MECLİSÎ, Muhammed Bâkır

محمد باقر المجلسي
Müellif:
MECLİSÎ, Muhammed Bâkır
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/meclisi-muhammed-bakir
MUSTAFA ÖZ, "MECLİSÎ, Muhammed Bâkır", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/meclisi-muhammed-bakir (04.06.2020).
Kopyalama metni
1037’de (1627) İsfahan’da doğdu. Allâme Meclisî ve Meclisî-i Sânî olarak da bilinir. Şah İsmâil zamanında Lübnan’ın Cebeliâmil bölgesinden İran’a gelip yerleşen ve din ilimleriyle meşgul olan bir aileye mensuptur. Meclisî-i Evvel diye anılan babası Muhammed Takī dönemin âlimlerindendi. Dedesi, şiirleri ve güzel konuşmasından dolayı meclislerde aranan, bu sebeple Meclisî mahlası ile tanınan Maksûd Ali’dir. Muhammed Bâkır başta babası olmak üzere sayıları yirmi bire ulaşan âlimlerden öğrenim gördü (Hüseyin en-Nûrî, II, 76-82; Kays Âl-i Kays, III, 485-487). Tahsilini tamamladıktan sonra ders verme ve eser yazma faaliyetine yöneldi, çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Talebelerinden kırk dokuzunun biyografisine yer veren bazı araştırmalar yanında (meselâ bk. Hüseyin en-Nûrî, II, 82-104; Kays Âl-i Kays, III, 488-492) ölümünün 300. yılı münasebetiyle Seyyid Ahmed el-Hüseynî tarafından yapılan bir çalışmada öğrencilerinin 274’e ulaştığı belirtilerek bunların biyografileri verilmiştir (Telâmiẕetü’l-ʿallâme el-Meclisî, tür.yer.). Öğretim hayatının belli bir noktasına geldiğinde ilminin bir muhasebesini yapan Meclisî, Kur’an’ın anlaşılabilmesi için en önemli kaynak olarak hadisleri ve özellikle imamlara ait haberleri gördüğünden bunları tesbite ve incelemeye başladı. Eserlerini Arapça yanında daha çok Farsça yazan Meclisî’nin amacı, Hz. Peygamber’in ve imamların söz ve haberlerini Arapça bilmeyen geniş Şiî halk tabakasına ulaştırmaktı.

Safevî şahlarından bilhassa Süleyman ve Hüseyin’le yakın ilişkiler kuran Meclisî, eserlerini ve özellikle Biḥârü’l-envâr’ı telif ederken onlardan önemli ölçüde malî destek sağladı. Bundan dolayı adı geçen iki hükümdar için aşırıya kaçan övgü ifadeleri kullandı (Ḥayâtü’l-ḳulûb, I, 3; Zâdü’l-meʿâd, s. 2-3) ve eserlerinin bir kısmını onlara ithaf etti. 1098 (1686-87) yılında Şah Süleyman tarafından şeyhülislâmlığa getirilen Meclisî, bütün işleri din adamlarına bırakan Hüseyin Şah’ın tahta geçmesiyle (1106/1694-95) mollabaşı unvanını aldı. Böylece en yüksek dinî ve ilmî makama ulaşarak İsfahan’da cuma imamlığı yaptı, bu görevde bulunduğu süre içinde hukukî dava ve muameleleri bizzat yürüttü. Bu arada kendisine karşı çıkan muhaliflerini bid‘atçılık ve inançsızlıkla suçlayarak sindirmek için gücünü ve nüfuzunu kullanmaktan çekinmedi. Ancak Şiî olmayanların devlet tarafından takibe uğraması halk arasında huzursuzluğa sebep oldu. Emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker faaliyetlerini de yöneten Meclisî, tasavvufa karşı olması dolayısıyla bazı sûfîlerle mücadelesi yanında İsfahan’daki Hindu putlarının kırılması için emir verdi (İbn Usfûr el-Bahrânî, s. 55; Hüseyin en-Nûrî, II, 17-20). Hüseyin Şah zamanda bulunduğu dört yıllık görevi esnasında İran’ın gerçek yöneticisi olarak Sünnîler’e karşı oldukça sıkı bir dinî politika ve baskı uyguladı. Bu tutumu büyük ihtimalle Afganlılar’ın İran’ı istilâsını (1135/1722-23) çabuklaştırmıştır. Meclisî, Ḥaḳḳu’l-yaḳīn adlı eserini Sünnî kıyımının had safhaya ulaştığı bir dönemde kaleme aldı; burada Ebû Bekir, Ömer ve Osman’ın münafık, kâfir ve Allah’ın lânetine müstahak kimseler olduğunu ilân etti (s. 154-278, 519, ayrıca bk. tür.yer.). Şîa’nın Ahbârî grubuna hiçbir şekilde karşı çıkmadığı gibi Muhammed Emîn Esterâbâdî’yi de zaman zaman övmekten geri kalmadı. Muhammed Bâkır el-Meclisî 1110 (1698-99) veya (1111/1699-1700) yılında İsfahan’da vefat etti ve orada defnedildi.

Özellikle Sünnîlik ve kendi muhalifleri konusunda taassubu bir yana bırakılırsa Meclisî’nin gayretleri neticesinde İsnâaşeriyye Şîası’nın kültürü ve hadis bilgisi önemli bir gelişme kaydetmiştir. Onun öğretileri idareciler ve Şiî cemaati üzerinde büyük etki meydana getirmiştir. Hükümdarlara yakınlığı dolayısıyla onların hukukunu korumayı da ihmal etmeyen Meclisî, Şîa toplumunun yöneticilerine karşı itaatli davranılması gerektiğini bilhassa vurgulamıştır. Ona göre hükümdarlara itaat etmeyen gerçek anlamda Allah’a da itaat etmemiş sayılır, zira onların kalpleri Allah’ın tasarrufundadır; zalim olanlarına bile hürmet etmeli, zararlarından kurtulmak için takıyyeye başvurmalıdır (ʿAynü’l-ḥayât, s. 560-567). Meclisî’nin imamın gaybeti dolayısıyla kılınamayan cuma namazlarını bizzat kıldırmış olması büyük ihtimalle hükümdarlar hakkındaki bu düşüncesine dayanmaktadır. Cuma namazı konusundaki uygulaması çağdaşlarından Abdülhay Kâşânî tarafından eleştirilmiş (Hânsârî, II, 131), Mîr Levhî de onu bazı hadislerin anlamını değiştirmekle itham etmiştir. Meclisî’den sonra öğretilerini uygulayan önemli âlimler arasında Şeyh Murtaza Ensârî hükümdarlara karşı gerekli kurallara uyan, Âgā-yı Necefî diye bilinen Muhammed Takī İsfahânî de İran’daki dinî azınlıklar üzerinde baskı uygulayanlara örnek olarak gösterilmektedir.

Eserleri. 1. Biḥârü’l-envâr*. Meclisî’ye asıl şöhretini sağlayan en önemli çalışması olup Şiî-İmâmî rivayetlerin tamamını içeren Arapça bir kitaptır. 400 civarında Şiî eserinden yararlanılarak kaleme alınan ve birçok Sünnî âlimin eserine de atıflar yapılan Biḥârü’l-envâr XIII. (XIX.) yüzyıl başlarından itibaren basılmaya başlanmış ve üzerinde muhtelif çalışmalar yapılmıştır. 2. Mirʾâtü’l-ʿuḳūl fî şerḥi aḫbâri âli’r-resûl. Küleynî’nin el-Kâfî adlı eserinin usul, fürû ve ravza bölümlerinin şerhidir. el-Kâfî şerhleri içinde en iyilerinden sayılan eser taş baskısından sonra (Tahran, ts.) Murtazâ el-Askerî’nin mukaddimesiyle birlikte neşredilmiş (Tahran 1401/1981), ardından Ali el-Âhundî’nin tashihiyle yayımlanmıştır (Tahran 1409). 3. el-İʿtiḳādât (nşr. Mehdî er-Recâî, İsfahan 1409). 4. ʿAḳāʾidü’l-İslâm. Sâlim el-Kâzımî el-Bağdâdî tarafından şerhedilip yayımlanmıştır (baskı yeri yok, Dârü’l-hidâye, 1993). 5. Ḥaḳḳu’l yaḳīn. Tevhid, nübüvvet, imâmet, adl ve meâd konularını içeren 31.000 beyitlik Farsça bir eserdir (Tahran 1241, 1248, 1259, 1305). 6. Kitâbü’l-Bedâʾ. Son kısmı Biḥârü’l-envâr’a aktarılan bu çalışma Şîa’daki bedâ inancıyla ilgilidir (Âgā Büzürg-i Tahrânî, III, 54). 7. Recʿat. On ikinci imam Muhammed el-Mehdî el-Muntazar’ın geri dönüp dünyayı ıslah edeceği inancını işleyen eseri bir mukaddime ilâvesi, tashih ve hâşiyelerle birlikte Ebû Zer Bîdâr neşretmiştir (Tahran 1367 hş./1988). 8. Melâzü’l-aḫyâr fî fehmi Tehẕîbi’l-aḫbâr. Ebû Ca‘fer et-Tûsî’nin ahkâm hadislerini ihtiva eden Tehẕîbü’l-aḥkâm adlı eseri üzerine yazılmış 50.000 beyitlik bir şerh olup Mehdî er-Recâî tarafından yayımlanmıştır (Kum 1406/1985-86). 9. Zâdü’l-meʿâd. Sünnet olarak kabul edilen hususları ele alan ve pek çok baskısı yapılan 15.000 beyitlik bir eserdir (baskıları için bk. Hânbâbâ, II, 2740-2743). 10. Ḥudûd ve Ḳıṣâṣ ve Diyât (Kum, ts.). 11. Tuḥfetü’z-zâʾir. Ziyaret mahalleri ve ziyaret âdâbını on iki babda anlatan Farsça bir eserdir (Tahran 1261, 1273, 1274, 1281, 1300, 1312, 1313, 1314). 12. Ecvibetü’l-mesâʾili’l-Hindiyye. Meclisî’nin, kardeşi Abdullah b. Muhammed Takī’nin Hindistan’dan gönderdiği sorulara verdiği cevapları ihtiva eder (nşr. Mehdî er-Recâî, Kum 1411). 13. ʿAynü’l-ḥayât. Hz. Peygamber’in Ebû Zer el-Gıfârî’ye vasiyetinin Farsça şerhi olup çok sayıda baskısı vardır (Leknev 1268, 1304; Tahran 1278, 1280, 1373, 1376). Eserin müellif tarafından nazma çekilmiş 3000 beyitlik Mişkâtü’l-envâr adlı muhtasarı da yayımlanmıştır (Tebriz 1308; Bombay-Tahran 1311). 14. Ḥayâtü’l-ḳulûb. Peygamberler ve imamların tarihiyle ilgili üç ciltlik bir eserdir (Tebriz 1241, 1307; Tahran 1261, 1290, 1303, 1313, 1321; diğer baskıları için bk. Hânbâbâ, II, 1827-1829). Kitabın Resûl-i Ekrem’in hayatını anlatan cildini J. L. Merrick The Life and Religion of Muhammed adıyla İngilizce’ye çevirerek neşretmiştir (Boston 1850). Bu tercümenin bazı tashihlerle tıpkıbasımını Zahra Trust gerçekleştirmiştir (Teksas-San Antonio, 1982). 15. Teẕkiretü’l-eʾimme yâ Eʾimme-i Maʿṣûmîn. Hz. Peygamber’in ve Fâtıma’nın kısa biyografileriyle on iki imamın hayat hikâyesini içeren bu Farsça eser Neşr-i Mevlânâ serisi içinde yayımlanmıştır (Tahran, ts.). 16. Cilâʾü’l-ʿuyûn. Mâsum imamların uğradığı felâketleri mâsumların sayısına uygun olarak on dört babda anlatan bir eserdir (Tahran 1240, 1262, 1276; Necef 1353, diğer baskıları için bk. Hânbâbâ, II, 1567-1568). 17. Şerḥu Nehci’l-belâġa. Biḥârü’l-envâr’dan alınarak Ali Ensâriyân tarafından düzenlenmiştir (Tahran 1408/1988; Meclisî’nin bu eserleri ve diğer çalışmaları hakkında geniş bilgi için bk. Muhammed b. Ali el-Erdebîlî el-Garavî, II, 78-79; Hüseyin en-Nûrî, II, 37-53; Kays Âl-i Kays, III, 494-512; Ali b. Ahmed er-Reştî, sy. 38 [1341], s. 203-210).

Meclisî’nin eserleri, gerek kendi hayatında gerekse sonraki dönemlerde Şiî âlimleri tarafından eleştirilmiştir. Eleştiri konularından biri çelişkili rivayetlere yer vermesidir. Müellif kitaplarında sahih rivayetleri sahih olmayandan ayırmayı ihmal etmiş yahut bunu okuyucuya bırakmış, konuyla ilgili görüşlerini belirtmemiş, bazı haberlerin mezhebe muhalif olduğunu, itibar edilmemesi gerektiğini söylemekle yetinmiştir. Birbirine aykırı rivayetleri tevcih veya te’vil eden yahut aralarındaki zıtlığı gidermeyi amaçlayan ifadelerle hadis veya haberin sıhhati ve kabulü için verilen bilgiler kendisine ait değildir. Eserlerinin sayı bakımından çok olması müellife bir üstünlük ve şöhret sağlamışsa da çalışmaları düzenlenmeye muhtaçtır. Müellifin, kitaplarına doğru yanlış her şeyi alması, açıklamalarının çoğunun aceleye gelip faydasız ve şüpheye düşürücü nitelikte olması çalışmalarının değerini düşürmektedir. Meclisî hakkında Şîa’nın mübalağalı ifade ve övgülerinin de bir çeşit taassuba dayandığı kabul edilmektedir (Aʿyânü’ş-Şîʿa, IX, 183). Müellifin düşüncelerinde tutarsız olduğu iddiaları yanında (Ma‘sûm Ali Şah, I, 279 vd.) kitaplarında mâsum insanları aşağılaması sebebiyle Şîa’nın imâmet anlayışına güvenin kalmayacağı da belirtilmiştir (Ali Şeriati, s. 156).

BİBLİYOGRAFYA
Meclisî, Ḥayâtü’l-ḳulûb, Tahran 1869, I, 3; a.mlf., Zâdü’l-meʿâd, Tahran 1903, s. 2-3; a.mlf., ʿAynü’l-ḥayât, Tahran 1952, s. 4, 560-567; a.mlf., Ḥaḳḳu’l-yaḳīn, Tahran 1968, s. 154-278, 519, ayrıca bk. tür.yer.; a.mlf., Biḥârü’l-envâr, Beyrut 1403/1983, I, 1-5; Abdullah Efendi el-İsfahânî, Riyâżü’l-ʿulemâʾ ve ḥiyâżü’l-fużalâʾ (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Kum 1401, V, 39-40; İbn Usfûr el-Bahrânî, Lüʾlüʾetü’l-Baḥreyn, Necef, ts., s. 55; Hânsârî, Ravżâtü’l-cennât, II, 78-93, 131; Tebrîzî, Reyḥânetü’l edeb, Tebriz, ts. (Çâphâne-i Şafak), III, 455; Browne, LHP, IV, 120, 381-404, 409, 417; L. Lockhard, The Fall of Ṣafavī Dynasty and the Afghan Occupation of Persia, Cambridge 1958, s. 3-4, 6; Ma‘sûm Ali Şah, Ṭarâʾiḳ, I, 279 vd.; Hânbâbâ, Fihrist, I-V, tür.yer.; Muhammed b. Ali el-Erdebîlî el-Garavî, Câmiʿu’r-ruvât, Beyrut 1403/1983, II, 78-79; Hüseyin en-Nûrî, el-Feyżü’l-ḳudsî fî tercemeti’l-ʿallâme el-Meclisî (Meclisî, Biḥârü’l-envâr içinde), II, 2-199; Abbas el-Kummî, el-Künâ ve’l-elḳāb, Beyrut 1403/1983, III, 147-152; Aʿyânü’ş-Şîʿa, IX, 182-184; Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ teṣânîfi’ş-Şîʿa, Beyrut 1403/1983, tür.yer.; Kays Âl-i Kays, el-Îrâniyyûn, III, 484-512; Ali el-Fâzıl Kāinî en-Necefî, Muʿcemü müʾellifi’ş-Şîʿa, Kum 1405, s. 384; Seyyid Ahmed el-Hüseynî, Telâmiẕetü’l-ʿallâme el-Meclisî, Kum 1410, tür.yer.; Ali Şerîatî, Ali Şiası Safevi Şiası (trc. Feyzullah Artinli), İstanbul 1990, s. 156; Ali b. Ahmed er-Reştî, “Fihrist-i Taṣnîfât ve Teʾlîfât-ı Mevlânâ Aḥmed Muḥammed Bâḳır Meclisî”, Mecelle-i Dânişkede-i Edebiyyât, sy. 38, Tahran 1341, s. 203-210; Abdul-Hadi Hairi, “Mad̲j̲lisī, Mulla Muḥammad Bāḳir”, EI2 (İng.), V, 1086-1088; E. Kohlberg, “Majlisī”, ERE, IX, 141-142; Michel M. Mazzaoui, “Majlisī, Muhammad Bāqir”, The Oxford Encyclopedia of the Modern Islamic World (ed. J. L. Esposito), Oxford 1995, III, 27-28.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara'da basılan 28. cildinde, 253-255 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER