MAĞRİBÎLER

بنو المغربي
Müellif:
MAĞRİBÎLER
Müellif: CENGİZ TOMAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 15.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/magribiler
CENGİZ TOMAR, "MAĞRİBÎLER", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/magribiler (15.12.2019).
Kopyalama metni
Fars kökenli ve Şiî olan ailenin Mağribîler (Benü’l-Mağribî) olarak adlandırılmasının sebebi, atalarından Ebü’l-Hasan Ali b. Muhammed b. Yûsuf’un, Abbâsî Devleti’nin batı bölgelerinin haracının toplanmasından sorumlu Dîvânü’l-mağrib’de görev yapmış olmasıdır. Onun, Basra’dan Bağdat’a gelerek Dîvânü’l-mağrib’de vazife almasının dışında hayatı hakkında bilgi yoktur. Bu divan Abbâsî Halifesi Müktefî-Billâh döneminde (902-908) ortaya çıktığından Ebü’l-Hasan’ın Müktefî-Billâh’ın veya ondan sonraki halifelerin hizmetinde bulunduğu söylenebilir (İbnü’l-Adîm, Buġyetü’ṭ-ṭaleb, VI, 2532, 2535; Makrîzî, II, 157).

Mağribîler’in Ebü’l-Hasan’dan sonraki tanınmış simaları şunlardır: Ebü’l-Kāsım Hüseyin b. Ali (ö. 354/965’ten sonra). Babası Ebü’l-Hasan Ali’nin görev yaptığı Bağdat’ta doğdu. Burada çeşitli idarî görevde bulundu. Dönemin Abbâsî sarayının en etkin şahsiyeti olan Muhammed b. Yâkūt’un emrinde müdebbir olarak çalıştı. Abbâsîler’in ilk emîrü’l-ümerâsı İbn Râiḳ’in kâtibi Ebû Ali b. Hârûn b. Abdülazîz el-Evâricî’nin kız kardeşiyle evli olmasının da yükselmesinde etkili olduğu düşünülebilir. Nitekim İbn Râiḳ 330 (942) yılında Bağdat’tan kaçmak zorunda kalınca Ebü’l-Kāsım Hüseyin de önce Suriye’ye gitti, burada İhşîdîler’in hizmetine girerek Mısır’a geçti. Bir müddet Mısır’da görev yaptıktan sonra İhşîdî idaresindeki değişikliklerden etkilenen aile Hamdânîler’in hâkimiyetinde bulunan Halep’e göç etti. Ebü’l-Kāsım burada Seyfüddevle’nin kâtibi olarak uzun yıllar görev yaptı. 354’te (965) Bizanslılar’la yapılan anlaşma çerçevesinde müslüman esirlerin serbest bırakılması karşılığında Hamdânîler’in ödeyeceği fidyenin garantisi olarak Bizans topraklarında rehin kalması, onun Seyfüddevle nezdindeki itibarının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Ebü’l-Kāsım Hüseyin bu olayın ardından Halep’te öldü.

Ebü’l-Hasan Ali b. Hüseyin (ö. 400/1010). Bağdat’ta doğdu. Babası Hüseyin b. Ali’den sonra Seyfüddevle el-Hamdânî’nin kâtipliğini üstlendi. Bu görevini Sa‘düddevle döneminde de sürdürdü. Ancak uzun yıllardan beri Sa‘düddevle’yi uğraştıran eski Humus valisi Emîr Ebü’l-Fevâris Bekcûr’un Fâtımîler’le anlaşarak 380 (990) yılında Rakka’da başlattığı isyana katıldı ve bu sırada Bekcûr’a yaptığı tavsiyelerle isyanı bizzat yönlendirdi. 381’de (991) Halep üzerine yürüyen Bekcûr öldürülünce Ebü’l-Hasan Ali Mısır’a kaçarak Fâtımîler’e sığındı. Burada Halife Azîz-Billâh’ın hizmetinde bulundu. 383 (993) yılında Azîz-Billâh tarafından Halep’i Hamdânîler’den almakla görevlendirilen Mengü Tegin kumandasındaki orduyla birlikte müdebbirü’l-ceyş olarak Dımaşk’a gitti. Uzun süre Halep’i kuşatan Fâtımî ordusu, Bizanslılar’ın Hamdânîler’e yardımının yanı sıra Makrîzî’ye göre eski hâmileri Hamdânîler’le para karşılığı anlaşan Ebü’l-Hasan’ın ihaneti sonucunda başarısız olarak Dımaşk’a geri dönmüştü (el-Ḫıṭaṭ, II, 157). Bunun üzerine halife onu görevinden azlederek Mısır’a getirtti. Bu sırada Azîz-Billâh vefat edince (386/996) Ebü’l-Hasan yeni halife Hâkim-Biemrillâh döneminde Fâtımî divanlarında çeşitli görevler üstlendi. Ancak halifenin veziri Mansûr b. Abdûn ve diğer hıristiyan kâtiplerle Mağribîler arasındaki nüfuz mücadelesinden Mağribîler yenilgiye uğradı ve Hâkim-Biemrillâh’ın emriyle Ebü’l-Hasan Ali ile birlikte kardeşi ve çocukları katledildi (Zilkade 400 / Haziran 1010). Benî Mağrib’e yönelik bu katliamdan sadece Ebü’l-Hasan Ali’nin oğlu Ebü’l-Kāsım Hüseyin kurtulabilmiştir.

Ebü’l-Kāsım Hüseyin b. Ali (ö. 418/1027). Vezîr el-Mağribî ve el-Kâmil zü’l-vizâreteyn lakaplarıyla bilinen ve Mağribî ailesinin en meşhur siması olan Ebü’l-Kāsım Hüseyin, Zilhicce 370’te (Haziran 981) babası Ebü’l-Hasan Ali’nin görev yaptığı Halep’te doğdu. Dil, edebiyat, cebir, hesap ve ilm-i nücûma kabiliyeti yanında iyi bir şair ve edip olan Ebü’l-Kāsım yazısının güzelliğiyle de dikkat çekiyordu. Nitekim Fâtımî Devleti’ne bağlı divanlarda önemli bir göreve getirildi. Ailesi Fâtımî Halifesi Hâkim-Biemrillâh tarafından öldürülünce Mısır’dan kaçarak Filistin’e gitti ve Cerrâhî kabilesi reisinin oğlu Hassân b. Müferric b. Dağfel et-Tâî’ye sığındı (400/1010). Hassân’ı ve daha sonra gittiği Mekke’de Şerîf Ebü’l-Fütûh el-Mûsevî’yi Fâtımî halifesine karşı kışkırttı. Böylece Mekke’de ve Benî Cerrâh’ın hâkim olduğu bölgelerde hutbe Râşid-Billâh lakabını alan Mekke şerifi adına okundu (402/1011-12). Hâkim-Biemrillâh tarafından bunlar tekrar itaat altına alınınca Ebü’l-Kāsım Irak’a kaçmak zorunda kaldı. Vâsıt’ta Büveyhî Veziri Fahrülmülk’e sığınan Ebü’l-Kāsım, onun ölümünden sonra Musul’a geçerek Ukaylî Emîri Kırvâş b. Mukalled’in ve ardından Meyyâfârikīn’a geçerek Mervânî Emîri Nasrüddevle Ahmed’in hizmetinde kâtiplik ve vezirlik gibi görevlerde bulundu. 415’te (1024) Bağdat’ta kısa bir süre Büveyhî Müşerrifüddevle’nin vezirliğini yaptı. Son yıllarını Mervânîler’in hüküm sürdüğü Meyyâfârikīn’da Nasrüddevle’nin hizmetinde geçiren Ebü’l-Kāsım Ramazan 418’de (Ekim 1027) vefat etti. Ebü’l-Kāsım, siyasetnâme tarzında küçük bir risâle olan Kitâb fi’s-siyâse (nşr. Sâmî ed-Dehhân, Dımaşk 1948; nşr. Fuad Abdülmün‘im Ahmed, İskenderiye, ts.), İbnü’s-Sikkît’in Iṣlâḥu’l-manṭıḳ adlı eserinin muhtasarı olan el-Müneḫḫal: Muḫtaṣaru Iṣlâḥi’l-manṭıḳ (nşr. Cemal Talebe, Beyrut 1415/1994), Edebü’l-ḫavâṣ fi’l-muḫtâr min belâġati ḳabâʾili’l-ʿArab ve aḫbârihâ ve ensâbihâ ve eyyâmihâ (günümüze ulaşan kısmı Hamed el-Câsir tarafından yayımlanmıştır: I, Riyad 1980), el-Înâs bi-(fî)-ʿilmi’l-ensâb (nşr. Hamed el-Câsir, Riyad 1980; İbrâhim el-Ebyârî, Kahire 1980) adlı eserleri yanında İbn Hişâm’ın es-Sîretü’n-Nebeviyye’sini kısa notlarla şerhetmiş, bu şerh Süheyl Zekkâr tarafından es-Sîretü’n-Nebeviyye li-İbni Hişâm bi-şerḥi’l-Vezîr el-Maġribî ismiyle neşredilmiştir (I-II, Beyrut 1992). Ebü’l-Kāsım’ın tek ciltlik bir Kur’an tefsirinden başka el-Meʾsûr fî milḥi’l-ḫudûr adlı bir eserinin bulunduğu kaydedilir (günümüze ulaşmayan diğer eserleri için bk. el-Müneḫḫal, s. 13-18).

BİBLİYOGRAFYA
Vezîr el-Mağribî, Kitâb fi’s-siyâse (nşr. Sâmî ed-Dehhân), Dımaşk 1948, neşredenin girişi, s. 9-50; a.mlf., el-Müneḫḫal: Muḫtaṣaru Iṣlâḥi’l-manṭıḳ (nşr. Cemal Talebe), Beyrut 1415/1994, neşredenin girişi, s. 3-40; İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (Zekkâr), s. 61-64; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ (ed. D. S. Margoliouth), Kahire 1927, IV, 60-64; V, 424-427; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; İbnü’l-Adîm, Buġyetü’ṭ-ṭaleb (Zekkâr), V, 2239-2240; VI, 2532-2555; ayrıca bk. İndeks; a.mlf., Zübdetü’l-ḥaleb, I, 146, 152; İbn Hallikân, Vefeyât, II, 172-177; Makrîzî, el-Ḫıṭaṭ, II, 157-158; M. Canard, Histoire de la dynastie des hamdanides de Jazira et de Syria, Alger 1951, I/2, s. 687, 695, 699-700, 823-825; Ahmed Ömer ez-Zeylaî, Mekke ve ʿalâḳātühe’l-ḫâriciyye: 301-487 h., Riyad 1401/1981, s. 50-58; T. Bianquis, Damas et La Syrie sous la domination fatımide: 359-468/969-1076, Damas 1986, I-II, bk. İndeks; M. Gil, “The Political History of Jerusalem During the Early Muslim Period”, The History of Jerusalem, the Early Muslim Period: 638-1099 (ed. J. Prawer – H. Ben-Shammai), New York 1996, s. 1-37; P. Smoor, “al-Mag̲h̲ribī”, EI2 (İng.), V, 1210-1212.
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 27. cildinde, 322-323 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.