İBNÜ’l-MÜSLİME, Adudüddin

عضد الدين ابن المسلمة
Müellif:
İBNÜ’l-MÜSLİME, Adudüddin
Müellif: SADİ S. KUCUR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2000
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ibnul-muslime-adududdin
SADİ S. KUCUR, "İBNÜ’l-MÜSLİME, Adudüddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ibnul-muslime-adududdin (21.01.2020).
Kopyalama metni
514’te (1120) doğdu. Ataları Abbâsî Devleti’nin divan hizmetinde bulunmuş, dedesinin dedesi Reîsürrüesâ Ebü’l-Kāsım Ali İbnü’l-Müslime 1045-1059 yıllarında, oğlu Ebü’l-Feth el-Muzaffer ise 1083’te bir süre vezirlik yapmıştır. Ailenin VI. (XII.) yüzyıldaki mensupları soylarını İbnü’l-Müslime’ye değil Ebü’l-Feth el-Muzaffer’e nisbet etmişlerdir. İbnü’l-Müslime’nin babası Ebü’l-Fütûh İzzeddin Abdullah, Halife Muktefî-Liemrillâh’ın üstâdüddârı olarak görev almıştı. Öğrenimini Bağdat’ta tamamlayan İbnü’l-Müslime, Ebü’l-Kāsım Hibetullah b. Hüseyin, Ubeydullah b. Muhammed el-Beyhakī ve Zâhir b. Tâhir eş-Şihâmî’den hadis dinledi. Bir rivayete göre babasının ölümünden (549/1154) sonra onun yerine üstâdüddâr tayin edildi. Bu dönemde Bağdat’ta mezhepler arası rekabetin siyasî hayat üzerinde büyük etkisi vardı. On altı yıl vezirlik yapan Ebü’l-Muzaffer İbn Hübeyre Hanbelî mezhebine mensuptu. Vezirlikte gözü olan İbnü’l-Müslime’nin tarafını tutan zengin aileler genellikle Şâfiî ve Hanefî idiler. Vezir İbn Hübeyre, Halife Muktefî’nin Selçuklular’a karşı vazgeçilmez bir müttefikiydi. Muktefî 555 (1160) yılında ölünce İbn Hübeyre görevinden istifa etti. Ancak yeni halife Müstencid-Billâh tarafından tekrar vezirlik makamına getirildi. İbn Hübeyre bu dönemde vergileri arttırmak için çeşitli yollara başvurdu. Muhtemel tepkileri önlemek için Hanefî olan Kādılkudât Ebü’l-Hasan Ali b. Dâmegānî’yi makamından uzaklaştırdı. 556 (1161) yılında âni bir kararla mukātaa uygulamasında değişiklik yaparak bu kapsamdaki bütün toprakları haraç vergisine tâbi tuttu.

İbn Hübeyre’nin uygulamaları ve Hanbelîliği zorla kabul ettireceği endişesi halkı ve Hanbelî olmayan devlet adamlarını huzursuz etmekteydi. Bu sebeple oluşan muhalefet cephesinin başını Bağdat’ın nüfuzlu ailelerini temsil eden İbnü’l-Müslime çekmekteydi. Halife Müstencid, İbn Hübeyre’nin gücünü zayıflatarak dengeyi sağlamak amacıyla İbnü’l-Müslime’yi desteklemeye başladı. İbn Hübeyre’nin 560 (1165) yılında beklenmedik bir anda ölümü üzerine ailesinin bütün mensuplarını tutuklattı. İbnü’l-Müslime de vezirliği ele geçirmek için kendisine rakip olarak gördüğü İbn Hübeyre’nin oğlu İzzeddin Muhammed’i öldürttü. Diğer oğlu Şerefeddin Zafer ile mukātaa vergilerini toplamakla görevlendirdiği İbn Hamdûn da İbnü’l-Müslime’nin entrikaları sonucu 562’de (1167) hapiste ölü bulundular. Vezir olmayı bekleyen İbnü’l-Müslime’nin bu faaliyetleri Halife Müstencid’i rahatsız etti. Bağdat’ta hiçbir sosyal tabanı olmayan Vâsıt’ta görevli Şerefeddin Ebû Ca‘fer Ahmed İbnü’l-Beledî’yi vezirlik makamına getirdi (563/1168).

İbnü’l-Beledî, Halife Müstencid’in tam desteğini alarak Bağdat’ın nüfuzlu aileleri üzerinde ağır bir baskı uygulamaya başladı. İbnü’l-Müslime ile Emîr Kutbüddin Kaymaz, Müstencid’in vezire kendilerinin katli için izin verdiğini duyunca Veliaht Hasan b. Müstencid ile temas kurdular ve halifenin öldürülmesi konusunda onunla anlaştılar. Müstencid bir hileyle katledildi. İbnü’l-Müslime vezirliği kendisine, üstâdüddârlığı oğlu Ebü’l-Fazl Ubeydullah’a, emîrü’l-askerliği yine Kutbüddin Kaymaz’a vermesi şartıyla Hasan b. Müstencid’i halife ilân etti. Hasan 566 (1171) yılında Müstazî-Biemrillāh lakabıyla Abbâsî tahtına geçti.

Yeni halife, İbnü’l-Müslime’ye Adudüddin lakabını vererek vezâret makamına getirdi (9 Rebîülâhir 566 / 20 Aralık 1170); ayrıca bütün iktâ gelirini ona tahsis etti. İbnü’l-Müslime ilk iş olarak, İbnü’l-Beledî’nin Bağdat’ın yüksek düzeydeki insanlarıyla doldurduğu hapishaneleri boşalttı. Halifeyi memnun etmek için vergileri arttırdı. Hanbelî mezhebine mensup olmayan kişilere de bürokraside görev vermeye başladı. Hz. Ali evlâdına tanınan imtiyazlara ihtimam gösterdi. Eserinde İbnü’l-Müslime’den övgüyle söz eden İbn Tıktakā’nın ailesi de bunlardan biriydi.

İbnü’l-Müslime’nin giderek artan nüfuzu Kutbüddin Kaymaz’ı rahatsız etti ve Kutbüddin halifeye baskı yaparak İbnü’l-Müslime’nin azledilmesini sağladı, konağını da yağmalattı (12 Şevval 567 / 7 Haziran 1172). Vezirliğe Zaîmüddin Ebü’l-Fazl Yahyâ b. Ubeydullah, İbnü’l-Müslime’nin üstâdüddâr olan oğlunun yerine Sandal el-Muktefevî getirildi. Yeni vezirin Kutbüddin Kaymaz’ın verdiği tâlimatlar doğrultusunda hareket etmesinden memnun olmayan halife İbnü’l-Müslime’yi tekrar göreve getirmeyi düşündü. Vezir Zaîmüddin Yahyâ’nın âni ölümü de İbnü’l-Müslime’nin vezirlik şansını arttırdı. Ancak Kutbüddin Kaymaz onun tekrar vezir olmasına şiddetle karşı çıktı, İbnü’l-Müslime ve ailesinin Bağdat dışına çıkarılmasını istedi. Bunun üzerine İbnü’l-Müslime bir süre Şeyh Sadreddin Abdürrahîm b. İsmâil’in zâviyesinde, daha sonra nakib Ebû Abdullah b. Muammer’in evine saklandı. Kutbüddin Kaymaz’ın iktidarı da fazla sürmedi. Halifenin hazinedarı ve sadık adamı Zahîrüddin b. Attâr ile arası açılınca Bağdat’tan uzaklaştırıldı. Kaymaz’ın Musul yolunda ölümünden sonra halife İbnü’l-Müslime’yi yeniden vezirliğe getirdi (570/1175). Zahîrüddin’in muhalefetine rağmen makamını korumayı başaran İbnü’l-Müslime hacca giderken bir bâtınî fedaisi tarafından öldürüldü (4 Zilkade 573 / 24 Nisan 1178), vasiyetine uyularak Zevzenî Ribâtı’nda babasının yanına defnedildi. Bu suikastın kışkırtıcılarının Halife Müstencid-Billâh ile hazinedar Zahîrüddin b. Attâr olduğu anlaşılmaktadır.

Âlim ve sûfîlere yakınlık gösteren ve cömertliğiyle tanınan İbnü’l-Müslime’nin Dârü’l-Adudiyye ismiyle meşhur konağının edip ve şairlerle dolup taştığı kaydedilmektedir. Bağdat’ta zamanın en büyük kütüphanelerinden biri onun tarafından kurulmuştur. İbnü’l-Müslime, vezir olmadan önce İbn Hübeyre’nin oğullarının katlinde olduğu gibi rakiplerini safdışı etmek için her türlü yola başvurmaktan çekinmemiş, vezirliği sırasında Şâfiîler’i kollamış, Hanefîler’e düşmanlık göstererek taraf tutmuştur. Oğullarından Üstâdüddâr Kemâleddin Ubeydullah babasının ölümünden sonra gözden düşmüştür. Edip ve şair olan oğlu Ebû Mansûr el-Ferec ailenin edebiyatta önde gelen simasıdır. Onun sayesinde İbnü’l-Müslime ailesi VI. (XII.) yüzyıla ait şiir antolojilerinde adını duyurmuştur. Aile mensupları Dârülhilâfe’nin içinde ve dışında iki ribât yaptırmışlardır. Bunlardan Dârülhilâfe’nin içerisinde bulunan ribâtı İbnü’l-Müslime’nin oğlu Ebû Nasr Ali inşa ettirmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Ezrak [el-Fârıkī], Meyyâfârikîn ve Âmid Târihi: Artuklular Kısmı (trc. A. Savran), Erzurum 1992, s. 161, 162, 168; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam (nşr. Süheyl Zekkâr), Beyrut 1415/1995, X, 5430, 5432, 5436, 5438, 5449, 5553, 5558, 5562; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil (trc. Abdülkerim Özaydın), İstanbul 1987, XI, 268-359; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, VIII/1, s. 242-350; İbn Hallikân, Vefeyât, VI, 241-242, 244, 247-248; İbnü’t-Tıktakā, el-Faḫrî (nşr. Muhammed İvaz İbrâhim Bek - Ali el-Cârim Bek), Mısır, ts. (Dârü’l-maârif), s. 281-286; Hindûşah es-Sâhibî, Tecâribü’s-selef der Tevârîḫ-i Ḫulefâ ve Vüzerâ-yi Îşân (nşr. Abbas İkbâl), Tahran 1357 hş., s. 317-318; Safedî, el-Vâfî, III, 335; İbn Kesîr, Büyük İslâm Tarihi (trc. Mehmet Keskin), İstanbul 1995, XII, 471, 524; Süyûtî, Târîḫu’l-ḫulefâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1389/1969, s. 442-448; Ziriklî, el-Aʿlâm, VI, 231; Herbert Mason, Two Statesmen of Mediaeval Islam, Mouton 1972, s. 54-55, 63, 69-81, 83; Zambaur, Manuel, s. 9; P. A. Mackay, “Patronage and Power in 6th / 12th Century Baghdad the Life of the Vizier Adud al-Dīn Ibn Al-Muzaffar”, St.I, XXXIV (1971), s. 27-56; “ʿAḍud al-Dīn”, EI2 (İng.), I, 212; Cl. Cahen, “Ibn al-Muslima”, a.e., III, 891-892; K. V. Zetterstéen, “al-Mustaḍīʾ”, a.e., VII, 707; Carole Hillenbrand, “al-Mustandjid”, a.e., VII, 726; Muhammed Ali Kâzım Bîgî, “İbn Müslime”, DMBİ, IV, 621-622.

Sadi S. Kucur
Bu madde ilk olarak 2000 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 21. cildinde, 160-161 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.