HACI İVAZ PAŞA

HACI İVAZ PAŞA
Müellif: FİKRET SARICAOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1996
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/haci-ivaz-pasa--sadrazam
FİKRET SARICAOĞLU, "HACI İVAZ PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/haci-ivaz-pasa--sadrazam (12.12.2019).
Kopyalama metni

Belgrad yakınlarındaki Yagodina’da doğdu. Asıl adı Mehmed olup mühründe babasının adı Nâsırüddin olarak belirtilmiştir. 1689’daki Belgrad Seferi sırasında henüz küçük yaşta iken Alâiyeli Gül Yûsuf Ağa’nın hizmetine girdi. İvaz lakabıyla anılması bu hizmete veriliş şekliyle ilgili olmalıdır. Efendisinin öldürülmesinden sonra yine Alâiyeli Koca Ebûbekir Ağa’ya intisap etti. Onun vezirlikle Cidde’ye tayininde (1721) kethüdâsı idi. Hac farîzasını da bu sırada yerine getirdi.

İvaz Mehmed Ağa, 25 Şâban 1143’te (5 Mart 1731) İstanbul gümrük eminliği vazifesine getirildi (, nr. 1571, s. 9). Daha sonra başbâki kulu olduğu da belirtilmektedir. 1733 yılı Ocağında çavuşbaşılık görevinde bulunuyordu (, Ali Emîrî, I. Mahmud, nr. 65). Hekimoğlu Ali Paşa’nın ilk sadâretinden azli ve Gürcü İsmâil Paşa’nın sadârete tayini sırasında vezirlikle rikâb-ı hümâyun kaymakamlığına getirildi (12 Temmuz 1735, , Atîk Vüzerâ Defteri, nr. 2, s. 40). Aynı yıl 25 Ekim’de Vidin Kalesi’nin muhafazası şartıyla Niğbolu sancağına tayin edildi. Bu görevde iken özellikle Niş Kalesi’nin asker ve erzak bakımından takviyesiyle buraya bir idarecinin gönderilmesi tavsiyesinde bulunduysa da sadâret kethüdâsı Osman Hâlisâ Efendi’nin Avusturya’nın ahdi bozmayacağına dair itirazı sonucunda bu ikaz ve tavsiyeleri dikkate alınmadı. Ancak 1737 Temmuzu sonlarında Avusturya ordusu Niş’i işgal edip Vidin’e doğru ilerlemeye başladı. Timok nehri üzerinde meydana gelen çarpışmada İvaz Mehmed Paşa Avusturyalılar’ı durdurdu (, nr. 142, s. 291). Daha sonra 28 Ekim’de Krayova fethedildi. Bu başarıları üzerine ekim sonunda Vidin seraskerliğine getirilen İvaz Mehmed Paşa Avusturya kuvvetlerini takip ederek Fethülislâm Kalesi’ni geri almayı başardı.

1738 yılı baharında Adakale’nin kuşatmasına girişen Hacı İvaz Paşa, Mehâdiye’de baskına hazırlandığı haberini aldığı Avusturya ordusuna karşı yürüyüşe geçti. Mehâdiye Savaşı tam bir zaferle sonuçlandı. Bunun ardından yeniden Adakale’yi kuşattıysa da askerin hazırlıksız olduğunu görerek Fethülislâm’a çekildi. Fakat kendisinden habersiz kuşatmanın kaldırıldığını öğrenen Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa tarafından görevinden alındı. Çok geçmeden Avusturyalılar’ın tekrar saldırıya geçmesi ve yeni tayin edilen seraskerin bu mevzide tutunamaması üzerine sadrazam Hacı İvaz Paşa’yı eski görevine iade etti (9 Temmuz 1738). Bütün askerî erkânla Tuna’yı geçerek Mehâdiye Kalesi üzerine yürüyen İvaz Paşa kaleyi üçüncü defa alırken Adakale’yi de kuşattı. Adakale 15 Ağustos’ta teslim oldu, bu arada Yenipalanka da fethedildi.

Muhaliflerinin aleyhindeki çalışmalarını önlemek amacıyla İstanbul’a dönen Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa bunu başaramayarak azledilince sadâret mührü 12 Zilhicce 1151’de (23 Mart 1739) Hacı İvaz Paşa’ya gönderildi. Sadâret kaymakamı vezir Ahmed Paşa, 8 Nisan’da Edirne dışında buluştuğu İvaz Paşa’ya sancak-ı şerifi teslim ederken yeni sadrazamın otağında yapılan görüşmelerde barış girişimlerine güvenilmemesi ve Belgrad’ın geri alınmasına çalışılması kararlaştırıldı.

Belgrad’a yürüyen Osmanlı ordusu, Hisarcık Boğazı’nda 22 Temmuz’da yapılan büyük çarpışmada sadrazamın gayretleriyle Avusturya kuvvetlerini bozguna uğrattı. Belgrad önlerine gelindiğinde Hotin’in ve ardından da Yaş’ın düştüğü haberleri alındı. Buna rağmen girişilen kuşatmadan önce donanmanın Tuna sahillerini tutması ve Hekimoğlu Ali Paşa’nın da kuşatmaya katılması ordunun cesaretini arttırdı. Bunun üzerine Fransa büyükelçisi M. de Villeneuve’in aracılığıyla başlatılan barış görüşmelerinde sadrazam Belgrad’ın hâlihazır durumu ile teslimini şart koştu. Sonuçta, kırk güne yaklaşan kuşatmanın barış antlaşmasıyla bitirilmesi kararlaştırıldı. 1 Eylül 1739’da imzalanan ön mukaveleyle Belgrad’ın beş güne kadar tahliyesi ve teslimi, taraflar arasında on gün içinde barış şartlarının düzenlenmesi kabul edildi ve 7 Eylül günü Belgrad tekrar geri alındı. 18 Eylül’de Avusturya ile imzalanan yirmi yedi yıllık ve yirmi üç maddelik antlaşmaya göre Belgrad ve Şebeş Osmanlılar’a iade edilirken cephanelik, kışla, tabya gibi yeni tesisler yıkılacaktı. Tuna ve Sava nehirleri de iki devlet arasında sınır kabul ediliyordu (, nr. 58471, 58472). Barış arayışlarını sürdüren Rusya ile de aynı gün on beş maddelik bir antlaşma imzalandı. Buna göre Hotin ve Yaş geri alınıyor, Azak Kalesi yıkılarak arazisi tarafsız hale getiriliyor, Rus savaş gemilerinin Azak ve Karadeniz’e girme yasağı devam ederken Büyük ve Küçük Kabartay topraklarının bağımsızlığı tanınıyordu (, nr. 58455, 58456-A).

Belgrad Seferi’nden başarıyla dönen İvaz Mehmed Paşa I. Mahmud tarafından iltifatla karşılandı. Ancak bir süre sonra İstanbul’da meydana gelen olaylar sadrazamı güç durumda bıraktı. İstanbul’da sadrazam sarayının da etkilendiği yangınlar, şiddetli kış şartları, iâşe darlıkları umumi hoşnutsuzluğa yol açmıştı. 6 Haziran’da sipah pazarında bazı yeniçeri grupları isyan edip esnafı ve halkı tehditle Kazancılar’dan Etmeydanı’na doğru ilerlemişler, ancak kolayca dağıtılmışlardı. Bundan iki hafta sonra alacağını isteyen bir yeniçerinin borçlu yahudi tarafından zorba ilânıyla linç edilmesi olayı, bunu farklı şekilde basit bir hadise olarak padişaha aktaran İvaz Mehmed Paşa’nın görevden alınması ile sonuçlandı (27 Rebîülevvel 1153 / 22 Haziran 1740). Sadrazamın azlinde son olayı iyice araştırmadan ve aslını öğrenmeden padişaha bildirmesinin, devlet işlerinde gevşek davrandığı iddialarının ve kızlar ağası Hacı Beşir Ağa’nın aleyhtar tutumunun etkili olduğu belirtilmektedir.

Hacı İvaz Paşa azledildikten sonra Mekke şeyhülharemliği ve Habeş eyaleti ilâvesiyle Cidde sancağına tayin edildi. Buraya Mısır yoluyla gitmesi uygun görüldüğünden kendisine bir kalyon sağlanıncaya kadar Rodos’ta oturması bildirildi (, nr. 147, s. 162, 194). Ancak İvaz Paşa, daha önce Alâiyeli Koca Ebûbekir Ağa’nın kethüdâlığıyla bulunduğu Cidde’nin havasının kendisine yaramadığını bildirip başka bir tarafa naklini istediğinden 31 Temmuz 1740’ta kalesinin muhafazası şartıyla Girit’te Hanya muhafızlığına gönderildi. Burada beş buçuk ay kaldıktan sonra 1741 yılı Ocak ayı başlarında Selânik, Şubat ayı başlarında Bosna valiliğine getirildi (a.y., nr. 147, s. 219, 327, 355). İki yıla yakın Bosna’da bulundu; 1742 yılı Ağustos ayı ortalarında Karlı-ili sancağı ilâvesiyle Eğriboz muhafızlığına tayin edildiyse de bu görev başkasına verildiğinden eylül ayı sonlarında Kandiye muhafızlığına ve 16 Nisan 1743’te yeniden Hanya sancağına nakledildi (a.y., nr. 149, s. 21, 57, 160). Temmuz ayı başlarında da İnebahtı muhafızı oldu (a.y., nr. 150, s. 50); aynı yıl içinde vefat ederek burada defnedildi.

Kaynaklarda cesur, vefalı ve gayretli bir idareci olarak belirtilen Hacı İvaz Paşa genellikle “fâtih-i Belgrad” lakabıyla anılmaktadır. Sağlığında kendisine “evliya ağa” da denmiş, ölümünden birkaç yıl sonra tamiri için açılan kabrinde cesedinin çürümemiş olduğu görüldüğünden bu inanış halk arasında yaygınlaşmıştır. Oğullarından İbrâhim Beyefendi iki defa şeyhülislâmlık, Halil Paşa sadrazamlık yapmış, Ali Bey sipahiler ağası olmuştur. Emin Beyefendi adlı diğer bir oğlu da hâcegândan olan İvaz Mehmed Paşa’nın nesli “İvaz paşazâdeler” olarak sürmüştür.


BİBLİYOGRAFYA

, nr. 142, s. 291; nr. 143, s. 172; nr. 147, s. 162, 194, 207, 219, 327, 355; nr. 149, s. 21, 57, 160; nr. 150, s. 50.

, Tahvîl Defteri, nr. 5, mükerrer s. 68.

, Atîk Vüzerâ Defteri, nr. 2, s. 40, 43.

Mühimme, nr. 950, s. 12, 19-20.

, nr. 1571, s. 9; nr. 1572, s. 95.

, nr. 1378, s. 16-17, 82.

, nr. 58455, 58456-A, 58471, 58472.

, Ali Emîrî, I. Mahmud, nr. 65, 411, 432, 1141, 1152, 2025, 2061.

, İbnülemin-Hariciye, nr. 1829.

, Cevdet-Hariciye, nr. 7184.

1730 Patrona İhtilâli Hakkında Bir Eser: Abdi Tarihi (nşr. Faik Reşit Unat), Ankara 1943, s. 49.

Râgıb Paşa, Fethiyye-i Râgıb Paşa, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3655/II, vr. 13b-25a.

, tür.yer.

a.mlf., Târîh-i Belgrad: Müzâkerât-ı Sulhiyye Târihçesi, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2100, tür.yer.

Seyyid Mehmed Hâkim, Târih, TSMK, Bağdat Köşkü, nr. 231, II, vr. 344b-345b.

Mustafa Münîf, Zafernâme-i Münîf: Fetihnâme-i Belgrad, TSMK, Hazine, nr. 1139, vr. 28b-36a.

Musaffâ Mustafa, Sultan I. Mahmud Devri Vekāyi‘nâmesi, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1324, vr. 2b-3a-b, 4a, 6a.

, I, 32, 39, 67-68, 74-84, 87-95, 97-98, 103.

Hasîb Üsküdârî, Vefeyât-ı Ekâbir-i İslâmiyye, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 620, vr. 43b.

, s. 101.

Nesih Kirmânî, Târihçe-i Osmânî, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 1018, vr. 12b, 82b.

, s. 65-68.

Mehmed Şem‘î, İlâveli Esmârü’t-tevârîh maa zeyl, İstanbul 1295, s. 102.

Manastır Vilâyeti Salnâmesi (1308), İstanbul 1308, s. 69.

Ahmed Refik [Altınay], Hicrî On İkinci Asırda İstanbul Hayatı: 1100-1200, İstanbul 1930 → İstanbul 1988, s. 156.

K. Mikes, Türkiye Mektupları (trc. Sadettin Karatay), Ankara 1945, II, 146, 151-153, 188.

, IV/2, s. 350-354.

a.mlf., “Osmanlı Devleti Zamanında Kullanılmış Olan Bazı Mühürler Hakkında Bir Tetkik”, , IV/16 (1940), s. 514-515.

T. Abdülbakioğlu, İvaz Mehmed Paşa (mezuniyet tezi, 1963), İÜ Ed.Fak., Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 650, tür.yer.

Kemal Beydilli, 1790 Osmanlı-Prusya İttifâkı, İstanbul 1984, s. 2.

A. Z. Hertz, “The Ottoman Conquest of Ada Kale 1738”, , VI (1980), s. 151-210.

A. H. de Groot, “Mehmed Pas̲h̲a, ʿIwaḍ”, , VI, 995.

Bu madde ilk olarak 1996 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 14. cildinde, 487-488 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.