MAĞMÛMÎ, Şerefeddin

MAĞMÛMÎ, Şerefeddin
Müellif: İSMAİL TÜRKOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/magmumi-serefeddin
İSMAİL TÜRKOĞLU, "MAĞMÛMÎ, Şerefeddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/magmumi-serefeddin (28.05.2020).
Kopyalama metni
9 Kasım 1869’da Üsküdar’da doğdu. Asıl adı Eşref Fevzi’dir. Babası askerî erzak ambarı memuru Hacı Mustafa Fevzi Efendi olup ailenin soyu XVII. asır şairlerinden Çeşmi Mehmed Efendi’ye dayanır. İlk tahsilini Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’nde yaptı ve Üsküdar Paşakapısı Askerî Rüşdiyesi’nden mezun oldu. Tıp öğrenimine Kuleli İ‘dâdî-yi Tıbbî Mektebi’nde başladı, burada üç yıl okuduktan sonra 1887’de Gülhane Mekteb-i Tıbbiyye-i Askeriyyesi’ne girdi. Tıbbiyeden arkadaşları arasında Abdullah Cevdet, İbrâhim Temo, İshak Sükûtî, Hikmet Emin gibi İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin kurucu kadrosu da bulunuyordu. Gülhane Mektebi’nden 1894’te tabip yüzbaşı olarak mezun oldu. Hekimlik mesleğini seçmesinde üç yaşında iken annesinin veremden ölmesinin, Mağmûmî lakabını almasında da anne şefkatinden mahrum olarak büyümesinin etkili olduğu rivayet edilmektedir.

Kuleli Mektebi’nde okurken hürriyetçi fikirlerle tanışan Mağmûmî, Mayıs 1889’da Gülhane Mekteb-i Tıbbiyye’nin bahçesinde oluşturulan İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Cemiyetin aynı yıl haziran ayında Edirnekapı’da yapılan ilk toplantısında zabıt kâtibiydi. 1894’te Haydarpaşa Hastahanesi’nde göreve başladı. Şubat 1895’te Adana, Halep, Beyrut, Suriye vilâyetlerinde baş gösteren kolera salgını münasebetiyle müfettiş olarak görevlendirildi. Mayıs 1895’te Tarsus, Mersin ve Silifke’de incelemelerde bulundu, bir buçuk yıl kadar bu bölgelerde salgınla mücadele etti. Aynı zamanda buralarda İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin örgütlenmesini sağladı. Paris’te Jön Türkler tarafından çıkarılan Meşveret dergisinde “Sâî” takma adıyla bazı yazıları neşredildi. 1896’da İstanbul’a döndüyse de hemen ardından Kastamonu’da görevlendirildi. Avrupa’daki cemiyet üyelerinin ısrarı üzerine vazifesini bırakarak Romanya üzerinden Paris’e kaçtı. Paris’te Meşveret dergisinde kendi adıyla yazılar yazdı. Bir taraftan da Paris’teki bir üniversitede iç ve sinir hastalıkları konusunda ihtisas yapmaya başladı. Ahmed Rızâ, Mizancı Murad Bey, Dr. Nazım ile birlikte İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ni Paris’te yeniden canlandırmaya çalıştı. Ahmed Rızâ’nın din ve milliyet karşıtı fikirleri benimsenmediğinden cemiyete yeni bir düzen verilerek Mizancı Murad’ın başkanlığında Hey’et-i Teftîş ve İcrâ Komitesi kuruldu. Meşveret’in Türkçe bölümü kapatıldı ve Mîzan gazetesi bu görevi üstlendi. Fransızca Mechveret Ahmed Rızâ’da kaldı; ancak yazılar Şerefeddin Mağmûmî, Ali Kemal, Şefik ve Şerif beylerin denetiminden geçtikten sonra yayımlanabilecekti. Girit İsyanı ve 1897 Osmanlı-Yunan harbi dolayısıyla Mechveret’de Türkler’in tahkir edilmesi ve hıristiyanların alkışlanması cemiyet üyeleri arasındaki ayrılığı iyice ortaya çıkardı. Şerefeddin Mağmûmî, Ahmed Rızâ hakkında çok sert bir yazı yazdı ve Ahmed Rızâ cemiyetten atıldı. Cemiyetin Paris ve Cenevre komiteleri arasındaki bu farklı düşünceler neticesinde Mizancı Murad da istifa etti ve fahrî olarak bu vazifeyi yürütme kararı aldı. Yönetim Binbaşı Çürüksulu Ahmed Bey, Reşid Bey ve Şerefeddin Mağmûmî’ye geçti. Cemiyetteki bu ayrılık üzerine İstanbul’dan serhafiye Ahmed Celâleddin Paşa, Fransa’nın Contrexéville şehrine geldi, gazetelerin kapatılması ve cemiyet üyelerinin İstanbul’a dönmesi için onları ikna etmeye çalıştı. 15 Temmuz 1897’de Cenevre şubesi adına Şerefeddin Mağmûmî ve Reşid Bey imzalı bir beyannâme yayımlanarak neşriyata son verildiği bildirildi. Cemiyet üyelerinin bir kısmı İstanbul’a döndü, bir kısmı da Avrupa’nın çeşitli şehirlerindeki Osmanlı sefâretlerinde görev aldı. Şerefeddin Mağmûmî, herhangi bir görev almayı veya İstanbul’a dönmeyi gururuna yediremediğinden Paris’te kalarak tıp ihtisasına devam etti. Bir taraftan da İstanbul’da çıkan Tarîk ve İkdam gazetelerine imzasız yazılar gönderiyordu.

Mağmûmî gibi İstanbul’a dönmeyen Ahmed Rızâ Meşveret dergisini yeniden çıkardı ve cemiyet üyeleri hakkında “ifâde-i mahsûsa” adı altında ağır yazılar yazmaya başladı. Şerefeddin Mağmûmî bu saldırılara Hakīkat-i Hâl (Paris 1315/1897) adlı eseriyle cevap verdi. Ancak cemiyet ve serhafiye Ahmed Celâleddin Paşa arasındaki anlaşmaya II. Abdülhamid’in itibar etmemesi ve Ahmed Celâleddin Paşa’nın cemiyete katılması Ahmed Rızâ’nın cemiyet içerisindeki itibarını arttırdı. Bunun üzerine Şerefeddin Mağmûmî 1901’de Paris’ten ayrılıp Mısır’a gitti. Kahire’de bir muayenehane açtı. Uzman bir hekim olarak Kahire’de daha sonraki yıllarda büyük şöhret kazandı. Kahire, bu sırada Avrupa’da barınamayan Jön Türkler’in önemli merkezlerinden biri durumundaydı. Cemiyetin Paris ve Romanya kolunun Türklük aleyhindeki söylem ve neşriyatları Şerefeddin Mağmûmî ve arkadaşlarını harekete geçirdi. Kahire’de 1903’te Türk gazetesini çıkardılar. Akçuraoğlu Yusuf’un gazetede 1904’te yayımlanan “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı makalesi İstanbul’da ve Osmanlı Devleti’nin diğer merkezlerindeki Türkler arasında milliyet nazariyesinin ilk sesi oldu.

II. Meşrutiyet’in ilânından sonra İstanbul’a dönen ve burada beş ay kadar kalan Şerefeddin Mağmûmî, uğrunda büyük mücadele verdiği Meşrutiyet’in birtakım kimseler tarafından menfaat aracı haline getirildiğini görünce yeniden Mısır’a döndü. Mısır’dan Fransa ve İsviçre’ye birkaç seyahat yaptıysa da I. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine Kahire’de İngilizler’in gözetiminde siyasetten uzak bir hayat sürdürmeye başladı. Savaştan sonra da Türkiye’ye dönmedi ve 20 Temmuz 1927’de Kahire’de öldü. Süheyl Ünver, Kahire’de Kaygusuz Sultan Türbesi’ne defnedildiğini, Abdullah Cevdet ise kadavrasının tıp fakültesine verildiğini yazmaktadır. Hiç evlenmeyen Şerefeddin Mağmûmî’nin zeki, doğru, sözünü esirgemeyen vatanperver bir kişi olduğu belirtilir. İstanbul’da 1913-1915 yıllarında yayımlanan Mektebli dergisinin sahibi ve kurucusu olarak Mağmûmî gösterilmektedir. Mağmûmî’nin Mekteb, Mürüvvet, Şûrâ-yı Ümmet, Türk Meşveret, Mîzan, Serbestî, Hukūk-ı Umûmiyye, Tarîk ve İkdam gibi gazete ve dergilerde meşrutiyet öncesi isimsiz ve Sâî, Ş. M., Bir Türk, Oğuz, Bir Koca Türk gibi takma adlarla, meşrutiyetten sonra da kendi adıyla çok sayıda makalesi neşredilmiştir. Bunların bir kısmı daha sonra kitap haline getirilmiştir.

Eserleri. 1. Başlangıç (İstanbul 1306). Henüz tıbbiye talebesi iken 1888’den itibaren yazılar yazmaya başlayan Mağmûmî’nin bu ilk eseri “Birkaç Söz”, “Anamın Mezarını Ziyaret”, “Türkçe Hakkında Bir Mülâhazacık”, “Belâ-yı Aşk”, “Kâinatı Bir Geziş”, “Şiirle Şair”, “Uzun Mânalı Kısa Sözler” gibi bölümlerden oluşmaktadır. Kitapta yer alan bazı makaleler daha önce Mürüvvet gazetesinde neşredilmiştir. 2. İlm-i Nebâtât (İstanbul 1890, 1892, 1909). Uzun yıllar tıp, baytarlık ve eczacılık fakülteleri, ziraat ve orman mekteplerinde ders kitabı vazifesi görmüştür. Yazar eserini hazırlarken Fransız tabiat bilimcisi Louis’nin iki ciltlik Nouveaux éléments de botanique adlı eserinden faydalanmıştır. 3. Kimyâ-yi Uzvî ve Fenn-i İspençiyârî (İstanbul 1891). Mağmûmî’nin tıbbiye mektebinden hocası olan Ferik Fâik Paşa’nın ders notlarından hazırlanmıştır. 4. Vücûd-ı Beşer (İstanbul 1892). Resimli bir teşrih kitabıdır. 5. Ramazan Hediyesi (İstanbul 1311). Kış mevsimine rastlayan uzun ramazan gecelerinde okunmak için yazılmış bir eser olup sağlık ve diğer konulardaki makaleleri ihtiva eder. 6. Koleraya Karşı Müdafaa (Bursa 1894). 7. Seyâhat Hâtıraları I: Anadolu ve Suriye’de (Kahire 1908). Cahit Kayra tarafından Latin harflerine aktarılmış, Yüzyıl Önce Anadolu ve Suriye’de Bir Osmanlı Doktorunun Seyahat Hatıraları ismiyle neşredilmiş (İstanbul 2008), Nazım H. Polat da aynı eseri Latin harflerine çevirerek Anadolu ve Suriye’de Seyahat adıyla yayımlamıştır (İstanbul 2010). 8. Seyahat Hatıraları II: Bürüksel ve Londra’da (Kahire 1908). Bu eseri de Nazım H. Polat Latin harflerine aktarıp Avrupa Seyahat Hatıraları: Bir Osmanlı Doktorunun Seyahat Hatıraları ismiyle neşretmiştir (İstanbul 2008). 9. Nasıl Zengin Olunuyor? (Kahire 1910). 10. Kāmûs-ı Tıbbî I (Kahire 1910). Mağmûmî’nin geniş biçimde Fransızca tıp lugatlarından faydalanarak hazırladığı bu eser uzun yıllar Türkiye’deki yegâne tıp sözlüğü olma özelliğini korumuştur. 11. Paris’ten Yazdıklarım (Kahire 1911). Müellifin 1896-1901 yıllarında Paris’ten İstanbul’a Tarîk ve İkdam gazetelerine gönderdiği isimsiz makalelerinden oluşmaktadır. 12. Kāmûs-ı Tıbbî II (Kahire 1912). 13. Düşündüm ki (Kahire 1913). Meşrutiyet’ten önce Kahire’de çıkan Türk gazetesinin 1903 ve 1905 yıllarındaki çeşitli nüshalarında yayımlanan makaleleriyle Meşrutiyet’ten sonra İstanbul’da çıkan Hukūk-ı Umûmiyye ve Serbestî gazetelerinde çıkan siyasî makalelerinden meydana gelmektedir. 14. Seyahat Hatıraları III: Fransa, İtalya ve İsviçre’de (Kahire 1914). 15. Hakīkat-i Hâl (İstanbul 1914). Ahmed Rızâ’nın yurda dönen İttihatçılar aleyhine yaptığı neşriyata karşılık yazılmış olup Paris (1315/1897) ve İstanbul baskıları vardır.

BİBLİYOGRAFYA

İbrahim Temo’nun İttihad ve Terakki Anıları, İstanbul 1987, s. 9-17; Nazım H. Polat, Bir Jöntürk’ün Serüveni: Dr. Şerafettin Mağmumi-Hayatı ve Eserleri, İstanbul 2002; a.mlf., “Edebiyatçı Jön Türklerden Şerafeddin Mağmûmî”, TDA, sy. 79 (1992), s. 105-149; a.mlf., “Şerafeddin Mağmûmî (1869-1927): Hayatı, Eserleri, Dil ve Edebiyat Görüşleri”, Tıp Tarihi Araştırmaları, sy. 8, İstanbul 1999, s. 62-160; Ekmeleddin İhsanoğlu v.dğr., Osmanlı Tabii ve Tatbiki Bilimler Literatürü, İstanbul 2006, II, 717-718; Grazyna Zajac, “II. Abdülhamid Döneminin Ünlü Tabibi ve Seyyahı: Dr. Şerafeddin Mağmumi”, Kıbatek Gezi Edebiyatı Sempozyumu (haz. Metin Turan – Kafiye Yinanç), Ankara 2006, s. 291-312; Abdullah Cevdet, “Büyük Ölümler: Doktor Şerafeddin Mağmûmî Bey”, İctihad, sy. 234, İstanbul 1927, s. 4456-4458; A. Süheyl, “Doktor Şerafettin Mağmûmî 1870-1937”, Poliklinik Tıbbi Mecmuası, sy. 9, İstanbul 1934, s. 1-5.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-2. cildinde, 167-169 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER