MUSTAFA EFENDİ, Bolevî

Müellif:
MUSTAFA EFENDİ, Bolevî
Müellif: MEHMET İPŞİRLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-efendi-bolevi
MEHMET İPŞİRLİ, "MUSTAFA EFENDİ, Bolevî", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-efendi-bolevi (21.09.2019).
Kopyalama metni
1000 yılında (1592) doğdu. Bolu tüccarından Ahmed Efendi’nin oğludur. Önce Bolu müftüsü Yûsuf Efendi, daha sonra Uzun Hasan Efendi’den ders aldı. Ardından Şeyhülislâm Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’ye intisap ederek ona mülâzım oldu ve kendisine fetva hizmeti verildi. Bu görevindeyken müderrisliğe geçti ve küçük dereceli medreselerde görev yaptı. Mâzul olduktan sonra kadılığa geçerek Aydın Akçaşehir kazasına muvakkaten yazıldı. Bu arada Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’nin fetva müsevvidliği hizmetiyle Bağdat seferine katıldı. Seferden gelince müderrisliğe döndü. Zilhicce 1048’de (Nisan 1639) Dâvud Paşa, Rebîülevvel 1049’da (Temmuz 1639) Sekban Ali Ağa, Şâban 1052’de (Kasım 1642) Ali Paşa-i Atîk medreselerine müderris oldu. Muharrem 1055’te (Mart 1645) Evkāf-ı Haremeyn müfettişliğine getirildi. Rebîülevvel 1055’te (Mayıs 1645) Bursa, Rebîülevvel 1056’da (Nisan-Mayıs 1646) Edirne, Receb 1056’da (Ağustos 1646) İstanbul kadısı oldu, Rebîülevvel 1057’de (Nisan 1647) mâzul olup Şevval 1057’de (Kasım 1647) Balıkesir ile Balya kazaları arpalık olarak verildi.

Mustafa Efendi, Şevval 1063’te (Eylül 1653) Anadolu kazaskerliği pâyesiyle ikinci defa İstanbul kadılığına getirilince arpalıkları geri alındı. Bu görevde iken Rumeli kazaskerliği pâyesi de tevcih edildi. Kadılık görevi 1065 Cemâziyelevveli sonlarına (Nisan 1655) kadar sürdü. Azledilince Şevval 1065’te (Ağustos 1655) Dimetoka ve Dağardı kazaları arpalık verildi. Bu sırada İstanbul’daki isyan hareketi ve âsilerin İpşir Mustafa Paşa ile Şeyhülislâm Ebûsaid Mehmed Efendi’nin idamını talep ettikleri karışıklıklar sırasında diğer üç âlimle birlikte saray tarafından aracı tayin edildi. Mustafa Efendi güzel üslûbu ile ortalığın yatışması için büyük çaba sarfetti (Naîmâ, VI, 96-99). Aynı şekilde Çınar Vak‘ası’nda da olayların yatıştırılmasında kendisine görev verildiği ve büyük gayret gösterdiği bilinmektedir (a.g.e., VI, 142-143). Bundan dolayı 21 Ramazan 1066’da (13 Temmuz 1656) Anadolu kazaskeri oldu, ayrıca kendisine Evkaf nâzırlığı görevi verildi.

Cemâziyelevvel 1067’de (Şubat-Mart 1657) Rumeli kazaskerliği rütbesini alan ve 3 Şâban’da (17 Mayıs) bilfiil Rumeli kazaskeri olan Mustafa Efendi, Naîmâ’ya göre bu vazifeleri Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa’nın sayesinde almıştır. Onun bu kudretli sadrazamın yakın adamlarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Şâban ayı içerisinde ödenmesi gereken asker mevâcibi için büyük para darlığı olduğunda Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa, Şeyhülislâm Bâlîzâde Mustafa Efendi ve Rumeli Kazaskeri Bolevî Mustafa efendilerle bir görüşme yapmış, ulûfenin Enderun Hazinesi’nden istikraz edilip daha sonra geri ödenmesi konusunda her üçü de müştereken imzaladıkları temessükle kefil olmuşlardı (a.g.e., VI, 258, 259).

Bu toplantıdan altı gün sonra 9 Şâban 1067’de (23 Mayıs 1657) Mustafa Efendi, Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa’nın isteği üzerine Bâlîzâde yerine şeyhülislâm oldu. Şeyhülislâmlığı döneminde çeşitli siyasî ve idarî olayların içerisinde faal olarak bulundu. 17 Muharrem 1069’da (15 Ekim 1658) vezirler, bütün bölük ağaları ve askerin de iştirakiyle yapılan ayak divanına katıldı ve burada Abaza Hasan hakkında verdiği fetva yüksek sesle okundu, herkes tarafından kabul gördü. Fetvada “hurûc ale’s-sultân ve sâî bi’l-fesâd” suçuna dayandırarak âsilerin katline hükmetmişti (a.g.e., VI, 357-359).

Mustafa Efendi’nin görevi bir yıl on ay sürdü. 25 Cemâziyelâhir 1069’da (20 Mart 1659) azledildi ve yerine Esîrî Mehmed Efendi getirildi. Azlinin sebebi kaynaklarda, Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa’nın kendisine rakip gördüğü Girit Serdarı Deli Hüseyin Paşa için istediği idam fetvasını vermemesi olarak gösterilir. Naîmâ Tarihi’nde, Köprülü’nün bütün ısrarına rağmen onun büyük bir cesaretle bu değerli serdarın önemsiz bir kusurla katlinin câiz olmadığını söyleyerek gerekiyorsa sürgüne gönderilmesini teklif ettiği, bunun Köprülü’yü kızdırdığı belirtilir. Ayrıca Mustafa Efendi, padişahın böyle nazik ve sıkıntılı bir dönemde Bursa’ya gitmesine de karşı çıkmıştı. Bu arada Girit Serdarı Hüseyin Paşa, ona mektup göndererek Girit’in nihaî fethi için sadrazamın gelmesinin şart olduğunu ve bu konuda yardımcı olmasını istemişti (Vecîhî Hasan, vr. 96a-b). Azlinden sonra arpalığı olan Mihaliç’e gönderildi. Üç dört ay sonra Bolu’ya döndü. Ardından hac farîzası için Hicaz’a gitmesine izin verildi. Hac sonrası Kahire’de ikameti ferman olundu, arpalıkları ise Mısır’da Feyyûm kazasıyla değiştirildi. Cemâziyelevvel 1081’de (Eylül-Ekim 1670) arpalığı Mısır’da Cîze kazasına çevrildi. Uzun süre Mısır’da oturdu ve Cemâziyelâhir 1086’da (Ağustos-Eylül 1675) burada vefat etti. Mustafa Efendi fıkıh yanında bazı fen ilimleriyle de uğraşmış olup Hanefî fıkhından Şerḥu Kenzi’d-deḳāʾiḳ ile Kadızâde-i Rûmî’nin Şerḥu Eşkâli’t-teʾsîs’ine birer hâşiye yazdığı bilinmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, Ravzatü’l-ebrâr Zeyli (haz. Nevzat Kaya), Ankara 2003, s. 157, 237, 276, 301, 303; Vecîhî Hasan, Târih (haz. Buğra Atsız, Das Osmanische Reichum die Mitte des 17. Jahrhunderts içinde), München 1977, vr. 96a-b; Abdurrahman Abdi Paşa Vekāyi‘nâme’si (haz. Fahri Çetin Derin, doktora tezi, 1993), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 44, 81, 91, 110, 114-115; Naîmâ, Târih, IV, 163-164, 215; V, 240, 243, 345, 417; VI, 64-65, 96-99, 142-143, 197, 230, 257-259, 260, 284-285, 357-359, 389-391; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, I, 421-423; Devhatü’l-meşâyih, s. 68-69; Osmanlı Müellifleri, II, 23; İlmiyye Salnâmesi, s. 474-477; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 340, 395; III/2, s. 476-477; Danişmend, Kronoloji2, V,127.

Mehmet İpşirli
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 31. cildinde, 295-296 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.