el-MELİKÜ’l-MUAZZAM

الملك المعظّم
Müellif:
el-MELİKÜ’l-MUAZZAM
Müellif: CENGİZ TOMAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/el-melikul-muazzam
CENGİZ TOMAR, "el-MELİKÜ’l-MUAZZAM", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/el-melikul-muazzam (11.12.2019).
Kopyalama metni
576 (1180) veya 578 (1182) yılında Kahire’de doğdu ve Dımaşk’ta yetişti. Mahmûd b. Ahmed el-Hasîrî’den Hanefî fıkhı, Ebü’l-Yümn el-Kindî’den nahiv ve edebiyat öğrendi. Ebü’l-Yümn el-Kindî’den Kitâbü Sîbeveyhi’yi, Ebû Ali el-Fârisî’nin el-Ḥücce li’l-ḳurrâʾi’s-sebʿa ile el-Îżâḥ fi’n-naḥv’ini, İbn Taberzed’den Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’ini okudu.

594’te (1198) Sultan el-Melikü’l-Azîz tarafından babası I. el-Melikü’l-Âdil’in isteği üzerine Dımaşk valiliğine tayin edildi. Daha sonra büyük sultan olan babası I. el-Melikü’l-Âdil genellikle Dımaşk’ta ikamet ettiğinden el-Melikü’l-Muazzam onun sağlığında hep ikinci planda kaldı. Babası ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırdığında Dımaşk, Güney Suriye ve Filistin’i el-Melikü’l-Muazzam’ın hâkimiyetine bıraktıysa da o babasının emirleri doğrultusunda hareket etti. İlme düşkünlüğüyle tanınan el-Melikü’l-Muazzam bu dönemde Dımaşk’ta daha ziyade ilim meclislerine katılarak bu alanda kendini geliştirdi.

el-Melikü’l-Muazzam 597’de (1201) Banyas kuşatmasına katıldı ve babasının emriyle Sarhad’da bulunan el-Melikü’l-Efdal Ali üzerine yürüdü. Fakat onun Halep’e sığınması ve kendisine yardımcı kuvvetlerin gelmemesi yüzünden geri döndü. Zilkade 597’de (Ağustos 1201) Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin oğullarının Dımaşk ve Kahire’yi amcaları I. el-Melikü’l-Âdil’den geri almak için yaptıkları girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Bu olayın ardından gerçekleşen anlaşmayla Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin oğulları I. el-Melikü’l-Âdil’i büyük sultan olarak tanıdılar. Bunun oğulları el-Melikü’l-Muazzam Dımaşk, el-Melikü’l-Kâmil Muhammed Kahire nâibi olarak kaldı.

Bölgede bulunan Haçlılar’ın Eyyûbî topraklarına yaptıkları saldırılar üzerine 603’te (1207) el-Melikü’l-Âdil tarafından gönderilen, el-Melikü’l-Muazzam’ın da içinde bulunduğu 10.000 kişilik bir ordu önce Hısnülekrâd’ı, ardından Trablus’u kuşattı. Ancak birkaç kalenin ele geçirilmesi dışında bir başarı sağlanamadı. Rebîülevvel 607’de (Eylül 1210) el-Melikü’l-Muazzam’ın kumandasında Nablus’tan hareket eden bir askerî birlik Akkâ çevresindeki köyleri yağmalayınca Haçlılar barış teklif ettiler. İstekleri kabul edilerek bir anlaşma yapıldı. el-Melikü’l-Muazzam aynı yıl Tûr dağında bir kale inşasıyla görevlendirildi. Ertesi yıl Kahire’ye giden el-Melikü’l-Muazzam, isyan edip kaçan Emîr İzzeddin Üsâme’yi yakalayarak onun nâibi olduğu Kevkeb ve Aclûn’u topraklarına kattı. Daha sonra bazı yerler karşılığında Sarhad’ı da hâkimi İbn Karaca’dan aldı. İnşası ancak 612’de (1215) tamamlanan Tûr Kalesi, V. Haçlı Seferi sırasında (1218-1221) babasının emriyle el-Melikü’l-Muazzam tarafından yıkıldı.

V. Haçlı Seferi devam ederken gerektiğinde Kudüs’ü korumak maksadıyla Nablus’a giden el-Melikü’l-Muazzam burada Haçlılar’a karşı başarıyla mücadele etti. Babasının ölüm haberini Haçlılar Dimyat önlerinde iken aldı. Nablus’tan hemen Dımaşk’a gitti ve devlet hazinesine el koyarak ümerâdan biat aldı (615/1218). I. el-Melikü’l-Âdil’in ölümüyle Eyyûbî birliği tekrar parçalandı. el-Melikü’l-Muazzam Güney Suriye ve Filistin, kardeşleri el-Melikü’l-Kâmil Mısır, el-Melikü’l-Eşref Mûsâ Kuzey Suriye ve el-Cezîre’ye hâkim oldu. Mısır hâkimi olan büyük kardeş el-Melikü’l-Kâmil’in sultanlığı kardeşleri tarafından kabul edilip hutbede ismi okunmakla birlikte her melik bağımsız olarak hareket etti.

Dımaşk’a hükmeden el-Melikü’l-Muazzam hâkimiyetinin ilk yıllarında kardeşleriyle iyi geçindi ve onlara yardımda bulundu. Nitekim Dimyat’ta Haçlılar’la mücadele eden ağabeyi el-Melikü’l-Kâmil’in yardımına gitti. Babasının ölümü sırasında çıkan karışıklığı fırsat bilerek Mısır’da isyan eden İmâdüddin İbnü’l-Meştûb’u bertaraf etti. Haçlılar’ın Dimyat kuşatmasını kırmak için bir süre Mısır’da kalan el-Melikü’l-Muazzam, Zilhicce 615’te (Mart 1219) Dımaşk’a dönerek Haçlılar’ın eline geçmesi durumunda Akkâ’dan sonra ikinci bir üs olarak kullanabilecekleri Kudüs’ün surlarını ve diğer birkaç kaleyi yıktırdı. Şâban 616’da (Ekim 1219) tekrar Mısır’a giden el-Melikü’l-Muazzam’ın Mısır’a ulaşmasının ardından Dimyat Haçlılar’ın eline geçti. el-Melikü’l-Muazzam hemen topraklarına dönerek bölgedeki Haçlı kalelerine hücum etti ve bazılarını fethetmeye muvaffak oldu. 618 (1221) yılında Mansûre’de Haçlılar’a karşı direnen el-Melikü’l-Kâmil’in yardım talepleri üzerine bizzat el-Cezîre’ye gidip ağabeyinin çağrılarına kayıtsız kalan ve kendi bölgesindeki sorunlarla uğraşan kardeşi el-Melikü’l-Eşref’i Mısır’a gitmeye ikna etti. el-Melikü’l-Muazzam ve el-Melikü’l-Eşref’in bölgeye gelmesi üzerine ilerleyemeyen Haçlı orduları Mansûre’yi bırakarak üsleri Dimyat’a döndüler ve müslümanlarla anlaşıp Dimyat’ı terkettiler.

el-Melikü’l-Muazzam, V. Haçlı Seferi’nin ardından mahallî meselelerle ve kendi topraklarının güvenliğiyle ilgilendi. Bölgedeki diğer meliklerle ittifak kurarak kardeşi el-Melikü’l-Eşref’le mücadele etti. Zilhicce 619’da (Ocak 1223) yıllık vergiyi ödemeyen Hama hâkimi el-Melikü’n-Nâsır Kılıcarslan’ın üzerine yürüyüp Selemiye ve Maarretünnu‘mân’ı ele geçirdi. Hama’ya saldırmak için hazırlık yaparken kardeşleri el-Melikü’l-Kâmil ve el-Melikü’l-Eşref’in uyarıları sonucunda onlarla çatışmayı göze alamayıp zaptettiği toprakları iade etmek zorunda kaldı. Cemâziyelevvel 621’de (Haziran 1224) el-Melikü’l-Eşref’e karşı bir harekât başlattıysa da ağabeyi el-Melikü’l-Kâmil’in tehditleri neticesinde geri çekildi.

Kardeşi el-Melikü’l-Eşref’e karşı bölgede bulunan Celâleddin Hârizmşah ve diğer mahallî hâkimlerle bir ittifak yapan el-Melikü’l-Muazzam 623’te (1226) Humus’u kuşattı, ancak başarılı olamadı. Bu olaydan hemen sonra Dımaşk’a gelerek kendisiyle arasını düzeltmeye çalışan el-Melikü’l-Eşref’e oldukça iyi davranmakla birlikte onun topraklarına dönmesine izin vermeyip Dımaşk’ta on ay zorunlu ikamete tâbi tuttu. Zilkade 624’te (Ekim 1227) II. Friedrich kumandasında yeni bir Haçlı seferinin öncesinde ağabeyi el-Melikü’l-Kâmil’in Kudüs ve Filistin’i Haçlılar’a vererek anlaşma yapmaya taraftar olması üzerine Celâleddin Hârizmşah ile ittifakını daha da sağlamlaştırıp el-Melikü’l-Kâmil adına okunmakta olan hutbeye son verdi. II. Friedrich’in Kudüs’ün kendilerine bırakılması teklifiyle gelen elçisini reddetti.

Bu olayın ardından el-Melikü’l-Muazzam Dımaşk’ta 30 Zilkade veya 1 Zilhicce 624 (11 veya 12 Kasım 1227) tarihinde dizanteriden öldü. Önce Dımaşk Kalesi’nde defnedildi, naaşı daha sonra Cebelisâlihiye’de Muazzamiyye Medresesi’ndeki annesinin, kardeşi Mugīs’in ve bazı hânedan mensuplarının da gömüldüğü aile kabristanına nakledildi (1 Muharrem 627 / 20 Kasım 1229). Yerine oğlu el-Melikü’n-Nâsır Selâhaddin Dâvûd geçti.

el-Melikü’l-Muazzam’ın zeki, cesur, gayretli, faziletli, ilme ve edebiyata düşkün bir hükümdar olduğu kaydedilmektedir. İbn Hallikân ona nisbet edilen bazı şiirleri duyduğunu, ancak tesbit edemediğini belirtir (Vefeyât, III, 494-495). Özellikle babasının gözetimi altında Dımaşk nâibi olduğu dönemde ilmî faaliyetlerde bulunan ve ilim meclislerine katılan el-Melikü’l-Muazzam’ın pek çok eseri ezbere bildiği rivayet edilir. İyi bir fakih ve nahiv âlimi olduğu belirtilen el-Melikü’l-Muazzam’ın sefere çıktığında dahi kitaplarını yanından ayırmadığı, âlimleri beraberinde götürdüğü ve fırsat buldukça ilimle meşgul olduğu kaydedilmektedir. Eyyûbî hânedanının tamamı Şâfiî mezhebine mensup olmasına rağmen el-Melikü’l-Muazzam mutaassıp bir Hanefî idi. O kadar ki Mescid-i Aksâ’nın Şâfiî olan imamını görevden alarak yerine bir Hanefî imam tayin etmişti. Kendisine uyan oğulları da bu mezhebi benimsediler. Hanefîliği seçmesinde dostu ve dönemin büyük âlimi Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin etkisi olmuştur. el-Melikü’l-Muazzam, Hatîb el-Bağdâdî’nin Târîḫu Baġdâd’ını okurken İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’yi eleştiren bazı rivayetleri görünce bu suçlamalara cevap vermek için es-Sehmü’l-muṣîb fi’r-red ʿale’l-Ḫaṭîb olarak da bilinen Kitâbü’r-Red ʿalâ Ebî Bekr el-Ḫaṭîb fî târîḫihî fî tercemeti’l-imâm sirâci’l-ümme Ebî Ḥanîfe en-Nuʿmân b. S̱âbit adıyla bir reddiye yazmıştır (Delhi 1350; Kahire 1351/1932; Beyrut 1985). Cemâleddin Abdullah b. Hâfız Abdülganî’den Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’ini fıkıh konularına göre tertip etmesini istemiş, Cemâleddin bir grup muhaddisle birlikte bu işe başlamış, ancak çalışma tamamlanmadan kendisi vefat etmiştir. Ayrıca bir divanı olan el-Melikü’l-Muazzam’ın İmam Muhammed’in el-Câmiʿu’l-kebîr’ine çevresinin yardımıyla bir şerh yazdığı da rivayet edilir. Sıbt İbnü’l-Cevzî, onun fakihlerden Hanefî mezhebine dair bir derleme yapmalarını istediğini, onların da on ciltlik et-Teẕkire’yi telif ettiklerini kaydetmektedir (Mirʾâtü’z-zamân, VIII/2, s. 647). el-Melikü’l-Muazzam bu eseri yanından ayırmaz ve onu devamlı okurdu. Bündârî’ye Şâhnâme’yi Arapça’ya tercüme ettiren el-Melikü’l-Muazzam, el-Câmiʿu’l-kebîr’i ve Zemahşerî’nin el-Mufaṣṣal’ını ezberleyenlere 100 dinar para ve hil‘at verirdi. Ebû Ali’nin nahve dair el-Îżâḥ adlı eserini ezberleyenlere de 200 dinar vaad etmiş ve sözünde durmuştur (a.g.e., VIII/2, s. 647). Eyyûbîler devrinde yetişen meşhur edip ve tarihçi Bündârî Sene’l-Berḳı’ş-Şâmî, Zübdetü’n-nuṣra ve nuḫbetü’l-ʿusra ile Şâhnâme’nin Arapça çevirisini kendisinden övgüyle söz ettiği (Sene’l-Berḳı’ş-Şâmî, s. 51) el-Melikü’l-Muazzam’a takdim etmiştir. İbn Vâsıl ve Sıbt İbnü’l-Cevzî, el-Melikü’l-Muazzam’ı dindar ve mütevazi bir hükümdar olarak tanıtır. İki müellif de ona sempatiyle baktıklarından bu rivayetlerin biraz abartılı olduğu söylenebilir.

el-Melikü’l-Muazzam, Kudüs’te ve Mekke-Medine’ye giden hac yolu üzerinde önemli imar faaliyetlerinde bulunmuştur. Dımaşk surlarını ve kapılarını tahkim ettirmiş, Dımaşk’taki Âdiliyye Medresesi’ni tamamlatmış, ayrıca Kāsiyûn dağı eteklerindeki Sâlihiye’de Muazzamiyye Medresesi adı verilen bir medrese yaptırmıştır. Kudüs’te de bir medrese inşa ettirmiş, Mescid-i Aksâ’nın kubbesini onartmış ve yedi kıraat üzere Kur’an okunması için vakıflar kurmuştur. Babasının döneminde Dımaşk Kalesi’nin yeniden inşasında görev alan el-Melikü’l-Muazzam’ın en önemli projesi Hicaz yolunda yaptırdığı misafirhane ve inşa ettirdiği hamamlardır. Bunlardan ikisi Maan’da bulunmaktaydı. Dımaşk’tan Hicaz’a giden yolu genişletmiş, hacılar için Filistin’de iktâlar tahsis etmiş, Dımaşk’ta çarşı ve han yaptırmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; Bündârî, Sene’l-Berḳı’ş-Şâmî (nşr. Ramazan Şeşen), Beyrut 1971, s. 49-51; İbn Nazîf, et-Târîḫu’l-Manṣûrî (nşr. Ebü’l-Îd Dûdû), Dımaşk 1401/1981, bk. İndeks; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, VIII/2, bk. İndeks; İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-ḥaleb, III, 167, 190-201; İbn Hallikân, Vefeyât, III, 494-496; İbn Vâsıl, Müferricü’l-kürûb, III, bk. İndeks; IV, bk. İndeks; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XXII, 120-122; Kureşî, el-Cevâhirü’l-muḍıyye, II, 682-684; Makrîzî, es-Sülûk (Ziyâde), I/1-2, bk. İndeks; İzzeddin el-Askalânî, Şifâʾü’l-ḳulûb fî menâḳıbi Benî Eyyûb (nşr. Nâzım Reşîd), Bağdad 1978, s. 276-290; İbn Kutluboğa, Tâcü’t-terâcim fî men ṣannefe mine’l-Ḥanefiyye (nşr. İbrâhim Sâlih), Dımaşk 1412/1992, s. 171-172; Nuaymî, ed-Dâris fî târîḫi’l-medâris, Dımaşk 1367/1948, I, 579-588; Leknevî, el-Fevâʾidü’l-behiyye (nşr. Ahmed ez-Za‘bî), Beyrut 1418/1998, s. 247-249; H. L. Gottschalk, al-Malik al-Kāmil von Egypten und seine Zeit, Wiesbaden 1958, s. 27-31, 50, 52, 54, 56, 60, 68-70, 80-83, 88-91, 98-103, 106-108, 114-148; T. C. van Cleve, “The Fifth Crusade”, A History of the Crusades (ed. R. Lee Wolff - H. W. Hazard), London 1969, II, 378-382, 389-391, 398-401; R. S. Humphreys, From Saladin to the Mongols, Albany 1977, s. 108-109, 117-118, 135-209; Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, III, 118, 131-145; Ramazan Şeşen, “Eyyûbîler”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1987, VI, 344, 346, 352-362, 370, 415-416, 422; C. E. Bosworth, The New Islamic Dynasties, Edinburgh 1996, s. 70; M. Sobernheim, “el-Melikü’l-Muazzam”, İA, VII, 673-674; R. S. Humphreys, “al-Muʿaẓẓam al-Malik”, EI2 (İng.), VII, 273; Abdülkerim Özaydın, “Bündârî”, DİA, VI, 490.

Cengiz Tomar
Bu madde ilk olarak 2004 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 29. cildinde, 71-73 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.