ÜMMÜ’l-MUKTEDİR

أمّ المقتدر
ÜMMÜ’l-MUKTEDİR
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.03.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ummul-muktedir
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "ÜMMÜ’l-MUKTEDİR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ummul-muktedir (28.03.2020).
Kopyalama metni
Asıl adı Nâim olup Halife Mu‘tazıd-Billâh tarafından Şağab diye adlandırılmıştır (Taberî, X, 42). Ümmü’l-Kāsım bint Muhammed b. Abdullah b. Tâhir’in Türk asıllı câriyesidir. Mu‘tazıd-Billâh onu satın almış ve oğlu Ebü’l-Fazl Ca‘fer’in doğumuyla ümmüveled statüsünü kazanmıştır. Halife Müktefî-Billâh’ın ölümünden sonra yerine Şağab Hatun’un on üç yaşındaki oğlu Ca‘fer, Muktedir-Billâh lakabıyla halife ilân edildi (908). Ancak halife bir otorite kuramayacağından annesi idareyi tamamen kendi kontrolü altına aldı. Vezirlerin, valilerin, saray görevlilerinin tayin ve azli onun yetkisindeydi. 306 (918) yılında sarayın ve haremin idaresinden sorumlu olan Kahramâne Semmel’e Rusâfe’de kadıların, fukahanın ve ileri gelen devlet adamlarının huzurunda Dîvân-ı Mezâlim’e başkanlık etmesini ve her cuma günü halkın şikâyetlerini dinleyip hüküm vermesini emretti. Karar ve menşurlarda onun imzası vardı. Ancak halk bu durumu yadırgadı ve aleyhte konuşmaya başladı. Bunun üzerine Şağab Hatun, Kadı Ebü’l-Hasan’ı çağırıp mezalim davalarını ona devretti. Aynı yıl Bağdat’ta Dicle kenarında Sûkuyahyâ’da bir hastahane (Bîmâristânü’s-Seyyide Ümmü’l-Muktedir) yaptırdı ve doktor Sinân b. Sâbit el-Harrânî’yi başhekim tayin etti. 1 Muharrem 306 (14 Haziran 918) tarihinde hizmete açılan hastahanenin aylık masrafı 600 dinar idi (İbn Ebû Usaybia, s. 302).

Şağab Hatun, 314’te (926) daha önce kendisine vezirlik yapan Ebü’l-Abbas el-Hasîbî’nin zamanının büyük kısmını devlet işlerine ayırdığını görünce kendi şahsî işleriyle, emlâk ve maiyetindekilerle ilgilenmek üzere Abdurrahman b. Muhammed b. Sehl’i kâtip tayin etti. Vezir Hasîbî bu durumdan çok rahatsız oldu. Çünkü Şağab Hatun’a hizmet etmeyi halifeye hizmet etmekten daha önemli kabul ediyordu. 315 (927) yılında Türk asıllı kumandan Mûnis el-Muzaffer, Şağab Hatun’un kendisini öldürtmek istediğini haber alınca Bağdat’tan uzaklaşıp Sugūr’da görev almak istedi. İki yıl sonra kumandan ve askerler, başta Şağab Hatun olmak üzere saray kadınlarının devlet işlerine karışmasından rahatsızlık duyan Mûnis el-Muzaffer’in başkanlığında toplandılar. Halife Muktedir-Billâh’ı hilâfetten azlederek yerine kardeşi Muhammed Kāhir-Billâh’ın getirilmesine karar verdiler (15 Muharrem 317 / 28 Şubat 929). Bu değişiklik sırasında Halife Muktedir ve Şağab Hatun dârülhilâfeden uzaklaştırılıp kumandan Mûnis el-Muzaffer’in evinde hapsedildi. Dârülhilâfe yağmalandı. Şağab Hatun’un hazinesinden 600.000 dinar alındı. Ancak iki gün sonra Kāhir-Billâh azledilip tekrar Muktedir-Billâh halife ilân edildi. Kāhir-Billâh da Şağab Hatun’un konağında hapsedildi. Şağab Hatun kendisine çok iyi davrandı.

320’de (932) Halife Muktedir-Billâh ile Mûnis el-Muzaffer arasındaki münasebetler tamamen bozuldu. Muktedir, Mûnis ile savaşmak üzere sefere çıkmak istediyse de hazinede para yoktu. Bunun üzerine annesinden para istedi. Annesi, 3 milyon dinar tutarındaki parasını Karmatîler’le mücadeleye ayırdığını ettiğini söyleyip ancak 50.000 dinar verebileceğini söyledi. Bu durum devlet hazinesinin tamamen Şağab Hatun’un kontrolü altında olduğunu göstermektedir. Muktedir-Billâh, Mûnis el-Muzaffer karşısında yenilip öldürülünce (27 Şevval 320 / 31 Ekim 932) devlet erkânı oğlu Ebü’l-Abbas Ahmed’i halife yapmak istedi. Fakat kumandanlar, onun da babası gibi Şağab Hatun’un ve saray kadınlarının baskısı altında kalacağını söyleyerek karşı çıktılar. Yerine Muktedir’in kardeşi Kāhir-Billâh tekrar halife ilân edildi. Kāhir-Billâh ilk iş olarak üvey annesi Şağab Hatun ile çocuklarını takibe aldı. Yakalanıp hapsedilen Şağab Hatun bu sırada istiskā (vücudun su toplaması) hastalığından mustaripti ve oğlunun ölümüyle hastalığı daha da artmıştı. Kāhir-Billâh, Şağab Hatun’u huzuruna çağırıp sahip olduğu serveti bildirmesini, hem şahsî emlâkinin hem de kurduğu vakıflara ait malların satışına izin vermesini istedi. Şağab Hatun mücevherlerini, parasını ve şahsî eşyalarını alabileceklerini, ancak vakıflara ayırdığı emlâk ve malların satılmasına asla rıza göstermeyeceğini, onları Mekke ve Medine’ye, hac yollarına, fakir müslümanlara yardım için tahsis ettiğini söyledi. Bunun üzerine Kāhir-Billâh, Şağab Hatun’a işkence yaptırdı; yine razı olmayınca tek ayağından astırıp dövdürdü. Ardından kadıları çağırarak onların huzurunda Şağab Hatun’un bütün mal ve eşyalarının, emlâkinin satılmasına rıza gösterdiğine dair bir belge tanzim ettirdi. Şağab Hatun’dan müsadere edilen kıymetli eşya ve para 130.000 dinarı buluyordu (İbnü’l-Cevzî, VI, 253). 321 (933) yılında Şağab Hatun’un hastalığı şiddetlenince Hâcib Ali b. Büleyk onunla ilgilendi ve kendi annesinin yanına götürdü. Cemâziyelevvel veya Cemâziyelâhir 321’de (Mayıs veya Haziran 933) vefat etti ve Rusâfe’deki türbesine defnedildi.

Çok güzel ve cömert olduğu rivayet edilen Şağab Hatun’un yıllık geliri 1 milyon dinara ulaşıyordu. Bunun büyük bir kısmını hac yollarına, hacıların yiyecek ve su ihtiyaçlarını karşılamada kullanmış, Bağdat’ta Sûkuyahyâ’daki bîmâristan dışında Katîatüddakīk’te bir cami yaptırmıştır. Ayrıca hayır ve hasenatı çoktu. Onun yanında çalışan herkes devlet hazinesinden yararlanmış, kâtibi Ebû Yûsuf sorguya çekilip 21.000 dinarı müsadere edilmiştir. Muktedir-Billâh devrinde devlet otoritesi tamamen onun elinde bulunduğundan dilediğini tayin ve azleder, mallarını müsadere ettirir, hatta öldürtürdü. Vezirlik ve diğer makamları ele geçirmek isteyenler Şağab Hatun’a rüşvet vermek zorundaydı. Hâmid b. Abbas vezirlikten azledilip yerine İbnü’l-Furât el-Âkūlî getirilince (311/923) yeni vezir selefini takip ettirmiş, mallarına el koyarak onu hapsettirmek istemiş, bunun üzerine Hâmid b. Abbas dârülhilâfeye gidip Şağab Hatun’a sığınmıştır. İstenilen meblağı kendisine verebileceğini söyleyerek İbnü’l-Furât’a teslim edilmemesini ve dârülhilâfede hapsedilmesini rica etmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), X, 42, 139; Ebû Bekir es-Sûlî, Ḳısmün min aḫbâri’l-Muḳtedir-Billâh el-ʿAbbâsî (nşr. Halef Reşîd Nu‘mân), Bağdad 1999, s. 18-19, 22, 35, 39; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), IV, 292 vd.; Arîb b. Sa‘d, Ṣılatü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], XI içinde), tür.yer.; İbnü’l-İmrânî, el-İnbâʾ fî târîḫi’l-ḫulefâʾ (nşr. Kāsım es-Sâmerrâî), Leiden 1973, s. 153 vd.; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VI, 67, 253-254; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VII, 474; VIII, tür.yer.; İbn Ebû Usaybia, ʿUyûnü’l-enbâʾ, s. 302; Süyûtî, Târîḫu’l-ḫulefâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1371/1952, s. 280-281; Yâsîn Hayrullah el-Hatîb el-Ömerî el-Mevsılî, er-Ravżatü’l-feyḥâʾ fî tevârîḫi’n-nisâʾ (nşr. İmâd Ali Hamza), [baskı yeri yok] 1407/1987 (Dârü’l-âlemiyye), s. 367-369; Mehmed Zihni, Meşâhîrü’n-nisâ (haz. Bedreddin Çetiner), İstanbul 1982, s. 399; Hudarî, Muḥâḍarât: ʿAbbâsiyye, s. 335, 359-360; Kehhâle, Aʿlâmü’n-nisâʾ, V, 67-70; Zekeriya Kitapçı, Abbasi Hilafetinde Örnek Bir Türk Anası: Şağab Hatun, İstanbul 1991; Mustafa Sabri Küçükaşcı, “Kāhir-Billâh”, DİA, XXIV, 172; Abdülkerim Özaydın, “Muktedir-Billâh”, a.e., XXXI, 144-145.
Bu madde ilk olarak 2012 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 42. cildinde, 326-327 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.