AYNE’l-YAKĪN - TDV İslâm Ansiklopedisi

AYNE’l-YAKĪN

عين اليقين
AYNE’l-YAKĪN
Müellif: YUSUF ŞEVKİ YAVUZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1991
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/aynel-yakin
YUSUF ŞEVKİ YAVUZ, "AYNE’l-YAKĪN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/aynel-yakin (22.09.2020).
Kopyalama metni
“Müşahede etmek” mânasındaki ayn ile “gerçeğe uygun bilgi” anlamındaki yakīn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen ayne’l-yakīn, İslâm düşünce tarihinde, genellikle üç kategoride sıralanan doğru bilgilerin kesinlik bakımından ortasında yer alır (diğerleri için bk. HAKKA’l-YAKĪN; İLME’l-YAKĪN). Kur’an’da “Andolsun ki onu ayne’l-yakīn ile göreceksiniz” (et-Tekâsür 102/7) meâlindeki âyette geçen ayne’l-yakīn, gözlem yoluyla bilmek veya “yakīn”den ibaret olan bir görüşle görmek mânasını ifade eder. Gerek bu âyetten gerekse Kur’an’da anlatılan bazı olaylardan anlaşıldığına göre ayne’l-yakīn ile elde edilen bilgi kesinlik açısından ilme’l-yakīn ile elde edilen bilgiden üstündür ve zihne gelen her türlü şüpheyi giderici bir özelliğe sahiptir. Hz. İbrâhim, Allah’ın ölüleri diriltmeye muktedir olduğuna şüphesiz ki inanıyordu (ilme’l-yakīn). Fakat o, bunu ayne’l-yakīn derecesinde bilmeyi arzu etmiş ve, “Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” demiştir (el-Bakara 2/260). Fahreddin er-Râzî bu gibi âyetlere dayanarak kesin bilgiler arasında derece farkının bulunduğunu kabul etmiştir (Tefsîr, VII, 40). Hadislerde bu terime rastlanmamakla birlikte ilme’l-yakīn mânasında haber, ayne’l-yakīn mânasında da muâyene kelimeleri kullanılarak ikinci bilginin ilkinden daha güvenilir olduğu belirtilmiş (Müsned, I, 215, 271) ve müminin Allah hakkındaki nazarî bilgisinin rü’yetullah* ile müşahedeye dönüşeceği (Buhârî, “Tevḥîd”, 24) belirtilerek gözlemin bilgiye kesinlik kazandırdığına da işaret edilmiştir.

Filozoflar nefsin mertebelerinden biri saydıkları ayne’l-yakīni, “nefsin akledilirleri (ma‘kūlât) müşahede ederek oldukları gibi kavraması” şeklinde tarif etmişlerdir (Ebü’l-Bekā, s. 390). Şeyhzâde ise “nesneyi olduğu gibi görmektir” tarifiyle ayne’l-yakīni, bilginin, objesine uygunluğu şeklinde anlamıştır (Hâşiye, IV, 691). Cürcânî’nin tarifi de buna yakındır: “Ayne’l-yakīn müşahede ve keşfin meydana getirdiği bilgidir” (et-Taʿrîfât, “ʿayne’l-yakīn” md.). Mantıkta ise dış tecrübe ve müşahedeye dayanan bilgilerin adıdır, ateşi görmek suretiyle hakkında bilgi sahibi olmak gibi. Beyzâvî ve Ebüssuûd gibi müfessirler de ayne’l-yakīni en kesin bilgi mertebesi kabul ederler (Envârü’t-tenzîl, IV, 691; Tefsîr, IX, 196).

Sûfîler ayne’l-yakīn teriminin, yukarıda ifade edilen ve objektif bilgileri içeren mânasına ilgisiz kalarak bu terimi keşf ve ilhamla meydana gelen tasavvufî yahut sübjektif bilgi ve vahiy yoluyla elde edilen bilgi anlamında kullanmışlar; böylece ilme’l-yakīni peygamberler ile keşf ve ilhama mazhar olmuş velîlere inhisar ettirmişlerdir. Hücvîrî, sûfîlerin ayne’l-yakīnden ölüm hakkındaki bilgileri kastettiklerini belirtir. Ona göre ayne’l-yakīn, ölüme hazırlanmış olan âriflerin üns sayesinde kazandıkları özel bir makam olup yakīnî makamların ikincisini teşkil eder (Keşfü’l-mahcûb: Hakikat Bilgisi, s. 533).

BİBLİYOGRAFYA
et-Taʿrîfât, “ʿayne’l-yaḳīn” md.; Tehânevi, Keşşâf, “yaḳīniyyât” md.; Müsned, I, 215, 271; Buhârî, “Tevḥîd”, 24; Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb (Uludağ), s. 533; Kuşeyrî, Kuşeyrî Risalesi (trc. Süleyman Uludağ), İstanbul 1981, s. 219-220; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-mesîr, IX, 220; a.mlf., Nüzhetü’l-aʿyün, s. 634-635; Fahreddin er-Râzî, Tefsîr, VII, 37, 40; XXXII, 79; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, İstanbul 1282-83, IV, 691; İbn Haldûn, Şifâʾü’s-sâʾil (nşr. Muhammed b. Tâvît et-Tancî), İstanbul 1957, s. 45; Şeyhzâde, Ḥâşiye ʿalâ Tefsîri’l-Ḳāḍî Beyżâvî, İstanbul 1282-83, IV, 691; Ebüssuûd Efendi, Tefsîr, Beyrut, ts. (Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabî), I, 33; IX, 196; Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât, Bulak 1281, s. 389-390; Elmalılı, Hak Dini, I, 201; IX, 6059; el-Muʿcemü’ṣ-ṣûfî, s. 1251-1252; Cemîl Salîbâ, el-Muʿcemü’l-felsefî, Beyrut 1982, II, 112.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1991 yılında İstanbul'da basılan 4. cildinde, 269-270 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER