MEHMEDKULUZÂDE, Celil - TDV İslâm Ansiklopedisi

MEHMEDKULUZÂDE, Celil

MEHMEDKULUZÂDE, Celil
Müellif: YAVUZ AKPINAR, YAŞAR KARAYEV
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmedkuluzade-celil
YAVUZ AKPINAR, YAŞAR KARAYEV, "MEHMEDKULUZÂDE, Celil", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmedkuluzade-celil (26.10.2020).
Kopyalama metni
Doğum tarihi eski kaynaklarda 1866 olarak gösterilmişse de Îsâ Hebibbeyli’nin elde ettiği belgeler onun 22 Şubat 1869’da doğduğunu ortaya koymaktadır. Mirze (Mirza) Celil veya takma ad olarak kullandığı Molla Nasreddin olarak da bilinir. Güney Azerbaycan’ın Hoy şehrinden Nahcıvan’a gelip yerleşmiş bir inşaat ustası olan Meşhedî Hüseyinkulu’nun oğludur. Nahcıvan’da başladığı medrese eğitiminde (1873-1879) Kur’an okuma yanında biraz da Arapça, Farsça öğrendi. 1879’da üç sınıflı Rus okulunda öğrenimine devam etti. 1882’de Gürcistan’ın Gori şehrindeki Rus öğretmen okulunun Azerbaycan şubesine girdi. 1887’de mezun olarak önce Revan’ın (Erivan) Uluhanlı köyünde, ardından Başnoraşen’de ve Nehrem köyünde çalıştı. Öğretmenliği sırasında yazarlık faaliyetine de başladı. Çay Destgâhı (manzum alegorik dram), Kişmiş Oyunu (piyes), Danabaş Kendinin Ehvalâtları (büyük hikâye) gibi eserlerini yazdı. 1898’de öğretmenlikten ayrılarak Erivan’da bir müddet dava vekilliği yaptı. 1899-1901 yılları arasında Nahcıvan’da polis yardımcısı olarak çalıştı. 1903’te Tiflis’te Şark-ı Rus gazetesini çıkaran Azerbaycanlı gazeteci Mehemmedağa Şahtahtlı’nın teklifini kabul edip gazetenin idarehanesinde çalışmaya başladı.

Önceki eşleri vefat ettiğinden 1907’de üçüncü evliliğini yaptı. Karabağ hanları soyundan bir bey kızı olan Hamîde Hanım’la evliliği Mirza Celil’in sosyal ve edebî faaliyetlerini olumlu şekilde etkiledi. Hamîde Hanım o dönemde Azerbaycan’da sayıları çok az olan, iyi eğitim görmüş, Rusça’yı çok iyi bilen aydın kadınlardandı. Babasından miras kalan geniş topraklara ve mülklere sahipti. Hayatı boyunca kocasına destek olan Hamîde Hanım’ın daha sonra Rusça yazdığı, Abbas Zamanov tarafından Âzerî Türkçesi’ne çevrilerek bastırılan hâtıratında sadece Mirza Celil hakkında değil XX. yüzyıl başlarındaki Azerbaycan’ın siyasî, içtimaî ve edebî hayatı hakkında değerli bilgiler bulunmaktadır.

Şahtahtlı’nın maddî sıkıntılar yüzünden gazetesini kapatması üzerine Mirza Celil ve Türkiye’de eğitim görmüş Ömer Faik Nûmanzâde birleşip bu işe maddî imkân sağlayan Nahcıvanlı tüccar Meşhedî Aliasker Bağırzâde ile ortak olarak Şark-ı Rus gazetesinin matbaasını satın aldılar ve ona Gayret Matbaası adını verdiler. Kafkasya Türk-İslâm toplumunun millî, dinî, kültürel ihtiyaçlarını çok iyi bilen iki arkadaş, 1905’teki Rus ihtilâlinin getirdiği serbestlikten yararlanarak 7 Nisan 1905’te Molla Nasreddin adlı, kısmen renkli karikatürlü mizah dergisini çıkarmaya başladılar. Dergi ilk sayısından itibaren büyük ilgi gördü ve çok geçmeden Çarlık Rusyası’nda Türkler’in ve müslümanların yaşadığı her yerde geniş okuyucu kitlesine ulaştı; İran’daki Türk ve Fars edebiyatlarını, fikir hareketlerini de derinden etkiledi.

Tiflis’te bir yandan öğretmenlik yapan Mirza Celil ve Nûmanzâde 1905’te, Rus okullarına girmek isteyen Azerbaycanlı öğrencileri imtihana hazırlamak için yatılı bir pansiyon ve üç sınıflı bir okul açtılar. Molla Nasreddin yayımlandıktan bir süre sonra Nûmanzâde bu işten çekilince dergi tamamen Mirza Celil’e kaldı. Kendisi Molla Nasreddin imzasıyla büyük şöhret kazandı ve zamanla derginin adıyla özdeşleşti. Dergi II. Meşrutiyet’ten sonra İstanbul’da da okunur oldu; mizah dergilerinde (özellikle Cem’de) Molla Nasreddin’in etkisi açıkça görülmektedir. Zaman zaman Rus hükümeti tarafından kapatılan dergi üzerinde I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla hükümetin baskısı iyice arttı. Ruslar, o dönemde Kafkasya’da oldukça güçlü bir akım haline gelmiş olan Türkçülük-İslâmcılık düşüncesinin daha da gelişmesinden ve müslüman ahalinin Türkiye taraftarı tavır takınmasından çekiniyordu. Bu yüzden bölgedeki bütün Türk basını üzerinde büyük bir baskı ve kontrol oluşmuştu. Baskılara karşı daha fazla direnemeyen Mirza Celil Molla Nasreddin’i kapattı. Eşinin mülklerinin bulunduğu Ağdam’daki Kehrizli köyüne çekildi ve orada bazı eserleriyle ilgili çalışmalarına devam etti.

1917 Bolşevik İhtilâli’nden sonra kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ömrü fazla olmadı. Azerbaycan Bolşevikleri içinde bulunan Ermeniler müslümanları ve Türkler’i kitleler halinde ortadan kaldırmaya, Büyük Ermenistan’ı kurmak için katliamlar yapmaya başladılar. Hızla gelişen bu hadiseleri Kehrizli köyünde izleyen Mirza Celil mücadeleyi sürdürmek için Tebriz’e göç etti; fakat kısa zaman içinde Türkler’in Tebriz’deki hürriyet hareketi İngilizler’in yardımıyla İran hükümeti tarafından bastırıldı. Bu olayın ardından Mirza Celil Molla Nasreddin’i Tebriz’de neşretmeye başladıysa da İran hükümetinin baskılarının gittikçe artması üzerine 24 Mayıs 1921’de Bakü’ye döndü. Ancak Kasım 1922’de aydınların baskısı ile Molla Nasreddin’i çıkarmasına, aynı yılın sonunda Yeni Yol adlı gazetenin redaktörlüğünü yapmasına, Şark Kadını, Maarif ve Medeniyyet, Yeni Kend adlı yayın organlarında yazılar yazmasına izin verildi. Fakat yeni rejimin gözünde şüpheli bir kişi olduğundan bir süre sonra Molla Nasreddin’in kontrolü elinden çıktı. Ondan habersiz yazılar yayımlanıyor, kendi yazdıkları bile değiştiriliyor, Azerbaycan Komünist Partisi mensupları tarafından sert bir şekilde eleştiriliyordu. 1925’ten itibaren dergi “Hey’et-i Tahrîriyye” adına çıkarıldı; 1930’dan sonra Azerbaycan Mübariz Allahsızlar İttifakı’nın yayım organı haline getirildi. Derginin kendisinden habersiz böyle bir cemiyetin organı haline getirilmesi ve özellikle “Allahsız” olarak adlandırılmasını Mirza Celil kabul etmedi. Bu olayı sert bir şekilde eleştirerek Molla Nasreddin’in kapatılmasını veya kendi adının dergiden çıkarılmasını istedi. Böylece toplam yirmi beş yıl kadar yayımlanan Molla Nasreddin 1931’de kapatıldı. Mirza Celil, hayatının son yıllarında çektiği sıkıntılar sebebiyle geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 4 Ocak 1932’de Bakü’de vefat etti. Mezarı aynı şehirdeki Fahrî Kabristanı’ndadır.

Celil Mehmedkuluzâde, Mirza Feth Ali Ahundzâde’nin açmış olduğu çığırda ilerleyerek sadece realist-demokratik-satirik edebiyat anlayışını geliştirmekle kalmamış, Molla Nasreddin’in çatısı altında bu derginin adıyla anılan ve Ömer Fâik Nûmanzâde, Mirza Alekber Sâbir, Neriman Nerimanov, Abdürrahim Bey Hakverdili, Ali Nazmi gibi şahsiyetlerden oluşan realist-demokratik edebî bir mektep kurmayı da başarmıştır. Azerbaycan milliyetçiliğinin oluşmasında onun ve arkadaşlarının büyük rolü vardır.

Türkler’in Arap alfabesini bırakarak Latin alfabesine geçmeleri gerektiğine inanan Mirza Celil, “Eşeğin Kaybolması” adlı hikâyesini Radloff’un ilmî neşirlerde kullandığı Kiril harfleriyle yazmış, Şark-ı Rus gazetesinde Gaspıralı İsmâil ile Mehemmedağa Şahtahtlı arasında alfabe reformu üzerine başlayan tartışmayı takip etmiştir. Bu tecrübelerinden Rus ihtilâlinden sonra da yararlanan Mirza Celil 1924’te Yeni Elifba Komitesi’ne üye seçildi. Bu faaliyetle ilgili olarak Sovyetler Birliği’nin özellikle Türk halklarının yaşadığı şehirlerde çeşitli görüşmelere ve toplantılara katıldı, bu arada Azerbaycan edebiyatı ve kültürü hakkında konuşmalar yaptı. Sovyetler’in amacı ileride değiştirilecek alfabe için zemin hazırlamaktı. Nitekim 1926 Bakü Türkoloji Kongresi’nde bu mesele gündeme getirildi.

İdealist bir halkçı olan Mirza Celil toplumdaki haksızlıkların, cehaletin, geri kalmışlığın ortadan kaldırılmasını, kadınların haklarına kavuşturulmasını, beylerin, hanların menfaatperest, fırsatçı din adamlarının cahil halkı sömürmelerinin önlenmesini istiyordu. Aydın geçinen yarı okumuşlar, idealsiz kişiler onun şiddetli tenkit ateşine hedef olmuştur.

Azerbaycan edebiyatında modern hikâyeciliğin en güzel örneklerini veren Mirza Celil tiyatro eserleriyle de çığır açmıştır. Ölüler adlı dramında cehalet sebebiyle bütün hayatî fonksiyonlarını yitirmiş, hurafelerin esiri olmuş, din şarlatanlarının elinde perişan hale gelmiş Azerbaycan toplumunu yaşayan ölülere benzetmiş ve bu hakikati cesaretle ortaya koymuştur. Eser 1916’dan itibaren Azerbaycan tiyatrosunda birçok defa sahnelenmiştir. Anamın Kitabı adlı piyesinde ise Azerbaycan üzerinde tarihin her döneminde büyük ölçüde etkili olmuş üç muhitin, Osmanlı, İran ve Rus kültürünün zararlı etkilerini komik bir şekilde ele almış, bu üç ülkede okuyan üç erkek kardeşin şahsında bir ailenin (Azerbaycan) nasıl içinden çıkılmaz duruma düşürüldüğünü anlatmıştır. 1918’de yazdığı Kamança (kemençe) adlı dramda Ermeni-Türk çatışmalarının emperyalizmin bir oyunu olduğu ortaya konuluyor, iki komşu halkın ortak kültürel yönlerine dikkat çekiliyordu.

Eserleri. 1903’te Şark-ı Rus’ta çıkan “Poçt (Posta) kutusu” adlı bir hikâye ile neşir hayatına giren Mirza Celil, Türkçe edebî ve siyasî yazılarını Şark-ı Rus ve Molla Nasreddin gibi süreli yayınlarda neşretmiş, ayrıca Kaspi (Bakü), Tifliski Listok, Vozrojdeniye, Kavkazki Raboçi Listok gibi yayım organlarında Rusça yazıları çıkmıştır. Mirza Celil’in eserleri Sovyet döneminde derli toplu bir şekilde -yine de bazıları yok sayılarak- üç (Bakü 1966-1967) ve altı ciltlik (Bakü 1982-1985) külliyatlar halinde, ayrıca münferit olarak da birçok defa basılmıştır. Yayımlanmış eserlerinin başlıcaları şunlardır: Hikâyeler. Poçt Kutusu (Tiflis 1905, 1912), Usta Zeynal (Tiflis 1906), Gurbaneli Bey (1906), İran’da Hürriyet (1906), Atlar Dayanak (1907). Tiyatrolar. Ölüler (Bakü 1925), Kamança (1918), Anamın Kitabı (1919), Danabaş Kendinin Mektebi (1922), Deli Yığınçağı (1927). Hakkında yüzlerce araştırma yapılan ve birçok kitap yayımlanan Mirza Celil üzerine 1990’lı yıllardan sonra daha objektif araştırmalar, değerlendirmeler ortaya konmuştur. Molla Nasreddin’le ilgili olarak da çok sayıda araştırma bulunmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
Celil Memmedquluzade, Cümhuriyyet (haz. İsa Hebibbeyli), Nahçıvan NDU Neşriyyatı 2002 (makale ve hikâyelerinden seçmeler); Mirze İbrahimov, Böyük Demokrat, Bakı 1939; M. Paşayev, Celil Memmedquluzade Arxivinin Tesviri, Bakı 1961; M. Cefer, Celil Memmedquluzade, Bakı 1966; Gulam Memmedli, Molla Nesreddin, Bakı 1966; a.mlf., Molla Nesreddin Salname, Bakı 1973; Ferman Bayramov, Celil Memmedquluzade, Bakı 1966 (bibliyografya); Celil Memmedquluzade Heyat ve Yaradıcılığı (ed. Kâmran Memmedov), Bakı 1974 (makaleler mecmuası); Abbas Zamanov, Emel Dostları, Bakı 1979; Eziz Mirehmedov, Azerbaycan Molla Nesreddini, Bakı 1980; Molla Nesreddin (I. cildinin transliterasyonlu neşri), Bakı 1982; İsa Hebibbeyli, Celil Memmedquluzade’nin Heyat ve Yaradıcılığının Esas Tarixleri, Bakı 1986; a.mlf., Celil Memmedquluzade: Mühiti ve Müasirleri, Bakı 1997; Zeynelabidin Makas, Azerbaycan Dramaları, Ankara 1990, s. 180; Başlangıcından Günümüze Kadar Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi: Azerbaycan Türk Edebiyatı, Ankara 1993, IV, 153-155; Yavuz Akpınar, Azeri Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul 1994; a.mlf., “Celil Mehemmed Kuluzâde”, TDEA, II, 31; Yaşar Karayev, Belli Başlı Dönemleri ve Zirve Şahsiyetleriyle Azerbaycan Edebiyatı, İstanbul 1999; Mirze Celil ve Memmedquluzadeler (Mektuplaşma) (haz. İsa Hebibbeyli), Bakı 2003; “Memmedquluzade, Celil”, Azerbaycan Sovet Ensiklopediyası, Bakı 1982, VI, 494-496; “Memmedquluzade-Cavanşir, Hemide Xanım Ehmedbey Qızı”, a.e., VI, 496.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara'da basılan 28. cildinde, 543-545 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER