MİYÂN MÎR

ميان مير
Müellif:
MİYÂN MÎR
Müellif: NISAR AHMAD FARUQI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2005
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/miyan-mir
NISAR AHMAD FARUQI, "MİYÂN MÎR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/miyan-mir (21.10.2019).
Kopyalama metni
957’de (1550) Sivîstan’da (Sehvân-Sind) doğdu. Mîr Muhammed, Şeyh Muhammed Mîr, Miyâncîv ve Pîr Lâhûrî gibi isim ve nisbelerle anılır. Baba tarafından soyu Hz. Ömer’e ulaşmaktadır. Ataları Sind’in fethi esnasında buraya gelip yerleşmiştir. Anne ve babasının aileleri bölgede “kadılar” diye bilinir. Yedi yaşında iken babası vefat edince Miyân Mîr’in eğitimiyle annesi Bîbî Fâtıma ilgilendi. Temel eğitimini tamamladıktan sonra Kādiriyye tarikatına dair ilk telkinleri annesinden aldı ve bölgedeki şeyhleri ziyaret etmek için seyahate çıktı. Sivîstan dağlarında uzlet hayatı yaşayan Kādirî şeyhi Hızır Sivîstânî’ye intisap ederek seyrüsülûkünü tamamladı ve hilâfet aldı. Devrinin gavsı olarak kabul ettiği şeyhinin yanında bir süre kalıp hizmet ettikten sonra onun teşvikiyle dinî bilgilerini arttırmak için Lahor’a gitti (982/1575). Burada Ekber Şah döneminin âlimlerinden Miyân Sa‘dullah b. Fethullah Dânişmend ve talebesi Miyân Ni‘metullah’tan dinî ilimleri tahsil etti. Uzun yıllar halktan uzak yaşamaya çalışan Miyân Mîr tanınmaya başlayınca kırk yıldır ikamet etmekte olduğu Lahor’u terkedip Sirhind’e gitti. Bir süre sonra hastalandığından tedavisiyle ilgilenen müridi Ni‘metullah Sirhindî’ye hilâfet verip Lahor’a döndü. Hiç evlenmeyen ve hayatının altmış yıldan fazlasını Lahor’da geçiren Miyân Mîr 7 Rebîülevvel 1045 (21 Ağustos 1635) tarihinde burada vefat etti (Dârâ Şükûh, Sefînetü’l-evliyâʾ, s. 72). Mezarı Lahor’un güneydoğusundaki Dârâpûr mevkiindedir. Dârâ Şükûh’un yaptırmaya başladığı kabri Evrengzîb tarafından tamamlanmış, dönemin Lahor valisi Nevvâb Vezîr Han, Evrengzîb’in emriyle kabir üzerine bir türbe yaptırmıştır. Mezarı günümüzde ziyaretgâhtır.

Bâbürlü hânedanından Cihangir, Şah Cihan, Dârâ Şükûh, Cihanârâ Begüm ve Evrengzîb, Miyân Mîr’e karşı sevgi beslemişlerdir. Lahor’da bulunduğu sırada kendisini ziyaret edemediği için üzülen Cihangir tarafından başşehir Agra’ya davet edilmiş, bir süre orada kalıp Cihangir’e tavsiyelerde bulunmuş, şeyhin sözlerinden etkilenen Cihangir her şeyini terkedip kendisini tamamen Allah’a verebileceğini söylemiş, ancak Miyân Mîr bunu uygun bulmamıştır. Lahor’a döndükten sonra da Cihangir’in ona mektuplar yazdığı kaydedilmektedir. Cihangir’in ardından tahta çıkan Şah Cihan, Keşmir seferi dönüşünde Miyân Mîr’i ziyaret edip bazı hediyeler vermiş, oğlu Dârâ Şükûh’un da bulunduğu bu ziyaret sırasında Miyân Mîr, hükümdara devlet yönetimi ve halkın korunup gözetilmesiyle ilgili nasihatlerde bulunmuştur. Cihangir’in, o sırada yirmi yaşında olan Dârâ Şükûh’un bir türlü geçmeyen rahatsızlığı için Miyân Mîr’den yardım istediği nakledilmekte, Dârâ Şükûh da Miyân Mîr’in duasıyla iyileştiğini ve bir daha o hastalığa yakalanmadığını belirtmektedir. Nakşibendî -Müceddidî şeyhlerinden Abdülhakîm Siyâlkûtî de onu ziyaret edip hizmetinde bulunmuştur. Ancak aralarında vahdet-i vücûd ve seyrüsülûk konularında bazı ihtilâflar olduğu bilinmektedir.

Lahor’da Pencabî dilinde yayımlanan Şehr-i Lâhor di Târîḫ adlı kitapta, Sih reisi (Guru) Arcun Singh’in 1588 yılında Amritsar’daki Altın Mâbed’in temel atma merasimine Miyân Mîr’i de davet ettiği şeklindeki bilgiden onun devlet adamlarının yanı sıra toplumun çeşitli kesimleriyle de ilişki içerisinde olduğu anlaşılmaktadır.

Miyân Mîr, kendisine intisap etmek isteyenleri müridliğe kabul etme konusunda titiz davranmasına rağmen müridlerinin sayısı binleri bulmuş, geride Ni‘metullah Sirhindî ve Şah Muhammed Bedahşî başta olmak üzere kırk beş halife bırakmıştır. Vahdet-i vücûd düşüncesini ve Kādiriyye tarikatını Keşmir bölgesinde yaygınlaştıran Bedahşî şeyhinin mezarının yanına defnedilmiştir. Miyân Mîr’in kız kardeşi Bîbî Cemal Hatun, Kādiriyye’nin Pencap bölgesinde yayılmasında etkili olan Kādirî kadın velîlerden biridir.

Vahdet-i vücûd düşüncesini Hint alt kıtasında en etkili biçimde savunan sûfîlerden olan (Muhammed İkrâm, s. 426) Miyân Mîr’in Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye ve Fuṣûṣü’l-ḥikem adlı eserlerini ezberden okuduğu, Abdurrahman-ı Câmî’nin Fuṣûṣ şerhini de ezber derecesinde bildiği söylenir. İnsanın nefis, kalp ve ruhtan ibaret olduğunu, nefsin şeriata, kalbin tarikata uymakla ıslah edileceğini, ruhun ıslahının ise hakikate ulaşmakla gerçekleşeceğini belirten Miyân Mîr’e göre asıl maksat olan hakikate ermenin ilk yolu şeriata uymaktır (Saiyid Athar Abbas Rizvi, II, 106).

Dârâ Şükûh’un Miyân Mîr ve müridlerine dair Sekînetü’l-evliyâʾ ile Sefînetü’l-evliyâʾ adlı eserleri ve Cihangir’in Tüzük-i Cihângîrî’si Miyân Mîr’in hayatıyla ilgili ilk dönem kaynaklarıdır. Modern zamanlarda Miyân Mîr hakkında yapılan bazı çalışmalar şunlardır: Gulâm Destgîr Nâmî, Teẕkire-i Ḥażret Miyân Mîr Ḳādirî (Lahor 1958); Beşîr Ahmed Çiştî, Sevâniḥ-i Ḥażret Miyân Mîr (Lahor 1964); İkbâl Ahmed Ḥażret Miyân Mîr (Lahor, ts.); Muhammed Dîn Kelîm Kādirî Teẕkire-i Ḥażret Miyân Mîr (Lahor 1986).

BİBLİYOGRAFYA
Cihangîr, Cihângîrnâme: Tüzük-i Cihângîrî (nşr. Muhammed Hâşim), Tahran 1359 hş., s. 325; Dârâ Şükûh, Sefînetü’l-evliyâʾ, İstanbul 1326, s. 70-73; a.mlf., Sekînetü’l-evliyâʾ (nşr. Târâ Çend - Muhammed Rızâ Celâlî-Nâîmî), Tahran 1344 hş./1965; Abdülhamîd Lâhûrî, Pâdişâhnâme, Kalküta 1867, I/1, s. 340; Muhammed Sâlih Kembûh, ʿAmel-i Ṣâliḥ: Şâh Cihânnâme, Lahor 1960, III, 382; Abdülhay el-Hasenî, Nüzhetü’l-ḫavâṭır, V, 403-404; Saiyid Athar Abbas Rizvi, A History of Sufism in India, New Delhi 1983, II, 103, 105-121, 133-134; Muhammed Dîn Kelîm Kadirî, Teẕkire-i Miyân Mîr, Lahor 1986, s. 58, ayrıca bk. tür.yer.; Muhammed İkrâm, Rûd-ı Kevs̱er, Lahor 1992, s. 426-429; N. Hanif, Biographical Encyclopaedia of Sufis: South Asia, New Delhi 2000, s. 206-209; M. Hidayet Hosain, “Miyancı”, İA, VIII, 374; S. Digby, “Miyān Mīr, Miyad̲j̲ī”, EI2 (İng.), VII, 189; Abdülganî, “Miyân Mîr”, UDMİ, XXI, 907-909.
Bu madde ilk olarak 2005 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 30. cildinde, 200-201 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.