ÇAĞRI BEY

Müellif:
ÇAĞRI BEY
Müellif: ALİ SEVİM
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1993
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/cagri-bey
ALİ SEVİM, "ÇAĞRI BEY", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/cagri-bey (18.07.2019).
Kopyalama metni

Selçuklu hânedanına adını veren el-Melikü’l-Gāzî Selçuk’un torunu olup yaklaşık 380’de (990) doğdu. Babası Mîkâil b. Selçuk’un gayri müslim Türkler’e karşı çıktığı bir gazâda şehid düşmesi üzerine kardeşi Tuğrul Bey’le birlikte dedeleri Selçuk’un himayesinde yetiştiler. Selçuk’un ölümünden sonra ailenin başına töre gereğince büyük evlât olarak Arslan Yabgu geçti. Babaları Mîkâil’e bağlı küçük bir Türkmen (Oğuz) grubunun başında bulunan Çağrı Bey ile Tuğrul Bey Arslan Yabgu’ya zayıf bir bağla bağlı bulunuyorlardı. Çağrı ve Tuğrul beyler, kendilerine bağlı Türkmen topluluğu ile amcaları Yûsuf Yınal ve Mûsâ İnanç beylerle birlikte, daha önce, Sâmânîler’e yaptıkları yardım karşılığında aile reisi Arslan Yabgu’ya verilen Buhara’ya bağlı Nur kasabasına gelip orayı yurt tutmuşlardı. Karahanlı Hükümdarı Buğra Han’ın Sâmânî Devleti’ne son vermesi üzerine Mâverâünnehir’de değişen siyasî şartlar dolayısıyla onların müttefiki olan Arslan Yabgu bu defa Karahanlılar’la iş birliği yapmaya başladı. Bu sırada Karahanlı hükümdarlarından İlig Han Nasr’ın hücumuna uğrayan Çağrı ve Tuğrul beyler Buğra Han’ın hizmetine girmek zorunda kaldılar. Bu hizmet sırasında Buğra Han hile ile Tuğrul Bey’i yakalatıp hapse attırdı. Bunun üzerine mevcut kuvvetleriyle birlikte derhal harekete geçen Çağrı Bey Buğra Han’ın kendisine karşı da sevkettiği kuvvetleri bozguna uğratıp birçok Karahanlı kumandanını esir aldı; bunun üzerine Buğra Han esir kumandanlarına karşılık Tuğrul Bey’i serbest bıraktı. Bu hadiseden sonra Çağrı ve Tuğrul beyler Buğra Han’ın hizmetinden ayrılarak tekrar Mâverâünnehir’e döndüler. Öte yandan İlig Han Nasr’ın ölümünden (403/1012-13) sonra Karahanlı Hükümdarı Arslan Han tarafından hapsedildiği yerden kaçan Karahanlı şehzadesi Ali Tegin Arslan Yabgu’nun yardımıyla Buhara’yı ele geçirip burada bağımsız bir Karahanlı Beyliği kurdu ve müttefiki Arslan Yabgu’nun kızıyla evlenmek suretiyle durumunu daha da kuvvetlendirdi. Bu sıralarda cereyan eden hadiselerden Arslan Yabgu ile Tuğrul ve Çağrı beyler arasında bir soğukluğun mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Tuğrul ve Çağrı beyler Arslan Yabgu - Ali Tegin ittifakının dışında bırakılmıştır; hatta Selçuklu ailesinin arasındaki bu hoşnutsuzluk daha da ileri götürülmüş, Arslan Yabgu’nun da desteğini alan Ali Tegin Tuğrul ve Çağrı beylere karşı askerî harekâta girişerek onları kendisine tâbi olmaya zorlamıştır. Bir yandan Buğra Han’ın, öbür yandan Ali Tegin’in saldırı ve baskıları karşısında çok zor durumlara düşen Tuğrul ve Çağrı beyler kendilerine yeni bir yurt aramaya karar verdiler; bu sebeple Tuğrul Bey beraberindeki Türkmenler’le çöllere çekilecek, Çağrı Bey ise Bizans hâkimiyetindeki Anadolu’ya bir keşif seferi yapacaktı. Çok geçmeden Çağrı Bey 3000 Türkmen atlısıyla Mâverâünnehir’den batı yönüne hareket etti. 1015 yılında, Gazneliler’in hâkimiyetinde bulunan Horasan üzerinden vali Arslan Câzib’in takibine rağmen süratle geçip Irâk-ı Acem bölgesine girdi. Çağrı Bey’in bu geçişini haber alan ve bu sıralarda Hindistan’da bulunan Gazneli Mahmud ona engel olamadığı için Arslan Câzib’e son derecede kızmış ve onu şiddetle azarlamıştır. Çağrı Bey daha sonra harekâtına devam ederek Azerbaycan yoluyla Doğu Anadolu sınırlarını aşıp Van gölü havzasına girdi. İlk olarak Anadolu’ya giren ve özellikle Ermeni kaynaklarında kaydedildiği üzere “mızrak, ok ve yaydan ibaret olan silâhları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgâr gibi uçan Türk atlıları” karşısında Bizans kumandanı Senekerim’in sevkettiği kuvvetler “yağmur gibi atılan oklar” karşısında yenilgiye uğradılar. Böylece Van gölü havzasının büyük bir kısmı Çağrı Bey’in kontrolüne girdi. Daha sonra Çağrı Bey kuzeye yönelip Gürcüler’in oturdukları Nahcıvan taraflarına yürüdü. Bizans’ın Gürcü asıllı kumandanı Liparit’in savaşa cesaret edememesi üzerine Çağrı Bey bütün bölgeyi kolayca hâkimiyeti altına aldı. Daha sonra Duvin şehrinin güneyindeki Nig bölgesine yürüyerek kendilerine karşı koymaya çalışan Bizans kumandanı Vasak Pahlavuni’nin kuvvetlerini bozguna uğrattı. Hatta bu kumandan bozgun sırasında kaçarken Türk askerleri tarafından öldürüldü. Böylece Çağrı Bey Nig bölgesini istilâ etti. Netice itibariyle Çağrı Bey, ileride yurt edinilmesi maksadıyla, başarıyla tamamladığı bu keşif seferi sonunda yol boyunca aldığı takviyelerle birlikte ancak 5000-6000 atlıyı bulan ve o devir için dahi küçük sayılabilen bir Türk kuvvetini Bizans’ın Doğu Anadolu’daki kuvvetlerinin durduramayacak bir derecede olduğunu böylece bizzat tesbit etmiş oldu. Çağrı Bey Arslan Câzib’in takibinden maharetle sıyrıldı ve Azerbaycan-Horasan üzerinden Mâverâünnehir’e dönüp kardeşi Tuğrul Bey’in yanına gitti (1021). Yaptığı keşif seferi hakkında ona bilgi verirken, “Biz buradaki çok güçlü Karahanlı ve Gazneli devletleriyle mücadele edemeyiz, ancak Horasan, Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya gidip oralarda hükümran olabiliriz; zira oralarda bize karşı koyabilecek hiçbir kuvvete rastlamadım” diyerek onu batı yönüne harekete teşvik etti.

Arslan Yabgu-Ali Tegin ittifakı neticesinde Mâverâünnehir’de Karahanlı ve Gazneliler’e karşı üçüncü bir siyasî-askerî kuvvet meydana gelmişti. Bu durum, Hârizm’e hâkim olan Gazneliler’le Mâverâünnehir’de kendilerine karşı herhangi bir rakip görmek istemeyen Karahanlılar’ı endişeye sevketti. Bu sırada Karahanlı Hükümdarı Yusuf Kadır Han ile Gazneli Sultanı Mahmud Semerkant yakınlarında bir toplantı yaparak (416/1025) Arslan Yabgu ve Ali Tegin’in bertaraf edilmesini ve Amuderya’nın (Ceyhun) iki devlet arasında sınır olmasını kararlaştırdılar. Alınan bu kararları derhal uygulamaya koyan Sultan Mahmud Arslan Yabgu’yu davet ettiği bir ziyafette hile ile tutuklatıp Hindistan’da Keşmir’e giden geçitteki sarp bir tepe üzerinde bulunan Kālincâr Kalesi’nde hapse attırdı ve çok geçmeden de ona ait Oğuzlar’ı Horasan’a nakletti. Bunun üzerine Tuğrul ve Çağrı beyler Selçuklu ailesinin ve dolayısıyla Oğuzlar’ın fiilî reisleri oldular, yabguluğa da Mûsâ İnanç Bey’i seçtiler. Fakat kısa bir süre sonra Selçuklular’ı tam mânasıyla bertaraf etmek isteyen Sultan Mahmud bu defa Tuğrul ve Çağrı beylere bir elçi gönderip kendilerine yurt verme teklifinde bulundu. Ancak onlar amcaları Arslan Yabgu’nun âkıbetine uğramamak için sultanın bu hileli teklifini reddettiler. Öte yandan Selçuklu ailesini birbirine düşürmek isteyen Ali Tegin, Yûsuf Yınal’a bir elçi ve hediyeler göndererek kendisine Selçuklu yabgusu unvanını verme teklifinde bulunduysa da başta Tuğrul ve Çağrı beyler olmak üzere Selçuklu ailesinin diğer ileri gelen beyleri buna imkân vermediler. Bunun üzerine Ali Tegin, Alp Kara kumandasında sevkettiği büyük bir kuvvetle Selçuklular’a bir baskın yaptırdı; çarpışmalarda Yûsuf Yınal ve birçok Selçuklu beyi öldürüldü. Fakat kısa zamanda toparlanan Selçuklular bilhassa Çağrı Bey’in sevk ve idaresindeki kuvvetlerle karşı saldırıya geçerek Alp Kara kumandasındaki Ali Tegin’in ordusunu yenilgiye uğrattılar, çarpışmalarda Alp Kara ve pek çok Karahanlı emîri öldürüldü. Buna rağmen Ali Tegin’in devamlı baskı ve saldırıları karşısında çok zor durumda kalan Tuğrul ve Çağrı beyler kendilerine tâbi Türkmen kitleleriyle Ali Tegin’in kendilerine verdiği topraklardan ayrılıp Hârizm Valisi Hârûn’dan askerî yardım karşılığında elde ettikleri Ribât-ı Mâş ve Şurâhân’a gidip yerleştiler (423/1032). Bunu haber alan Selçuklular’ın eski düşmanı Cend Emîri Şah Melik kurban bayramında Selçuklular’a âni bir baskın yaparak 8000 kişiyi öldürdü ve pek çok kişiyi de esir aldı (Zilhicce 425 / Ekim 1034). Artık Hârizm’deki yurtlarında da oturma imkânı kalmayan Tuğrul ve Çağrı beylerin idaresindeki Selçuklular (10.000 muharip atlı) 1035 yılının ilkbaharında Gazneli hâkimiyetinde bulunan Horasan’a göç ederek Merv, Serahs ve Ferâve arasındaki topraklara Gazneliler’den izin almaksızın yerleştiler; Gazne Valisi Ebü’l-Fazl Sûrî’ye başvurarak yurtsuz ve çaresizlik yüzünden Horasan’a gelmek zorunda kaldıklarını söylediler ve ondan askerî hizmet karşılığında oturdukları toprakların kendilerine tahsis edilmesi hususunda Sultan Mesud nezdinde tavassutta bulunmasını istediler. Durumun kendisine arzedilmesi üzerine Sultan Mesud, Hâcib Begtoğdı (Beydoğdu) kumandasında sevkettiği bir ordu ile Selçuklular’a karşı askerî harekâta başladı. Nesâ yöresindeki Hisâr-ı Tâk’ta yapılan şiddetli bir savaş sonunda, özellikle Çağrı Bey’in büyük askerî kabiliyeti sayesinde Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı (426/1035). Bu yenilgi üzerine Sultan Mesud Selçuklu başbuğlarına Merv valisiyle gönderdiği bir menşurla Tuğrul Bey’e Nesâ’yı, Çağrı Bey’e Dihistan’ı ve Mûsâ Yabgu’ya da Ferâve’yi “dihkân” unvanıyla dirlik (iktâ) olarak verdi. Bununla beraber Selçuklular’la Gazneliler arasında düşmanlık havası esmekte ve her iki taraf da birbirlerine karşı güven duymamakta idiler. Bilhassa Selçuklular kendilerine katılan çok sayıdaki Türkmen dolayısıyla Gazneliler’den askerî hizmet karşılığında yeni topraklar istemekte, ayrıca da Karahanlı Hükümdarı Buğra Han ve Hârizmşah İsmâil ile siyasî ilişkilerde bulunmakta idiler. Bütün bu olayları yakından takip eden Sultan Mesud, Selçuklular’ı Horasan’dan çıkarmak maksadıyla Hâcib Subaşı kumandasında Horasan’a bir ordu gönderdikten başka ikinci bir orduyu da Herat’a sevketti. Subaşı’nın Serahs’a yürümesi üzerine endişeye kapılan Tuğrul ve Çağrı beyler bütün ağırlıklarını Merv çölüne gönderdiler, hatta Horasan’ı terkedip başka bir yurt aramayı bile düşündüler. Bu sıralarda Çağrı Bey Merv’in kuzey yörelerinde bir kısım Gazneli kuvvetlerini yenilgiye uğrattıktan sonra Merv’i fethederek “melikülmülûk” unvanıyla adına hutbe bile okutmuştu (428/1037). Merv’in düşmesi üzerine süratle Selçuklular’a saldırıya geçen Subaşı, Selçuklu başbuğlarının kumandasındaki Türkmen kuvvetleriyle Serahs yakınlarında Talhâb yöresinde savaşa girdi. Burada iki gün devam eden şiddetli bir savaş sonunda yine Çağrı Bey’in mâhirâne manevraları ve yiğitlikleri sayesinde Gazne ordusu ikinci defa kesin olarak yenilgiye uğratıldı (Zilkade 429 / Ağustos 1038). Kazandıkları bu ikinci zafer sonunda Selçuklular bağımsızlığa kavuştular; eski Türk devlet geleneğine göre Tuğrul Bey “es-Sultânü’l-muazzam” unvanıyla devletin hukukî ve fiilî başkanı olarak Nîşâbur’a, Çağrı Bey Merv’e ve Mûsâ Yabgu da Serahs’a hâkim ve sahip oldular. Böylece Horasan’da Gazne hâkimiyeti artık tamamen sona erdi.

Selçuklular karşısında kaybettiği iki savaştan sonra bölgedeki siyasî ve askerî durumu ciddi şekilde sarsılan Sultan Mesud 50.000 kişilik bir orduyla Selçuklular’a karşı yeni bir harekâta başladı. Bu sırada Tâlikan, Fâryâb, Şuburkan ve yöresinin fethiyle meşgul olan Çağrı Bey sultanın bu harekâtı üzerine Serahs’a geldi; daha sonra Tuğrul Bey ve Mûsâ Yabgu da buraya gelip savaş hazırlıklarına başladılar. Fakat Serahs’ta yapılan bir savaş meclisinde başta Tuğrul Bey olmak üzere Selçuklu başbuğları çok büyük ve güçlü Gazne ordusuna karşı savaşacak durumda olmadıklarını ileri sürerek daha batıdaki Rey, Cürcân, Cibâl ve ardından da Azerbaycan taraflarına çekilme teklifinde bulundular. Fakat Çağrı Bey Horasan’ın asla terkedilmemesini, başka bölge ve ülkelerde tutunabilmenin çok zor olduğunu, büyük Gazne ordusu karşısında üçüncü defa zafer kazanacaklarını söyleyerek savaşmayı teklif etti. Onun bu fikrinin diğer Selçuklu reisleri tarafından da kabul edilmesi üzerine Gazne ordusuyla savaşa girildi (Ramazan 430 / Mayıs-Haziran 1039). Ancak Çağrı Bey’in büyük gayretine rağmen Selçuklu kuvvetleri yenilgiye uğrayıp çöllere çekilmek zorunda kaldılar. Bununla beraber Selçuklu atlıları Gazne ordusunu yıpratma hücumlarında bulunuyorlardı. Çok geçmeden de Selçuklu reisleri Gazneliler’le geçici bir barış antlaşması imzaladılar. Böylece her iki taraf da kesin sonuçlu bir savaşa hazırlanma imkânı elde etmiş oldu. Nitekim bir müddet sonra Sultan Mesud 100.000 atlı ve yayadan oluşan devrin en büyük ordusuyla Selçuklular’a karşı yeniden harekete geçti. Bunu haber alan Selçuklu başbuğlarının bu ciddi ve tehlikeli durum karşısında Batı İran’a çekilme fikri yine Çağrı Bey tarafından şiddetle reddedildi ve onun, çöl yoluyla gelmekte olan yorgun ve ağır Gazne ordusuna karşı zaferi kazanabilecekleri fikri diğer Selçuklu reisleri tarafından bu defa da kabul edildi. Merv-Serahs arasında bulunan Dandanakan’da cereyan eden meydan savaşında büyük Gazne ordusu kesin ve ağır bir yenilgiye uğratıldı (8 Ramazan 431 / 23 Mayıs 1040). Bu savaşta Selçuklu ordusunun başkumandanı olan Çağrı Bey mâhirâne bir taktik uygulamış, yiğitlik göstermiş ve dolayısıyla zaferin kazanılmasında en büyük âmil olmuştur. Bu savaş sonunda, Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok büyük roller oynayacak olan Büyük Selçuklu Devleti Horasan’da kurulmuştur. Savaştan hemen sonra toplanan kurultayda alınan kararlara göre Tuğrul Bey sultan olarak başşehir Nîşâbur’da oturacak ve batıdaki ülkelerin fethiyle uğraşacak, Çağrı Bey melik ve ordu kumandanı sıfatıyla idare merkezi olan Merv’de ikamet edecek ve Serahs, Belh ile Ceyhun-Gazne arasındaki memleketlerin fethiyle meşgul olacaktı. Mûsâ Yabgu ise merkezi Herat olmak üzere Sîstan’a kadar uzanan memleketlerin fethini üzerine alacaktı. Çağrı Bey, sultana tâbi diğer Selçuklu melikleri gibi idaresinde bulunan memleketlerde Sultan Tuğrul adına hutbe okutup para bastırabilecek, sarayının kapısında günde üç defa nevbet çaldırabilecek ve başında hükümdarlık alâmetlerinden olan çetr taşıyabilecekti.

Dandanakan Zaferi’nden bir süre sonra Merv’de toplanan büyük kurultayda tesbit edilip kararlaştırılan fetih planları uyarınca Çağrı Bey derhal ordusuyla harekete geçerek Cûzcân, Bâdgîs, Huttalân ile Tohâristan’ın diğer şehir ve kalelerini birer birer fethetti. Ancak bu sırada Çağrı Bey hastalanmış ve fetihlere devam edemez olmuştu. Bunu fırsat bilen Gazneli Sultanı Mevdûd, Belh ve Tohâristan’ı geri almak maksadıyla harekâta başladıysa da Çağrı Bey oğlu Alparslan’ı bir miktar kuvvetle ona karşı sevketti; Alparslan çıktığı bu ilk seferde Gazne kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Bir süre sonra iyileşen Çağrı Bey oğlu Alparslan’la beraber Horasan’ın savunması bakımından önemli olan Tirmiz üzerine yürüyüp şehri kuşattı. Çağrı Bey şehrin valisi meşhur tarihçi Ebü’l-Fazl el-Beyhakī’ye bir mektup gönderip Gazneli Devleti’nin hâkimiyetinin artık sona erdiğini, bu sebeple onlardan yardım alamayacağını bildirerek kalenin teslimini istedi. Durumu takdir eden vali Beyhakī Tirmiz’i Çağrı Bey’e teslim edip Gazne’ye döndü. Çağrı Bey Tirmiz’in fethinden sonra Belh, Kubâdiyan, Vahş, Velvâlic şehirleriyle bütün Tohâristan’ı fethetti ve bu şehirlerin ve Tohâristan’ın idaresini oğlu Alparslan’a bıraktı.

Selçuklular’ın amansız düşmanı Cend Emîri Şah Melik, kalabalık bir orduyla Hârizmşah İsmâil’in idaresindeki Hârizm’e saldırıp şehri ele geçirdi (Cemâziyelâhir 432 / Şubat 1041). Bunun üzerine Gazneliler’le mücadeleyi bırakan Çağrı Bey, bir kısım kuvvetleriyle Şah Melik’in önünden kaçıp Selçuklular’a sığınan İsmâil’i de yanına alarak Hârizm’e yürüyünce Şah Melik Hârizm’den çekildi. Fakat bir süre sonra yeniden Hârizm’e gelip idareyi eline alması üzerine Çağrı Bey Tuğrul Bey’le birlikte Hârizm’e yürüdü. Çok geçmeden Ürgenç’te (Gürgenç) kuşatılan Şah Melik kuşatmadan güç de olsa kurtulup Gazneliler’e sığındı. Böylece Çağrı Bey’in kazandığı başarı sayesinde Hârizm Selçuklu Devleti’ne tâbi bir eyalet haline getirildi (434/1043). Bu seferden sonra Çağrı Bey, Horasan’ı Selçuklular’dan geri almak maksadıyla Karahanlı Hükümdarı Arslan Han ve Büveyhî Hükümdarı Ebû Kâlîcâr ile bir ittifak yaparak harekâta hazırlanan Gazneli Sultanı Mevdûd ve müttefiklerine karşı savunma tedbirleri aldı. Fakat Mevdûd’un ölümü ve Büveyhî kuvvetlerinin de çöl yolunda telef olması üzerine ciddi bir savaş yapılmadı. Bu arada Çağrı Bey’in sevkettiği kuvvetler, Hârizm’e saldıran Gazneli taraftarı Kıpçak Emîri Haşkâ’yı Ürgenç’te yenilgiye uğrattı. Bir müddet sonra Karahanlı Hükümdarı Arslan Han Tirmiz’e yürüyüp şehri tahrip ve yağma etti, daha sonra da Belh ve Tohâristan’ı almak üzere Ceyhun’u geçti. Bunun üzerine Çağrı Bey oğlu Alparslan’ı ona karşı sevketti. Ancak savaşı göze alamayan Arslan Han Çağrı Bey’e başvurup barış isteğinde bulundu. Yapılan müzakerelerden sonra Çağrı Bey onunla Horasan’a ve diğer Selçuklu memleketlerine saldırmaması şartıyla bir barış imzaladı. Bir müddet sonra Çağrı Bey Büveyhîler’in idaresinde bulunan Kirman’a bir miktar kuvvetle oğlu Kavurd Bey’i gönderdi.

Mûsâ İnanç Yabgu ve hayatta kalan tek oğlu Böri Sîstan’da tam mânasıyla bir hâkimiyet ve idare kuramamışlar ve zaman zaman vuku bulan Gazneli saldırılarını da önleyememişlerdi. Bu durum, Çağrı Bey’in herhangi bir idarî sahası bulunmayan oğlu Yâkūtî’nin dikkatini çekmekteydi. Yâkūtî babasına ve Sultan Tuğrul Bey’e başvurarak Sîstan’ın idaresinin kendisine bırakılmasını talep etti. Bu hususta babasının onayını alan Yâkūtî derhal Mûsâ Yabgu’nun veziri Ebü’l-Fazl’dan Sîstan’ın kendisine teslimini istedi ve reddedilmesi üzerine de kuvvetleriyle birlikte Sîstan’a yürüdü. Ayrıca Çağrı Bey de vezirden kendi adına hutbe okutturmasını talep etti. Bunun üzerine Mûsâ Yabgu Sultan Tuğrul’a müracaatta bulunarak ondan memleketlerinin istilâsına engel olmasını rica etti. Sultan Tuğrul Mûsâ Yabgu, veziri Ebü’l-Fazl ve Sîstan halkına gönderdiği bir menşurda Sîstan’ın istilâsını doğru bulmadığını ifade ettikten başka Çağrı Bey’e de giriştiği bu hareketlerinin Merv’de alınan büyük kurultay kararlarına aykırı olduğunu sert bir dille bildirdi. Bunun üzerine Mûsâ Yabgu, oğlu Böri’yi bir miktar kuvvetle Sîstan’a göndererek bölgeyi Çağrı Bey’in idarecilerinden teslim aldı (448/1056). Böylece Sîstan meselesi barış yoluyla çözümlenmiş oldu. Öte yandan Gazne hükümdarı olan Abdürreşid Sîstan’ı geri almak için hâcibi Tuğrul’u bir miktar kuvvetle sevketti; ancak Tuğrul Mûsâ Yabgu’nun kuvvetlerine yenilince Gazne’ye gelip Sultan Abdürreşid’i bertaraf edip Selçuklular’a tâbi olarak Gazne Devleti’ne hâkim oldu. Fakat çok geçmeden Gazneli kumandanlardan Kırgız (Hırhîz) karşı harekete geçerek Tuğrul’u öldürüp yerine Ferruhzâd’ı Gazne tahtına oturttu. Bu sıralarda Çağrı Bey Büst şehrine kadar olan Gazne topraklarını fethettiyse de Kırgız karşısında yenilgiye uğrayıp Horasan’a çekildi. Babasının bu yenilgisi üzerine Alparslan, atabegi Külsarığ ile birlikte babasından izin alarak derhal karşı saldırıya geçip Ferruhzâd’ın sevkettiği Gazne kuvvetlerini hezimete uğrattı. Bu hadiseden sonra Ferruhzâd’ın öldürülmesi üzerine Gazne tahtına geçen İbrâhim ile bir barış antlaşması yaptı (451/1059).

Çağrı Bey, Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluş mücadelelerinde daima birlikte hareket ettiği kardeşi Sultan Tuğrul’u çeşitli vesilelerle desteklemişti. Bu arada Çağrı Bey, ağır hasta olmasına rağmen, saltanat iddiasıyla isyan edip Sultan Tuğrul’u Hemedan’da kuşatan İbrâhim Yınal’a karşı derhal oğulları Alparslan, Kavurd ve Yâkūtî kumandasında kalabalık bir kuvvet göndermişti. Çok geçmeden bu kuvvetler Rey yöresinde tutuştukları bir savaşta İbrâhim Yınal’ı bozguna uğrattılar; esir alınan İbrâhim Yınal ve yeğenleri muhasaradan kurtarılan Sultan Tuğrul’a teslim edildiler (Cemâziyelâhir 451 / Temmuz-Ağustos 1059). Çağrı Bey aynı yıl Serahs’ta vefat etti. Kaynaklarda vefatının 452 (1060) yılında olduğu da kaydedilmiştir. Naaşı daha sonra sultan olan oğlu Alparslan tarafından Merv’de inşa edilen türbesine nakledildi. Çağrı Bey’in Alparslan, Kavurd, Yâkūtî, Süleyman, İlyas, Arslan Argun adlarında altı oğlu ve dört kızı vardı. Kızlarından Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh’ın karısı Hatice Arslan ile Safiyye Hatun’un adları bilinmektedir. Kaynaklar Çağrı Bey’den âdil, faziletli, dindar ve merhametli bir kişi olarak söz ederler. Çağrı Bey cesur ve kabiliyetli bir kumandan, küçük kardeşi Tuğrul Bey’in devlet reisliğine rıza gösterecek kadar fedakâr ve mütevazi bir insandı.


BİBLİYOGRAFYA

Muhammed b. Abdülcebbâr el-Utbî, Târîḫu’l-Yemînî, Kahire 1287.

, IX, bk. İndeks.

Gerdîzî, Zeynü’l-aḫbâr (nşr. M. Kazvînî), Tahran 1315.

Beyhakī, Târîḫ-i Beyhaḳī (nşr. Halîl Hatîb Rehber), Tahran 1368, II, 693, 715, 729, 751; III, 881, 883-884, 897-901, 905-906, 920, 936, 949, 953, 958-959, 976, 978, 983, 986, 1112.

, I, 83, 92, 98-102, 114, 176.

, s. 4-5, 7-13, 17, 18, 22, 26-29, 33, 85, 194.

, s. 5, 6, 8, 13, 15, 26, 46, 188, 233.

Târîḫ-i Sîstân (nşr. Bahâr), Tahran 1314 hş., s. 364-366, 370, 374-375, 378, 380-381, 390.

Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾatü’z-zamân (nşr. Ali Sevim), Ankara 1968, s. 2, 44, 61, 102.

, s. 16, 32-33, 66, 69, 90.

, s. 249, 251.

Reşîdüddin, Câmiʿü’t-tevârîḫ (nşr. Ahmet Ateş), Ankara 1960, s. 12-13, 15-16, 19-21, 42, 96.

, s. 355, 398, 427-428, 430.

, XVIII, 106.

İbrahim Kafesoğlu, “Doğu-Anadolu’ya İlk Selçuklu Akını (1015-1021) ve Tarihî Ehemmiyeti”, Fuad Köprülü Armağanı, İstanbul 1953, s. 259-274.

a.mlf., “Selçuklular”, , X, 357-364.

a.mlf., “Selçuk’un Oğulları ve Torunları”, , XIII (1958), s. 120-122, 124.

O. Pritsak, “Der Untergang des Reiches Oguzischen Yabgu”, Fuad Köprülü Armağanı, İstanbul 1953.

Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ankara 1965, s. 11, 30, 37, 41, 49, 50-70, 88, 94, 96, 99-103, 130-131, 206, 210.

, s. 317, 320, 324, 327, 329, 334, 357.

M. Altay Köymen, Tuğrul Bey ve Zamanı, İstanbul 1976, s. 1-22, 27, 35, 40, 43, 63-64.

a.mlf., Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1989, I, 32, 34, 35, 96-98, 110-115, 127-130, 271, 273, 278, 326-328.

Erdoğan Merçil, Gazneli Mahmûd, Ankara 1987, bk. İndeks.

Mükrimin H. Yınanç, “Çağrı Bey”, , III, 324-328.

Bu madde ilk olarak 1993 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 8. cildinde, 183-186 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.