el-HÂC ÖMER

الحاج عمر
Müellif:
el-HÂC ÖMER
Müellif: ZEKERİYA KURŞUN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1996
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 09.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/el-hac-omer
ZEKERİYA KURŞUN, "el-HÂC ÖMER", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/el-hac-omer (09.07.2020).
Kopyalama metni

1796 veya 1794 yılında Senegal’de Tekrûr (Tukulor) kavminin yaşadığı Futa Toro’da Podor yakınlarındaki Halvar’da doğdu. Ömer Tâl olarak da tanınır. Kādiriyye tarikatına mensup olan babası Saîd Osman’dan Kur’an, Arapça ve diğer dinî ilimleri öğrendi. Bölgedeki ilim merkezlerine seyahat ederek çeşitli âlimlerden ders aldı. 1814 yılında bugünkü Gine Devleti’nin Futa Calon bölgesindeki Satina’ya yerleşti. Burada hayatına yön verecek olan tasavvufî düşüncelerini derinleştirmeye çalıştı. Timbo bölgesinde irşad faaliyetinde bulunan Ticânî halifesi Abdülkerîm b. Ahmed en-Nagel’e intisap etti.

Şeyhi Abdülkerîm ile birlikte hacca gitmek isteyen Ömer, kendilerini maddî açıdan destekleyecek zengin bir müslüman bulmak amacıyla Fransızlar’ın hâkimiyetindeki St. Louis kasabasına giderek tüccarlarla görüştü. 1825 yılının son aylarında, aralarında küçük kardeşi ve kendi hanımının da bulunduğu bir grupla birlikte hac maksadıyla yola çıktı. Ancak âniden hastalanıp geri dönmek zorunda kalınca şeyhi ile buluşamadı. Bir süre sonra tekrar yola çıkarak ve onu bulmak için önce Futa Calon’a, oradan da Mâsînâ’nın merkezi Hamdallahi’ye gitti. Ancak Hamdallahi’ye ulaştığında şeyhinin vefat ettiğini ve Hicaz’da yaşayan Şeyh Muhammed el-Gālî’ye verilmek üzere kendisine bir mektup bıraktığını öğrendi.

el-Hâc Ömer’in başkanlığındaki kervan Bobo-Dioulasso yoluyla Yukarı Volta’yı (bugünkü Burkina Faso) ve Kong’u aşarak vardığı Sokoto’da on ay kaldı. Daha sonra Fizan üzerinden Kahire’ye ulaşan el-Hâc Ömer’e maddî destek verildi ve burada resmî makamlar tarafından ağırlandı. 1827’de Mekke’ye vardığında, Ticâniyye tarikatının pîri Seyyid Ahmed et-Ticânî’nin otuz yıldan fazla hizmetinde bulunan ve tarikatın Hicaz vekili tayin edilen Şeyh Muhammed el-Gālî ile buluştu. Hacdan sonra şeyhin ikamet ettiği Medine’ye gittiler. Ertesi yıl ikinci defa haccederek tekrar Medine’ye geldi. Bir müddet sonra hanımı ve yeni doğan kızıyla birlikte Kahire’ye gitti. Ardından gerçekleştirdiği Kudüs ve Suriye ziyaretinden sonra Kahire’ye döndü. Kahire’de çeşitli âlimlerle ilmî tartışmalarda bulunan el-Hâc Ömer, 1829 yılında üçüncü defa hacca gittiğinde Şeyh Muhammed el-Gālî tarafından halife tayin edildi ve Batı Afrika’da irşad faaliyetiyle görevlendirildi.

el-Hâc Ömer 1830’da Kahire’den ayrılarak Fizan üzerinden Bornu’ya ulaştı. Ancak Kādirî tarikatına mensup Bornu Emîri Muhammed el-Emîn el-Kânimî onun gelişinden tedirgin olmuştu. Emîr kendisini, muhalifi olan Osman b. Fûdî’nin (Osman dan Fodio) oğlu ve halefi Muhammed Bello’nun ajanı olarak görüyordu. İki emîr arasındaki gerginlik, Ömer’in öldürülmesinin düşünülmesine kadar vardı. Volof, Bornu, Mâsînâ ve Segu’da da kendisini öldürmek isteyenler oldu. Bornu, Sokoto, Gobir, Zamfara, Katsina ve Morlar ile Tuaregler’in tamamı Kādirî tarikatına mensup olduklarından onu bölgelerinde istemiyorlardı. Fakat el-Hâc Ömer Bornu’dan ayrılmaya hazırlanırken emîrin tavrı birdenbire değişti ve onunla dost olup, kendisini kızıyla evlendirdi. Ömer bu değişikliğin Ahmed et-Ticânî’nin kerameti sayesinde olduğunu kabul etti. Ancak emîr Ticânîliğe karşı olan menfi tavrından vazgeçmedi.

1832 yılı başında daha önce kaldığı Sokoto’ya gelen el-Hâc Ömer, Muhammed Bello’nun himayesini kazandığı gibi emîrin kızı ile, onun ölümünden sonra da diğer kızı ile evlendi. Burada bir yandan tarikatı yaymaya çalışırken bir yandan da devlet idaresinde ve Sokoto ordularıyla savaşlara katılarak askerî konularda tecrübe kazandı. Bir müddet sonra da Ticânî hareketinin yaygınlaşmasının ancak fiilî cihadla mümkün olabileceği görüşüne vardı. Emîrin ölümünden bir yıl kadar sonra, muhtemelen iç mücadelelerden uzaklaşmak ve cihad düşüncesini fiiliyata geçirmek için ailesiyle birlikte Sokoto’dan ayrılıp doğduğu topraklara doğru yola çıktı (1838). Sokoto’daki ikameti ona tarikatını yayma, yönetimde tecrübe sahibi olma, bölgedeki fakihlerin cihad ve İslâm devletinin teşkilâtlanması üzerine yazdıklarını okuma imkânı sağladı.

el-Hâc Ömer önce Hamdallahi’ye gidip Şeyh Ahmed’in yanında dokuz ay kaldı. Bu süre içinde kendisine bağlı bir cemaat oluşturdu. Uğradığı yerlerde pek çok kişi kendisine intisap ediyor, maddî iktidar peşinde olduğunu düşünen bazı emîrler ise onun bölgelerine gelmesinden tedirgin oluyordu. Nitekim Ömer, Nyemina’da Nijer nehrini geçtikten sonra bu emîrlerin kışkırtmasıyla Segu’nun putperest Bambara Kralı tarafından yakalanarak hapse atıldı. Ancak kısa bir süre sonra kral kız kardeşinin tavsiyesine uyarak onu serbest bıraktığı gibi maddî yardımda da bulundu.

Müridleri ve ailesiyle birlikte 1840’ta Futa Calon’daki Timbo’ya giden el-Hâc Ömer, Almami (imam) Yahyâ tarafından pek iyi karşılanmadı. Ömer, Yahyâ’nın ölümünden sonra oğlu Ömer ile yeğeni Ebû Bekir arasında çıkan iktidar kavgasını, idareyi üçer aylık süreler halinde münâvebeli olarak üzerlerine almaları şartıyla yatıştırdı. Fakat kısa zaman sonra Ebû Bekir’in el-Hâc Ömer’e olan yakınlığı sebebiyle Ömer anlaşmayı bozdu. Bunun üzerine el-Hâc Ömer müridleriyle birlikte Tîmbo yakınlarındaki Cegunko’ya gitti ve bir cami inşa ederek irşad faaliyetine başladı. Buradaki beş yıllık ikameti sırasında bir yandan müridlerinin eğitimiyle uğraşırken bir yandan da daha önce yazmaya başladığı, Ticâniyye tarikatı ve cihad hakkındaki düşüncelerini ihtiva eden Kitâbü’r-Rimâḥ adlı eserini tamamladı (Eylül 1845). el-Hâc Ömer’in ilk askerî harekâtı da Cegunko’ya yerleştiği bu dönemde gerçekleşti.

el-Hâc Ömer, 1846 yılında yeni müridler edinmek ve Batı Afrika’da uyandırdığı tesiri görmek amacıyla Yukarı Senegal’deki Futa Toro’ya doğru yola çıktı. Senegal ile Gambia’yı dolaştı. Uğradığı yerlerde vaazlar vererek müslümanları cihada çağırdığı gibi bölgedeki putperestleri de İslâm’a davet etti. Gambia üzerinden kuzeyde Kayor’a, oradan da kuzeybatıdaki Podor’a ulaşan el-Hâc Ömer’in bu seyahati Senegal’deki müstemlekeci Fransızlar’ı tedirgin etti. Ömer’in Senegal müstemleke valisiyle görüşerek asayişi ihlâl edecek davranışlardan kaçınacağına dair teminat vermesi Fransızlar’ın endişelerini giderdi. Fransızlar’la mücadele etme zamanının henüz gelmediğine inanan el-Hâc Ömer, önce Batı Afrika’nın putperest halklarını müslümanlaştırmayı, daha sonra da bir İslâm devleti kurmayı planlıyordu. Bu düşüncelerini gerçekleştirebileceği yer olan Futa Toro’ya gelerek bölgedeki tarikat şeyhlerini ve kabile reislerini ziyaret etti. Thiam ve Tall kabilelerini barıştırdı. Binlerce müslümanın âdeta sürgündeki lideri olarak kabul edilmeye başlanması üzerine, bazı husumetlere sebebiyet verebileceği düşüncesiyle altı ay sonra buradan ayrılıp Futa Calon’un doğusunda Tamba kralının kontrolündeki Dingiray’a yerleşti (1848). Kendisiyle birlikte gelenlere “muhâcir”, burada kendisine yardımcı olanlara da “ensar” adı vererek buraya yerleşmesine dinî bir mâna kazandırdı. Askerî yerleşime müsait bir yer olan Dingiray’da kaleler ve istihkâmlar inşa ettirerek muhtemel savaşlara hazırlanmaya başladı.

İki yıl kadar süren bu hazırlık döneminden sonra Eylül 1852’de fiilî cihadı başlatma konusunda mânevî işaret aldığını söyleyerek harekete geçti. Müridlerinden oluşturduğu ordunun ilk hedefi Dingiray’ın kuzeyindeki Calonkadugu Krallığı oldu. Tamba Kralı Yimba’nın Dingiray’a saldırması üzerine (Ekim 1852) ona karşılık vererek Tamba’yı kuşattı. Altı ay kadar süren kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi ve kralı hâkimiyeti altına aldı. Buraya müslümanları yerleştirdi. Ardından Batı Sudan’a yöneldi. İdarenin el değiştirmesiyle müslümanlar Dingiray’a gelmeye, buradaki putperestler de müslüman olmaya başladılar.

1854 bir cihad yılı oldu; Yelimane, Bambuk ve Farabanna ele geçirildi. el-Hâc Ömer, bir Bambara Krallığı olan Karta’yı mağlûp ederek İslâm devletini kurdu (11 Kasım 1854). Yerli halkın aşırı tepkisine rağmen putları ve bazı tapınakları ortadan kaldırarak camiler inşa ettirdi ve İslâmî kuralları uygulamaya başladı. Aynı yıl Fransızlar’ın St. Louis’den Futa Toro’ya doğru ilerlemeleri üzerine Futa, Trarza, Valato ve Podor’un yerli idarecileri Ömer’le birlikte Fransızlar’a karşı mücadele etmeye başladılar. Bu teşebbüs neticesinde bir ortak ordu oluşturulması kararlaştırıldıysa da bu düşünce yerel idarecilerin iktidarlarını kaybetme endişesi yüzünden gerçekleşmedi.

Orta Sudan ile Atlas Okyanusu arasında kalan, ticaret kervanlarının geçtiği bölgedeki Karta’yı ele geçirip bir İslâm devleti kuran el-Hâc Ömer’in Batı Afrika’da güçlü bir müslüman lider olarak ortaya çıkması Fransızlar’ı endişelendirdi. Ömer’in varlığını hem sömürgelerinin geleceği hem de hıristiyan misyonerlerinin faaliyetleri açısından tehlikeli görüyorlardı.

el-Hâc Ömer 25.000 kişilik bir ordu ile, bugün Mali Cumhuriyeti’ne ait Medine yerleşim bölgesindeki Fransız Kalesi’ne saldırdı (1857). Ancak Senegal valisinin emrindeki Fransız ordusu yardıma gelince oradan uzaklaşmak zorunda kaldı. Malam’ı almak için yeniden saldırıya geçtiyse de tekrar geri çekildi ve doğuya yöneldi.

Bu cihad hareketleri sırasında Dingiray, Bure, Segu, Karta ve Mâsînâ fethedildi. el-Hâc Ömer, 1856-1859 yılları arasında Fransız karakol ve müstahkem kalelerine hücum ederek zaman zaman başarılar elde etti. 1857’de Fransızlar’ın koruduğu Haso’yu aldıysa da onların üstün savaş gücü karşısında geriledi. Medine’ye yaptığı akınlarda başarısız olunca yeniden teşkilâtlanmak için doğuya doğru çekildi. Fakat Fransızlar bu defa onun çekildiği yerleri ateşe verdiler. el-Hâc Ömer Fransa’dan silâh alamayınca onların Senegal nehri boyunca kurdukları ticaret merkezlerine saldırdı ve St Louis’deki Fransız sömürgesinde bulunan müslümanları isyana teşvik etti. Fransızlar da Senegal nehri boyunca ileri karakollar kurdular ve Ömer’in muhaliflerine destek verdiler.

1857’den itibaren müslümanların dinî kurumlarına müdahale etmeye başlayan Fransız valisi St. Louis’de dinî eğitim iznini kısıtladı ve Fransız okullarına devam etme mecburiyeti getirdi. İslâmî hayata yapılan bu müdahaleden sonra Fransızlar’ı destekleyen bölgenin müslüman idarecilerinden bir kısmı el-Hâc Ömer’in tarafına geçti. Müslüman halk da kendilerine yapılan çağrıya uyarak Fransızlar’ın baskısına rağmen ürünlerini tarlalarda bırakıp göç etti (1859).

1860 yılının ortalarında el-Hâc Ömer’in kuvvetleri Niamina’ya ulaştı. Burada girişilen mücadeleden sonra 1861 başlarında bir başka Bambara Krallığı olan Segu’ya girilerek Segu’nun animist krallığı ortadan kaldırıldı. Ancak Mâsînâ Emîri Ahmed, yıllardan beri putperestlere karşı sürdürdüğü mücadeleler sırasında kendisine biat eden bölgelerden birinin de Segu olduğunu belirterek kendi himayesindeki bu bölgeye Ömer’in saldırmasını doğru bulmadı. Bunda tarafların bağlı olduğu tarikatların da etkisi vardı; zira Ömer bir Ticânî şeyhi, Ahmed ise Kādirî idi.

el-Hâc Ömer 1862’de Mâsînâ’nın merkezi Hamdallahi’yi ele geçirip savaşta ölen Ahmed’in yerine kendisini emîr olarak ilân ettiyse de bölgede asayişi sağlayamadı. Hâkim olduğu devletin sınırları güneydeki Dingiray’dan batıdaki Karta’ya, doğuda Segu’ya, oradan Mâsînâ’nın kuzeydoğusundaki Tinbüktü’ye kadar uzanıyordu. Bu arada bölgedeki bazı küçük emirlikler Ömer’e karşı birleşmeye başladılar. Özellikle Tînbüktü’de, başarılarını hazmedemeyen Şeyh Sîdî Ahmed el-Bekkây el-Küntî ona karşı oluşan muhalefette etkili rol oynuyordu. 1863’te kendisine karşı geniş bir isyan hareketi başlatılınca el-Hâc Ömer, oğlu Ahmed’i Segu’da bırakarak isyanı bastırmak üzere ordularının başına geçti. Sekiz ay kadar süren bu mücadeleler sırasında en önemli adamlarını kaybetti ve Degembere’de bir mağaraya saklanarak yardım beklemek zorunda kaldı. Ancak mağaranın bulunduğu alan ateşe verilince el-Hâc Ömer yanarak öldü (14 Şubat 1864). Bazı müridleri onun ölmediğini, mehdî olarak geri döneceğini ileri sürdüler. Yerine geçen oğlu Ahmed el-Kebîr el-Medenî (Ahmed Tâl), bir süre sonra babasının muhalifi Bekkây’ı ortadan kaldırarak Tinbüktü’yü de devletinin sınırları içine aldı. el-Hâc Ömer’in kurduğu devlet, Fransızlar’ın 1893-1894 yıllarında bölgeyi ele geçirmesine kadar varlığını sürdürmüştür.

el-Hâc Ömer’in gerçekleştirdiği başarının ardında halkın Fransızlar’a karşı duyduğu hoşnutsuzluğun payı olmakla birlikte esas olarak Ticâniyye tarikatından kaynaklanan cihad ruhunun ve idarede aristokrasiye meydan vermemesinin etkili olduğu söylenebilir. Ayrıca yoğun şekilde köle ticaretinin yapıldığı bölgede kölelere hürriyet vaad etmesi, özellikle putperestler arasında kendisine karşı teveccühün artmasını sağlamıştır. Bu açıdan onun hareketi, Fransız sömürgeciliğine karşı Batı Afrika’nın hürriyet mücadelesi olarak da değerlendirilmiştir. el-Hâc Ömer’in Batı Sudan’da bir İslâm devleti kurma düşüncesi hemen hemen gerçekleşmiş, ancak bütün Yukarı Senegal’i kaplayan bu mücadele kalıcı bir teşkilâtlanmaya dönüşememiştir.

Keramet sahibi bir evliya olduğuna inanılan el-Hâc Ömer’in çok sağlam bir kişiliği vardı. Hz. Peygamber’i ve şeyhi Ahmed et-Ticânî’yi uyanıkken ve rüyada görebildiğine, muhataplarına mânen etki ederek onları hidayete eriştirdiğine dair rivayetler müridleri arasında yaygındır.

Eserleri. el-Hâc Ömer, yoğun mücadelelerle geçen hayatı boyunca aynı zamanda birçok eser telif edebilen ender bir şahsiyettir. Ticâniyye tarikatının âdâbını ve fıkhî meseleleri ihtiva eden eserleri, bölgenin Fransızlar tarafından işgal edilmesinden sonra Paris’e götürülerek Bibliothèque Nationale’e konmuştur (Willis, s. 199-200). Belli başlı eserleri şunlardır: 1. Teẕkiretü’l-müsterşidîn ve felâḥu’ṭ-ṭâlibîn (Dakar, ts.). Medine’de 1244 (1828-29) yılında telif edilmiştir. 2. Teẕkiretü’l-ġāfilîn. 1828-1831 yıllarında Medine’de yazılmış olup Arapça tenkitli metni C. Gerresch-Dekais tarafından Fransızca tercümesiyle birlikte yayımlanmıştır (“Taḍira al Ġafilîn, ou un aspect pacifique pas connu de la vie d’Al-Ḥâjj ʿUmar”, Bulletin de l’institut fondamental d’Afrique noire, XXXIX/4 [Dakar 1977], s. 890-930). 3. Tefsîru Lübâbi’t-teʾvîl fî meʿâni’t-tenzîl. 1245’te (1830) telif edilmiş olup Ali b. Muhammed el-Hâzin’in Lübâbü’t-teʾvîl adlı eserinin şerhidir. 4. el-Maḳāṣıdü’s-seniyye li-külli muvaffaḳ mine’d-duʿât ila’llāh mine’r-râʿî ve’r-raʿiyye. 1251’de (1835) yazılmıştır (Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 5485, 5573, 5605, 5608). 5. Rimâḥu ḥizbi’r-raḥîm ʿalâ nüḥûri ḥizbi’r-recîm. 1261 (1845) yılında telif edilen eser, Ali Harâzim’in Cevâhirü’l-meʿânî ve bulûġu’l-emânî fî feyżi Sîdî Ebi’l-ʿAbbâs et-Ticânî adlı eseriyle birlikte basılmıştır (Kahire 1310, 1319). 6. Süyûfü’s-saʿîdi’l-muʿteḳıdi fî ehli’llâh (Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 5401, 5651, 6108) 1262’de (1845) yazılmıştır. 7. Sefînetü’s-saʿâde li-ehli’ż-żuʿf ve’n-nicâde (Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 5485). 1268’de (1852) kaleme alınan eser, Endülüslü mutasavvıf Ebû Zeyd Abdurrahman b. Ahmed el-Fâzâzî’nin el-Ḳaṣâʾidü’l-ʿişrîniyye fî medḥi Seyyidinâ Muḥammed adlı eserinin şerhidir. 8. Risâle ilâ Muḥammed el-Kânimî (Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 5693). 9. Şerḥu Levâḳıḥi’l-envâr fî ṭabaḳāti’l-aḫyâr (Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 5681). Abdülvehhâb eş-Şa‘rânî’nin eserinin şerhidir. 10. Beyân mâ vakaʿa. S. M. Mahibou ve J. L. Triaud tarafından üzerinde geniş bir araştırma yapılarak Arapça aslı ve Fransızca tercümesiyle birlikte yayımlanmıştır (Voilà ce qui est arrivé, Paris 1983). 11. Ḳaṣâʾid (Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 5432, 5684). 12. Hâdiyetü’l-müẕnibîn ilâ keyfiyyeti’l-ḫalâṣ min ḥuḳūḳi’llâh (Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 5573). 13. Ecvibetü mesâʾil (Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 5559, 5608, 5716). Çeşitli meselelere dair görüşlerini ihtiva eden eser bir müridi tarafından düzenlenmiştir.


BİBLİYOGRAFYA

el-Hâc Ömer el-Fûtî, Beyân mâ vaḳaʿa: Voilà ce qui est arrivé (trc. Sidi Mohammed Mahibou – Jean-Louis Triaud), Paris 1983.

P. Marty, Etudes sur l’lslam au Sénégal, Paris 1917, I, 81-90.

J. S. Trimingham, Islam in West Africa, Oxford 1959, s. 97-98.

a.mlf., A History of Islam in West Africa, Oxford 1970, s. 160-165.

Jamil M. Abun-Nasr, The Tijaniyya A Sufi Order in the Modern World, London 1965, s. 106-128.

A. S. Kanya-Forstner, The Conquest of the Western Sudan, Cambridge 1969, s. 52-79.

C. Moussa Kamara, La vie d’el Hadji Omar, Dakar 1975.

B. G. Martin, Muslim Brotherhoods in Nineteenth-Century Africa, Cambridge 1978, s. 68-98.

a.mlf., “Notes sur l’origine de la tariqa des Tiğaniyye et sur les débuts d’al-Hâğğ Umar”, , XXXVII/12 (1969), s. 267-290.

J. R. Willis, “The Writings of al-Hājj Umar al-Fūtī and Shaykh Mukhtār b. Wadīʿat Allah: Literary Themes, Sources and Influence”, Studies in West African Islamic History, London 1979, s. 177-210.

a.mlf., In the Path of Allah: The Passion of al-Hajj ʿUmar, London 1989.

a.mlf., “ʿUmar Tal”, The Oxford Encyclopedia of the Modern Islamic World, Oxford 1995, IV, 265-266.

P. B. Clarke, West Africa and Islam, London 1982, s. 131-137.

L. Brenner, West African Sufi, London 1984, s. 18-23, 50-52, 66-70.

M. Hiskett, The Development of Islam in the West Africa, London 1984, s. 227-233.

D. Robinson, La guerre sainte d’Al-Hajj Umar, Paris 1988.

a.mlf., “Umar Tāl”, , XV, 122-123.

J. Jolly, Histoire du continent africain, Paris 1989, I, 175-176.

M. R. Lipschutz – R. K. Rasmussen, Dictionary of African Historical Biography, London 1989, s. 240-241.

General History of Africa VI (ed. J. F. Ade Ajayi), California 1989, s. 611-635, 643-652.

E. Fallot, “Le Senegal: (2) la lutte contre El Hadj Omar”, Bulletin de la société de géographie de Marseille, VI, Marseille 1882, s. 227-238.

J. Salenc, “La vie d’Al Hadj Omar, traduction d’un manuscrit arabe de la zaouia tidjaniya Fez”, Bulletin du comité d’études historiques et scientifiques de l’Afrique occidentale française, Paris 1918, s. 405-431.

H. Monit, “Al-Hajj Umar, mission et guerre sainte en Afrique occidentale”, Les africains, II, Paris 1978, s. 239-261.

J. Hunwick, “In the Path of Allah, The Passion of al-Hajj Umar. An Essay into the Nature of Charisma in Islam”, , XXIII/4 (1991), s. 672-676.

a.mlf., “Sufism and the Study of Islam in West Africa: The Case of Al-Hajj Umar”, , LXXI/2 (1994), s. 308-328.

J. C. Froelich, “al-Ḥād̲j̲d̲j̲ ʿUmar”, , III, 38-39.

a.mlf., “Ḥamāliyya”, a.e., III, 107-108.

M. Delafosse, “Tekrûr”, , XII/1, s. 143-144.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1996 yılında İstanbul'da basılan 14. cildinde, 417-419 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER