VEDÂ HACCI

حجّة الوداع
Müellif:
VEDÂ HACCI
Müellif: BÜNYAMİN ERUL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2018
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/veda-hacci
BÜNYAMİN ERUL, "VEDÂ HACCI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/veda-hacci (10.12.2018).
Kopyalama metni
Haccın farz kılındığı tarihle ilgili farklı görüşler bulunmakla birlikte 9 (631) yılında farz olduğu kabul edilmektedir. Tebük Seferi dönüşü, 9 (631) yılındaki haccın Câhiliye Arapları’nın uyguladığı nesî dolayısıyla vaktinden önce zilkade ayında yapılacağını bilen Resûlullah bu âdete son vermek için Vedâ haccına kadar bekledi ve 9 yılındaki ilk haccı Hz. Ebû Bekir’in yönetiminde yaptırdı. Ayların sayısının on iki olduğunu bildiren ve nesî uygulamasını yasaklayan âyetler (et-Tevbe 9/36-37) yaygın kanaate göre 10 (632) yılında indi. Hz. Peygamber Vedâ haccını zilhicce ayında ifa ederken okuduğu hutbede, “Zaman Allah’ın yerleri ve gökleri yarattığı gündeki şekline döndü” diyerek bu âdeti kaldırdığı gibi haccın kıyamete kadar zilhicce ayında yapılmasını da sağladı (Bîrûnî, s. 62-63; İbn Abdülber en-Nemerî, s. 266, 268). Diğer taraftan Resûl-i Ekrem’in müşriklerin Harem’e girmeye devam etmeleri, bazı kadın ve erkeklerin Kâbe’yi çıplak tavaf etmeleri sebebiyle 9 (631) yılında hacca gitmediği de rivayet edilmiştir. Resûlullah, Hz. Ali’yi müşriklerin bir daha Mescid-i Harâm’a giremeyeceğini bildiren âyeti (et-Tevbe 9/28) tebliğ etmek üzere görevlendirdi. 10 (632) yılında hacca niyet eden Resûl-i Ekrem ashabıyla birlikte Medine’den ayrılırken yerine Ebû Dücâne’yi (veya Sibâ‘ b. Urfuta el-Gıfârî, bk. İbn Hişâm, II, 601) vekil bıraktı. Hayatının son yılında yaptığı bu hac tarihe “Vedâ haccı” (hiccetü’l-vedâ‘) adıyla geçti. Hz. Peygamber bu haccında ashabıyla vedalaştığı için buna Vedâ haccı, haccın hükümlerini tebliğ ederek bizzat uyguladığı için “hiccetü’l-belâğ”, haccın farz kılınmasından sonra gerçekleştirdiği ilk hac olduğu için “hiccetü’l-İslâm”, “kemal haccı, tamam haccı” gibi isimler verilmiştir. Vedâ haccında Resûlullah’ın temettu‘, kırân ya da ifrad şeklindeki hac çeşitlerinden hangisine niyet ettiği tam bilinmemekle beraber onun aynı ihramla önce umre, ardından hac yaptığı (kırân haccı) anlaşılmaktadır.

Hz. Peygamber hacca gideceğini zilkade ayında açıkladı. Bunun üzerine çok sayıda sahâbî onunla birlikte hac yapabilmek için hazırlandı. Medine civarında yaşayanlar da Medine’ye geldi. Resûl-i Ekrem, 25 Zilkade (22 Şubat) Cumartesi öğle namazını dört rek‘at kıldırdıktan sonra yanında hanımları ve kızı Fâtıma bulunduğu halde muhacirlerden, ensardan ve diğer Arap kabilelerinden meydana gelen büyük bir kalabalıkla Medine’den ayrıldı. Medineliler’in yaklaşık 11 km. mesafedeki mîkāt mahalli Zülhuleyfe’ye varınca çevreden gelecek olanların toplanması için geceyi orada geçirdi. 26 Zilkade’de sabah namazını kıldırdı. İhrama girmek için tekrar gusül abdesti aldı. Öğle namazını Zülhuleyfe’de kıldırdıktan sonra telbiye getirerek yola devam etti. Resûl-i Ekrem’in izlediği güzergâh ana hatlarıyla Melel, Seyyâle tepesi, Irkuzzebye, Revhâ, Munsaraf, Üsâye, Arc, Lahyâ Cemel, Sukyâ, Ebvâ, Veddan, Cuhfe, Kudeyd, Usfân, Gamîm, Merrüzzahrân, Serif, Zûtuvâ, Mekke şeklindedir.

Resûlullah, 4 Zilhicce Pazar günü (Vâkıdî’ye göre Salı, Makrîzî’ye göre Pazartesi) kuşluk vakti Kasvâ adlı devesinin üzerinde Mekke’ye ulaştı. Mescid-i Harâm’a gidip önce Hacerülesved’i istilâm etti ve Kâbe’yi tavaf etmeye başladı. Tavafın ilk üç şavtını koşar gibi (remel), dört şavtını ise yürüyerek tamamladı. Ardından Makām-ı İbrâhim’de iki rek‘at namaz kıldı. Sonra dönüp Hacerülesved’i tekrar selâmladı ve Safâ ile Merve arasında sa‘y yaptı. Zilhiccenin sekizinci gününe (terviye) kadar (pazar, pazartesi, salı ve çarşamba günlerinde) Mekke dışındaki Ebtah (Bathâ, Muhassab) denilen yerde çadırını kurdurdu, ashabıyla beraber orada konakladı. Bu süre içinde namazları ikişer rek‘at kıldırdı ve Arafat’tan dönünceye kadar bir daha Kâbe’ye gitmedi. Perşembe günü devesine binip Mina’ya doğru hareket etti. Mina’da öğle, ikindi, akşam, yatsı namazlarını kıldırdı ve geceyi burada geçirdi. Cuma sabahı namazı kıldırdıktan sonra güneş doğuncaya kadar bekledi. Arafat’taki Nemire mevkiinde çadır kurulmasını emretti. Mina’dan Müzdelife’den geçti ve Arafat’ta hazırlanan çadıra varıp konakladı. Zeval vaktinden sonra çadırından çıktı ve devesine binerek Arafat vadisinin ortasına geldi. Urene vadisinde ashabına meşhur Vedâ hutbesini irat etti. Öğle vaktinde ezan okutarak ayrı ayrı kāmetle öğle ile ikindiyi birlikte kıldırdı (cem‘-i takdîm). Kıbleye dönüp güneş batıncaya kadar Cebelirahme’nin eteklerinde vakfe yaptı ve dua ile meşgul oldu. Arafat’ta iken tebliğ görevinin tamamlandığını bildiren şu âyet nâzil oldu: “Bugün dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a razı oldum” (el-Mâide 5/3).

Resûl-i Ekrem güneş battıktan sonra devesine binerek Arafat’tan ayrıldı ve Müzdelife’ye geldi. Yatsı vaktinde akşam namazıyla birlikte yatsı namazını birleştirip (cem‘-i te’hîr) akşamı üç, yatsıyı iki rek‘at, aynı şekilde tek ezan ve her namaz için ayrı kāmetle kıldırdı. Geceyi Müzdelife’de geçirdi. Ertesi sabah (bayramın birinci günü) sabah namazını Müzdelife’de kıldırdıktan sonra Meş‘ar-i Harâm’a ulaştı. Orada ortalık iyice aydınlanıncaya kadar vakfeye devam etti. Ardından güneş doğmadan yola çıktı. Ebrehe ordusunun helâk edildiği yer olan Müzdelife ile Mina arasındaki Muhassir vadisinden hızlıca geçti. Sonra durdu ve insanlara cemrelere atmak üzere ufak taş toplamalarını emretti. Fazl b. Abbas’ı devesinin arkasına aldı, şeytan taşlama yerine gelince tekbir getirerek cemrelere taş attı. Bayramın ilk günü cemreler arasında durdu ve orada bulunanlara hitap etti. Cemre-i Akabe’de ufak taşlardan yedi tane attıktan sonra Mina’ya gitti.

Burada yine deve üzerinde halka hitap etti, ardından kurbanlık olarak hazırladığı 100 deveden altmış üçünü hayatının her yılı için bir deve hesabıyla bizzat kendisi, diğer develeri de Hz. Ali kesti. Ayrıca hanımları adına sığır kurban etti. Kurban etinden bir parça yedi, geri kalanını müslümanlara dağıttı. Kurban kesme işini tamamlayınca başını tıraş ettirip ihramdan çıktı. Daha sonra Mekke’ye gitti. Beytullah’ı halkın kendisini görmesi ve soru sorması için devesi üzerinde tavaf etti. Hacerülesved’i de deve üzerinden tekbir getirerek “mihcen” denilen değneğiyle selâmladı. Arkasından Zemzem Kuyusu’n-dan su içti. Safâ tepesine geçip yine devesinin üzerinde Safâ ile Merve arasında sa‘y yaptı, öğle namazını kıldırdı. Tekrar Mina’ya dönüp bayram günlerini Mina’da geçirdi ve bu günlerde diğer taş atma görevlerini de yerine getirdi. Bayramın ikinci günü Mina’da ashabına bir hutbe daha irat etti. “Haccınızı benden öğrenin. Zira bilmiyorum, belki de bu haccımdan sonra bir daha haccedemem” diyerek âdeta onlarla vedalaştı. Mina dönüşü Hayfu Benî Kinâne olarak da bilinen Muhassab (Ebtah) mevkiine geldi ve âzatlı kölesi Ebû Râfi‘in çadırı kurduğunu görünce inip orada konakladı. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kıldırıp bir müddet uyudu. Gece bineğiyle Mekke’ye gitti, vedâ tavafını yaptı. Ardından sahâbîlere hareket edileceğini duyurdu. Zilhicce’nin 14. günü yola çıkıp 29 Zilhicce’de (27 Mart) Medine’ye ulaştı. Resûl-i Ekrem dönüşünde de aynı güzergâhı takip etti. Kaynaklarda dönüş yolculuğuyla ilgili fazla bilgi verilmemekte, sadece Medine’ye varışı ve girişi anlatılmaktadır. Buna göre Mekke’den dönüşünde âdeti olduğu üzere Zülhuleyfe’de kaldı ve geceyi orada geçirdi. Sabahleyin Muarris yolundan Medine’ye tekbir getirerek, hamd ve senâ ile dualar ederek girdi. Daha sonra devesini mescidinin önünde çöktürdü, önce mescide girip iki rek‘at namaz kıldı, ardından evine geçti. Hz. Peygamber, Vedâ haccıyla tebliğ görevini yerine getirmiş, 100.000 civarındaki ashabı da buna şahitlik etmiştir. Resûl-i Ekrem üç ay kadar sonra da dünyaya veda etmiştir.

Kaynaklar, Hz. Peygamber’le birlikte haccedenlerin sayısını 100.000, 114.000, 124.000 civarında, hatta daha fazla göstermektedir. Resûlullah’ın ilk defa bu kadar kalabalık halkla birlikte yaptığı hac, gerek hac vazifelerinin öğretilmesi gerekse Vedâ hutbelerindeki tebliğleriyle büyük önem arzetmektedir. Vedâ haccıyla ilgili birçok eser kaleme alınmıştır. Bunların bir kısmı şöylece sıralanabilir: İbn Hazm, Ḥaccetü’l-Vedâʿ (nşr. Memduh Hakkī, Beyrut 1966); Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Ḥaccetü’l-Vedâʿ (nşr. Mustafa Abdülvâhid, Beyrut 1986); Muhammed Zekeriyyâ el-Kandehlevî, Ḥaccetü’l-Vedâʿ (Beyrut 1997); Nâsırüddin el-Elbânî, Ḥaccetü’n-nebî kemâ revâhâ ʿanhü Câbir (r.a.) (Beyrut 1983; Dımaşk 1987); Rıfat Oral, Hz. Peygamber’in Veda Haccı (İstanbul 2006), Peygamberimizle 27 Gün: Vedâ Haccı (Ankara 2010); Abdülazîz b. Merzûk et-Tarîfî, Ṣıfatü Ḥicceti’n-nebî (s.a.v.) (Riyad 2004); Camilla Adang, “The Prophet’s Farewell Pilgrimage (Hijjat al-Wadā‘): The True Story, According to Ibn Hazm” (Jerusalem Studies in Arabic and Islam, XXX [Jerusalem 2005], s. 112-153); R. Blachère, “L’allocution de Mahomet Iords du pèlerinage d’adieu” (Mélanges Louis Massignon, Damas 1957, I, 223-249).

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, IV, 186; V, 31, 72, 251, 267, 411; Dârimî, “Muḳaddime”, 24; Müslim, “Ḥac”, 147; Tirmizî, “Ḥac”, 57, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 9; Nesâî, “Menâsikü’l-ḥac”, 211; Vâkıdî, el-Meġāzî, III, 1088-1115; İbn Hişâm, es-Sîre2, II, 601-606; Abd b. Humeyd, el-Münteḫab min Müsnedi ʿAbd b. Ḥumeyd (nşr. Subhî es-Sâmerrâî - Mahmûd M. Halîl es-Saîdî), Beyrut 1408/1988, s. 270-271; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, II, 172-189; Bîrûnî, el-Âs̱ârü’l-bâḳıye ʿani’l-ḳurûni’l-ḫâliye (nşr. C. E. Sachau), Leipzig 1878, s. 62-63; İbn Abdülber en-Nemerî, ed-Dürer fi’ḫtiṣâri’l-meġāzî ve’s-siyer (nşr. Şevkī Dayf), Kahire 1386/1966, s. 266-268; Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî, el-Mevâhibü’l-ledünniyye (nşr. Sâlih Ahmed eş-Şâmî), Beyrut 1412/1991, IV, 402-464; İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Evrensel Mesajı, Ankara 2001, s. 351-356.

Bünyamin Erul
Bu madde ilk olarak 2012 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 42. cildinde, 590-591 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
BU MADDE
HAC ve KURBAN
DOSYASINDA YER ALMIŞTIR.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.