ZÜLFİKĀRİYYE - TDV İslâm Ansiklopedisi

ZÜLFİKĀRİYYE

ذو الفقاريّة
Müellif:
ZÜLFİKĀRİYYE
Müellif: JANE HATHAWAY
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2013
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 13.05.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/zulfikariyye
JANE HATHAWAY, "ZÜLFİKĀRİYYE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/zulfikariyye (13.05.2021).
Kopyalama metni

XVII ve XVIII. yüzyıl Osmanlı Mısırı’nda Kāsımiyye ile birlikte en önemli güç odaklarından biridir. Bu iki hizip Mısır’ın idaresinde Osmanlı valileri yanında hayli etkili olmuştur. Bunların 1517’de Mısır’ın fethiyle birlikte ortaya çıktığı yolunda rivayetler varsa da gerçekte XVII. yüzyılda artan nüfus, bunu etkileyen genel kriz ve Yemen için yapılan mücadeleler dolayısıyla bu grupların güç kazandığı anlaşılmaktadır. İki hizip arasındaki rekabete yalnızca yüksek rütbeli emîrler ve memurlar değil Mısır toplumunun oldukça büyük bir kesimi de katıldı. Rekabet Mısır’ın hem şehirlerine hem kırsal kesimlerine tesir etti. Çünkü Zülfikāriyye ve Kāsımiyye hizipleri, Mısır’da çok daha erken tarihlere kadar uzanan Sa‘d ve Harâm lakaplı iki Arap topluluğu ile bağlantılıydı. Mısırlı tarihçiler, iki hizip arasındaki düşmanlığa ve bu bağlamda hizip üyelerinin farklı renk ve sembol kullandıklarına vurgu yaparlar; Zülfikāriyye taraftarlarının beyaz bayrak, Kāsımiyye taraftarlarının kırmızı bayrak taşıdıklarını ileri sürerler.

Zülfikāriyye hizbinin kurucusu, yaklaşık 1630 yılından 1653’teki ölümüne kadar Yukarı (Güney) Mısır’ın büyük Circe ilçesinde sancak beyi olan Ali Bey’dir. Evliya Çelebi Seyahatnâme’sinde, Circe’de Ali Bey’in inşa ettirdiği mescid kitâbesinde onun için “Zülfikarlı Ali” ve “Allah’ın aslanı” gibi Hz. Ali için söylenen çeşitli ifadeler kullanıldığını belirtir. Bu durumda Zülfikāriyye lakabının aslı Hz. Ali’nin meşhur kılıcı olabilir. Bu lakabın Ali Bey’e verilmesinin sebebi, üzerinde insan figürünü andıran zülfikar kılıcının olduğu bir yeniçeri bayrağı taşımasıdır. Ali Bey’in oldukça güçlü siyasî ortağı emîr-i hac Rıdvan Bey de Zülfikāriyye’nin gelişmesinde önemli yere sahiptir. 1631-1656 yıllarında emîr-i hac görevini üstlenen Rıdvan Bey XVII. yüzyılın sonuna kadar Mısır’da hayli kalabalık ve güçlü bir kapı (hâne) teşkil etti. İkisi de Kafkas menşeli köle olmasına rağmen (Mısırlı tarihçi Cebertî, Rıdvan’ın Gürcü olduğunu iddia eder) Rıdvan Bey ve Ali Bey Balkanlar ya da Batı Anadolu’dan gelen, bazısı devşirme kökenli ve “Rum oğlanı” diye tanınan neferleri özel ordularına aldılar. Öte yandan Kāsımiyye liderleri “evlâd-ı Arab” denilen neferleri tercih ettiler (“evlâd-ı Arab”, yalnız Araplar’ı değil Mısır’da asker ocaklarına bir şekilde girebilen yerlileri, aşiret üyelerini, hatta Kafkasyalı köleleri de kapsıyordu). Balkanlar ve Anadolu’dan gelenlerle Kafkas ve Arap eyaletlerinden gelenler arasındaki gerginlik bu iki hizip arasında da ortaya çıktı. Mısırlı tarihçi Ahmed ed-Demürdâşî vekāyi‘nâmesinde bu ayrışmayı dile getirerek Zülfikāriyye için, “Mızrakları üzerinde bir nar (Arapça’da rummân) vardı”, Kāsımiyye içinse, “Mızrakları üzerinde rummânsız bir celbe (Farsça’da “çelep” metalden bir tabak) vardı” der. Bunun başka bir yorumu da Zülfikāriyye’de Rummân (Rûmîler), Kāsımiyye’de ise Rûmî olmayan celbâ (köleler, Arapça “celîb”in çoğulu) vardı şeklinde yapılır. 1659 yılında Ali Bey’in kölesi olan Circe hâkimi Mehmed Bey, Mısır valisine karşı isyan edip ordusuyla Kahire’ye yürüdü. Ardından Osmanlılar, Bosnalı askerleri Mısır’a göndererek bunlardan bazılarını sancak beyi rütbesine yükseltmek suretiyle Kāsımiyye’yi kuvvetlendirmeye çalıştılar. Bundan dolayı başında Boşnak Ahmed Bey’in bulunduğu Kāsımiyye 1660’ta Zülfikāriyye’ye karşı Vâdiuttarrâna adlı yerde büyük bir zafer kazandı. Savaşın ardından XVII. yüzyılın sonuna kadar Zülfikāriyye hayli güçsüz kaldı.

Rıdvan Bey’in çocuğu olmadığı halde kurduğu hâne halkı (kapısı) yıllarca Zülfikāriyye’nin devamlılığını sağladı. Vefatından sonra kölesi Hasan Bey, Hasan Bey’den sonra da onun kölesi Zülfikar Bey hânenin başına geçti. 1690’lı yıllarda Zülfikar’ın oğlu İbrâhim Bey, Evkāf-ı Haremeyn Nezâreti’ni elinde tutarak siyasal ve ekonomik gücü kendinde toplamaya çalıştı. Fakat bu çaba, Hasan Bey’in diğer bir kölesi olan İsmâil Bey ve İsmâil Bey’in kayınpederi Gönüllü ağası Bilifyâlı Hasan Ağa’nın (lakabının kaynağı mültezimlik yaptığı Bilifyâ adlı bir köydür) başında bulunduğu Zülfikāriyye’nin bir diğer kolunu öfkelendirdi. Hasan Ağa, Mısır defterdarlığını elinde tutan damadı İsmâil Bey ve yeniçeri kethüdâsı olan çırağı Kazdağlı Mustafa ile bir Zülfikarlı üçlüsü kurdu. İbrâhim Bey 1691’deki veba salgınında ölünce Hasan Ağa’nın üçlüsü Mısır’daki en güçlü unsur haline geldi. Demürdâşî, Vali Kara Mehmed Paşa’nın bu üçlüye eyalet idaresiyle ilgili her konuda karar verme yetkisi tanıdığını söyler.

Zülfikāriyye’de ocak subaylarının bulunmasından kaynaklanan ağa, kethüdâ, çavuş gibi üst rütbeli subaylarla başodabaşı ve odabaşı gibi alt rütbeli subaylar arasındaki gerginlik hizbi de etkiledi. 1690’lara gelindiğinde en üst rütbeli yeniçeri subayları ve özellikle Kazdağlı Mustafa Kethüdâ, 1696’da suikast neticesinde öldürülen reformcu Küçük Mehmed Başodabaşı’ya karşı çıkmaya başladı. 1711’de Kazdağlılar’ın (Kazdağliyye) yeniçeriler üzerindeki egemenliğine daha ciddi bir tehdit, halkçı bir reformcudan ziyade siyasal-ekonomik bir fırsatçı olan Frenk/Efrenc Ahmed Başodabaşı’ndan geldi. Frenk Ahmed’in Yeniçeri Ocağı’na hâkim olma planlarını farkeden Kazdağlı Nasuh Kethüdâ sekiz yüksek rütbeli subayla Azeb Ocağı’na kaçtı. Frenk Ahmed, Mısır’daki sancak beylerinin desteğini isteyince beyler de bu mücadeleye katıldılar. Fakat en azından Circe hâkimi Mehmed Bey’in özel ordusuyla Kahire’ye gidip Kāsımiyye lideri İvaz Bey’i öldürdüğü zamana kadar mücadele Zülfikarlılar arasında cereyan etti. İvaz Bey’in ölümü iki hizip arasında Kāsımiyye’nin yenilgisiyle sonuçlanan bir savaşa yol açtı. Ancak Frenk Ahmed ile taraftarları savaşta öldürüldü ve yeniçeriler üzerinde hâkimiyet yeniden Kazdağlılar’ın eline geçti.

Savaşın ardından yirmi yıl boyunca Zülfikāriyye’nin liderliği yeniçeri subayları ile sancak beyleri arasında bölünmüş olarak devam etti. Yeniçeri Ocağı’nda, Kazdağlılar ile Gedik hânesi arasında yüksek rütbeli subaylıklar ve bununla bağlantılı olan Nil nehri, Kızıldeniz ve Akdeniz liman gümrüklerinin hâkimiyeti için rekabet ortaya çıktı. Kızıldeniz ve Akdeniz’de yapılan Yemen kahvesi ticareti iki hâneye de büyük kazanç sağlıyordu. Bu yıllar boyunca sancak beyi olan Zülfikāriyye liderleri, 1715’te Mısır valisi tarafından idam edilen Zülfikaroğlu İbrâhim Bey’in Kürt çırağı Kaytas Bey ile nüfuzlu Katamış/Kutamış hânesini kuran Kaytas Bey’in Gürcü kölesi Katamışlı Mehmed Bey idi. Aynı zamanda Bilifyâlı Hasan Ağa tarafından kurulan hâne de çeşitli ocaklarda ağa rütbesini elinde tutmayı sürdürdü. Fakat Bilifyâlı Zülfikar Ağa’nın 1720 civarında sancak beyi rütbesine yükselmesi bu geleneği sona erdirdi. Sancak beyi olduktan sonra Zülfikar Bey ile İvaz Bey’in karizmatik oğlu İsmâil Bey arasında Haremeyn evkafına bağlı kasabaların iltizamına sahip olmak için şiddetli bir rekabet başladı. Zülfikar Bey, İsmâil Bey’in Kāsımiyye’deki rakibi Çerkez Mehmed Bey’in desteğiyle ona karşı bir komploya da girişti. Her ne kadar Zülfikar Bey 1724’te İsmâil Bey’i öldürdüyse de Çerkez Mehmed ile arasında İsmâil Bey’le olduğu kadar yoğun bir mücadele cereyan etti. Bu mücadele, Çerkez Mehmed’in Zülfikarlı düşmanlarından kaçarken Nil’de boğulmasından birkaç gün önce Zülfikar’ın düşmanları tarafından öldürülmesiyle 1730’da nihayet buldu. Çerkez Mehmed’in vefatıyla da Kāsımiyye hizbi sona yaklaştı.

1730’dan sonra Katamışlı Mehmed Bey’in hânesi Zülfikāriyye’de sancak beyleri arasındaki liderliği elinde tuttu. Fakat yeniçeri subayları arasında, başında Osman Kethüdâ’nın bulunduğu Kazdağlılar kuşkusuz tek hâkim güçtü. Katamışlılar ile Kazdağlılar birlikte “riyâset” diye bilinen ve büyük bir gelir kaynağı olan defterdarlığı, hac emirliğini ve Osmanlı Mısırı’ndaki yedi bölüğün en yüksek subaylık rütbelerini elde ettiler. 1730’lu yıllarda Mısır valisi, bu geliri elinde tutabilmek için riyâset sahiplerini öldürme yolundaki niyetini uygulamaya koydu. 1736’da Mısır Valisi Bekir Paşa, defterdarın evinde bir kişi hariç bütün riyâset sahiplerinin katledildiği bir toplantı düzenledi. Hayatta kalan tek riyâset sahibi Osman Bey Zülfikar, kendisinin en güçlü Zülfikarlı sancak beyi olarak ortaya çıktığı bu komploda önemli rol oynamıştı.

1740’lı yıllar boyunca Kazdağlılar Mısır’ın idaresinde söz sahibi idi. Yeniçerilere hâkim olan Kazdağlı İbrâhim Kethüdâ, 1743’te Mısır’dan kaçmak zorunda kalan Osman Bey Zülfikar’ın hânesini yenmek suretiyle Zülfikāriyye’de sancak beyleriyle ocak subayları arasında bölünmüş olan geleneksel liderliğe son verdi. 1748-1754 yılında İbrâhim Kethüdâ, Mısır’ın gerçek lideriydi. Kendisinin küçük ortağı ise Kazdağlı taraftarı olan Celfî hânesi başı azeb kethüdâsı Rıdvan idi. İkisinin de eline Kızıldeniz ve Akdeniz’deki Yemen kahvesi ticaretinden oldukça büyük bir kazanç geçti. Fakat Yemen kahvesi fiyatları, Fransa’nın Karayip denizindeki sömürgelerinden ithal edilen kahve dolayısıyla düştükçe bunlar adamlarını sancak beyi rütbesine yükseltmeye başladı, çünkü adamları ancak bu şekilde verimli kırsal iltizamlara hâkim olabilirdi. Meselâ 1770’li yıllarda Osmanlılar’a karşı isyan eden meşhur Bulutkapan Ali Bey, İbrâhim Kethüdâ tarafından sancak beyliğine yükseltilen Gürcü kölelerden biriydi. İbrâhim Kethüdâ’nın yükselişi neticesinde Kazdağlı hânesi Zülfikāriyye ile Kāsımiyye arasındaki geleneksel rekabetin üstesinden geldi. Fakat en azından XVIII. yüzyılın ortalarında Kazdağlılar’ın Zülfikāriyye’ye sadakati zaman zaman ortaya çıktı. Bulutkapan Ali Bey, Mısır’da kalan sınırlı sayıdaki Kāsımiyyeli sancak beylerine karşı kesintisiz mücadeleye katıldı. Bununla birlikte Kazdağlı liderlerinin Zülfikāriyye ile olan iş birliği XVIII. yüzyılın sonuna gelindiğinde tamamen nihayete erdi.


BİBLİYOGRAFYA

, X, 420, 524.

Ahmed Çelebi b. Abdülganî el-Hanefî, Evḍaḥu’l-işârât (nşr. Abdürrahîm Abdurrahman Abdürrahîm), Kahire 1978, tür.yer.

Ahmed ed-Demürdâşî, ed-Dürretü’l-muṣâne fî aḫbâri’l-Kinâne, British Museum, MS, Or., nr. 1073-1074, tür.yer.

Abdurrahman b. Hasan el-Cebertî, ʿAcâʾibü’l-âs̱âr (nşr. Hasan Muhammed Cevher), Kahire 1959, I, tür.yer.

P. M. Holt, Egypt and the Fertile Crescent: 1516-1922, New York 1966, s. 80-96.

a.mlf., “The Beylicate in Egypt during the Seventeenth Century”, , XXIV (1961), s. 214-248.

a.mlf., “Al-Jabarti’s Introduction to the History of Ottoman Egypt”, a.e., XXV (1962), s. 38-51.

D. Behrens-Abouseif, Egypt’s Adjustment to Ottoman Rule, Leiden 1994, s. 116-128.

J. Hathaway, “Egypt in the Seventeenth Century”, The Cambridge History of Egypt (ed. M. W. Daly), Cambridge 1998, II, 34-58.

a.mlf., İki Hizbin Hikâyesi: Osmanlı Mısır’ı ve Yemen’inde Mit, Bellek ve Kimlik (trc. Cemil Boyraz), İstanbul 2009, tür.yer.

a.mlf., Osmanlı Mısır’ında Hane Politikaları: Kazdağlıların Yükselişi (trc. Nalan Özsoy), İstanbul 2002, tür.yer.

İ. Metin Kunt, “Ethnic-Regional (Cins) Solidarity in the Seventeenth-Century Ottoman Military Establishment”, , V (1974), s. 233-239.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2013 yılında İstanbul’da basılan 44. cildinde, 559-561 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER