MECDÜDDEVLE

مجد الدولة
Müellif:
MECDÜDDEVLE
Müellif: AHMET GÜNER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 02.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mecduddevle
AHMET GÜNER, "MECDÜDDEVLE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mecduddevle (02.06.2020).
Kopyalama metni
Babası Fahrüddevle’nin Şâban 387’de (Ağustos 997) ölümü üzerine dört veya sekiz yaşında iken tahta çıkarıldı. Annesi Seyyide (Ümmü’l-mülûk Şîrîn) saltanat nâibi olarak devlet yönetimini ele geçirdi.

Rey ve Cibâl’de hüküm süren Büveyhîler’in başında küçük yaşta bir hükümdarın bulunması, Cürcân ve Taberistan’ın eski Ziyârî Hükümdarı Kābûs b. Veşmgîr’e topraklarını yeniden kazanma hususunda cesaret verdi. Kābûs, Horasan’daki uzun sürgün hayatına son vererek Büveyhîler’e karşı bir askerî harekât başlattı. Büveyhîler, Kābûs’un kuvvetleri karşısında mağlûp olarak Taberistan ve Cürcân’dan çekilmek zorunda kaldılar (388/998). Mecdüddevle, 397 (1007) yılında yeni vezir Hatîr Ebû Ali b. Ali’nin yardımıyla iktidarı annesi Seyyide’nin elinden almak için teşebbüse geçti ve annesini bir kalede hapsetti. Fakat Seyyide buradan kaçarak Hasanveyhîler’in hükümdarı Bedr b. Hasanveyh ile Mecdüddevle’nin kardeşi, Hemedan ve Karmîsîn (Kirmanşâhân) Valisi Şemsüddevle’yi harekete geçirmeyi başardı. Rey kuşatıldı, savaşı kaybeden Mecdüddevle annesi tarafından tahttan uzaklaştırılarak bir kalede tevkif edildi. Onun yerine kardeşi Şemsüddevle tahta çıkarıldı. Ancak bir yıl sonra Seyyide Mecdüddevle’nin yeniden tahta geçmesine izin verdi. Mecdüddevle resmen hükümdar olmakla beraber siyasî irade bundan sonra da Seyyide’nin elinde kaldı. 400 (1009-10) yılından itibaren Mecdüddevle, Irak ve Fars Büveyhî Emiri Bahâüddevle’nin üstünlüğünü tanıdı. Bahâüddevle’nin ricası üzerine Halife Kādir-Billâh ona Mecdüddevle ve Felekü’l-ümme lakaplarını verdi. Bahâüddevle’nin ölümünden (403/1012) sonra Mecdüddevle nisbeten bağımsız bir siyaset izledi.

Mecdüddevle, 405 (1014-15) yılında kardeşi Şemsüddevle tarafından ikinci defa tehdit edildi. Bedr b. Hasanveyh’in ölümünün ardından onun topraklarının bir kısmını ele geçirerek gücünü arttıran Şemsüddevle Rey’i de zaptedip üstünlüğünü pekiştirmek için saldırıya geçti. Şehre kolayca hâkim olunca Mecdüddevle ve annesi Seyyide Rey’den ayrılmak zorunda kaldılarsa da bir süre sonra Şemsüddevle Rey’i boşaltmaya mecbur oldu, Mecdüddevle ve Seyyide Rey’e döndüler. 407’de (1016-17) Büveyhî Devleti’nde yıldızı parlayan ve zamanla güçlenen İbn Fûlâz, Kazvin’in kendisine verilmesi isteğiyle isyan etti. Ziyârî Menûçihr b. Kābûs’un gönderdiği kuvvetlerle İbn Fûlâz Rey’e yürüyünce Seyyide ve Mecdüddevle ona Kazvin yerine İsfahan’ı vererek sorunu çözdüler.

Seyyide’nin 419 (1028) yılında ölümü, Mecdüddevle’nin tek başına devleti yönetme sorumluluğunu taşıyamayacağını kesin olarak ortaya koydu. Zira otuz yılı aşkın bir zaman boyunca yönetim faaliyetinden uzakta zevkusafa içinde yaşadığı için devleti yönetemez duruma düşmüştü. Sultan Mahmûd-ı Gaznevî Rey’e yürümeyi birçok defa düşünmüş, fakat Seyyide iş başında bulunduğu sürece bunu gerçekleştirmemişti. Beyhakī’nin kaydettiğine göre Gazneli Mahmud, Rey ve Cibâl’in bir kadın tarafından yönetilmiş olması sebebiyle Büveyhîler’den Horasan için gerçek bir tehlikenin mevcut olmadığı düşüncesini taşımıştır. Çünkü eğer Rey şehrini bir erkek idare etmiş olsaydı Nîşâbur’da devamlı karargâh kurmuş bir orduyu muhafaza etmek gerekecekti (Târîḫ, s. 289).

Mecdüddevle’nin, halkını rahatsız eden Deylemli askerlere karşı yardım talebi Mahmûd-ı Gaznevî’nin eline onun ülkesini zaptetmek için önemli bir fırsat vermiş oldu. Sultan Mahmud, Hâcib Ali kumandasında 8000 kişilik bir orduyu Mecdüddevle’yi tutuklama emriyle gönderdi. Kendisi de muhtemelen Selçuklular’ın Mecdüddevle’ye yardım göndermesini önlemek amacıyla Cürcân’a hareket etti. Mecdüddevle ilginç bir şekilde kendini düşmanın ellerine teslim etti. Oğlu Ebû Dülef ve 100 kişiden oluşan askerleri ve yakın çevresiyle birlikte Gazneli ordusunu şehrin dışında karşıladı. Kendisi ve oğlu Gazneli karargâhına götürülüp gözetim altına alındı, arkasından Gazneli subayları sevkedilerek şehrin kapıları ele geçirildi. Bunu haber alan Gazneli Mahmud hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Rey şehrine girdi (420/1029). Rey, Gazneliler’in Kuzeybatı İran’daki askerî harekâtı için bir merkez haline geldi. Şehri oğlu Mesud’un idaresine bırakan Gazneli Mahmud, Horasan’a döndüğünde ona diğer Büveyhî topraklarının fetih görevini de verdi. Gerdîzî’nin kaydettiğine göre Mecdüddevle ve oğlu Ebû Dülef önce Hindistan’a, oradan Gazne’ye götürüldü. Mecdüddevle Sultan Mesud’dan iyi muamele gördü ve burada vefat etti (Zeynü’l-aḫbâr, s. 72, 77).

İlim ve kültüre önem veren Mecdüddevle bizzat bunlarla meşgul olan bir hükümdar olarak dikkati çeker. Devlet işlerinin annesi tarafından yürütülmesi, ona bu yönde kendini geliştirmesi için yeterince zaman sağlamış olmalıdır. Kaynaklarda Mecdüddevle’nin elliden fazla kadından otuzu aşkın çocuğunun bulunduğu kaydedilmektedir. Gazneli Mahmud, Halife Kādir-Billâh’a yazdığı mektupta bu kadınların hür olduğunu ve Mecdüddevle’nin dinî sınırı aşan böyle bir davranışı atalarının âdeti olarak açıkladığını bildirmiştir. Deylemli askerlerin Rey halkını rahatsız etmeleri ve Mecdüddevle’nin hayatını bile tehdit etmeye başlamaları onun devlet işleriyle ilgilenmemesinin sonucuydu. İbnü’l-Esîr’e göre Mecdüddevle kitap okumaya meraklıydı (el-Kâmil, IX, 420). Utbî de onun kendini saraya kapatarak kitap incelemek ve not almakla meşgul olduğunu kaydetmektedir (et-Târîḫu’l-Yemînî, II, 194). Gazneli Mahmud ile Mecdüddevle arasında geçen bir konuşmada bu iki hükümdarın okuduğu kitaplar içinde Taberî’nin Târîḫ’i ile Firdevsî’nin Şâhnâmesi’nin de adı geçmektedir (İbnü’l-Esîr, IX, 371). Dil ve edebiyat âlimi İbn Fâris Mecdüddevle’nin hocası olmuştur. İbn Sînâ, 405 (1014-15) yılında Cürcân’dan Rey’e geldiğinde Seyyide ve Mecdüddevle ile buluşmuş ve melankoliye yakalanmış olan Mecdüddevle’yi tedavi etmişti. Onun Kitâbü’l-Meʿâd adlı eserini Rey’de bu hükümdar adına kaleme aldığı rivayet edilmektedir (İbn Ebû Usaybia, s. 440, 457). Mecdüddevle döneminde Bâtınîler ve İsmâilîler gibi aşırı fırkalar dahil olmak üzere değişik fikir ve dinî anlayışlara mensup gruplar rahat bir şekilde faaliyetlerini sürdürdüler. Sünnî bir siyaset güden Gazneli Mahmud’un, Rey’i ele geçirmesinin meşruiyetini ispat etmek için halifeye gönderdiği fetihnâmede yer verdiği, Mecdüddevle’nin Bâtınî olduğu şeklinde yorumlanabilecek ifadeleri doğrulayan bilgiler bulunmamaktadır (Güner, s. 207-210).

BİBLİYOGRAFYA
Muhammed b. Abdülcebbâr el-Utbî, et-Târîḫu’l-Yemînî (Ahmed el-Menînî, Fetḥu’l-Vehbî ʿalâ târîḫi Ebî Naṣr el-ʿUtbî içinde), Kahire 1286, II, 193, 194, 195-198, 200; Gerdîzî, Zeynü’l-aḫbâr, [baskı yeri yok] 1327, s. 71-73, 77; Muhammed b. Hüseyin el-Beyhakī, Târîḫ (trc. Yahyâ el-Haşşâb - Sâdık Neş’et), Beyrut 1982, s. 289; Rûzrâverî, Ẕeylü Tecâribi’l-ümem (nşr. H. F. Amedroz - D. S. Margoliouth), Oxford 1921, s. 297; Mücmelü’t-tevârîḫ ve’l-ḳıṣaṣ (nşr. Muhammed Ramazânî), Tahran 1318 hş., s. 395, 396, 403-404; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IX, 69, 131, 140-141, 203-204, 250-251, 268-269, 371-372, 382-384, 402, 420, 469, 507, 508, 542; İbn Ebû Usaybia, ʿUyûnü’l-enbâʾ, s. 440, 457; G. C. Miles, The Numismatic History of Rayy, New York 1938, s. 173-186, 194; C. E. Bosworth, “Early Ghaznavids”, CHIr., IV, 176-177; a.mlf., The Medieval History of Iran, Afghanistan and Central Asia, London 1977, s. 69-72; a.mlf., “Madjd al-Dawla”, EI2 (İng.), V, 1028; W. Madelung, “Minor Dynasties”, CHIr., IV, 215; a.mlf., “The Assumption of the Title Shāhānshāh by the Būyids and ‘The Reign of the Daylam (Dawlat Al-Daylam)’ II”, JNES, XXVIII (1969), s. 176-177; a.mlf., “Āle Bāvand”, EIr., I, 748; H. Busse, “Iran Under the Būyids”, CHIr., IV, 295-296; Muhammed Nāzım, The Life and Times of Sulṭān Mahmūd of Ghazna, New Delhi 1971, s. 80-83; Erdoğan Merçil, Gazneliler Devleti Tarihi, Ankara 1989, s. 43-44; Ahmet Güner, Büveyhîler’in Şiî-Sünnî Siyâseti, İzmir 1999, s. 207-210; K. V. Zetterstéen, “Mecdüd-Devle”, İA, VII, 431-432; H. Fleisch, “Ibn Fāris”, EI2 (İng.), III, 764; M. M. Mazzaoui, “Ābī, Abū Saʿd”, EIr., I, 217-218; T. Nagel, “Būyids”, a.e., IV, 581-582; Sâdık Seccâdî, “Âl-i Büveyh”, DMBİ, I, 638; Hüseyin Tural, “İbn Fâris”, DİA, XIX, 479.

Ahmet Güner
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara'da basılan 28. cildinde, 229-230 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER