eseri dışında irili ufaklı birçok risâle ve lâyiha kaleme aldığı bilinmektedir. Koca Sekbanbaşı Risâlesi adıyla tanınan eserin Vâsıf Efendi tarafından kaleme alındığı ve asıl adının Muhassenât-ı Asker-i Cedîd olduğu tesbit edilmiştir (Beydilli, sy. 12 [2005], s. 221-224). Fransızlar’ın Mısır’a saldırması üzerine (Temmuz 1798) III. Selim’e takdim ettiği “Tesliyetnâme” türünün nâdir bir örneğidir (bk. Çelik, sy. 22 [2010], s. 85-126). Onun Arapça’dan çevirdiği Râhibnâme, Hekimnâme ve Nevâbigu’l-kerîm gibi çalışmaları da bulunmaktadır. Vâsıf’ın şiirleri pek tutulmamıştır. Bunların kaybolduğu belirtilirse de divançesinin eksik bir nüshası günümüze ulaşmıştır. İspanya Sefâretnâmesi Cevdet Paşa’nın tarihi içinde yer alır (IV, 348-358). Matbu tarihinden bazı kısımlarla İspanya Sefâretnâmesi Almanca, Fransızca, Rusça ve Lehçe’ye tercüme edilmiştir.


BİBLİYOGRAFYA

, neşredenin girişi, s. XIX-LIV.

Ahmed Resmî, Hulâsatü’l-i‘tibâr, İstanbul 1286, s. 56.

, IV, 348-358.

Filiz Çalışkan, “Vâsıf’ın Kaynaklarından Enverî Tarihi”, Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu’na Armağan, İstanbul 1991, s. 143-163.

Mücteba İlgürel, “Vak‘anüvislerin Taltiflerine Dâir”, a.e., s. 183-192.

a.mlf., “Vâsıf”, , XIII, 214-217.

Kemal Beydilli, Türk Bilim ve Matbaacılık Tarihinde Mühendishâne, Mühendishâne Matbaası ve Kütüphanesi: 1776-1826, İstanbul 1995, s. 99-127.

a.mlf., Osmanlı Döneminde İmamlar ve Bir İmamın Günlüğü, İstanbul 2001, s. 97, 183, 224.

a.mlf., “Sekbanbaşı Risalesi’nin Müellifi Hakkında”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, sy. 12, İstanbul 2005, s. 221-224.

a.mlf., “Küçük Kaynarca Antlaşması”, , XXVI, 524-527.

Mustafa L. Bilge, “Vâsıf Tarihinin Üç Muteber Zeyli”, Prof. Dr. Nezihi Aykut Armağanı (haz. Gülden Sarıyıldız v.dğr.), İstanbul 2011, s. 35-46.

M. Köhbach, “Die Osmanische Gesandtschaft nach Spanien in den Jahren 1787/88”, Wiener Beiträge zur Geschichte der Neuzeit, X, Wien 1983, s. 143-152.

Antonio Urado Aceituno, “18. Yüzyılda Bir Osmanlı Elçisinin İspanya’yı Ziyareti”, , XXXVI/214 (2001), s. 33-38.

Yüksel Çelik, “Siyaset-Nasihat Literatürümüzde Nadir Bir Tür: Mısır’ın İşgali Üzerine III. Selim’e Sunulan Tesliyetnâme”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, sy. 22, İstanbul 2010, s. 85-126.

Christine Woodhead, “Wāsif”, , XI, 162-163.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2012 yılında İstanbul'da basılan 42. cildinde, 535-537 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER