MÎR LEVHÎ

مير لوحي
Müellif:
MÎR LEVHÎ
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2005
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 02.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mir-levhi
MUSTAFA ÖZ, "MÎR LEVHÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mir-levhi (02.04.2020).
Kopyalama metni
Aslen Sebzevârlı olup İsfahan’da yaşamıştır. Mutahhar ve Nakībî gibi lakaplarla da anılır. Hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmayan Mîr Levhî’nin biyografi yazarlarının dikkatini çekmediği anlaşılmaktadır. Sadece Muhammed Ali Müderris’in Reyḥânetü’l-edeb’inde kendisinden birkaç satırla bahsedilir (VI, 235-236). Büyük ihtimalle 1110 (1698-99) yılında ölen Muhammed Bâkır el-Meclisî’nin çağdaşıdır. 1081-1083 (1670-1672) yıllarında reddiye türünde yazdığı Kifâyetü’l-mühtedî adlı eserinin (Âgā Büzürg-i Tahrânî, I, 427) değişik yerlerinde kendisinin Bahâeddin Âmilî (ö. 1031/1622) ve Mîr Muhammed Bâkır Dâmâd’ın (ö. 1041/1631) yetişkin öğrencilerinden biri olduğunu belirtmektedir. Âmilî 1031’de (1622) vefat ettiğine göre Mîr Levhî’nin hocasının yetişkin talebelerinden biri olarak nitelenebilmesi için yirmi yaşından aşağı olmaması gerekir. Bu takdirde 1010 (1601) yılı civarında doğduğu söylenebilir. Öğrenimini tamamladıktan sonra daha çok Şiî kelâmı, on ikinci imamla ilgili problemler ve İslâm tarihi konularında temayüz eden Mîr Levhî bütün şekilleriyle tasavvufun aleyhinde tavır almıştır (EI2 [İng.], VII, 94). Bu dönemdeki eğitim ve öğretim faaliyetleri ve yetiştirdiği öğrencileri hakkında yeterli bilgi olmamakla birlikte yaşadığı devrin önde gelen âlimleriyle münazaralarda bulunduğu, toplumda yerleşmiş bazı fikirlere karşı çıktığı, özellikle Muhammed Bâkır el-Meclisî ile tasavvufla ilgisi bulunan babası Muhammed Takī başta olmak üzere bazı âlimlerin düşüncelerini eleştirdiği bilinmektedir (Mirza Hüseyin Nûrî Tabersî, Feyż-i Ḳudsî, s. 82, 195).

Mîr Levhî, Emevîler’e karşı isyan eden Ebû Müslim’in zalim Abbâsîler’in hilâfeti elde etmeleri için çaba gösterdiğini, hiçbir Şiî imamıyla dostluğunun bulunmadığını, sonunda kendisinden daha kötü bir kişi olan Halife Mansûr tarafından öldürüldüğünü yazması sebebiyle Muhammed Takī Meclisî’nin konuyla ilgili fikirlerine karşı çıkmış ve halkın bir kısmı onu ciddi şekilde rahatsız etmişti. Bu esnada çağdaşı bazı âlimler Mîr Levhî’nin düşüncelerini savunmuş, İẓhârü’l-ḥaḳ ve miʿyârü’ṣ-ṣıdḳ müellifi Seyyid Ahmed el-Alevî el-Âmilî gibi âlimler yazılarıyla onu avamın şerrinden korumaya çalışmışlardır (Âgā Büzürg-i Tahrânî, IV, 150-151). Genellikle bu olayda halkın ve bazı ulemânın Mîr Levhî’ye karşı cephe alması, Muhammed Takī Meclisî’nin daha önce Ebû Müslim’i öven ifadeler kullanması yanında Mîr Levhî’nin Hallâc-ı Mansûr’u yeren sözler sarfederek sûfîler aleyhindeki düşüncelerini ortaya koymasına bağlanmaktadır. Muhammed Bâkır el-Meclisî’nin rec‘at hususunda kaleme aldığı kitabın Şiî inanışındaki insanlara zarar vereceğini düşünen ve kendisinden bu esere bir reddiye yazması istenen Mîr Levhî Kifâyetü’l-mühtedî’yi telif etmiş, burada Meclisî’nin hadislerle ilgili birçok yorumunu reddetmesinin yanı sıra bu müellifin babası ve kendisi hakkında müşahedeye dayanan önemli bazı tesbitleri ortaya koymuştur. Mîr Levhî’ye göre Şîa arasında akaid, hadis ve fıkıh konularında büyük müctehid unvanını alan bu kişiler, İsfahan’da cahil insanları çevrelerinde topladıkları için hiç kimse onlara karşı çıkma cesaretini gösterememiştir. Mîr Levhî’nin Muhammed Bâkır el-Meclisî’ye yönelttiği en sert tenkit, onun Safevî Hükümdarı Şah Süleyman’a ithaf ettiği Terceme-i Çahârdeh Ḥadîs̱ adlı eserinde kaydettiği yorumlarıdır. Bu kitapta Safevîler’in ortaya çıkışıyla ilgili olarak İmam Muhammed Bâkır’dan nakledilen bir haberde, doğudan zuhur edip dini yüceltecek Safevî hükümdarlarının hâkimiyetinin Mehdî’nin zuhuruna kadar devam edeceği, Safevîler’in kendilerinden sonra bu gücü on ikinci imama devredecekleri söylenmektedir (M. Takī Dânişpejûh, III/3, s. 1203-1204). Mîr Levhî, Meclisî’yi şâz ve zayıf olan bu haberi kendi arzusuna ve menfaatlerine göre yorumlamak, metni yanlış tercüme etmek, hükümdar ile avamı kandırmak ve coğrafya bilmemekle suçlamaktadır (EI2 [İng.], VII, 95). Bazı müellifler, Meclisîler’le arasındaki husumetten dolayı Mîr Levhî’nin, Meclisî’nin dedelerinden olduğunu ileri sürdüğü Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin kabrini tahrip ettiğini kaydederse de (Hânsârî, I, 275; Nâme-i Dânişverân-ı Nâṣırî, VII, 6), onun gibi bir âlimin böyle bir teşebbüste bulunması mümkün görülmemektedir.

Mîr Levhî’nin ölüm tarihi bilinmemektedir; ancak Kifâyetü’l-mühtedî’yi 1083 (1672) yılında tamamladığına göre bu tarihten sonra vefat etmiştir. Onun, Uṣûlü’l-ʿaḳāʾid ve el-Erbaʿîn adlı eserlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Hâdî b. Levhî adında bir oğlu olduğu kaydedilmektedir.

Eserleri. 1. Kifâyetü’l-mühtedî fî maʿrifeti’l-Mehdî. On ikinci imamın gaybetini ve sûfîliğin reddini konu alan Farsça bir eserdir (Âgā Büzürg-i Tahrânî, XVIII, 101). Telif tarihini taşıyan bir muhtasarı Meşhed Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Kütüphanesi’de (Yazmalar, nr. 1121) kayıtlıdır (Muhammed Fâzıl, s. 256-257). 2. Kitâbü’l-Erbaʿîn. Gaybetle ilgili birçok rivayeti ihtiva ettiği belirtilmektedir (Mirza Hüseyin Nûrî Tabersî, Feyż-i Ḳudsî, s. 82, 126). Bu iki eserde İbn Şâzân en-Nîsâbûrî’nin Kitâbü’l-Ġaybe’sinin kullanıldığı veya oradan alıntılar yapıldığı tarzındaki sözler dikkate alındığında bunları birbirinin aynı yahut konu itibariyle yakın çalışmalar saymak mümkündür. Mîr Levhî’nin gençlik yıllarında yazdığı kaydedilen kitapları da şunlardır: Aʿlâmü’l-muḥibbîn, İdrâʾü’l-ʿâḳılîn ve iḫzâʾü’l-mecânîn, Münâẓaratü’s-seyyid ve’l-ʿâlim (Âgā Büzürg-i Tahrânî, XXII, 294), Zâdü’l-ʿuḳbâ fî menâḳıbi’l-eʾimme ve’l-evṣıyâʿ, Riyâżü’l-müʾminîn ve ḥadâʾiḳu’l-müttaḳīn.

BİBLİYOGRAFYA
Hânsârî, Ravżâtü’l-cennât, Tahran 1390, I, 275; Tebrîzî, Reyḥânetü’l-edeb, Tebriz, ts., VI, 235-236; Mirza Hüseyin Nûrî Tabersî, Feyż-i Ḳudsî (trc. Seyyid Ca‘fer Nebevî), Tahran 1374 hş., s. 82, 126, 195; a.mlf., Necm-i S̱âḳıb der Aḥvâl-i İmâm-ı Ġāʾib, Tahran, ts., s. 5; M. Takī Dânişpejûh, Fihrist-i Kitâbḫâne-i İhdâʾî-yi Âḳā-yı Seyyid Muḥammed Mişkât, Tahran 1335 hş., III/3, s. 1203-1204; Nâme-i Dânişverân-ı Nâṣırî, Kum, ts. (Dârü’l-fikr), VII, 6; Muhammed Fâzıl, Fihrist-i Kitâbhâ-yı Ḫaṭṭî-yi Kütübḫâne-i Dânişkede-i İlâhiyyât ve Maʿârif-i İslâmî-i Meşhed, Tahran 1361 hş., s. 256-257; Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ teṣânîfi’ş-Şîʿa, Beyrut 1403/1983, I, 427; IV, 150-151; XVIII, 101; XXII, 294; Abdul-Hadi Hairi, “Mad̲j̲lisī”, EI2 (İng.), V, 1088; a.mlf., “Mad̲j̲lisī-yi Avval”, a.e., V, 1089; a.mlf., “Mīr Lawḥī”, a.e. (İng,), VII, 94-95.
Bu madde ilk olarak 2005 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 30. cildinde, 128-129 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.