EBÛ YEZÎD en-NÜKKÂRÎ

أبو يزيد النكّاري
EBÛ YEZÎD en-NÜKKÂRÎ
Müellif: ETHEM RUHİ FIĞLALI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 23.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-yezid-en-nukkari
ETHEM RUHİ FIĞLALI, "EBÛ YEZÎD en-NÜKKÂRÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-yezid-en-nukkari (23.10.2019).
Kopyalama metni

Babası Kastîliye bölgesindeki Tûzer (Takyûs) şehrinde yaşayan Zenâteli Berberî bir tâcir, annesi Tedmeketli Sebîke adlı bir câriye idi. Ebû Yezîd, babasının Sudan’a göç etmesi üzerine burada muhtemelen 270 (883) yılı dolaylarında doğdu. İbâzıyye inancı çerçevesinde gördüğü öğrenimden sonra Tâhert’te sıbyan mektebinde hocalık yaptı. O sıralarda Nükkâriyye’nin reisi olan Ebû Ammâr Abdülhamîd el-A‘mâ’ya katıldı. Ubeydullah el-Mehdî’nin Mağrib’in doğusunda İfrîkıye’de yeni bir Şiî devleti kurması üzerine Tûzer’e geçti, orada 316’da (928) Fâtımî idaresi aleyhinde propagandaya başlayarak halkı “emir bi’l-ma‘rûf, nehiy ani’l-münker’e” çağırdı ve Şîa’ya karşı cihada davet etti. Daha sonra Evrâs dağına giderek Benû Kemlân’ın Hevvâre kabilesi mensupları arasında çok sayıda sağlam taraftar kazandı. Hatta Nükkârîler’in imamı Ebû Ammâr reisliği ona devretti. O sıralarda altmış yaşlarında olan Ebû Yezîd, giriştiği faaliyetler sonucunda Tûzer’de hapsedildi. Bunu duyan Ebû Ammâr, kırk kadar adamı ile bir gece hapishaneyi basarak onu kurtardı ve birlikte Sümâta’ya gittiler. Ebû Yezîd burada bir yıl kaldıktan sonra tekrar Evrâs’a döndü. Elinde asâsı, sırtında abası, başında sarığı ve boynunda tesbihi ile halkı devamlı olarak isyana çağıran Ebû Yezîd, 332 (943) yılında Kāim-Biemrillâh’ın hilâfeti sırasında isyanını başlattı. Önce Begāye ve Kastîliye’yi muhasara etti; Tebisse ve Mermâcenne’yi ele geçirdi. Burada kendisine meşhur eşeği hediye edildi ve o tarihten sonra “sâhibü’l-himâr” lakabıyla tanındı. Ardından sırasıyla Ürbüs (8 Ağustos 944) ve Bâce’yi (5 Eylül 944) aldı. 15 Ekim 944’te Kayrevan’a girdi ve şehrin kumandanı Halîl b. İshak ile Kadı Ahmed b. Bahr’ın boyunlarını vurdurdu. Kayrevan’ın Sünnî halkı ve hatta Mâlikî fakihleri, Ebû Yezîd bir İbâzî olmasına rağmen, Kāim’in Şiî inancı ve Fâtımîler’in Hz. Ebû Bekir’le Hz. Ömer’e ta‘netmeleri yüzünden ona yardım ederek Kayrevan’ın zaptı sırasında tam bir destek sağladılar (İbn İzârî, I, 217-218; İdrîs İmâdüddin, s. 294-295). Ancak bir süre sonra âsilerin aşırı hareketleri ve haraç istemeleri halkın kendilerinden soğumasına sebep oldu. Diğer taraftan Ebû Yezîd’in, faaliyetine başlarken yaşadığı sade ve zâhidâne hayatı terkedip Kayrevan’da gösterişli bir hayat sürdürmeye başlaması adamlarının da kendisinden uzaklaşmalarına yol açtı.

Yezîd, Yûnus, Eyyûb ve Fazl adlarındaki dört oğlundan ikisini Kayrevan’da bırakan Ebû Yezîd, Mehdiye’yi ele geçirmek üzere harekete geçti. Şehre 35 km. mesafedeki İhvân mevkiinde Kāim’in kumandanı Meysûr’u 2 Kasım 944 tarihinde hezimete uğrattı ve onu öldürerek başını Kayrevan’a gönderdi. Mehdiye’ye yaklaşınca Kāim-Biemrillâh şehrin etrafına hendekler kazılmasını emretti. Ebû Yezîd 21 Ocak 945’te şiddetli bir hücumla taarruza geçti ve şehri kuşattı. Ancak bundan bir sonuç alamayınca 30 Ocak 945’te Mehdiye’den 11 km. uzaklıktaki Ternût’a döndü. Ebû Yezîd bunu takip eden aylarda Mehdiye’ye üç defa daha taarruzda bulunduysa da başarılı olamadı ve pek çok askerini kaybetti. Ancak bu hücumlar 25 Haziran 945’te ve bundan on yedi gün sonra tekrar vuku buldu. Bu sonuncu hücumda Ebû Yezîd hayatını zor kurtardı ve Eylül 945’te Kayrevan’a döndü. Ebû Ammâr’ın sert ikazı üzerine yaşadığı lüks hayattan tövbe ederek eski sade ve zâhidâne hayatına döneceğine söz verdi. Kayrevan halkı onun eski haline döndüğünü görünce tekrar etrafında toplandı.

Ebû Yezîd bu defa Tunus üzerine, Kāim de Bâce’ye birer ordu gönderdiler. Her iki yerde çarpışmalar oldu ve Tunus birkaç defa el değiştirdi. 15 Ekim 945 tarihinde Kāim’in kuvvetleri Ebû Yezîd’in adamlarını Tunus’tan sürerek büyük bir kısmını öldürdüler. Bunun üzerine Ebû Yezîd, aralarında oğlu Eyyûb’un da bulunduğu bir kuvveti önce Tunus’a sevketti ve burayı yeniden ele geçirdi. Sonra bu kuvvet Bâce üzerine yürüdü ve orayı da zaptetti. Ancak Kāim bu defa Hasan b. Ali kumandasında bir kuvveti Tunus üzerine sevketti. Bunlar önce Vâdirreml’de Ebû Yezîd’in adamlarıyla karşılaştılar ve onları öldürerek Tunus’a girdiler; Kutâme’ye yerleşip Tîcis ile Begāye’yi de alarak Ebû Yezîd’in gerisinde sağlam bir bölge elde etmiş oldular. Ebû Yezîd, 13 Ocak 946’da Sûse’yi İfrîkıye halkı ve Berberîler’den oluşan kuvvetleriyle muhasara etti.

13 Şevval 334 (18 Mayıs 946) tarihinde Kāim-Biemrillâh öldü ve yerine Mansûr-Billâh geçti. Yeni halife Sûse’ye Mehdiye’den bir süvari müfrezesi gönderdi. Bu müfreze 27 Mayıs 946’da Sûse önünde Ebû Yezîd kuvvetlerini dağıtmaya muvaffak oldu. Bunun üzerine Ebû Yezîd Kayrevan’a döndü. Ancak bu sıralarda Kayrevan halkı şehirde bulunan Ebû Ammâr’a karşı ayaklandığı için Ebû Yezîd’i şehre sokmadı. Esasen Mansûr 28 Mayıs 946 tarihinde Kayrevan’a girdi. Ebû Yezîd de karısı ile beraber Sebîbe nahiyesine gitti. Ebû Yezîd Haziran ve Ağustos aylarında Fâtımî kuvvetleri üzerine bir hayli saldırıda bulunduysa da 14 Ağustos 946 tarihinde Mansûr’un kuvvetlerinin siperlerden çıkarak âni hücumları karşısında batıya doğru çekilmek zorunda kaldı; fakat Mansûr peşini bırakmadı. Nitekim 25 Ekim 946’da Kayrevan’dan ayrılan Mansûr Begāye’ye vardı ve buradan itibaren Ebû Yezîd’i Billizme, Tubne ve Biskire’ye kadar takip etti, sonra tekrar Tubne’ye döndü. Ebû Yezîd’i 9 Aralık 946 tarihinde Makkara dolaylarında bozguna uğrattı ve Mesîle’ye girdi. Ebû Yezîd ise Cebel-i Sâlât’a kaçtı ve Mansûr onu aramakla meşgul iken Mesîle’yi kuşattı. Bunun üzerine Mansûr geri döndü, 30 Ocak 947 tarihinde Mesîle’ye girdi. Ebû Yezîd Akar ve Kiyâne dağlarına sığındı. Mansûr da Mesîle’yi terkederek Kiyâne’yi kuşattı ve 13 Ağustos 947 tarihinde şiddetli bir savaştan sonra şehri zaptetti. Ebû Ammâr öldürüldü; Ebû Yezîd de yaralı olarak ele geçirildi ve yaralarının tesiriyle beş gün sonra öldü. Vücudu samanla doldurularak Mehdiye’de halka teşhir edildi. Ebû Yezîd’in oğlu Fazl, Mayıs 948’de öldürülünceye kadar Evrâs ve Kafsa’da birtakım hadiseler çıkardı. Diğer oğulları ise Kurtuba’da Emevî sarayına sığındılar.


BİBLİYOGRAFYA

, VIII, 422-441.

, I, 216-220; III, 262.

, IV, 40-44; VII, 13-17.

İdrîs İmâdüddin, Târîḫu’l-ḫulefâʾi’l-Fâṭımiyyîn bi’l-maġrib: el-Ḳısmü’l-ḫâṣ min Kitâbi ʿUyûni’l-aḫbâr (nşr. Muhammed el-Ya‘lâvî), Beyrut 1985, s. 294-295, 338.

Şemmâhî, Kitâbü’s-Siyer, DTCF Ktp., İsmâil Sâib, nr. 1/1568, vr. 133a vd.

Ziriklî, el-Aʿlâm, Beyrut 1969, VIII, 73-74.

Ali Yahyâ Muammer, el-İbâżıyye beyne’l-fıraḳı’l-İslâmiyye, Kahire 1396/1976, s. 298-303.

a.mlf., el-İbâżıyye fi’l-Cezâʾir, Gardâye 1985, I, 154.

Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Ebû Bekir, Kitâbü Siyeri’l-eʾimme ve aḫbârihim (nşr. İsmâil el-Arabî), Beyrut 1399/1979, s. 116-123, 128-129.

A. Bell, el-Fıraḳu’l-İslâmiyye fi’ş-şimâli’l-İfrîḳī (trc. Abdurrahman Bedevî), Beyrut 1981, s. 162-163.

E. Ruhi Fığlalı, İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, Ankara 1983, s. 103, 117.

Abdülazîz el-Mecdûb, eṣ-Ṣırâʿu’l-meẕhebî bi-İfrîḳıyye ilâ ḳıyâmi’d-devleti’z-Zîriyye, Tunus 1985, s. 198-205.

Abdülazîz es-Seâlibî, Târîḫu Şimâli İfrîḳıyye (nşr. Ahmed b. Mîlâd – Muhammed İdrîs), Beyrut 1407/1987, s. 324-330.

M. Cherbonneau, “Documents inédits sur l’hérétique Abou-Yezid-Mokhalled-Ibn-Kidad de Tademket”, , seri IV, XX (1852), s. 470-510.

“Voyage du Scheikh et-Tidjani dans la Régence de Tunis” (trc. M. Alphonse Rousseau), a.e., seri IV, XX (1852), s. 96-98, 101-103, 106; seri V, I (1853), s. 363-369.

Roger Le Tourneau, “La révolte d’Abû-Yazîd au Xme siècle”, Les Cahiers de Tunisie, sy. 1/2, Tunus 1953, s. 103-125.

İhsan Abbas, “Meṣâdiru s̱evreti Ebî Yezîd”, Eşġalü’l-müʾtemeri’l-evvel li-târîḫi’l-maġribi’l-ʿArabî ve ḥaḍâretih, I, Tunus 1979, s. 111-130.

R. Basset, “Ebû Yezîd”, , IV, 58-59.

Tadeusz Lewicki, “Nükkâr”, a.e., IX, 370-373.

S. M. Stern, “Abū Yazīd”, , I, 163-164.

Bu madde ilk olarak 1994 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 10. cildinde, 259-260 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.