MU‘TAZID-BİLLÂH

المعتضد بالله
Müellif:
MU‘TAZID-BİLLÂH
Müellif: ALİ AKTAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mutazid-billah
ALİ AKTAN, "MU‘TAZID-BİLLÂH", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mutazid-billah (18.11.2019).
Kopyalama metni
242 (856-57) veya 243 (857-58) yılında Sâmerrâ’da doğdu. Babası Abbâsî hânedanının nüfuzlu simalarından Muvaffak-Billâh, annesi Rum asıllı bir câriyedir. Halife Mu‘temid-Alellah, Basra’da isyan eden Zencîler’e ve doğuda önemli bir güç haline gelen Saffârîler’e karşı başarılı olabilmek için o sırada Mekke’de bulunan kardeşi Muvaffak’ı Sâmerrâ’ya çağırıp kendisini hilâfet nâibi tayin etti. Oğlu Mu‘tazıd-Billâh ile beraber Basra’ya giden Muvaffak uzun süren mücadeleler neticesinde Zencîler’in isyanını bastırdı (267/880). Muvaffak, daha sonra Mu‘tazıd kumandasındaki Irak ordusuyla bütün Suriye topraklarına hâkim oldu. Bunun üzerine Tolunoğulları Hükümdarı Humâreveyh b. Ahmed b. Tolun, ordusuyla harekete geçerek Remle-Dımaşk arasındaki Tavâhîn mevkiinde Mu‘tazıd’ın kumandasındaki Abbâsî ordusuyla savaşa girdi. Savaşın başlarında galip durumda olan Mu‘tazıd daha sonra çekilmek zorunda kaldı (271/885). Babasıyla birlikte Saffârîler’den Amr b. Leys’e karşı düzenlenen bir sefere de katılan Mu‘tazıd, emirlerine karşı çıktığı ve Dımaşk’tan ayrılmayı reddettiği için babası tarafından hapse atıldı (275/889). Bunun üzerine kendisine bağlı kumandanlardan bir kısmı Bağdat’ta karışıklıklar çıkardı. Muvaffak ise amacının oğlunu terbiye etmek olduğunu söyleyerek onları yatıştırmayı başardı ve ölümünden bir hafta öncesine kadar (278/891) onu hapiste tutmaya devam etti.

Muvaffak’ın ölümünün ardından kumandanlar Mu‘temid’in oğlu Ca‘fer el-Mufavvaz’a birinci veliaht, Mu‘tazıd’a ikinci veliaht olarak biat ettiler (23 Safer 278 / 6 Haziran 891). Halife Mu‘temid, bir yıl kadar sonra oğlu Mufavvaz’ı veliahtlıktan azlederek yeğeni Mu‘tazıd-Billâh’ı veliaht tayin etti (22 Muharrem 279 / 24 Nisan 892). Mu‘tazıd-Billâh, Mu‘temid’in bu olaydan altı ay sonra (18 Receb 279 / 14 Ekim 892) beklenmedik şekilde ölümüyle halife oldu. Merkezî idarenin zayıfladığı ve devlet hazinesinin boşaldığı dönemde iktidara gelen Mu‘tazıd-Billâh, ilk iş olarak babasının yardımcılığını yapmış olan Ubeydullah b. Süleyman b. Vehb’i vezir tayin etti. 1 Safer 280’de (22 Nisan 893) Âmid Emîri Ahmed b. Îsâ’nın üzerine yürüyüp Şeybânîler’i itaat altına aldı.

Uzun süren savaştan yorulan Mısır’daki Tolunoğulları Hükümdarı Humâreveyh gönderdiği hediyelerle Mu‘tazıd’ın gönlünü kazandı. Mu‘tazıd da ona çeşitli hil‘atler ve bir kılıç yolladı ve Fırat ile Berka arasındaki bölgeyi kendisine bıraktı. Humâreveyh, daha önce ödemediği yıllık 200.000 dinarla birlikte bundan sonra her yıl 300.000 dinar ödemeyi kabul etti. Ayrıca kızını halifeyle evlendirdi ve Muharrem 282’de (Mart 895) Bağdat’ta düğün yapıldı.

Saffârîler’den Amr b. Leys’in elçisi Bağdat’a gelerek halifeyi tebrik edip bağlılık arzetmiş (2 Şâban 279 / 28 Ekim 892) ve efendisinin Horasan valiliğini talep eden mektubunu kendisine sunmuş, halife de onu Horasan valiliğine tayin etmek zorunda kalmıştı (Ramazan 279 / Aralık 892). Amr, bir süre sonra bu geniş topraklarla yetinmeyip Mâverâünnehir’e de göz dikmeye başladı. Halife Mu‘tazıd bu isteğini de kabul etti ve Mâverâünnehir’i Sâmânî Emîri İsmâil b. Ahmed’den alıp ona verdi (23 Muharrem 285/19 Şubat 898). Fakat Sâmânîler, Amr’ı mağlûp ederek Saffârîler’den daha güçlü ve bölgenin gerçek sahibi olduklarını gösterdiler. Halife bunun üzerine Amr’ın hâkim olduğu bütün yerleri Emîr İsmâil’e verdiğini bildirdi (287/900).

Mu‘tazıd 284 (897) yılında, cuma günleri minberlerde Muâviye b. Ebû Süfyân başta olmak üzere Ümeyyeoğulları’na lânet okunmasını emreden bir mektup yazdırdı. Vezir Ubeydullah, bu uygulamanın yeni bir fitneye yol açabileceğini söylediyse de halifeyi ikna edemedi. Bu defa Kadı Yûsuf, Emevîler’in Ehl-i beyt’e yaptığı kötülüklerin bu mektup vasıtasıyla yayılması halinde halkın tamamen Ali evlâdına meyledeceğini belirtince Mu‘tazıd bu kararı uygulamaktan vazgeçti.

Bu yıllarda Mu‘tazıd merkezî İran’da (Cibâl) hüküm süren Dülefîler’le uğraşmak zorunda kaldı. Dülefî Hükümdarı Ebû Leylâ Hâris b. Abdülazîz başlattığı isyan sonunda çıkan çatışmada öldürüldü (284/897), böylece Dülefîler’in varlığına son verilmiş oldu. Dülefîler’in toprakları Abbâsî halifeleri tarafından tayin edilen valilerce yönetilmeye başlandı. Bu dönemde Azerbaycan’da hüküm süren Sâcoğulları ile de münasebetler bozuldu. Buna rağmen Mu‘tazıd, Muhammed b. Ebü’s-Sâc’ın Azerbaycan ve İrmîniye bölgesindeki hâkimiyetini tanıdı ve ona hil‘at gönderdi (285/898). Muhammed b. Ebü’s-Sâc da halifeye bağlılığını göstermek üzere oğlu Ebü’l-Müsâfir’i kıymetli hediyelerle birlikte Bağdat’a rehine olarak yolladı (7 Muharrem 286 / 23 Ocak 899). Mu‘tazıd 286’da (899) Âmid’i Şeybânî Emîri Ahmed b. Îsâ’nın oğlu Muhammed’in elinden aldı. Ardından Hamdânîler’den Hamdân b. Hamdûn’u Mardin Kalesi’nde kuşattı, ancak başarılı olamadı. Daha sonra Türk kumandanlarıyla beraber şehri ikinci defa kuşatınca Hamdan şehri terketmek zorunda kaldı.

Merkezî idarenin duyarsızlığı, mahallî menfaatler ve kırsal bölgelerdeki memnuniyetsizlik yeni bir Şiî ayaklanması için elverişli zemin hazırlamıştı. Karmatîler’in güçlü lideri Ebû Saîd el-Cennâbî, birçok kimseyi etrafında toplayarak kısa zamanda Bahreyn ve çevresindeki geniş alanda hâkimiyet kurdu (286/899). Halifenin Cennâbî’ye karşı gönderdiği 2000 kişilik ordu mağlûp oldu. 287’de (900) Karmatîler, Abbas b. Amr el-Ganevî kumandasındaki Abbâsî ordusunu da yenerek Bahreyn’in merkezi Hecer’i ele geçirdiler. Bu sırada Muhammed b. Ebü’s-Sâc’ın önde gelen kumandanlarından Vasîf Malatya üzerine yürüyüp şehri ele geçirdi ve halifeye mektup yazarak Sugūr bölgesine vali tayin edilmesini istedi. Bunun üzerine Mu‘tazıd hemen sefer hazırlıklarına başladı ve 11 Şevval 287’de (9 Ekim 900) Vasîf üzerine yürüdü. Oğlu Müktefî-Billâh’ın da katıldığı bu sefer sonunda Vasîf yakalandı (17 Zilkade 287 / 13 Kasım 900). Mu‘tazıd-Billâh, veziri Ubeydullah’ın vefatının ardından onun oğlu Kāsım’ı kendisine vezir tayin etti (288/901). Bu olaydan bir yıl sonra 22 Rebîülâhir 289 (5 Nisan 902) tarihinde Bağdat’ta vefat etti.

Mu‘tazıd-Billâh tutumlu, atılgan ve sert mizaçlı bir kimse idi. Sarsılmakta olan Abbâsî hâkimiyetini yeniden sağladığı için kendisine devletin kurucusunun lakabı verilmiş ve “İkinci Seffâh” olarak adlandırılmıştır. Şair İbnü’r-Rûmî bu vasfından dolayı onu övmüş, Yezdicerd b. Mehbendân el-Fârisî Feżâʾilü Baġdâdi’l-ʿIrâḳ adlı eserini ona ithaf etmiştir. Mu‘tezile mezhebine sempati duyan Mu‘tazıd Ehl-i beyt mensuplarına da iyi davranmış, onlara ihsanda bulunmuştur. Abbâsî ordusunda görev yapan Türkler’in nüfuzunu kırmaya çalışmış ve bunu büyük ölçüde başarmıştır. Bağdat’ın doğu yakasında Süreyyâ adıyla büyük bir saray yaptıran halife, sarayını korumak amacıyla Hucriyye isimli birkaç bin kişilik memlük kuvveti teşkil etmişti. Hastalığının ilerlediği bir sırada kumandanlar, Mu‘tazıd’ın oğlu Müktefî-Billâh için yeniden biat alıp hilâfet makamına geçmesini sağladılar. Mu‘tazıd-Billâh’ın diğer oğlu Muktedir-Billâh da ağabeyi Müktefî-Billâh’tan sonra halife olmuştur. Mu‘tazıd adına kesilmiş olan sikkelerden yirmi sekiz tanesi İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde teşhir edilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), IX, 530, 540, 544, 557-663, 667; X, 8-10, 20-22, 28-89, 94, 128, 133; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), IV, 231-274; Hilâl b. Muhassin es-Sâbî, Rüsûmü dâri’l-ḫilâfe (nşr. Mîhâîl Avvâd), Beyrut 1406/1986, s. 7-9, 18, 21-22, 27, 29, 47-50, 71-72, 86-89, 94; a.mlf., el-Vüzerâʾ ev Tuḥfetü’l-ümerâʾ fî târîḫi’l-vüzerâʾ (nşr. Hasan ez-Zeyn), Beyrut 1990, bk. İndeks; Hatîb el-Bağdâdî, Târîḫu Baġdâd, IV, 403-407; İbnü’l-İmrânî, el-İnbâʾ fî târîḫi’l-ḫulefâʾ (nşr. Kāsım es-Sâmerrâî), Leiden 1973, s. 140-149; Reşîd b. Zübeyr, eẕ-Ẕeḫâʾir ve’t-tuḥaf (nşr. Muhammed Hamîdullah), Küveyt 1984, bk. İndeks; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; İbnü’t-Tıktakā, el-Faḫrî, s. 256 vd.; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XIII, 463-479; İbn Fazlullah el-Ömerî, Mesâlik, XXIV, 155-159; Süyûtî, Târîḫu’l-ḫulefâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1371/1952, s. 368-376; Ahmed Zekî Safvet, Cemheretü resâʾili’l-ʿArab fî ʿuṣûri’l-ʿArabiyyeti’z-zâhire, Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-ilmiyye), IV, 325-337; Artuk, İslâmî Sikkeler Kataloğu, I, 114-121; Cebrâil Süleyman Cebbûr, el-Mülûkü’ş-şuʿarâʾ, Beyrut 1401/1981, s. 143-145; Hasan İbrâhim, İslâm Tarihi, III, 360-362; H. Kennedy, The Prophet and the Age of the Caliphates, London 1986, s. 178-186, 188; a.mlf., “al-Muʿtaḍid Bi’llāh”, EI2 (İng.), VII, 759-760; G. le Strange, Baghdad During the Abbasid Caliphate (ed. Fuat Sezgin), Frankfurt 1993, bk. İndeks; Muhammed Sa‘d eş-Şeybânî, Târîḫu’l-ʿIrâḳ zemene’l-ḫilâfeti’l-ʿAbbâsiyye fî Baġdâd ʿale’l-ʿahdi’l-Muʿtażıd-Billâh el-ʿAbbâsî (279-289 H/892-902 M), Kayrevan 1996; Saim Yılmaz, Abbâsîler’de Mu‘tazıd ve Müktefî Dönemi: 279-295/892-908 (doktora tezi, 2004), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 1-190; H. Busse, “Das Hofbudget des Chalifen al-Muʿtaḍid billāh (279/892-289/902)”, Isl., XLIII (1967), s. 11-36; C. Melchert, “Religious Policies of the Caliphs”, Islamic Law and Society, III, Leiden 1996, s. 338-342; K. V. Zetterstéen, “Mûtazıd”, İA, VIII, 750-751.

Ali Aktan
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 31. cildinde, 383-384 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.