MEHMED ÇELEBİ, Ramazanzâde

MEHMED ÇELEBİ, Ramazanzâde
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 14.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-celebi-ramazanzade
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "MEHMED ÇELEBİ, Ramazanzâde", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-celebi-ramazanzade (14.12.2019).
Kopyalama metni
Merzifon’da doğdu. Medrese talebeliği esnasındaki lakabı Yeşilce olup çağdaşı ve meslektaşı Celâlzâde Mustafa Çelebi’den ayırt edilmesi için Küçük Nişancı unvanıyla ve daha yaygın olarak babasına nisbetle Ramazanzâde diye anılır. Öğrenimini tamamladıktan sonra uzun süre Dîvân-ı Hümâyun kâtipliklerinde bulundu. İsmail Hami Danişmend’in, Pulya seferi menzilnâmesine dayanarak 943-944 (1536-1537) yılları arasında defterdarlık görevinde bulunduğu iddiası (Kronoloji2, V, 250) başka kaynaklar tarafından teyit edilmez. 960’ta (1553) defter eminliğine, ertesi yıl reîsülküttaplığa yükseldi. Mora’nın tahririnde gösterdiği başarıdan dolayı 965’te (1558) nişancılık göreviyle taltif edildi. Bu görevi sebebiyle kendisine paşa da denilir. Ancak bir süre sonra muhtemelen rakiplerinin oyunuyla önce defter eminliğine, ardından merkezi Halep’te olan Arap ve Acem defterdarlığına gönderildi. Çok geçmeden buradan da Mısır’daki sancaklardan birine sancak beyi olarak nakledildi. Fakat bu sırada nişancılık görevinin boşalması üzerine, Sadrazam Rüstem Paşa’nın muhalefetine rağmen onu takdir eden Kanûnî Sultan Süleyman tarafından İstanbul’a çağırtılarak 969’da (1562) ikinci defa nişancılığa getirildi (Peçuylu İbrâhim, I, 44). Ertesi yıl 50.000 akçelik zeâmetle emekliye ayrıldı. 979 Cemâziyelevvelinde (Ekim 1571) Fatih semtindeki evinde vefat ederek Edirnekapı dışında Emîr Buhârî hazîresine defnedildi. Oğlu Ahmed Efendi Haseki Medresesi müderrisliğine ve Medine kadılığına kadar yükselen Ramazanzâde’nin torunu Mehmed Kudsî Çelebi de tarihle meşgul olmuş ve Mir’âtü’l-kâinât adında bir dünya tarihi kaleme almıştır (I-II, Bulak 1258, 1269; I-II, İstanbul 1290).

Mehmed Çelebi, devlet kademesindeki görevlerinden ziyade yazmış olduğu muhtasar umumi tarihiyle bilinir. Asıl adı Siyer-i Enbiyâ-i İzâm ve Ahvâl-i Hulefâ-i Kirâm ve Menâkıb-ı Âl-i Osmân olan eser Târîh-i Nişancı Mehmed Paşa veya kısaca Târîh-i Nişancı (Nişancı Tarihi) ismiyle tanınır. Mehmed Çelebi eserini, tarihlerin çoğunun hacimli olması yüzünden istifadenin zorluğunu öne sürerek nişancılığı esnasında tarihî konularda kendisine gelebilecek sorulara hemen cevap verebilmek amacıyla kaleme aldığını belirtir (Târîh-i Nişancı, s. 6-7). Dört bölümden oluşan eserin ilk bölümü Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar gelen bir peygamberler tarihidir. İkinci bölümde Asr-ı saâdet, Hulefâ-yi Râşidîn, Emevîler, Abbâsîler, Fâtımîler, Eyyûbîler ve Memlükler ele alınır. Müellif bu kısımda ayrıca peygamberlere dair kıssaları özetle naklettikten sonra halife ve hükümdarların doğum, saltanat ve ölüm tarihleriyle gömülü oldukları yerleri, çocuklarının sayısını, dönemlerinin devlet ve ilim adamlarını da belirtir. Mehmed Çelebi’nin eserinin ilk iki kısmı için yararlandığı başlıca kaynaklar İbn İyâs ve İbn Şahne’nin tarihleridir. Kitabın asıl önemli ve hacimli kısmı olan üçüncü bölümü Osmanlılar’a ayrılmıştır. Bu bölümün yarısını Kanûnî Sultan Süleyman devri oluşturur. Bir el kitabı olarak hazırlandığından Osmanlı tarihi kısmında sadece padişahların savaşları, fetihleri, hayratı ile dönemlerinin devlet ve ilim adamlarından söz edilir. Eser, 969 (1562) yılında Kanûnî’nin oğlu Şehzade Bayezid’in Kazvin’de öldürülmesiyle son bulur. Târîh-i Nişancı’nın dördüncü bölümü olarak kabul edilen son kısmında müellif, “Tevârîh-i Şâhân-ı Pîşîn ve Mülûk-i Âdile-i Mütekaddimîn” başlığı altında el-Bidâye ve’n-nihâye’den naklen kayser, kisrâ, firavun, Batlamyus, Kostantin, Keykubad, Nemrud, hakan, kaan gibi sultanların elkābı hakkında bilgiler verdikten sonra Pîşdâdîler, Keyânîler, Eşkânîler, Sâsânîler, Batlamyuslar, Yunanlılar ve Roma imparatorlarından söz eder. Bir el kitabı niteliğinde olması sebebiyle çok okunan Târîh-i Nişancı, Peçuylu İbrâhim Efendi (Târih, I, 3, 233) ve Defterdar Sarı Mehmed Paşa tarafından kaynak olarak kullanılmış ve günümüze pek çok nüshası ulaşmıştır (TCYK, s. 211-219; Karatay, I, 188-191; Babinger, s. 116). XIX. yüzyılda kısa aralıklarla iki defa yayımlanması (İstanbul 1279, 1290) popüler özelliğinin bir başka göstergesidir. Eserin Latin harfleriyle sadeleştirilmiş neşri, Nişancı Mehmed Paşa Tarihi ve Osmanlı Tarihi Zeyli adıyla Enver Yaşarbaş tarafından gerçekleştirilmiştir (İstanbul 1983). Mehmed Çelebi’ye izâfe edilen Sübhatü’l-ahbâr ve tuhfetü’l-ahyâr adlı eserin müellifi onun çağdaşı Derviş Mehmed b. Şeyh Ramazan olmalıdır (Babinger, s. 78).

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. 3, s. 144, 160, 163-164, 293; Ramazanzâde Mehmed Çelebi, Târîh-i Nişancı, İstanbul 1279; Nişancı Ramazanzâde Mehmed Kudsî, Mir’âtü’l-kâinât, İstanbul 1290, I, tür.yer.; Atâî, Zeyl-i Şekāik, s. 59, 105, 155, 251; Peçuylu İbrâhim, Târih, I, 3, 44, 233; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 295, 308; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekāyiât, Tahlil ve Metin: 1066-1116/1656-1704 (nşr. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, neşredenin girişi, s. L; Karslızâde Cemâleddin Mehmed, Osmanlı Târih ve Müverrihleri: Âyîne-i Zurefâ, İstanbul 1314, s. 10, 27-28; Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi (haz. Mümin Çevik – Erol Kılıç), İstanbul 1990, III, 500, 503, 641; Ahmed Resmî, Halîfetü’r-rüesâ, İstanbul 1269, s. 7 vd.; Sicill-i Osmânî, IV, 120; Osmanlı Müellifleri, III, 53-54; TCYK, s. 211-219; Karatay, Türkçe Yazmalar, I, 188-191; II, 322; Danişmend, Kronoloji2, V, 250, 320, 321; Agâh Sırrı Levend, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1973, I, 382; Babinger (Üçok), s. 78, 116; a.mlf., “Ramaḍānzāde”, EI2 (Fr.), VIII, 434; Abdülkadir Özcan, “Historiography in the Reign of Suleyman the Magnificent”, The Ottoman Empire in the Reign of Suleyman the Magnificent, İstanbul 1988, II, 173-175; Şerafeddin Turan, “Ramazanzâde”, İA, IX, 620-621; İsmet Parmaksızoğlu, “Ramazanzâde Mehmed Çelebi”, TA, XXVII, 219.
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 28. cildinde, 449-450 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.