BEYHAKĪ SEYYİDLERİ

Müellif:
BEYHAKĪ SEYYİDLERİ
Müellif: DİA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1992
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 15.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/beyhaki-seyyidleri
DİA, "BEYHAKĪ SEYYİDLERİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/beyhaki-seyyidleri (15.11.2019).
Kopyalama metni

Aslen Horasan’ın Beyhak bölgesindeki Sebzevâr şehrinden olan Beyhakī Seyyidleri, Timur’un bölgeyi istilâsı sırasında önce Delhi’ye, oradan da Keşmir’e göç etmişlerdir (1389-1413). Hz. Peygamber’in soyundan geldikleri kabul edilir. Seyyid Mahmud önderliğindeki Beyhakī Seyyidleri Keşmir’e geldiği sırada bölge, Keşmir sultanlarının Şah Mîr Sevâtî koluna mensup Sultan İskender’in (1389-1413) hâkimiyeti altında idi. Seyyidler kısa sürede İskender Şah ile iyi ilişkiler kurdular. Bu arada Sultan’ın torunu Zeynelâbidîn (1420-1470), Seyyid Mahmud’un kardeşi Seyyid Muhammed’in kızı Tac Hatun (Beyhakī Begüm) ile evlendi. Bir süre sonra Seyyid Mahmud’un torunu Seyyid Hasan da Sultan Zeynelâbidîn’in kızı ile evlendi. Böylece hânedanla yakın akrabalık bağları kuran Beyhakī Seyyidleri idarede etkili olmaya başladılar.

Hasan Şah (1472-1484) zamanında Seyyid Hasan başvezirliğe tayin edildi. Hasan Şah ölünce yerine geçen oğlu Muhammed Şah yedi yaşında bir çocuk olduğu için Seyyid Hasan idarenin sorumluluğunu üstlendi. Fakat onun katı tutumu ve özellikle Hindu âdetlerine karşı mücadelesi yerli halkın tepkisine sebep oldu. Bu sırada siyasî ve ekonomik durumları bozulan eşrafın da etkisiyle ayaklanan Keşmirliler Seyyid Hasan’ı Srinagar’da öldürdüler. Oğulları Seyyid Hâşim ve Seyyid Muhammed duruma hâkim olmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar ve Keşmir’den kaçmak zorunda kaldılar (1484). Bundan iki yıl sonra Mîr Şah hânedanından Muhammed ve Feth şahlar arasında baş gösteren taht kavgası sırasında Beyhakī Seyyidleri tekrar Keşmir’e döndüler ve Muhammed Şah’ın tahta geçmesinde etkili oldular. Bunun üzerine Seyyid Muhammed vezirliğe getirildi (1493) ve 1505’te öldürülünceye kadar bu görevde kaldı.

Beyhakī Seyyidleri, Mîrşahlar’dan sonra Keşmir’de hüküm süren Keşmir Sultanları’nın bir kolu olan Gazi Han Çak hânedanı devrinde de önemli görevlere getirildiler. Ali Şah Çak (1570-1578), Seyyid Muhammed’in torunlarından Seyyid Mübârek’i kendisinin danışmanlığına ve vezirliğe tayin etti. Seyyid Mübârek Ali Şah ölünce tahta el koydu ve kendisini sultan ilân etti (1578). Fakat durumdan rahatsız olan diğer ileri gelenler ayaklanarak onu tahttan indirdiler. Buna rağmen Seyyid Mübârek bu sırada Keşmir’e hâkim olmaya çalışan Bâbürlü ordusuna karşı Çak hânedanı ile birlikte mücadele etmeye devam etti. Ancak Bâbürlüler Keşmir’i topraklarına katınca (1586) Seyyid Mübârek teslim oldu. Karşı koymaya devam eden oğlu Seyyid Ebü’l-Meâlî de esir alınınca Beyhakī Seyyidleri’nin Keşmir’in siyasî tarihinde yaklaşık 150 yıldan beri süren etkileri sona erdi.

Beyhakī Seyyidleri’nin Keşmir’de bu kadar kısa sürede temayüz edip hem sarayın hem de halkın gözünde değer kazanmalarında en büyük etkenlerden biri, şüphesiz peygamber soyundan gelmiş olmalarıdır. Bununla birlikte kabiliyet ve maharetleri de bu hususta önemli rol oynamıştır. Öte yandan Beyhakī Seyyidleri aslen Sebzevâr’ın Şiî bölgesinden oldukları için büyük bir ihtimalle İsmâilî veya İmâmî idiler. Sülâleden Delhi’de kalanlar Şiî inancında devam etmişlerdir. Keşmir’de ise idarî mevkilerde bulunmuş bazı seyyidlerin özellikle Sünnî fıkhını uygulamaktaki kararlılıklarına bakılırsa bunların bir kısmının Sünnî oldukları sonucuna varılabilir. Bununla birlikte bazı müellifler bir kısım Beyhakī Seyyidleri’nin takıyye* uyguladıklarından söz etmektedirler (Rizvī, s. 167).


BİBLİYOGRAFYA

The Cambridge History of India, Cambridge 1928, III, 284-285.

Mohibbul Hasan, Kashmir under the Sultans, Calcutta 1959, tür.yer.

a.mlf., “Bayhaḳī Sayyids”, , s. 131-132.

J. N. Hollister, The Shiʿa of India, New Delhi 1979, s. 141-149.

Athar Abbas Rizvī, A Socio-Intellectual History of the Isnāʾ Asharî Shi’is in India, Canberra 1986, I, 158-186.

Bu madde ilk olarak 1992 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 6. cildinde, 64-65 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.