el-FIKHÜ’l-EKBER

الفقه الأكبر
el-FIKHÜ’l-EKBER
Müellif: ŞERAFETTİN GÖLCÜK, ADİL BEBEK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1995
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 14.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/el-fikhul-ekber
ŞERAFETTİN GÖLCÜK, ADİL BEBEK, "el-FIKHÜ’l-EKBER", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/el-fikhul-ekber (14.10.2019).
Kopyalama metni

Ehl-i sünnet’in hem akaid hem de fıkıh ilminin oluşmasına büyük katkılarda bulunan Ebû Hanîfe, akaidi konu edinen ilme “el-fıkh fi’d-dîn” (el-Fıḳhü’l-ekber, Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 00372, vr. 100a) ve “el-fıkhü’l-ekber” (Cûzcânî, Şerḥu’l-Fıḳhi’l-ekber, Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 3139, vr. 117b) adlarını vermiştir. Kendisine bu konuda çeşitli eserler atfedilmiş olup bunlardan el-Fıḳhü’l-ekber adıyla şöhret bulan risâlesi iki ayrı rivayetten oluşmaktadır. Bu rivayetlerden biri talebelerinden Ebû Mutî‘ el-Belhî, diğeri ise oğlu Hammâd b. Ebû Hanîfe yoluyla gelmiştir. Birinci rivayet sonradan el-Fıḳhü’l-ebsaṭ, ikinci rivayet de el-Fıḳhü’l-ekber olarak tanınmıştır. Kaynaklarda Ebû Mutî‘ el-Belhî rivayetinin râvi zinciri şöyle sıralanmaktadır: Ebû Bekir Muhammed b. Muhammed el-Kâsânî, Ebû Bekir Alâeddin Muhammed b. Ahmed es-Semerkandî, Ebü’l-Muîn Meymûn b. Muhammed en-Nesefî, Ebû Mâlik Nasrân b. Nasr el-Huttelî, Ali b. Hasan b. Muhammed el-Gazzâl, Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Fârisî, Nusayr b. Yahyâ el-Fakīh, Ebû Mutî‘ Hakem b. Abdullah el-Belhî (M. Zâhid Kevserî, s. 108; Ebû Hanîfe, el-Fıḳhü’l-ebsaṭ, s. 44). Hammâd b. Ebû Hanîfe’nin senedinde ise şu isimler yer almaktadır: İbrâhim el-Gûrânî, Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Fârisî, Nusayr b. Yahyâ, İbn Mukātil (Muhammed b. Mukātil er-Râzî), İsâm b. Yûsuf, Hammâd b. Ebû Hanîfe (İşârâtü’l-merâm, M. Zâhid Kevserî’nin takdimi, s. 6).

Aralarında İbnü’n-Nedîm, Abdülkāhir el-Bağdâdî, Ebü’l-Muzaffer el-İsferâyînî, Fahrülislâm Ebü’l-Usr el-Pezdevî, Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî ve Ebû Şücâ‘, en-Nâsırî gibi ilk dönem âlimlerinin de bulunduğu müellifler, Ebû Hanîfe’ye el-Fıḳhü’l-ekber adlı bir risâle nisbet ettikleri halde el-Fıḳhü’l-ebsaṭ’tan söz etmemişlerdir. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Abdülkāhir el-Bağdâdî, Fahrülislâm el-Pezdevî ve Ebü’l-Muîn en-Nesefî gibi müelliflerin el-Fıḳhü’l-ekber adını zikrederek yaptıkları alıntılarda sözü edilen her iki rivayetin de bazı muhtevalarına rastlanmakta, dolayısıyla bu iki rivayeti aynı isimle andıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca İbn Abdülber (s. 163), Hatîb el-Bağdâdî (XIII, 383), Nûreddin es-Sâbûnî (vr. 86b, 89b, 129a, 177a) ve Cemâleddin el-Konevî (vr. 46b) tarafından Ebû Hanîfe’ye atfedilen görüşler el-Fıḳhü’l-ekber’e uygunluk göstermektedir. Menâkıb kitaplarında da Ebû Hanîfe’ye el-Fıḳhü’l-ekber adlı bir eser nisbet edilmekte, fakat râvilerinden söz edilmemektedir. Meselâ Bezzâzî Menâḳıbü Ebî Ḥanîfe’sinde bu nisbeti yaparken râvisini belirtmemekte, el-Fıḳhü’l-ekber’in Ebû Hanîfe el-Buhârî’ye ait olduğu iddiasını, İmâm-ı Âzam’ı kendilerinden göstermek isteyen Mu‘tezile’nin bir yakıştırması olarak kaydetmekte, eseri İmâm-ı Âzam’a nisbet eden Şemsüleimme el-Kerderî’nin el yazısını gördüğünü söylemektedir (II, 108). İbn Teymiyye de Ebû Mutî‘ el-Belhî rivayetinden alıntı yaparken bunun Hanefîler arasında el-Fıḳhü’l-ekber adıyla meşhur olduğunu zikretmektedir (Der’ü teʿârużi’l-ʿaḳl ve’n-naḳl, VI, 263). Taşköprizâde ile Kâtib Çelebi gibi geç dönem müelliflerinin eserlerinde de Ebû Hanîfe’ye el-Fıḳhü’l-ekber’den ayrı olarak el-Fıḳhü’l-ebsaṭ adlı bir risâle nisbet edilmemektedir. Kâtib Çelebi el-Fıḳhü’l-ekber’in râvisi olarak Ebû Mutî‘ el-Belhî’yi göstermektedir (, II, 1287).

Ebû Hanîfe’den gelen iki rivayeti birbirinden ayırmak maksadıyla ilk defa bunlar için iki farklı isim kullanan müellifin Beyâzîzâde Ahmed Efendi olduğu anlaşılmaktadır (el-Uṣûlü’l-münîfe, s. 3-4; İşârâtü’l-merâm, s. 21-22). Beyâzîzâde, Hammâd b. Ebû Hanîfe’nin rivayetine el-Fıḳhü’l-ekber, Ebû Mutî‘ el-Belhî’nin rivayetine bazan el-Fıḳhü’l-ekberü’l-ebsaṭ (el-Uṣûlü’l-münîfe, s. 4), bazan da sadece el-Fıḳhü’l-ebsaṭ (bk. a.e., s. 10, 13, 15, 16 vd.) adını vermektedir. Murtazâ ez-Zebîdî bu adlandırmayı muhtemelen Beyâzîzâde’den alarak kullanmış (İtḥâfü’s-sâde, II, 13-14), bu kullanım daha sonra şöhret bulmuştur.

İlk dönem İslâm akaid külliyatıyla ilgili araştırmalar yapan şarkiyatçı A. J. Wensinck ile ondan etkilendikleri anlaşılan L. Gardet ve M. Watt gibi Batılı araştırmacılar da el-Fıḳhü’l-ekber risâlesinin iki farklı nüshasının bulunduğuna dikkat çekerler. Wensinck, bu rivayetlerden Ebû Mutî‘ el-Belhî’ye ait olanını el-Fıḳhü’l-ekber I, Hammâd b. Ebû Hanîfe’ye ait olanını ise el-Fıḳhü’l-ekber II şeklinde ayırmaktadır. Bununla birlikte Belhî’ye ait olan rivayetin Ebû Hanîfe’nin asıl görüşlerini belirtebileceğini ve onun ölümünden sonra fazla bir zaman geçmeden kaleme alınmış olabileceğini, Hammâd rivayetinin ise üslûp ve muhteva açısından daha sonraki dönemlere, en erken milâdî X. yüzyıla ait bir Hanefî akîdesi sayılabileceğini belirtir (Wensinck, s. 264; Watt, s. 175).

Son dönem İslâm âlimleri, el-Fıḳhü’l-ekber’in Ebû Hanîfe’ye nisbetini kabul etmekle beraber kitapta yer alan bazı konuların onun hayatında tartışmaya açılmadığına dikkat çekerek esere sonradan ilâveler yapılmış olabileceğini kaydetmektedirler. Bu görüşün sahiplerinden Şiblî en-Nu‘mânî, o dönemde henüz söz konusu edilmeyen cevher, araz gibi felsefî terimlerin kullanılmış olmasına dikkat çekerek el-Fıḳhü’l-ekber’in bugünkü muhtevası ile Ebû Hanîfe’ye nisbet edilemeyeceğini ileri sürer (Imam Abu Hanifah Life and Work, s. 94-95). Ahmed Emîn ise Ebû Hanîfe’den bu adla birçok rivayetin nakledildiği, hatta el-Fıḳhü’l-ekber’in fürûa dair bir eser olduğu görüşlerine bile rastlandığını kaydettikten sonra bu tür rivayetlerin hepsinin doğru olamayacağını söyler. Ona göre bu eser İmâm-ı Âzam’a ait olmakla birlikte daha sonraları risâleye bazı ilâveler yapılmıştır. Meselâ imanın tasdik ve ikrardan ibaret olması, müminlerin mârifet, yakīn gibi hususlarda eşit olup diğer konularda farklılık göstermesi, mümin olduğunu ikrar eden bir kimsenin herhangi bir günahı sebebiyle tekfir edilmemesi gibi aslında Mürcie’ye ait bulunan görüşlerin Ebû Hanîfe’ye nisbet edilmesi onun ameli önde tutan fakih şahsiyetiyle bağdaşmaz (Ḍuḥa’l-İslâm, II, 198; III, 321).

Muhammed Ebû Zehre, el-Fıḳhü’l-ekber’in metninin bütünüyle İmâm-ı Âzam’a nisbet edilmesi yerine onun konu konu incelenmesi gerektiğini ifade eder. Meselâ dört halifenin fazilet sıralamasına ve mûcize, keramet, istidrâc arasındaki farklara işaret eden ibareler, Ebû Hanîfe ile ilgili menâkıb kitaplarındaki bilgilere uymadığı ve esasen onun döneminde tartışılan konular arasında yer almadığı için esere sonradan ilâve edilmiş olmalıdır (Ebû Ḥanîfe, s. 167-168).

el-Fıḳhü’l-ekber’in Ebû Mutî‘ el-Belhî’ye dayanan rivayeti, Ebû Hanîfe’nin kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplardan oluşur. Soruların bir kısmı “dedim, sordum” şeklinde doğrudan Ebû Mutî‘ tarafından, bir kısmı “eğer denilirse, eğer sorulursa” şeklinde meçhul sîgasıyla sorulmakta, bazan da soru hazfedilerek sadece İmâm-ı Âzam’ın cevabına yer verilmektedir. Risâlenin muhtevasını oluşturan sorular şu ana konular etrafında yoğunlaşmaktadır: Fıkhın (usûlü’d-dîn) tanımı, imanın mahiyeti, Allah’ın sıfatları, kader, emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münkerin nasıl olacağı, büyük günah işlemenin hükmü ve tekfir meselesi, fetret ehli, kabir azabı, cennet ve cehennemin ebediyeti, ashabın faziletçe sıralanışı. Bu konuların çoğu, Ebû Hanîfe döneminde Hâricîler ile Mürcie’nin karşıt görüşler beyan ettikleri tartışmalı meselelerdir. İmâm-ı Âzam kendisine yöneltilen sorulara cevap verirken ferdî kanaatlerinin söz konusu mezheplerin düşüncelerinden farklı olduğunu belirtmeye özen göstermektedir. Konular belli bir sistem içinde sıralanmamıştır. Ayrıca bazı konuların birkaç defa tekrar edildiği görülmektedir.

Hammâd rivayetiyle gelen el-Fıḳhü’l-ekber’de işlenen ana konular ise risâlede ele alınış sırasına göre şunlardır: İman esasları, Allah’ın birliği, zâtî, fiilî ve haberî sıfatlar, halku’l-Kur’ân, kazâ ve kader, fıtrat konusu, halk ve kesb kavramları, peygamberler ve Hz. Muhammed, ashabın faziletçe sıralanması, mürtekib-i kebîre ve Mürcie’nin bazı görüşlerinin reddi, tekfir bahsi, mestler üzerine meshetme, teravih namazı, itaatkâr veya günahkâr müminin arkasında namaz kılınıp kılınmayacağı, mûcize, keramet ve istidrâc, rü’yetullah meselesi, imanın mahiyeti, Allah’ın zâtının hakikatinin bilinip bilinemeyeceği, şefaat, mîzan, havz konuları, kıyamet gününde hasımlar arasında kısas, cennet ve cehennem, münker ve nekirin sorgulaması, kabirde ruhun cesede iadesi, kabir azabı, Allah’ın bazı isim ve sıfatlarının Farsça (Arapça’dan başka bir dille) söylenip söylenemeyeceği, Allah’a nisbet edilen kurb ve bu‘dun anlamları, Kur’an âyetleri arasında fazilet bakımından farklılığın bulunup bulunmadığı, esmâ-i hüsnâ, Hz. Peygamber’in ebeveyni ve kısaca fetret meselesi, Resûl-i Ekrem’in çocukları, itikadî bir mesele ile karşılaşan bir kimsenin yapması gerekli olan şeyler, mi‘rac ve kıyamet alâmetleri.

Havâric, Kaderiyye ve Mürcie gibi dönemin bazı itikadî fırkaları tarafından savunulan ve Selef inancına aykırı düşen görüşleri reddetmek, ümmete doğru olan akîdeyi anlatmak amacıyla kaleme alındığı anlaşılan Hammâd rivayetinde, Ebû Mutî‘ rivayetinde yer alan konular yanında daha başka akaid konularına da temas edilmektedir.

Hammâd rivayetinde İslâm akaidinin belli başlı meselelerinin ele alındığı, tekrarların bulunmadığı bu risâlenin daha sistematik bir görünüm arzettiği, ancak konuların ayrıntılı biçimde tartışılmadığı, naklî delillere fazla yer verilmediği görülmektedir. Bundan dolayı söz konusu nüshanın Ebû Hanîfe’ye nisbeti daha zayıf görünmektedir. Ancak Hammâd rivayeti, konulara Selef metodundan çok cedelci ve reddiyeci bir üslûpla yaklaşmanın ilk örneğini teşkil etmesi, Ehl-i sünnet inancını ilgilendiren hemen bütün konuları ihtiva etmesi bakımından önemli kabul edilmiş, daha çok meşhur olmuş, üzerinde istinsah, neşir, şerh, tercüme ve manzum hale getirme gibi birçok çalışma yapılmıştır.

Ebû Mutî‘ el-Belhî rivayetinin İstanbul kütüphanelerindeki muhtelif nüshalarından başka (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 5392/2, İbrâhim Efendi, nr. 372, Karaçelebizâde Hüsâmeddin, nr. 357/2; Celâl Ökten, nr. 71/4; Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 587/3) Kahire kütüphanelerinde de (, I, 286; Sezgin, I, 414) nüshaları bulunmaktadır. Eser ayrıca yayımlanmış (Kahire 1307, 1324, 1368 [M. Zâhid Kevserî neşri]), Wensinck tarafından İngilizce’ye (Leiden 1932) ve Mustafa Öz tarafından Türkçe’ye (İmam-ı Azam’ın Beş Eseri içinde, İstanbul 1981, 1992) tercüme edilmiştir. Bu risâle Ebü’l-Leys es-Semerkandî, Fahrülislâm Ebü’l-Usr el-Pezdevî, Atâ b. Ali el-Cürcânî ve Ebû İbrâhim İsmâil el-Hâtırî tarafından şerhedilmiştir. İmam Mâtürîdî’ye nisbet edilerek Haydarâbâd’da yayımlanan nüshayı (1321, 1365) Ebü’l-Leys es-Semerkandî’nin kaleme aldığı ileri sürülmektedir (İşârâtü’l-merâm, M. Zâhid Kevserî takdimi, s. 4; Watt, s. 335; Ess, I, 333). Bu şerhin, Abdullah b. İbrâhim el-Ensârî tarafından yine Mâtürîdî’ye nisbet edilerek yapılmış bir başka neşri daha bulunmaktadır (Beyrut 1983). Eser üzerine Adil Bebek bir yüksek lisans tezi hazırlamıştır (1984, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü).

Hammâd b. Ebû Hanîfe rivayetiyle gelen el-Fıḳhü’l-ekber’in de Türkiye’de ve Türkiye dışında birçok nüshası bulunmaktadır (meselâ bk. Beyazıt Devlet Ktp., nr. 3163/3; İÜ Ktp., AY, nr. 1497, 3783; Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 394/2; Berlin Ktp., nr. 1923/1; Taşkent Ktp., nr. 5/437-439; British Museum, Or., nr. 7721/1).

Şerhleri. 1. Ali el-Kārî, Mineḥu’r-ravżi’l-ezher fî şerḥi’l-Fıḳhi’l-ekber (İstanbul 1303; Delhi 1890; Kahire 1323, 1327). el-Fıḳhü’l-ekber’in çok tanınan şerhlerinden biri olup Yunus Vehbi Yavuz tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir (Fıkh-ı Ekber, Aliyyü’l-Kārî Şerhi, İstanbul 1979). 2. Ebü’l-Müntehâ el-Mağnîsâvî, Şerḥu’l-Fıḳhi’l-ekber (İstanbul 1307; Kazan 1896; Haydarâbâd 1321). 930 (1523) yılında tamamlanan bu şerh Osmanlı dünyasında çok tanınmıştır. Sabit Ünal eseri Fıkh-ı Ekber ve İzahı adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (Ankara 1956, 1985). Şerhin Ahmet Karadut tarafından gerçekleştirilen bir başka neşri ve Türkçe tercümesi bulunmaktadır (Ankara 1982). 3. Beyâzîzâde Ahmed Efendi, Ebû Hanîfe’nin akaid risâlelerini kelâm kitaplarındaki konu tertibine göre el-Uṣûlü’l-münîfe* li’l-İmâm Ebî Ḥanîfe başlığı altında bir araya getirmiş (Süleymaniye Ktp., Şehîd Ali Paşa, nr. 1705/1), daha sonra bunları İşârâtü’l-merâm min ʿibârâti’l-İmâm adıyla şerhetmiştir (Kahire 1368/1949).

Hammâd rivayetiyle gelen el-Fıḳhü’l-ekber’in bunlardan başka, bibliyografik kaynaklarda adları geçen ve bir kısmının kütüphanelerde nüshaları tesbit edilebilen bazı şerhleri de bulunmaktadır. Bunların bir kısmı özel bir ad taşımaktadır. Ekmeleddin el-Bâbertî’nin el-İrşâd fî şerḥi’l-Fıḳhi’l-ekber’i (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1384); Hakîm İshak er-Rûmî’nin önce el-Ḥikmetü’n-nebeviyye adıyla kaleme alıp (, II, 1287; Sezgin, I, 414) daha sonra Muḫtaṣarü’l-Ḥikmeti’n-nebeviyye başlığıyla ihtisar ettiği (Râşid Efendi Ktp., nr. 518/1; Köprülü Ktp., nr. 155/2) şerhi; Muhyiddin Muhammed b. Bahâeddin el-Bayrâmî’nin el-Ḳavlü’l-faṣl ʿale’l-Fıḳhi’l-ekber’i (Râşid Efendi Ktp., nr. 523, müellif hattı; Âtıf Efendi Ktp., nr. 1313/1; İÜ Ktp., AY, nr. 2399); Koçhisârîzâde Süleyman Tâlib’in ʿİḳdü’l-cevher fî şerḥi’l-Fıḳhi’l-ekber’i (Râşid Efendi Ktp., nr. 524, müellif hattı); Keşfî Ahmed’in Nûrü’l-ezher fî şerḥi’l-Fıḳhi’l-ekber’i (İÜ Ktp., TY, nr. 5904); Mustafa b. Muhammed el-Murâdî en-Nakşibendî’nin Tuḥfetü’n-nebî ve hediyyetü’r-resûl adlı eserleri (, I, 261) bu şerhler arasında sayılabilir.

Eser Üzerinde Yapılan Diğer Çalışmalar. Gerek müstakil metin olarak gerekse matbu şerhleriyle birlikte yapılmış çok çeşitli baskıları bulunan (Delhi 1289; Kahire 1323; Haydarâbâd 1342; Lahor 1890) el-Fıḳhü’l-ekber’in rivayet yollarına da işaret eden ciddi bir neşrini M. Zâhid Kevserî gerçekleştirmiştir (Kahire 1368/1949). Eserin, kimliği bilinmeyen bir Kadızâde tarafından Terceme-i Fıkh-ı Ekber adıyla (İÜ Ktp., TY, nr. 1471), ayrıca Mîr Vahdî (, IV, 26), Kurt Mehmed Efendi (İÜ Ktp., TY, nr. 4029), Ahmed Nâsih (Selim Ağa Ktp., nr. 251), Ali Halîfe b. Muhammed Antalyevî (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 2098), Seyyid Muhammed Tırâzî (Süleymaniye Ktp., Celâl Ökten, nr. 58), Derviş Ali (Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 265) ve İsmâil Müfid Efendi (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 1525) tarafından yapılan Türkçe tercümeleri vardır. Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin’in gerçekleştirdiği tercüme ise basılmıştır (İstanbul, ts. [İkdam Matbaası]). Eser son dönemde Seniyyüddin Başak (Ankara 1944), Hasan Basri Çantay (Ankara 1954), Sabit Ünal (Ankara 1957), Mustafa Öz (İmam-ı Azamın Beş Eseri adlı çalışma içinde, İstanbul 1981, 1992) tarafından da Türkçe’ye çevrilmiştir. A. J. Wensinck, risâlenin el-Fıḳhü’l-ekber II adını verdiği metnini konularına göre maddeler haline getirip İngilizce’ye tercüme etmiştir (The Muslim Creed, s. 188-197). Eserin Almanca ve Urduca’ya da çevrildiği kaydedilmektedir (, IV, 26).

el-Fıḳhü’l-ekber, Ebü’l-Bekā el-Ahmedî (ʿİḳdü’l-cevher fî naẓmi nes̱ri’l-Fıḳhi’l-ekber) ve İbrâhim b. Hüsâm el-Kirmânî tarafından manzum hale getirilmiştir (, II, 1151, 1287; , I, 286; krş. , IV, 26). Aynı türden bir başka çalışmayı Ferîdetü’l-uṣûl adıyla Trablusşamlı Mehmed Efendi gerçekleştirmiştir. Eserin, Seyyidî olarak anılan bir müellif tarafından Manzum Fıkh-ı Ekber Tercümesi adıyla yapılan başka bir çevirisi daha tesbit edilmiştir (İÜ Ktp., TY, nr. 5910; Süleymaniye Ktp., Nuri Arlasez, nr. 58).


BİBLİYOGRAFYA

Ebû Hanîfe, el-Fıḳhü’l-ekber, Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 372.

a.mlf., el-ʿÂlim ve’l-müteʿallim (nşr. M. Zâhid Kevserî, trc. Mustafa Öz, İmam-ı Azamın Beş Eseri içinde), İstanbul 1981, nâşirin mukaddimesi, s. 4.

a.mlf., el-Fıḳhü’l-ebsaṭ (a.e. içinde), s. 44.

, s. 263-382, ayrıca bk. nâşirin mukaddimesi, s. 4-5, 7.

, s. 256.

, s. 308, 312.

, XIII, 383.

İbn Abdülber, el-İntiḳāʾ, Kahire 1350, s. 163.

, s. 183-184.

Cüveynî, el-Kâfiye fi’l-cedel (nşr. Fevkıyye Hüseyin Mahmûd), Kahire 1399/1979, s. 27.

, I, 202.

, I, 25, 164, 355;  a.e. (nşr. Hüseyin Atay), Ankara 1993, I, 39.

Nûreddin es-Sâbûnî, el-Kifâye, Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 432, vr. 86b, 89b, 129a, 177a.

İbn Teymiyye, Derʾü teʿârużi’l-ʿaḳl ve’n-naḳl (nşr. M. Reşâd Sâlim), Riyâd 1981, VI, 263.

Zehebî, el-ʿUlüv li’l-ʿaliyyi’l-ġaffâr, Medine 1388/1968, s. 101.

Cemâleddin el-Konevî, el-Ḳalâʾid, Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 2321, vr. 46b.

Bezzâzî, Menâḳıbü Ebî Ḥanîfe, Beyrut 1401/1981, II, 108.

, II, 159.

a.mlf., Mevzûâtü’l-ulûm, s. 723.

, II, 1151, 1287-1288.

, tür.yer., ayrıca bk. M. Zâhid Kevserî’nin takdimi, s. 4-9.

a.mlf., el-Uṣûlü’l-münîfe (nşr. İlyas Çelebi), İstanbul 1995, s. 3-4, 10, 13, 15, 16 vd.

Ebû Şekûr M. el-Keşşî, et-Temhîd fî beyâni’t-tevḥîd, Süleymaniye Ktp., Antalya Tekelioğlu, nr. 823/2, vr. 95a.

Ebû Şücâ‘ en-Nâsırî, en-Nûrü’l-lâmiʿ ve’l-burhânü’s-sâṭiʿ, Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 2318, vr. 46b-47a, 73b, 95a-96a.

, II, 13-14.

A. J. Wensinck, The Muslim Creed, Cambridge 1932, s. 102-124, 264, ayrıca bk. tür.yer.

, I, 177;  Suppl., I, 285-286.

, I, 261.

, I, 414.

M. Ebû Zehre, Ebû Ḥanîfe, Kahire 1366/1947, s. 167-168.

L. Gardet – M. M. Anawati, Introduction à la théologie musulmane, Paris 1970, s. 139-143.

, I, 338-339.

Ali Sâmî en-Neşşâr, Neşʾetü’l-fikri’l-felsefî fi’l-İslâm, Kahire 1977, I, 334.

Ahmed Emîn, Ḍuḥa’l-İslâm, Beyrut, ts. (Dârü’l-kitâbi’l-Arabî), II, 198; III, 321.

W. M. Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (trc. Ethem Ruhi Fığlalı), Ankara 1981, s. 164-166, 171, 175, 332-335, 354, 357, 392-393.

a.mlf., “ʿAḳīda”, , I, 332, 335.

M. Zâhid Kevserî, Teʾnîbü’l-Ḫaṭîb, Beyrut 1401/1981, s. 108.

Adil Bebek, İslâm Akaidinde Ebû Hanîfe ve el-Fıkhü’l-ebsat (yüksek lisans tezi, 1984), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü.

H. Laoust, Comment définir le Sunnisme et le Chiisme, Suisse 1985, s. 17.

Şibli en-Nu‘mani, Imam Abu Hanifah Life and Work, India 1988, s. 94-95.

Metin Yurdagür, Bibliyografik Bir Kelâm Tarihi Denemesi, İstanbul 1989, s. 38-41.

J. Van Ess, “Kritisches zum Fıqh Akbar”, , LIV (1986), s. 327-338.

a.mlf., “Abu’l-Layṯ Samarqandī”, , I, 333.

Arif Aytekin, “Fıkh-ı Ekber Risaleleri”, İlim ve Sanat, sy. 16, İstanbul 1987, s. 88-91.

Halim Sâbit Şibay, “Ebû Hanîfe”, , IV, 26.

Mustafa Uzunpostalcı, “Ebû Hanîfe”, , X, 134.

Bu madde ilk olarak 1995 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 12. cildinde, 544-547 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.