HATM-i NÜBÜVVET

ختم النبوّة
Bölümler İçin Önizleme
  • 1/2Müellif: METİN YURDAGÜRBölüme Git
    Sözlükte “bir şeyi tamamlayıp sona erdirmek; mühürlemek” anlamlarına gelen hatm ile “Allah’tan haber verme” mânasındaki nübüvvet kelimelerinden oluşan...
  • 2/2Müellif: KHALID ZAFARULLAH DAUDIBölüme Git
    Literatür. Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlik müessesesinin Hz. Muhammed ile son bulduğunu açıkça ifade eden tek âyet bulunmaktadır (el-Ahzâb 33/40). Hatm...
1/2
Müellif:
HATM-i NÜBÜVVET
Müellif: METİN YURDAGÜR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.06.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hatm-i-nubuvvet#1
METİN YURDAGÜR, "HATM-i NÜBÜVVET", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hatm-i-nubuvvet#1 (19.06.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “bir şeyi tamamlayıp sona erdirmek; mühürlemek” anlamlarına gelen hatm ile “Allah’tan haber verme” mânasındaki nübüvvet kelimelerinden oluşan hatm-i nübüvvet (hatmü’n-nübüvve) tamlaması Allah ile kulları arasındaki elçilik görevinin sona erdiğini belirtir.

Hatm-i nübüvvet İslâm öncesi dinlerde de söz konusu edilmiştir. Yahudilik’te Malaki’nin son peygamber olduğuna inanılır. Bununla birlikte bu dinin kutsal metinlerinde yeni bir peygamberin geleceğine işaret eden ifadeler de (meselâ bk. Tesniye, 18/18; Malaki, 3/1; 4/5) mevcuttur (bk. BEŞÂİRÜ’n-NÜBÜVVE). Hıristiyanlık’ta Hz. Îsâ’nın beklenen Mesîh olduğuna inanıldığı için ondan sonra bir peygamberin gelmeyeceği kabul edilir. Ancak Ahd-i Cedîd’de Îsâ’nın, “Ben de babaya yalvaracağım ve o size başka bir parakleti, hakikat ruhunu verecektir, tâ ki daima sizinle beraber olsun” (Yuhanna, 14/15-16) şeklindeki ifadeleri, Hz. Îsâ’dan sonra başka bir peygamberin geleceği şeklinde yorumlanmıştır (bk. FARAKLİT).

Maniheist literatürde “son peygamber” mânasını taşıyan tabirler kullanılmıştır. Mani, Îsâ’nın müjdelediği kurtarıcının kendisi olduğunu iddia etmiş ve Maniheist metinlerde, en son peygamber olduğuna işaret etmek için onun hakkında “peygamberlik mührü” anlamına gelen ifadelere yer verilmiştir (Stroumsa, VII [1986], s. 68-69).

Kur’ân-ı Kerîm’de hatm-i nübüvvet tabiri yer almamakla birlikte Hz. Peygamber için kullanılan “hâtemü’n-nebiyyîn” terkibi (el-Ahzâb 33/40) onun Allah’ın resulü ve nebîlerin sonuncusu olduğunu açık şekilde belirtmektedir. Âyette geçen ve Âsım kıraatine göre “hâtem” olarak okunan kelime çoğunluğun kıraatinde “hâtim” şeklinde okunmaktadır. Ancak Taberî’nin de belirttiği gibi her iki okuyuşta da kelime “peygamberlerin sonuncusu” mânasındadır (Câmiʿu’l-beyân, XXII, 16). Müfessirler, aynı âyetin başında yer alan, “Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir” cümlesini, genellikle yahudilerde görüldüğünün aksine nübüvvetinin babadan oğula intikal etmediğine, dolayısıyla yeni bir peygamber beklentisi içinde bulunulmaması gerektiğine bir işaret saymışlardır (hatm-i nübüvvete dolaylı olarak işaret ettiği öne sürülen âyetler için bk. Literatür).

Hadis kaynaklarında yer alan çeşitli rivayetlerde belirtildiğine göre Hz. Peygamber nebîlerin sonuncusu olduğunu, risâlet ve nübüvvetin kendisiyle sona erdirildiğini açıklamış (meselâ bk. Müsned, II, 412; III, 266; Buhârî, “Menâḳıb”, 18; Müslim, “Mesâcid”, 5, “Îmân”, 327); bu arada kendisini, bütün bölümleri ikmal edilip yalnız bir tuğlası eksik kalan güzel bir sarayı tamamlayan tuğlaya benzetmiş, böylece başka bir peygambere ihtiyaç kalmadığına dikkat çekmiştir (Müslim, “Feżâʾil”, 20-23). Ayrıca isimlerinden birinin “âkıb” olduğunu, bunun da “kendisinden sonra peygamber gelmeyen kişi” anlamına geldiğini söylemiştir (Müslim, “Feżâʾil”, 125; Tirmizî, “Edeb”, 67; hatm-i nübüvvetin hadis literatüründeki kaynakları için bk. Literatür).

Siyer, şemâil ve delâilü’n-nübüvve kitaplarında, Resûl-i Ekrem’in sırtında bulunan mührün onun nübüvvetiyle birlikte son peygamber oluşunun da delili sayıldığı kaydedilirse de kelime benzerliği dışında (hâtemü’n-nübüvve - hâtemü’n-nebiyyîn) bu hususa delil teşkil edecek bir şeyin bulunmadığı anlaşılmaktadır (bk. NÜBÜVVET MÜHRÜ).

İslâmiyet’in doğuşundan zamanımıza kadar geçen süre içinde Kur’an ve Sünnet’e bağlı olan bütün âlimler, Hz. Muhammed’in gelişiyle nübüvvetin sona erdiğine inanmanın İslâm akaidinin temel bir ilkesi olduğunu kabul etmişler ve bunun zarûrât-ı dîniyye arasında yer aldığı hususunda görüş birliğine varmışlardır. Buna göre hatm-i nübüvvete inanmamak veya bu konuda sürekli bir şüphe içinde bulunmak dinden çıkmayı gerektirir. Âlimlerin bu hususta dayandıkları delilleri şöylece özetlemek mümkündür: 1. Hatm-i nübüvvet konusunda mânası apaçık olan, hiçbir şekilde te’vil edilemeyecek naslar mevcuttur. Bunların başında Hz. Muhammed’in nebîlerin sonuncusu olduğunu belirten âyet gelir (el-Ahzâb 33/40). Dinin tamamlandığını, insanlar için din olarak sadece İslâm’ın kabul edileceğini (el-Mâide 5/3), İslâm’dan başka din arayanların âhirette hüsrana uğrayacağını ve isteklerinin asla dikkate alınmayacağını (Âl-i İmrân 3/85), Kur’an’ın tahrife uğramaktan korunacağını (el-Hicr 15/9), Hz. Muhammed’in bütün âlemlere peygamber olarak gönderildiğini (el-En‘âm 6/19; el-A‘râf 7/158; el-Furkān 25/1; Sebe’ 34/28) bildiren âyetler bu konudaki kesin naklî delillerdendir. Hatm-i nübüvvete dair hadisler de Hz. Peygamber’in gelişiyle nübüvvetin sona erdiğine aykırı düşen bir inancı benimsemeye imkân vermeyecek kadar açıktır. Buna göre Kur’an’a ve Sünnet’e iman eden herkesin Hz. Muhammed’den sonra bir peygamberin gelmeyeceğine de kesinlikle inanması gerekir (Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 190; Halîmî, II, 82-85; Bağdâdî, Uṣûlü’d-dîn, s. 162-163; Teftâzânî, V, 45). 2. İslâm dinini Hz. Peygamber’den öğrenen ashabın nübüvvet iddiasında bulunanlarla savaşması bu hususta realiteye dayanan tarihî bir delildir. Eğer yeni bir peygamberin zuhuru Kur’an ve Sünnet’e aykırı olmasaydı ashap bu iddiada bulunanlarla savaşmaz ve onları öldürmezdi (Mevdûdî, IV, 420-421). İslâm âlimleri ashabın bu konudaki icmâına uymuşlar ve muhalif görüş beyan edenlerin müslüman olamayacağına hükmetmişlerdir (Âlûsî, XXII, 32-41). 3. Nasların ve icmâın yanı sıra aklen de Hz. Muhammed’den sonra yeni bir peygamberin gelmesine lüzum kalmadığını kabul etmek gerekir. Zira Allah’ın insanlara peygamber göndermesi onlara kendi varlığını ve birliğini tanıtma, buyruklarını iletme, dinî ve dünyevî konularda ihtiyaç duyacakları bilgileri anlatma, kendilerine dünya ve âhirette mutlu olmalarını sağlayacak doğru yolu gösterme amacına yöneliktir. Bütün bunlar en kâmil mânada Hz. Peygamber’in getirdiği vahiylerde mevcuttur. Ergenlik çağına giren insanların, duyularını ve vahyin aydınlattığı akıl yürütme güçlerini kullanmak suretiyle ihtiyaç duydukları bilgileri üretmeleri, duyuların ve aklın erişemediği konularda ise sadece vahye dayanarak gerçeklere ulaşmaları mümkündür. Ayrıca Hz. Muhammed’in nübüvveti evrensel olup getirdiği vahiy tahrife uğramamış, dolayısıyla yeni bir peygambere ihtiyaç kalmamıştır (Muhammed Abduh, s. 167-171; Mevdûdî, IV, 426; Müctebâ Mûsevî el-Lârî, II, 200-201). Ancak nübüvvetin Hz. Peygamber’le sona ermiş olduğu gerçeği, bundan böyle ilâhî rehberliğin artık seçilmiş kişilere dayanmayıp sosyal görev haline dönüştüğü anlamını taşımakta ve kıyamete kadar bütün müslümanlara tebliğ ve temsil sorumluluğu yüklemektedir (bk. FETRET). 4. Hz. Muhammed’in vefatından zamanımıza kadar hiçbir peygamberin zuhur etmemesi de hatm-i nübüvveti doğrulayıcı sosyolojik delillerden biridir. Zaman zaman peygamberlik iddiasında bulunanların ortaya çıkması ise bu gerçeği değiştirmez. Zira gerek İslâm dünyasında gerekse gayri müslimler arasında peygamberlik iddia edenlerin hiçbiri iddialarını kanıtlayamamış ve ciddiye alınmamıştır. Nitekim tarih boyunca bunlar sadece birer yalancı veya maceracı olarak değerlendirilmiş ve sahte peygamber diye nitelendirilmiştir.

Başta Ehl-i sünnet olmak üzere Mu‘tezile, mûtedil Şîa ve Hâricî âlimleri hatm-i nübüvveti kabul etmektedir. İsnâaşeriyye İmâmiyyesi âlimlerinin bu inancı benimsemekle birlikte imamların nasla tayin edildiğini ve mâsum olduklarını ileri sürmelerinin bu inançlarını zedeleyici bir mahiyet arzettiğini söylemek mümkündür (Yavuz, s. 670-677). Günümüz İsnâaşeriyye İmâmiyyesi’ne mensup âlimler, nübüvvetin sona ermesiyle gelişen olaylar karşısında takip edilmesi gereken yolun tayini konusunda ihtiyaç duyulan bilgilerin velâyet-i fakīh* müessesesi yoluyla üretileceğini ve dolayısıyla bu müessesenin nübüvvet çizgisini devam ettirdiğini kabul ederler (Nâsır Mekârim eş-Şîrâzî, s. 90-91).

Hakîm et-Tirmizî başta olmak üzere pek çok sûfî hatm-i nübüvvet inancından hareket ederek “hatm-i velâyet” teorisini geliştirmiştir. Buna göre bir “hâtemü’l-enbiyâ” olduğu gibi bir “hâtemü’l-evliyâ” da olmalıdır. Zira velâyet nübüvvetin bâtınıdır. Nübüvvetin zâhiri dinî hükümleri ve şeriatı haber vermek, bâtını ise haber verilenleri bizzat yaşamak ve bu şekilde nefislere tasarrufta bulunmaktır. Her ne kadar tebliğ etme bakımından nübüvvetin zâhiri tamamlanmışsa da ilâhî kemâlin yeryüzüne yansımaları olarak kabul edilen velîlerin tasarruf görevleri sürdüğünden nübüvvet velâyet şeklinde devam etmektedir (Hakîm et-Tirmizî, s. 161-169, 336-342, 367-374, 421-422; ayrıca bk. VELÎ).

İslâm’a intisap iddiasında bulunmakla birlikte zarûrât-ı dîniyye içinde yer alan temel ilkelerden birini veya birkaçını inkâr ettiklerinden küfre düştüklerine hükmedilen Gāliyye grupları hatm-i nübüvvet ilkesine aykırı inançlar benimsemişlerdir. Bu zümre içinde yer alan Beyân b. Sem‘ân ile Ebü’l-Hattâb el-Esedî peygamberlik iddiasında bulunmuşlar, ancak müslümanlar arasında taraftar toplayamamışlardır. İmamlarını peygamber olarak kabul eden bazı Bâtıniyye ve İsmâiliyye grupları da hatm-i nübüvvete aykırı telakkiler benimseyenler arasında zikredilebilir. Tarihî, siyasî ve içtimaî sebeplerle İslâm dünyasında dinî hayatın zayıfladığı ve çeşitli alanlarda gerilemenin başgösterip ileri boyutlara ulaştığı XIX. yüzyıldan itibaren hatm-i nübüvvet inancına aykırı görüşler Bâbîlik, Bahâîlik ve Kādiyânîlik tarafından yeniden canlandırılmaya çalışılmıştır. İsnâaşeriyye’nin kollarından Şeyhiyye’den koparak ortaya çıktığı kabul edilen Bâbîliğin kurucusu Mirza Ali Muhammed (ö. 1850) önce bâb (Mehdî’ye açılan kapı), ardından mehdî, daha sonra da kendisinin Hz. Muhammed’in nübüvvetini sona erdiren ve İslâm’ı nesheden yeni bir peygamber olduğunu iddia etmiştir. Mirza Ali Muhammed’in öldürülmesinden sonra Mirza Hüseyin Ali (ö. 1892), kendisinin babın önceden haber verdiği “Allah’ın ortaya çıkaracağı zat” olduğunu söyleyerek Bahâîliği kurmuştur. Bahâîliğe göre Hz. Peygamber resullerin değil nebîlerin sonuncusu olduğundan Allah ondan sonra yeni resuller gönderebilir. Bahâullah da geleceği vaad edilen resuldür. Onun gelişiyle din tamamlanmıştır (DİA, IV, 467).

XIX. yüzyılın sonlarına doğru Hindistan’da ortaya çıkan Kādiyânîliğin kurucusu Mirza Gulâm Ahmed de benzer şekilde müceddidlikle başlayan iddialarını mesîhlik ve mehdîlikle devam ettirmiş, sonunda kendisinin yeni bir şeriat getirmeyen bir peygamber olduğunu ileri sürerek gerçek maksadını ortaya koymuştur. Mirza Gulâm da Bâbîlik ile Bahâîliğin delillerini kullanmış ve Kur’an’da Hz. Muhammed’in nebîlerin sonuncusu değil “nebîlerin süsü” olduğunun belirtildiğini iddia etmiştir (M. Ferîd Vecdî, s. 332; Fığlalı, Kādiyânîlik, s. 142-167).

Bâbîlik, Bahâîlik ve Kādiyânîliğin ortaya çıkışından sonra özellikle Hint alt kıtasında eleştiri ve red niteliğinde birçok eser kaleme alınmış, toplantılar yapılmış ve hatm-i nübüvvete karşı olan görüşlerle mücadele etmek için çeşitli müesseseler kurulmuştur (bk. Literatür).

BİBLİYOGRAFYA
M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “nbʾe”, “rsl” md.leri; Müsned, II, 412, 436; III, 266; Buhârî, “Menâḳıb”, 18; Müslim, “Mesâcid”, 5, “Îmân”, 327, “Feżâʾil”, 20-23, 125; Tirmizî, “Edeb”, 67; Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XXII, 16; Hakîm et-Tirmizî, Ḫatmü’l-evliyâʾ (nşr. Osman İsmâil Yahyâ), Beyrut 1965, s. 161-169, 336-342, 367-374, 421-422; Küleynî, el-Uṣûl mine’l-Kâfî, I, 176-177; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 190-191; a.mlf., Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 586b; Halîmî, el-Minhâc, II, 82-85; Bağdâdî, Uṣûlü’d-dîn, s. 162-163; a.mlf., el-Farḳ (Abdülhamîd), s. 342-343; İbn Ebü’l-İz, Şerḥu’l-ʿAḳīdeti’ṭ-Ṭaḥâviyye (nşr. Abdullah b. Muhsin et-Türkî – Şuayb el-Arnaût), Beyrut 1408/1987, I, 156-157; İbn Teymiyye, Mecmûʿu fetâvâ, II, 220-225; XI, 223-224; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾân, Beyrut 1969, III, 494; Teftâzânî, Şerḥu’l-Maḳāṣıd, V, 45; Süyûtî, er-Riyâżü’l-enîḳa fî şerḥi esmâʾi ḥayri’l-ḫalîḳa (nşr. Muhammed es-Saîd b. Besyûnî Zağlûl), Beyrut 1405/1985, s. 149-150, 208; Seffârînî, Levâmiʿu’l-envâri’l-behiyye, Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-İslâmî), II, 277; Âlûsî, Rûḥu’l-meʿânî, XXII, 32-41; M. Reşîd Rızâ, Târîḫu’l-üstâẕ, Kahire 1931, I, 931-932; a.mlf., el-Vaḥyü’l-Muḥammedî, Kahire 1380/1960, s. 171-172; Muhammed Abduh, Risâletü’t-Tevḥîd (nşr. M. Reşîd Rızâ), Kahire 1379/1960, s. 167, 170-171; Elmalılı, Hak Dini, V, 3906; Muhsin Abdülhamîd, Ḥaḳīḳatü’l-Bâbiyye ve’l-Bahâʾiyye, Beyrut 1405/1985, s. 98-105; Ethem Rûhi Fığlalı, Kādiyânîlik (Ahmediyye Mezhebi), İzmir 1986, tür.yer.; a.mlf., Bâbîlik ve Bahâîlik, Ankara 1994, s. 33; a.mlf., “Bahâîlik”, DİA, IV, 467; Mevdûdî, Tefhimu’l-Kur’an (trc. Muhammed Han Kayanî v.dğr.), İstanbul 1987, IV, 420-426; Süheyr Muhammed Ali el-Feyl, el-Bâbiyye ve’l-Bahâʾiyye ve mevḳıfü’l-İslâm minhâ, Kahire 1412/1991, s. 28-33, 92-100; Ebû Bekir Câbir el-Cezâirî, ʿAḳīdetü’l-müʾmin, Kahire, ts. (Dârü’l-Kütübi’s-selefiyye), s. 248; Müctebâ Mûsevî el-Lârî, Uṣûlü’l-ʿaḳāʾid fi’l-İslâm (trc. Muhammed Abdülmün‘im el-Hâkānî), Kırım 1404, II, 200-201; Nâsır Mekârim eş-Şîrâzî, Maʿrifetü’n-nübüvve (trc. Ca‘fer Sâdık el-Halîlî), Beyrut 1413, s. 85-91; Yusuf Şevki Yavuz, “İmamiyye’nin Usûlü’d-dîn’e İlişkin Görüşlerinin Değerlendirilmesi”, Milletlerarası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul 1993, s. 670-677; Hemâyûn Himmetî, el-Bâbiyyûn ve’l-Bahâʾiyyûn, Beyrut 1413/1993, s. 68-73; M. Ferîd Vecdî, Min Meʿâlimi’l-İslâm, Kahire 1414/1994, s. 332; Mustafa Sinanoğlu, Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm’de Nübüvvet (doktora tezi, 1995, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü), s. 382-383; Ali Yardım, Peygamberimiz’in Şemâili, İstanbul 1997, s. 7, 71-86, 141-142; Gedaliahu G. Stroumsa, “Seal of the Prophets the Nature of a Manichaean Metaphor”, Jerusalem Studies in Arabic and Islam, VII, Jerusalem 1986, s. 61-74; Yohanan Friedmann, “Finality of Prophethood in Sunnī Islām”, a.e., VII (1986), s. 177-215.
Bu bölüm ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 16. cildinde, 477-479 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
2/2
HATM-i NÜBÜVVET
Müellif: KHALID ZAFARULLAH DAUDI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.06.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hatm-i-nubuvvet#2
KHALID ZAFARULLAH DAUDI, "HATM-i NÜBÜVVET", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hatm-i-nubuvvet#2 (19.06.2019).
Kopyalama metni
Literatür. Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlik müessesesinin Hz. Muhammed ile son bulduğunu açıkça ifade eden tek âyet bulunmaktadır (el-Ahzâb 33/40). Hatm-i nübüvvete dolaylı olarak işaret eden âyetlerin sayısı ise yorum farklarına göre kırk ile yüz arasında değişmektedir (Nûr Muhammed Gircâkî, s. 1-27; Muhammed Şefî‘, s. 34-200). Müfessirler, başta Ahzâb sûresindeki âyet olmak üzere ilgili âyetleri tefsir ederken Hz. Muhammed’in son vahyi tebliğ ettiğini, kendisinden sonra yeni bir vahyin gelişinin bahis konusu olmadığını ispatlamaya çalışmışlardır.

Hatm-i nübüvvet hadis literatüründe genişçe yer almıştır. Bazı rivayetlerde Resûlullah kendisinin “hâtemü’n-nebiyyîn” olduğunu veya nübüvvetin kendisiyle son bulduğunu “hatm” fiilini kullanarak ifade etmiştir. Hadis kaynaklarının bir kısmı, Hz. Peygamber’in bu vasfıyla ilgili hadisleri “Hâtemü’n-nebiyyîn” başlığı altında toplamışlardır (bk. Müsned, I, 296; II, 398, 412, 436; III, 79, 248, 361; IV, 81, 84, 127, 128; V, 278; Buhârî, “Menâḳıb”, 18, “Tefsîr”, 17/5; Müslim, “Îmân”, 327, “Mesâcid”, 5, “Feżâʾil”, 22-23; Tirmizî, “Siyer”, 5, “Fiten”, 43, “Ḳıyâme”, 10, “Menâḳıb”, 8; Ebû Dâvûd, “Fiten”, 1; İbn Mâce, “İḳāme”, 25; Dârimî, “Muḳaddime”, 8). Bir kısım rivayetlerde de Resûl-i Ekrem’in “âkıb” ve “hâşir” gibi isimleri zikredilerek peygamberliğin onunla sona erdiği belirtilmiştir (meselâ bk. Müsned, IV, 80; VI, 25; el-Muvaṭṭaʾ, “Esmâʾü’n-nebî”, 1; Buhârî, “Menâḳıb”, 17, “Tefsîr”, 61/1; Müslim, “Feżâʾil”, 124; Tirmizî, “Edeb”, 67; Dârimî, “Riḳāḳ”, 59; Hâkim, II, 604; bu konuda ayrıca bk. İbn Sa‘d, I, 104, 424; Şâmî, I, 494-498, 558-559).

Resûlullah’ın çeşitli vesilelerle kendisinin son peygamber olduğunu vurguladığı hadisler en geniş grubu oluşturmaktadır. Bunların büyük bir kısmında Hz. Peygamber, “Benden sonra peygamber gelmeyecektir” ve “Peygamberlik benimle bitmiştir” gibi açık ifadeler kullanmış, bir kısmında ise nübüvvet binasının eksik kalan tek tuğlasının kendisiyle tamamlandığını söyleyerek temsilî izah yöntemini kullanmıştır (meselâ bk. Müsned, I, 170, 177, 179, 180, 182, 184, 219; II, 172, 212, 297, 312, 320; III, 32, 267, 338; IV, 154, 353; V, 137, 278, 404, 454; VI, 129, 369, 381, 438; Buhârî, “Enbiyâʾ”, 50, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 9, “Meġāzî”, 78, “Edeb”, 109, “Taʿbîrü’r-rüʾyâ”, 5; Müslim, “Ṣalât”, 207, 208, “Mesâcid”, 3, “Ḥac”, 507, “İmâre”, 44, “Feżâʾil”, 20, 21, 23, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 30-32; el-Muvaṭṭaʾ, “Rüʾyâ”, 2, 3; Tirmizî, “Siyer”, 5, “Fiten”, 43, “Rüʾyâ”, 2, “Menâḳıb”, 17, 20; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 148, “Fiten”, 1, “Edeb”, 88; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11, “Cenâʾiz”, 27, “Cihâd”, 42, “Rüʾyâ”, 1, “Fiten”, 33; Nesâî, “Mesâcid”, 7, “Taṭbîḳ”, 8, 62; Dârimî, “Muḳaddime”, 39, “Ṣalât”, 77, “Rüʾyâ”, 3). Hatm-i nübüvvet konusunda yazılan bazı kitaplar ilgili hadisleri bir araya getirmişlerdir (meselâ bk. İbn Kesîr, VI, 422-426; Ahmed Rızâ Han, s. 23-42; Muhammed Şefî‘, s. 201-296; Mevdûdî, Ḳādıyânî Mesʾele, s. 338-345).

Hatm-i nübüvvet meselesi ilk dönemlerden itibaren kelâm kitaplarının nübüvvet bahislerinde ele alınmış ve nübüvvetin sona ermediği görüşünü benimseyen aşırı Şiî gruplarından Beyâniyye ve Hattâbiyye ile bâtınî telakkiler ve İsmâiliyye’nin görüşleri nakledilerek cevaplar verilmiştir (yk.bk.). Ancak konuyla ilgili lehte ve aleyhte müstakil bir eserin varlığına rastlanmamaktadır.

XIX. yüzyılda Bâbîliğin, ardından Bahâîliğin ortaya çıkmasıyla hatm-i nübüvvet meselesi yeniden gündeme gelmiştir. Nübüvvetin Hz. Muhammed ile sona erdiğini, risâletin ise devam ettiğini ileri süren bu mezhep mensupları hatm-i nübüvvet konusunu genel eserleri içerisinde ele almış, ayrıca müstakil telifler meydana getirmemişlerdir. Bâbî ve Bahâî literatürü arasında yer alıp nübüvvet ve hatm-i nübüvvet konusunu dolaylı olarak işleyen ve bir kısmı Türkçe’ye de çevrilen eserlerin başlıcaları şunlardır: Bahâullah, el-Aḳdes (Bombay 1308/1890; Sayda 1389/1969 [Abdürrezzâk el-Hüseynî’nin el-Bâbiyyûn ve’l-Bahâʾiyyûn fî ḥâżırihim ve mâżîhim adlı eseri içinde], s. 150-172); a.mlf., el-Îḳān ([trc. M. Hüseyin Bîçâre], Kahire 1343; İngilizce trc. Shoghi Effendi, The Book of Certitude, Wilmette 1931, 1950); a.mlf., Tablets of Baha’ullah Revealed After the Kitab-ı Akdes ([trc. Habib Taherzadeh], Haifa 1978; Türkçe trc. Mecdi İnan, Hz. Bahaullah’ın Levihleri, İstanbul 1974, 1994); a.mlf., Epistle to the Son of the Wolf (Wilmette 1953; Türkçe trc. Mecdi İnan, Kurdunoğlu, İstanbul 1976); Shoghi Effendi, Gleanings from the Writings of Bahâ’ullâh (New York 1935; Türkçe trc. Mecdi İnan, Bahaullah’ın Sesi, İstanbul 1974, 1987); Şevki Efendi, Bahai Dininin I. Yüz Yılı (İstanbul 1995, s. 157-168); Adib Taherzadeh, Hz. Bahaullah’ın Zuhuru-Bağdat 1853-1863 (Türkçe trc. Süreyya Güler, İstanbul 1995); Abdülbahâ, Mufavazat-Soru ve Cevaplar (Türkçe trc. Mecdi İnan, baskı yeri ve tarihi yok).

Bâbîlik ve Bahâîliğin ortaya çıkmasıyla konuya ilgi duyan araştırmacılar bu iki mezhep üzerinde incelemeler yapmış, bunların İslâmiyet’le olan münasebetlerini ve bu arada hatm-i nübüvvete dair görüşlerini ortaya koyarak yer yer eleştirip cevaplandıran eserler yazmışlardır. Bu tür eserlerin başlıcaları şunlardır: Abdürrezzâk el-Hüseynî, el-Bâbiyyûn ve’l-Bahâʾiyyûn fî ḥâżırihim ve mâżîhim (Sayda 1389/1969); Âmine Muhammed Nusayr, Eḍvâʾ ve ḥaḳāʾiḳ ʿale’l-Bâbiyye, el-Bahâʾiyye, el-Ḳādiyâniyye (Beyrut-Kahire 1984); Muhsin Abdülhamîd, Ḥaḳīḳatü’l-Bâbiyye ve’l-Bahâʾiyye (Beyrut-Dımaşk 1985; Türkçe trc. M. Saim Yeprem – Hasan Güleç, İslâm’a Yönelen Yıkıcı Hareketler-Bâbîlik ve Bahâîliğin İçyüzü, Ankara 1984); William S. Hatcher – J. Douglas Martin, The Bahâ’î Faith-The Emerging Global Religion (San Francisco 1989); Süheyr Muhammed Ali el-Feyl, el-Bâbiyye ve’l-Bahâʾiyye ve mevḳıfü’l-İslâm minhâ (Kahire 1412/1991); Hümâyun Himmetî, el-Bâbiyyûn ve’l-Bahâʾiyyûn (Beyrut 1993); Ahmed Velîd Sirâceddin, el-Bahâʾiyye ve’n-niẓâmü’l-ʿâlemiyyü’l-cedîd (I-II, Dımaşk 1994); Ethem Ruhi Fığlalı, Bâbîlik ve Bahâîlik (Ankara 1994).

Hatm-i nübüvvet konusu XIX. yüzyılın sonlarından itibaren en fazla Hint alt kıtasında tartışılmış ve en geniş literatür bu bölgede ortaya çıkmıştır. Mirza Gulâm Ahmed Kādiyânî’nin nübüvvet iddiasına doğru gittiğinin anlaşılmasıyla aleyhinde eserler kaleme alınmaya başlanmış, üstü kapalı bir şekilde de olsa nübüvvetini ilân ettikten sonra ise aleyhteki neşriyat çoğalmıştır. Mirza Gulâm Ahmed’in hatm-i nübüvvet inancını benimsemediğini açıkça ortaya koyan müstakil bir eseri yoktur. Ancak bir kısmı kendi konuşmalarından oluşan Berâhîn-i Aḥmediyye (I-IV, Amritsar 1880-1884; V, Kādiyân 1905), Tavżîḥ-i Merâm (Kādiyân 1891), el-Ḫuṭbetü’l-ilhâmiyye (Kādiyân 1319/1901), Tuḥfetü’n-nedve (Kādiyân 1902) ve Ḥaḳīḳatü’l-vaḥy (Kādiyân 1907, 1934) adlı kitaplarında nübüvvetin bir şekilde devam ettiğini söylediği görülmekte, kendisinin nübüvvet iddia ve ilânlarına sıkça rastlanmaktadır.

Mirza Gulâm Ahmed’in ölümüyle Kādiyânîler’in hatm-i nübüvvet konusuna itirazları iyice ortaya çıkmış ve sadece bu meseleyi ele alan eserler telif edilmiştir. Mezhebin, ikinci halife Mirza Mahmûd Ahmed döneminde ikiye ayrılmasından sonra Lahor Kādiyânîleri, Rabve grubunun aksine hatm-i nübüvvet inancını benimsemiş, Mirza Gulâm Ahmed’in nebî değil âlim ve mehdî olduğunu ilân etmiştir. Bunların kaleme aldığı “Hatm-i Nübüvvet” başlıklı eserlerde konu daha çok bu çerçevede işlenmiştir. Her iki grup tarafından yazılan kitap ve makalelerin başlıcaları şunlardır: Mevlevî Ömer Dîn, Ḫatm-i Nübüvvet ki Ḥaḳīḳat (Urduca, Delhi 1914); Ahter Hüseyin Geylânî, Ḫâtemü’n-nebiyyîn ki Ḥaḳīḳat (Urduca, Lahor 1940); Mirza Beşîrüddin Ahmed, Ḫatm-i Nübüvvet ki Ḥaḳīḳat (Urduca, Haydarâbâd-Sind 1953) ve Truth About Khatme-Nubuwat (trc. Nafisur Rahman A. G. Soofi, Qadian 1967); Gulâm Ahmed Gôpal, Ḫatm-i Nübüvvet meyn Ẓıllî S̱übût (Urduca, Lahor 1953); Muhammad Ali (Lâhûrî grup), The Finality of Prophethood ([Urduca’dan trc. S. M. Tufail], Woking UK 1956); Şeyh Mübârek Ahmed, Ḫatm-i Nübüvvet ki Ḥaḳīḳat (Urduca, Rabve 1962); Ebü’l-Atâ Calenderî, el-Ḳavlü’l-mübîn fî tefsîri ḫatemi’n-nebiyyîn (Urduca, Rabve 1962); A. R. Dard, Meaning of Khatamun-Nabiyyin (Qadian 1965); Ebû Zaffar (Lâhûrî grup), The True Significance of the Finality of Prophethood ([trc. Mirza Masum Beg], Suva 1974); Muhammad Zafrulla Khan, Muhammad-seal of the Prophets (London 1980; Muhammed Hamîdullah onun bu kitabını eleştirip yetersizliğini ortaya koymuştur [bk. Muslim World Book Review, I/3 [1981], s. 14-16); Kadı Muhammed Nezîr, Büzürgân-ı Ümmet key Nezdîk Ḫatm-i Nübüvvet ki Ḥaḳīḳat aôr Mevlevî Lâl Ḥüseyin ki Tenḳīd ka Cevâb (Urduca, Rabve, ts.); Ḫatm-i Nübüvvet aôr Bâni-i Silsile-i Aḥmediyye ʿAleyhisselâm (Urduca, Rabve, ts.); Ḫatm-i Nübüvvet aôr Büzürgân-ı Ümmet (Urduca, Kalküta, ts.); Maḳām-ı Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, Rabve, ts.); Abdur Rahim Nayyar – E. E. Calverley, “Mohammed-Seal of the Prophets?” (MW, XXVI/1 [1936], s. 79-82); M. Ahmad Bacha, “Prophethood in Islam” (The Islamic Review, XLVI [September 1958], s. 5-36); “Âyetü ‘Ḫâtemü’n-nebiyyîn’ aôr Cemâʿat-i Aḥmediyye ka Meslek” (el-Fażl, Urduca, Rabve, 21 Mart 1928 tarihli nüsha). Bu gazete Kādiyânîler’in sesi olmuş ve burada hatm-i nübüvvet konusuyla ilgili önemli miktarda yazı neşredilmiştir.

Kādiyânîler’in peygamberliğin sona ermediği yolundaki beyanat ve neşriyatı üzerine Hint alt kıtasındaki âlimler harekete geçmiş ve onların iddialarını çürütme yoluna gitmişlerdir. 1857 bağımsızlık savaşı sonrasında teşekkül eden Sünnî düşünce ekollerinden hemen hepsi hatm-i nübüvveti savunmayı önemli bir görev kabul etmiştir. Meselâ ehl-i hadîs ekolünün önde gelen temsilcilerinden Senâullah Amritsarî bu konuda pek çok eser telif etmekle kalmamış (Nevşehrevî, s. 87; Abdülmübîn Nedvî, S̱enâʾullāh Amritsarî, s. 58-60), Mirza Gulâm Ahmed ve arkadaşlarıyla münazaralar yapmıştır (Yezdânî, tür.yer.). Diyûbend ekolü âlimlerinin hatm-i nübüvvet konusundaki çalışmaları diğer ekollere göre hem daha ilmî hem daha fazladır (Ludhyânevî, IV/2-3, s. 665-717). Ayrıca bu ekol mensupları, hatm-i nübüvvet konusundaki yanlış propagandaları tesirsiz hale getirmek için Pakistan’ın ayrılmasından önce “Meclis-i Ahrâr-ı İslâm” adlı bir kuruluşla karşı mücadele başlatmışlar, daha sonra da sırf bu faaliyetler için Mültan’da “Meclis-i Tahaffuz-ı Hatm-i Nübüvvet” adıyla bir müessese teşkil etmişlerdir. Her iki kuruluş sözlü mücadele ve tebliğin yanı sıra hatm-i nübüvvet konusunda sayısı yüzlerle ifade edilen eserler yayımlamış, çeşitli millî ve milletlerarası toplantılar tertip etmişlerdir. Sonraları “Âlemî Meclis-i Tahaffuz-ı Hatm-i Nübüvvet” adını alan bu kuruluşun, günümüzde Pakistan ve Hindistan’daki yüzlerce şubesine ilâveten dünyanın önemli merkezlerinde de şubeleri bulunmaktadır.

Birîlvî (Ehl-i sünnet) ekolünün de hatm-i nübüvvet hareketinde önemli bir yeri vardır. Başta ekolün kurucusu Ahmed Rızâ Han olmak üzere bu ekole bağlı âlimler konuyla ilgili eserler yazmış ve Kādiyânîler aleyhindeki mücadelelere katılmışlardır. Ekolün önde gelen isimlerinden Muhammed Ahmed Kādirî, Pakistan’da 1953 yılında başlatılan hatm-i nübüvvet hareketinde heyet başkanı olarak seçilmiş ve bu sebeple bir süre hapse atılmıştır (Fârûkī, s. 315-335). Bu hareketten dolayı toplumun emniyetini ihlâl ettikleri gerekçesiyle Mevdûdî ölüm cezasına çarptırılırken diğer bazı âlimler ağır hapis cezalarıyla cezalandırılmıştır. Cemâat-i İslâmî’nin lideri sıfatıyla harekette aktif görev alan Mevdûdî’nin konuyla ilgili birçok önemli eseri bulunmaktadır.

Hint alt kıtasında hatm-i nübüvvet konusunda yapılan çalışmaları muhtevaları açısından şu gruplar altında incelemek mümkündür. A) Sadece Hatm-i Nübüvvet Konusunu İşleyen Eserler. 1. Muhammed Şefî‘, Hediyyetü’l-mehdiyyîn fî âyeti ‘ḫâtemü’n-nebiyyîn’ (Diyûbend 1342/1924; Mültan 1972). İlmî üslûpla kaleme alınan eser, Arap ülkelerine yönelik olarak başlatılan Kādiyânî propagandasını tesirsiz kılmak amacıyla hazırlanmıştır. 2. a.mlf., Ḫatm-i Nübüvvet (Diyûbend 1925, 1937; Karaçi 1955, 1965, 1987, 1991). Bu konuda Urduca yazılan ilk eserlerdendir. Kitabın birinci bölümünde hatm-i nübüvvetle ilgili kabul edilen 100 kadar âyetin açıklaması yapılmış, ikinci bölümde konu 210 hadise dayalı olarak ele alınmış, üçüncü bölümde sahâbe kavilleri, mezheplerin görüşleri ve diğer naklî ve aklî deliller değerlendirilmiştir. Kitabın sonunda yer alan Mesîḥ-i Mevʿûd ki Pehçân adlı birinci risâlede (ayrı basım: Karaçi 1975) geleceği müjdelenen mesîhin işaret ve alâmetleri anlatılırken Daʿâvî-yi Mirzâ adlı ikinci risâle Kādiyânîliğin kurucusu Mirza Gulâm Ahmed’in kişiliğine ve iddialarına ayrılmıştır. 3. Gulâm Mürşid, Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, baskı yeri yok, 1935). 4. Refîk Han, Nübüvvet maʿa Ek Hezâr Rupiyye İnʿâmât (baskı yeri yok, 1950). Müellif, Urduca yazdığı bu kitaptaki bilgilerin aksini ortaya koyana 1000 rupi ödül vereceğini bildirerek ilginç bir usul başlatmıştır. 5. Ebü’ş-Şefî‘ Muhammed Refîk Han Muhçir, Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, Karaçi 1950). 6. Muhammed Gondalvî, Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, Gucrânvâlâ 1955). 7. Abdüssettâr Niyâzî, Taḳrîr der Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, baskı yeri yok, 1957). 8. Muhammed İkbâl Lôdhi Calenderî, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet (Sahival 1967). Urduca olan bu hacimli eserde müellif, hatm-i nübüvvet meselesi yanında konunun milletlerarası boyuttaki siyasî akislerini incelemiştir. 9. Muhammed İshak Sıddîkī, Mesʾele-i Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, Karaçi 1970, 1975) ve Ḫatm-i Nübüvvet ʿİlm u ʿAḳl ki Rôşnî meyn (Urduca, Karaçi 1974). 10. Syed Saeed Akhtar Rizvi, Muhammad is the Last Prophet (Dares-Salam 1971). 11. Ahmed Rızâ Han, Cezâʾullāhi ʿaduvve bi-ibâʾihî ḫatmi’n-nübüvve (Lahor 1974, 1988). Urduca telif edilmiş olan bu önemli çalışmanın sonuna hatm-i nübüvveti reddedenlerin durumuyla ilgili fetvalarla aynı müellifin es-Sûʾü’l-ʿiḳāb ʿale’l-mesîḥi’l-keẕẕâb adlı yine Urduca olan bir risâlesi eklenmiştir. 12. Syed Anwer Ali, The Seal of Prophethood (Karachi 1975). 13. Ebü’l-A‘lâ el-Mevdûdî, Finality of Prophethood (Lahore 1975) ve Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, 7. baskı Lahor 1991). 14. M. M. H. B. Sahib, The Prophet of Islam as the First and the Last Prophet (Islamabad 1976). 15. Muhammed İdrîs Kandehlevî, Miskü’l-ḫitâm fî ḫatmi’n-nübüvveti ʿalâ seyyidi’l-enâm-Ḫatmi Nübüvvet (Urduca, Lahor 1977; Diyûbend 1986). 16. Enver Şâh Keşmîrî, Ḫâtemü’n-nebiyyîn (Mültan 1398). Hatm-i nübüvvet konusundaki önemli çalışmalardan biri kabul edilen bu Farsça eser, Muhammed Yûsuf Ludhyânevî tarafından Urduca’ya tercüme edilerek aslıyla birlikte yayımlanmıştır. 17. Reyhâne Firdevs, Mesʾele-i Ḫatm-i Nübüvvet ka ek Teḳābülî Müṭâlaʿa (Karaçi 1979). Urduca yazılan eserde Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve İslâm dininin hatm-i nübüvvet anlayışı mukayeseli olarak incelenmiştir. 18. Muhammed Eyyûb Dihlevî, Ḫatmü’n-nübüvve (Urduca, Karaçi 1980). 19. Murtazâ Mutahharî, Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, Pakistan 1404). 20. Hıfzurrahmân Siyûharvî, Felsefe-i Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, Diyûbend 1986). 21. Serfirâz Han Safder, Ḫatm-i Nübüvvet Ḳurʾân u Sünnet ki Rôşnî meyn (Urduca, Gucranvâlâ 1407). 22. Ziyâürrahman Fârûkī, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet aôr İslâm (Urduca, Faysalâbâd 1987). 23. Misbâhuddin, Ḫâtemü’n-nebiyyîn (Ravalpindi 1988). Urduca hacimli bir eser olup konunun bütün yönleri sade bir dille ele alınmıştır. 24. Muhammed Yûsuf Ludhyânevî, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet (Mültan 1989; İngilizce trc. K. M. Salim, Islamic Belief of Finality of Propherthood-According to the Quran, the Sunnah and Consensus of Ummah, Mültan 1990). 25. Ebü’l-Kelâm Âzâd, Meyra ʿAḳīde (Urduca, Lahor 1995). 26. Sâdık Ali Zâhid, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet aôr Fitne-i Ḳādiyâniyet (Urduca, Mültan 1996). 27. Pîr Kerem Şah Ezherî, Fitne-i İnkâr-ı Ḫatm-i Nübüvvet (Lahor, ts.). Urduca telif edilen bu kitap, 2-3 Nisan 1984 tarihinde düzenlenen “All Pakistan Azameti Tâcdâr-ı Hatm-i Nübüvvet Konferans” vesilesiyle hazırlanmış olup konuyu muhtasar bir şekilde ortaya koymaktadır. 28. Ömer Achrevî, Miḳyâsü’n-nübüvve (I-II, Lahor, ts.). Hatm-i nübüvvet konusu Urduca telif edilen bu eserin II. cildinde geniş biçimde ele alınmıştır. 29. Muhammed Enver Kelîm, Ḫâtemü’n-nebiyyîn ki Fayṣala Kün Teşrîḥ (Urduca, Lailpûr, ts.).

B) Hatm-i Nübüvvetle Birlikte Mirza Gulâm Ahmed’in Görüşlerini ve Kādiyânîliği Ele Alan Eserler. 1. Muhammed Ali Mongrîrî, Ḫâtemü’n-nebiyyîn Yaʿnî Kelâm-ı İlâhî meyn Ḫatm-i Nübüvvet ki Şehâdet (Urduca, Mongiye 1921). 2. Alemüddin, Ḥaḳīḳat-ı Mirzâʾiyyet maʿa Ḫatm-i Nübüvvet be Cevâbı İcrâ-i Nübüvvet (Urduca, Ravalpindi 1343/1925). 3. Muhammed İkbâl, Islam and Ahmadism (Lahore 1934, 1976, 1980). Büyük ilgi toplayan bu eserde hatm-i nübüvvet konusu ve Mirza Gulâm Ahmed’in peygamberlik iddiası ele alınıp tartışılmış, eser daha sonra Mîr Hüseynüddin tarafından Ḫatm-i Nübüvvet aôr Ḳādiyâniyet adıyla Urduca’ya tercüme edilmiştir (Haydarâbâd-Dekken, ts.). 4. Muhammed Nâfi‘, Mesʾele-i Ḫatm-i Nübüvvet aôr Selef-i Ṣâliḥîn (Ceng 1952). Kādiyânîler’in yayın organı olarak Rabve’de çıkan el-Fażl gazetesinin “Hâtemü’n-nebiyyîn” özel sayısında yer alan iddiaları red için yazılmış Urduca bir eserdir. 5. Muhammed Beşîrullah Müzâhirî, Do Nebî Yaʿnî Nebiyyü Ṣâdıḳ aôr Nebiyyü Kâẕib (baskı yeri yok, 1957). 6. Çôdrî Muhammed Serfirâz Han, Âftâb-ı Nübüvvet der Reddi Mirzâʾiyyet (Urduca, Cidde 1959). 7. Hâlid Mahmûd, ʿAḳīdetü’l-ümme fî maʿnâ ḫatmi’n-nübüvve (Lahor 1965). 8. Çôdrî Efdal-i Hak, Tekmîl-i Dîn aôr Ḫatm-i Nübüvvet (Mültan 1968). Urduca olan eser Kādiyânîler’in, “Peygamberlik kapısının kapanmış olması Allah’ın rahmet kapılarının da kapanması mânasına gelmez mi?” şeklindeki sorularına cevap olarak yazılmıştır. 9. Abdülhamid Sıddıkī, Prophethood in Islam (Lahore 1968). 10. Rao Şemşîr Ali Han, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, London 1972). 11. Gulâm Ahmed Pervîz, Ḫatm-i Nübüvvet aôr Taḥrîk-i Aḥmediyet (Lahor 1975). Ülkesinde “hadis inkârcısı” olarak tanınan müellif, bu Urduca eserinde konuyu tatminkâr sayılabilecek şekilde ortaya koymuştur. 12. Saîd b. Vahîd, Ḫatm-i Nübüvvet ka Ḳurʾânî Mefhûm (Urduca, Karaçi 1976). 13. Ebü’l-Hasan Ali Nedvî, Islamic Concept of Prophethood (trc. Mohiuddin Ahmad, Lucknow 1976). 14. Ebû Kelîm Muhammed Veliyyüddin, Ḫatm-i Nübüvvet aôr Ḳādiyânî Vesvesey (Urduca, Haydarâbâd-Sind 1986). 15. Muhammed Osman Alverî, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet aôr Fitne-i Ḳādîyâniyet (Urduca, Karaçi 1988). 16. Ali Ekber Kādirî – Muhammed İlyâs A‘zamî, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet aôr Mirzâ Ġulam Aḥmed Ḳādiyânî (Urduca, Lahor 1988). 17. Muhammed Şevket Ali, Mesʾele-i Ḫatm-i Nübüvvet Ek Ḥaḳīḳat (Urduca, Pakistan 1992). 18. Muhammed Tâhir Rezzâk, Şuʿûr-i Ḫatm-i Nübüvvet aôr Ḳādiyâniyet Şinâsî (Mültan 1997). Halkın bilgilendirilmesi amacıyla soru-cevap şeklinde Urduca olarak hazırlanmıştır. 19. Ebü’l-Kāsım Seyf Benâresî, Mevlevî Ġulâm Aḥmed Ḳādiyânî key Baʿż Cevâbât Per Ek Naẓar (Benâres, ts.). Hatm-i nübüvvet konusunda Kādiyânîler’le yapılan Urduca yazılı tartışmaları içermektedir. 20. Ziyâülbuhârî Müceddidî, İtmâmü’l-ḥücce ʿan ʿAḳīdeti Ḫatmi’n-nübüvve (Urduca, Peşâver, ts.). 21. Gulâm Muhammed Şûh, Ḫatm-i Nübüvvet (Urduca, Lahor, ts.). 22. Lâl Hüseyin Ahter, Ḫatm-i Nübüvvet aôr Büzürkân-ı Ümmet (Çinyot, ts.). Urduca olan bu eser, Kādiyânîler’in hatm-i nübüvvet konusunda Hz. Âişe, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Şah Veliyyullah, İmâm-ı Rabbânî ve Sıddîk Hasan Han gibi İslâm büyüklerine nisbet ettikleri rivayetlerin yanlışlığını ortaya koymak ve yaydıkları şüpheleri ortadan kaldırmak amacıyla yazılmıştır. 23. Muslihuddin A‘zamî, Ḫatm-i Nübüvvet ki Ḥaḳīḳat ʿAḳl ü Naḳl ki Kasûtî per (Benâres, ts.). Mirza Beşîrüddin Ahmed’in Ḫatm-i Nübüvvet ki Ḥaḳīḳat (Haydarâbâd-Sind 1953) adlı kitabına cevap olarak Urduca yazılmıştır. 24. Seyyid Abdullah Azîmâbâdî, el-Ḫilâfe fi’l-Ümme (baskı yeri ve tarihi yok). Münşî Kāsım Ali Kādiyânî’nin en-Nübüvve fi’l-Ümme adlı kitabına cevap olarak Urduca kaleme alınmıştır. 25. Muhammed Hanîf Nedvî, Mirzâʾiyet Neey Zâviyôn sey (Gucranvâlâ, ts.). Bölgenin önemli düşünürlerinden biri olan müellif, bu Urduca kitabın “Hatm-i Nübüvvet aôr Us key Hudûd u Itlâk” adlı bölümünde başarılı felsefî tahliller yapmakta, eserin diğer bölümleri de oldukça faydalı değerlendirmeler içermektedir. 26. Abdülkādir Âzâd, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet ki Ḥaḳīḳat aôr Ḳādiyâniyet ka Teʿârüf (Lahor, ts.).

C) Kādiyânîlik’le İlgili Eserlerle Genel Nitelikli Çalışmalardan Hatm-i Nübüvvet Konusuna Yer Verenler ve Aynı Konuya Özel Önem Atfeden Tefsirler. 1. Ebü’l-A‘lâ el-Mevdûdî, Towards Understanding Islâm (trc. Khurshid Ahmad, Lahore 1960, s. 31-84). 2. a.mlf., Ḳādiyânî Mesʾele aôr Us key Meẕhebî, Siyâsî aôr Muʿâşeretî Pehlû (Lahore 1963, 1989, 1992). Önemli bilgi ve belgeleri bir araya getiren bu Urduca hacimli kitapta hatm-i nübüvvet konusuna da geniş yer verilmiştir. Eser daha sonra Mâ hiye’l-Ḳādiyâniyye adıyla Arapça’ya (trc. Halîl Ahmed el-Hâmidî, Küveyt 1969), The Qadiani Problem adıyla İngilizce’ye (Lahore, ts.) ve Kadiyanilik Nedir? adıyla Türkçe’ye (trc. Ahsen Batur, İstanbul 1975) çevirilmiştir. 3. Abdullah Mi‘mâr, Muḥammediye Pokit Book (Lahor 1971). Kādiyânîlik’le ilgili pek çok konuyu ihtiva eden Urduca bir ansiklopedidir. 4. İhsan İlâhî Zahîr, Qadiyaniyat-An Analytical Survey (Lahore 1972, 1973, 1975). Hatm-i nübüvvet konusu, eserin “The Finality of Prophethood...” adını taşıyan onuncu bölümünde ele alınmıştır. Eser el-Ḳādiyâniyye adıyla Arapça’ya (baskı yeri yok, 1967; Haleb 1387; Lahor 1975, 1983), Mirzâʾiyyet aôr İslâm adıyla Urduca’ya (Lahor 1984) ve İslâm Dünyasında İngiliz Emperyalizmi: Kadıyanilik adıyla Türkçe’ye (trc. Arif Aytekin, İstanbul 1985) tercüme edilmiştir. 5. Hâlid Şebbîr Ahmed, Târîḫ-i Muḥâsebe-i Ḳādiyâniyet (Mültan 1987). 6. Muhammed Yûsuf Bennûrî v.dğr., Mevḳıfü’l-ümmeti’l-İslâmiyye mine’l-Ḳādiyâniyye (Beyrut 1991). 7. Gulâm Ahmed Pervîz, Miʿrâc-ı İnsâniyet (Lahor 1993, s. 439-455). 8. Muhammed İlyâs Bernî, Ḳādiyânî Meẕheb ka ʿİlmî Muḥâsebe (Lahor, ts.). Kitapta, müellifin 1920’li yıllarda başlayan Kādiyânîlik aleyhtarı mücadelesi özetlendiği gibi fazla bilinmeyen Kādiyânî neşriyatı da tanıtılmaktadır. Nübüvvet ve hatm-i nübüvvet konusu iki cilt olan eserin I. cildinde ele alınmıştır.

Bölgede hatm-i nübüvvete özel yer veren başlıca tefsirler de şunlardır: Pîr Kerem Şah Ezherî, Żiyâʾü’l-Ḳurʾân (Lahor 1414/1984, IV, 66-77); Ebü’l-A‘lâ el-Mevdûdî, Tefhîmü’l-Ḳurʾân (Urduca, Lahor 1991, IV, 138-169); Muhammed Ahmed, Ders-i Ḳurʾân (Urduca, Karaçi 1991); Muhammed Şefî‘, Maʿârifü’l-Ḳurʾân (Urduca, Karaçi 1992-1993, VII, 158-170); a.mlf., Aḥkâmü’l-Ḳurʾân (Karaçi 1413); Emîn Ahsen Islâhî, Tedebbür-i Ḳurʾân (Urduca, Lahor 1993, VI, 243-248); Abdülhamîd Suvâtî, Meʿâlimü’l-ʿİrfân fî Dürûsi’l-Ḳurʾân (Urduca, Gucrânvâlâ 1993, XIV, 281-286); Muhammed Ahmed Kādirî, Tefsîrü’l-Ḥasenât (Urduca, Lahor 1992-1994).

D) Hatm-i Nübüvveti Hz. Îsâ’nın Nüzûlü Bağlamında Ele Alan Eserler. 1. Enver Şah Keşmîrî, et-Taṣrîḥ bimâ tevâtere fî nüzûli’l-mesîḥ (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde, Haleb 1965). Eser Mirza Gulâm Ahmed’in kendisini önce mesîh, ardından nebî ilân etmesi üzerine geleceği haber verilen mesîhin vasıflarını ortaya koymak, böylece iddiaları geçersiz hale getirmek için yazılmış olup bu konudaki en ciddi eserlerden biridir. 2. Muhammed İdrîs Kandehlevî, Ḥayât-ı ʿÎsâ (Lahor 1977). 3. Kamer Ahmed Osmânî, ʿAḳīde-i Ḫatm-i Nübüvvet aôr Mesîḥ ʿAleyhisselâm (Urduca, baskı yeri yok, 1994 [Matbûât-ı İlmî]). 4. Abdürreşîd, Ḫatm-i Nübüvvet aôr Nüzûl-i ʿÎsâ ʿAleyhisselâm (Urduca, Lahor, ts.).

E) Mahkeme Zabıtları. 1. Report of the Court of Inquiry (haz. Government of the Punjab, Lahore 1954). 2. Ḳādiyâniyôn key Barey meyn Vifâḳī Şerʿî ʿAdâlet ka Fayṣala (Urduca trc. Muhammed Beşîr, İslâmâbâd 1985). Pakistan Federal Şeriat Mahkemesi’nin, Kādiyânîliğin İslâm dışı bir azınlık dini olduğunu ortaya koyan 1984 tarihli kararının kitap haline getirilmiş şekli olup el-Ḳādiyâniyye fiʾe kâfire adıyla Arapça (trc. Muhammed Beşîr, İslâmâbâd 1992) ve Quadianis are not Muslims adıyla İngilizce (Lahore 1992) olarak da yayımlanmıştır. 3. Muhammed Ekber Han v.dğr., Muḳaddime-i Mirzâʾiyye Behâvelpûr-Rôdâd-ı 1926-1935 (I-III, Urduca, Lahor 1988). Kitap, bir kadının Kādiyânîliğe girdiği için mürted olduğunu söylediği kocasından boşanma talebinde bulunması üzerine Behâvelpûr mahkemesinde 1926 yılında başlayarak on yıl kadar süren duruşmaların zabıtlarından oluşmaktadır. Bu şahsın mürted olup olmadığına karar vermeden önce bazı Ehl-i sünnet ve Kādiyânî âlimleri mahkemede dinlenmiş, bir kısmından da raporlar alınmış ve sonunda mahkeme Kādiyânîliğin hatm-i nübüvveti inkâr etmesi, Kādiyânî olmayanları kâfir sayması gibi gerekçelere dayanarak Kādiyânîliği İslâm dışı bir din olarak ilân etmiştir. Bölgenin İngiliz hâkimiyetinde olduğu yıllarda mahkemenin bu şekilde neticelenmesi Kādiyânîliğe büyük darbe indirmiştir.

F) Dergilerin Özel Sayıları. 1. İşâʿatü’s-sünne (XV/1-12, Lahor 1309). Hindistan ehl-i hadîs ekolünün on beş günde bir çıkan en eski dergisinin Kādiyânîlik ve hatm-i nübüvvete dair özel sayısıdır. 2. Belâġ (Şubat 1926). Amritsar’da yayımlanan aylık derginin “Hatm-i Nübüvvet” adlı özel sayısıdır. 3. Rıḍvân (IV/29-32, Ağustos 1952). Lahor’da haftalık olarak yayımlanan derginin “Hatm-i Nübüvvet” özel sayısıdır. 4. Tercümânü’s-sünne (II/2-3, Ağustos-Eylül 1972). Karaçi’de çıkan aylık derginin “Hatm-i Nübüvvet” özel sayısıdır. 5. Âʾîn (XI/26 [1973]). Lahor’da yayımlanan derginin “Kādiyâniyet aôr Pakistan” adlı özel sayısıdır. 6. Dârü’l-ʿulûm (LXXI/3-5, Haziran-Ağustos 1987). Hint alt kıtasının en köklü kurumlarından biri olan Dârülulûm-i Diyûbend tarafından çıkarılan derginin “Hatm-i Nübüvvet” adlı özel sayısı, esas olarak 29-31 Ekim 1986 tarihinde Diyûbend’de tertip edilen Milletlerarası Hatm-i Nübüvvet Konferansı’nda sunulan tebliğlerden oluşmaktadır. Bu özel sayı, Serfirâz Han Safder tarafından bazı ilâvelerle birlikte yeniden düzenlenip kitap halinde de yayımlanmıştır (Lahor 1993). 7. el-Hilâl (VII/8-9, Ağustos-Eylül 1988). İngiltere’nin Manchester şehrinde Urduca olarak yayımlanan dergi, “Şân-ı Hatm-i Nübüvvet” adıyla özel bir sayı neşredip Kādiyânîler’in dördüncü halifesi Mirza Tâhir Ahmed’in ʿİrfân-ı Ḫatm-i Nübüvvet adlı eserine cevap vermiştir.

G) Makaleler. Hatm-i nübüvvet Hint alt kıtasında neşredilen dergilerde sürekli tartışılan konulardan biridir. Bölgede çıkan dergilerdeki ilgili makalelerin bazıları şunlardır: 1. Gulâm Ahmed Pervîz, “Ḫatm-i Nübüvvet” (Mecelle-i Tulûʿ-i İslâm, III/8 [Ağustos 1940], s. 9-32; XXIII/5 [Mayıs 1970], s. 65-72; XXVII/7 [Temmuz 1974], s. 10-13). 2. Shaheer Niazi, “The Finalty of Prophethood” (Islamic Literature, XVI/11 [1970], s. 37-47). 3. Muhammed Yûsuf Ludhyânevî, “Ḳādiyâniyet-Taḥrîf-i Ḳurʾân” (Beyyinât, XXIV/1 [1974], s. 23-34; XXIV/2 [1974], s. 23-34; XXIV/3 [1974], s. 19-31; XXIV/4 [1974], s. 49-61; XXIV/5 [1974], s. 31-42; XXV/5 [1974], s. 42-50; XXV/6 [1974], s. 36-42). 4. “Ḥayât-ı Mesîḥ aôr Ḳādiyânî” (a.e., XXXII/6 [1978], s. 38-44). 5. Saîd Sâir, “İslâm key Ḫilâf Ek aôr Taḥrîk” (a.e., XLVIII/7 [1986], s. 45-52). Bunların dışında bölgedeki dergilerde yayımlanan diğer birtakım makaleler de vardır (bunun için bk. İşâriye Tercümânü’l-Ḳurʾân, s. 262, 332-335; İşâriye Mecelle-i Ṭulûʿ-i İslâm 1938-1990, s. 355-356, 371, 391, 437, 466, 482); Ebü’l Hasan Ali Nedvî’nin “Advent of the Last Prophet” adıyla Journal Rabetat al-Alam al-Islami’de (II/11 [1975], s. 26-50) yayımlanan makalesi bu grubun başka bir örneğidir).

XX. yüzyılda hatm-i nübüvvet konusunda İslâm dünyasının Hint alt kıtası dışında kalan bölgelerinde de çalışmalar yapılmış, çeşitli kitap ve makaleler neşredilmiştir. Ayrıca konu üzerinde bazı akademik çalışmalar da meydana getirilmiştir. Osman Abdülmün‘im Ayş, ʿAḳīdetü ḫatmi’n-nübüvve bi’n-nübüvveti’l-Muḥammediyye (Kahire 1972) adlı eserinde hatm-i nübüvvet konusunu ve sahte peygamberlik müessesesini XX. yüzyıldaki gelişme ve tartışmalardan bağımsız olarak ele almıştır. Ahmed b. Sa‘d b. Hamdân el-Gāmidî’nin ʿAḳīdetü ḫatmi’n-nübüvve fi’l-İslâm (1398/1978) ve Ahmed Mer‘î Abdülhâdî el-Ömerî’nin Ḫaṣâʾiṣü risâleti’l-Muḥammediyye (1399/1979) adlarıyla Mekke Ümmülkurâ Üniversitesi’nde (Külliyyetü’ş-şerîa ve’d-dirâsâti’l-İslâmiyye), Ali b. Süleyman es-Sâlihî’nin ʿAḳīdetü ḫatmi’n-nübüvve ve es̱erühâ fi’l-ümmeti’l-İslâmiyye (1404/1984) adıyla Riyad Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye’de (Usûlüddîn kısmü’l-akīde ve’l-mezâhibi’l-muâsıra) hazırladıkları yüksek lisans tezlerinde hatm-i nübüvvet meselesi işlenmiştir. Konuyu önce “Finality of Prophethood in Sunnî Islâm” adlı makalesinde (Jerusalem Studies in Arabic and Islam, sy. VII [1986], s. 177-215) klasik kaynaklar bağlamında ele alan Yohanan Friedmann, daha sonra Prophecy Continuous: Aspects of Ahmedî Religious Thought and Its Medieval Background (Birkeland 1988, 1989) adlı eserinde aynı konuyu XX. yüzyıldaki tartışmaları değerlendirerek işlemiştir (s. 49-82, 147-162). Hatm-i nübüvvet meselesini Kādiyânîlik bağlamında ele alan çalışmalardan bazıları da şunlardır: Mahmûd el-Müftî, el-Mütenebbiʾü’l-Ḳādiyânî (İstanbul 1975, 1986); Hasan Îsâ Abdüzzâhir, el-Ḳādiyâniyyeneşʾetühâ ve teṭavvürühâ (Küveyt 1980); Muhammed el-Hâfız et-Ticânî, Reddü evhâmi’l-Ḳādiyâniyye fî ḳavlihî teʿâlâ ‘ve ḫâtemü’n-nebiyyîn’ (Kahire 1988); Temmâm Hassân, “Ḫaṭâʾü’l-Aḥmediyye fî tefsîri ḳavlihî teʿâlâ ‘ve ḫâtemü’n-nebiyyîn’” (trc. İbrâhim Muhammed el-Asîl, ME, XXVII/9-10 [1963], s. 1146-1151); A. M. Mohiaddin Alwaye, “Perfection of Religion and Completion of Prophethood” (a.e., XLVI/3 [1974], s. 7-8); Abdülazîz Seyf en-Nasr, “Daḥḍu ebâṭîli’l-Ḳādiyâniyye fi’n-nübüvve ve’l-vaḥy” (Ḥavliyyetü Külliyeti Uṣûliddîn bi’l-Ḳāhire, sy. 7 [1410/1990], s. 147-184).

Türkiye’de yapılan çalışmalarda hatm-i nübüvvet konusu doğrudan ele alınmayıp ya kelâm ilmindeki nübüvvetle ya da Kādiyânîlik’le ilişkilendirilerek değerlendirilmiştir. Ethem Ruhi Fığlalı Kâdiyânîlik-Ahmediyye Mezhebi adlı doçentlik çalışmasında (İzmir 1986, s.142-167), Mustafa Sinanoğlu Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm’de Nübüvvet (1995, s. 382-383), Salih Sabri Yavuz İslâm Düşüncesinde Nübüvvet (1995, s. 28-30) ve Mustafa Can Maturidi’ye Kadar Nübüvvete Karşı Çıkanlar ve Maturidi’de Nübüvvet Anlayışı (1997, s. 122-124) adlarıyla Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yaptıkları doktora tezlerinde hatm-i nübüvvet konusuna da yer vermişlerdir.

Hatm-i nübüvvet literatürünü bir araya getiren kitap ve makaleler neşredilmiştir. Allah Vesâyâ’nın, Meclis-i Tahaffuz-i Hatm-i Nübüvvet tarafından yayımlanan Ḳādiyaniyet key Ḫilâf Ḳalemî Cihâd ki Sergüzeşt adlı kitabıyla, Ludhyânevî’nin er-Reşîd dergisinde yayımlanan “Dârülʿulûm aôr Taḥaffuẓ-i Ḫatm-i Nübüvvet” adlı makalesi bu hususta iki önemli çalışmadır (bk. bibl.). M. A. Anees ve A. N. Athar, Guide to Sira and Hadith Literature in Western Languages adlı eserlerinde Batı dillerinde bu konuda oluşan literatürü ayrı bir başlık altında sunmuşlardır (bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, I, 104, 424; Hâkim, el-Müstedrek, II, 604; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾân, VI, 422-426; Şâmî, Sübülü’l-hüdâ, I, 494-498, 558-559; Nûr Muhammed Gircâkî, Ḫatm-i Nübüvvet ez Rûʾey Âyât-ı Ḳurʾânî, Şeyhopûra 1932, s. 1-27; Ahmed Rızâ Han, Cezâʾullāhi ʿadüvve bi-ibâʾihî ḫatmi’n-nübüvve, Lahor 1974, s. 23-42; Nevşehrevî, Hindustân meyn Ehl-i Ḥadîs̱ ki ʿİlmî Ḫidmât, Sahival 1391, s. 87; İşâriye Tercümânü’l-Ḳurʾân (haz. Hakîm Naîmüddin Zübeyrî), Karaçi 1985, s. 262, 332-335; Munawar Ahmad Anees – Alia N. Athar, Guide to Sira and Hadith Literature in Western Languages, London-New York 1986, s. 320-337; İkbâl Ahmed Fârûkī, Teẕkire-i ʿUlemâ-i Ehl-i Sünnet ve Cemâʿat-i Lahor, Lahor 1987, s. 315-335; Abdülmübîn Nedvî, S̱enâʾullāh Amritsarî, Gucrânvâlâ 1988, s. 58-60; a.mlf., “Şenâʾullāh el-Amritsarî”, el-Baʿs̱ü’l-İslâmî, XXXI/4, Leknev 1406, s. 78-82; Allah Vesâyâ, Ḳādiyâniyet key Ḫilâf Ḳalemî Cihâd ki Sergüzeşt, Mültan 1990; İşâriye Mecelle-i Ṭulûʿ-i İslâm 1938-1990 (haz. Hâdim Ali Câvid), Lahor 1991, s. 355-356, 371, 391, 437, 466, 482; Muhammed Şefî‘, Ḫatm-i Nübüvvet, Karaçi 1991, s. 34-296; Mevdûdî, Ḫatm-i Nübüvvet, Lahor 1991, s. 14-23; a.mlf., Ḳādiyânî Mesʾele, Lahor 1992, s. 338-345; Muhammed Hanîf Yezdânî, Mirzâey Ḳādiyân aôr ʿUlemâ-i Ehl-i Ḥadîs̱, Sahival, ts. (Mektebe-i Nezîriyye); Muhammed Yûsuf Ludhyânevî, “Dârülʿulûm aôr Taḥaffuẓ-i Ḫatm-i Nübüvvet”, er-Reşîd, IV/2-3, Lahor 1976, s. 665-717.
Bu bölüm ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 16. cildinde, 479-484 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.