ZÜLHALESA

ذو الخلصة
Müellif:
ZÜLHALESA
Müellif: ÖMER FARUK HARMAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2013
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/zulhalesa
ÖMER FARUK HARMAN, "ZÜLHALESA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/zulhalesa (21.07.2019).
Kopyalama metni

Halesa, üzerine bir çeşit taç oyulmuş beyaz kuvars kristal taş şeklindeki putun, Zülhalesa ise içinde bu putun bulunduğu yerin ve yapının adıdır. Zülhalesa’nın bizzat putun adı olduğu da nakledilmektedir ki muhtemelen içinde bulunduğu yapıdan dolayı puta bu ad verilmiştir. Halesa’nın Amr b. Lühay tarafından Mekke’nin aşağı kısmına dikilen put olduğu rivayet edilmektedir (Ezrakī, I, 78). Diğer taraftan Zülhalesa’nın, Mekke ile Yemen arasında Mekke’den yedi gecelik (yaklaşık 192 km.) uzaklıktaki Tebâle’de bulunan ve kutsal kabul edilen yapı olduğu ifade edildiği gibi (, “ḫlṣ” md.; , “ḫlṣ” md.; Yâkūt, II, 383), Mekke ile Yemen arasında ve Mekke’ye dört günlük mesafedeki Ablâ’da yer aldığı da nakledilmektedir (İbn Habîb, s. 317).

İbnü’l-Kelbî’ye göre bekçiliğini Benî Bâhile’den Benî Ümâme’nin yaptığı Zülhalesa Has‘am, Becîle, Devs, Ezdü’s-Serât ile onlara komşu olan Hevâzin Arapları’na mensup kabilelerce ayrıca Benî Zübeyd ve Tebâle Arapları’nca da tapınılıyordu. Kâbe’ye el-Kâ‘betü’ş-Şâmiyye denildiği gibi Zülhalesa’ya da âdeta Kâbe’ye benzetmek üzere ve çok sayıdaki kabilenin toplandığı bir merkezde bulunduğundan el-Kâ‘betü’l-Yemâniyye (el-Kâ‘betü’l-Yemâme) adı verilmiştir. Zülhalesa’nın Ebrehe’nin Kâbe’ye nazire olmak üzere kilise (Kalîs/Kulleys) olduğu da rivayet edilmiştir. Zülhalesa bir ziyaret yeriydi, puta tapanlar orayı tavaf ediyor, puta kolyeler takıyor, arpa, buğday ve kurbanlar sunuyor, üzerine süt saçıyor, devekuşu yumurtaları asıyorlar, ayrıca fal okları çekerek yapacakları işlere karar veriyorlardı (Ezrakī, I, 78). Bu yapılanlar onun ziraatla ilgili bir ilâhe olduğunu düşündürmektedir (Cevâd Ali, VI, 273; , II, 248).

Zülhalesa’nın önünde bu fal uygulamasında kullanılmak üzere biri buyurucu (el-âmir), biri yasaklayıcı (en-nâhî), biri de mühlet verici (el-müterabbis) olmak üzere üç fal oku vardı. İnsanlar herhangi bir şeye karar vermek istediklerinde putun yanına gelip fal oklarını çekiyor ve çıkana uyuyorlardı (bk. EZLÂM). Tebâleli birisi, öldürülen babasının intikamını almak maksadıyla falaka çekmek için gelmiş, istediği ok çıkmayınca, “Ey Zülhalesa! Eğer senin baban öldürülmüş olsaydı intikam almayı yasaklamazdın” demiştir (İbnü’l-Kelbî, s. 23). Bir diğer rivayete göre ise İmruülkays b. Hucr, intikam amacıyla Benî Esed’e baskın yapmadan önce Zülhalesa’ya gidip üç defa fal oklarından çekmiş, her defasında yasaklayıcı ok çıkması üzerine okları kırıp putun üzerine fırlatarak, “Eğer senin baban öldürülmüş olsaydı beni bu intikamdan alıkoymazdın” demiş, ardından da Benî Esed’in üzerine yürüyerek onları yenmiştir (a.g.e., s. 30).

Hz. Peygamber bir hadisinde, “Devs kabilesinin kadınları eskiden olduğu gibi tapınmak için Zülhalesa’nın etrafında izdiham oluşturmadıkça dünyanın sonu gelmeyecektir” buyurmuş (, II, 271), diğer taraftan Mekke’yi fethettikten sonra 10 (631) yılında Cerîr b. Abdullah el-Becelî’ye, “Şu Zülhalesa’yı yıkıp da gönlümü rahatlatmaz mısın?” diyerek orayı tahrip etmesini istemiştir. Cerîr, Becîle kabilesine mensup Ahmesoğulları’ndan 150 süvariyle birlikte Zülhalesa’ya gidince Has‘am ve Bâhile kabileleri tapınağı korumak için savaşmışlar, Cerîr de Bâhile’den 100, Has‘am’dan çok sayıda ve Benî Kuhâfe’den 200 kişiyi öldürerek Zülhalesa tapınağını yıkıp ateşe vermiştir (Buhârî, “Cihâd”, 154, 192; “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 21; “Meġāzî”, 62; , IV, 360, 362, 365). Daha sonra Zülhalesa adı verilen taş Tebâle Camii’nin kapısına eşik yapılmıştır (İbnü’l-Kelbî, s. 23-24, 30).


BİBLİYOGRAFYA

, II, 271; IV, 360, 362.

 , s. 23-24, 30.

, s. 317.

, I, 78.

, II, 383.

, VIII, 389-390; X, 358-360.

J. Wellhausen, Reste arabischen Heidentums, Berlin 1897, s. 45-48.

, VI, 270-273.

T. Fahd, “D̲h̲ū l-K̲h̲alaṣa”, , II, 248.

Bu madde ilk olarak 2013 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 44. cildinde, 561 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.