NİZÂMEDDİN HÂMÛŞ

نظام الدين خاموش
Müellif:
NİZÂMEDDİN HÂMÛŞ
Müellif: NECDET TOSUN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nizameddin-hamus
NECDET TOSUN, "NİZÂMEDDİN HÂMÛŞ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nizameddin-hamus (10.04.2020).
Kopyalama metni
Muhtemelen Semerkant’ta doğdu ve orada yetişti. Bahâeddin Nakşibend’in halifelerinden Alâeddin Attâr’ın mürididir. Sükût ve istiğrak hali galip olduğu için “Hâmûş” (suskun) lakabıyla tanınmıştır. Semerkant’ta yaşayan Nizâmeddin bir ara bu şehre gelen Alâeddin Attâr ile görüşüp kendisine intisap etti. Seyrüsülûkünü onun yanında tamamladı. Şeyhinin vefatından sonra Semerkant’ta irşad faaliyetine başladı. Mâverâünnehir’in meşhur âlimlerinden Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Alâeddin Attâr’a intisap edince Attâr onun tasavvufî eğitimi için Nizâmeddin Hâmûş’u görevlendirdi. Nizâmeddin Hâmûş’un, şeyhlik iddiasında bulunduğu ve Cürcânî’yi mürid edindiği söylenerek Attâr’a şikâyet edildiği, Çagāniyân tarafında bulunan Attâr’ın Semerkant’a haber gönderip Hâmûş’u huzuruna çağırdığı, Hâmûş’un Cürcânî ile birlikte Çagāniyân’a gittiği, yapılan görüşmenin ardından söylentilerin dedikodudan ibaret olduğunun anlaşıldığı kaydedilmektedir.

Rivayete göre Nizâmeddin Hâmûş’un oğlu Semerkant’ta Uluğ Bey’in hareminden bir kadınla gönül ilişkisine girmiş, ancak olay duyulunca kaçmış, bunun üzerine Uluğ Bey Nizâmeddin Hâmûş’u huzuruna getirtip kendisini azarlamış, aralarında geçen konuşmalardan sonra onu serbest bırakmıştır. Diğer bir rivayete göre ise bazı kimseler Uluğ Bey’e Nizâmeddin Hâmûş’un halkı etkileyip kendisine bağladığını, halkın da ona çok itibar ettiğini, saltanata özenip isyan etmesinden korkulduğunu söyleyince hükümdar onun Semerkant’tan ayrılmasını istemiş, bu sırada Semerkant’ta bulunan Ubeydullah Ahrâr da onu Taşkent’e götürüp evinde misafir etmiştir. Bir süre sonra Taşkent’te doksan yaşlarında vefat eden Nizâmeddin Hâmûş’un eski muteber kaynaklarda ölüm tarihi kaydedilmemiştir. Dârâ Şükûh ve ondan naklen geç döneme ait bazı kaynakların verdiği 7 Cemâziyelâhir 860 (13 Mayıs 1456) tarihi halifesi Sa‘deddîn-i Kâşgarî’nin vefat tarihidir. Nizâmeddin, Uluğ Bey’in öldürüldüğü tarih olan 853’e (1449) yakın bir tarihte vefat etmiş olmalıdır.

Nizâmeddin Hâmûş’un çok hassas olduğu, yanındaki insanların halinden etkilendiği, hatta soğuk bir günde değirmen suyuna düşen müridinin üşümesiyle onun da üşümeye başladığı, müridi ısındıktan sonra kendisindeki üşüme durumunun da sona erdiği nakledilmektedir. İnsanlara “sen” diye tekil olarak hitap eden, çoğul hitabın kesrete işaret ettiğini ve tevhid ehlinin tekil ifade kullanmasının daha doğru olduğunu söyleyen Hâmûş’un mezar ziyaretinde bir Fâtiha, bir Âyetü’l-kürsî, on iki İhlâs ve iki salavattan oluşan bir terkibi okumayı alışkanlık haline getirdiği bilinmektedir. İlk dönem Nakşibendî geleneğinde rüya tabirine fazla önem verilmezken Herat’a giden müridi Sa‘deddin-i Kâşgarî’ye rüyalarını orada bulunan Zeynüddin el-Hâfî’ye yorumlatmasını tavsiye etmesi onun meşrebini göstermesi bakımından önemlidir. Nizâmeddin Hâmûş’un Nakşibendiyye’nin seyrüsülûk âdâbına dair küçük bir risâlesi günümüze ulaşmıştır (Risâle der Beyân-ı Ṭarîḳ-ı Naḳşbendiyye, Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 443, vr. 153b-154a). Mirʾâtü’l-îmân adında bir eser de ona nisbet edilmektedir (Nefîsî, I, 278-279). Silsilesi halifesi Sa‘deddîn-i Kâşgarî tarafından devam ettirilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Abdurrahman-ı Câmî, Nefeḥâtü’l-üns (nşr. Mahmûd Âbidî), Tahran 1375 hş., s. 404-407; Mîr Abdülevvel Nîşâbûrî, Melfûẓât-ı Aḥrâr (Aḥvâl ve Süḫanân-ı Ḫâce ʿUbeydullāh Aḥrâr içinde, nşr. Ârif Nevşâhî), Tahran 1380 hş., s. 161, 166, 192-193, 213, 216, 226, 280, 286, 396; M. Kādî Semerkandî, Silsiletü’l-ʿârifîn ve teẕkiretü’ṣ-ṣıddîḳīn, Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2830, vr. 75b, 166a-167b; Fahreddin Safî, Reşeḥât-ı ʿAynü’l-ḥayât (nşr. Ali Asgar Muîniyân), Tahran 1977, I, 190-205, 229; Ali b. Mahmûd Ebîverdî, Ravżatü’s-sâlikîn, Kitâbhâne-i Gencbahş (İslâmâbâd), nr. 4049, s. 19-27; Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 270-271; Ebü’l-Bekā Hâce Cânî, Câmiʿu’l-maḳāmât, Beyazıt Devlet Ktp., Bayezid, nr. 9339, vr. 49b; Dârâ Şükûh, Sefînetü’l-evliyâʾ, Leknev 1862, s. 81-82; Mecdüddin Ali Bedahşânî, Câmiʿu’s-selâsîl, Kitâbhâne-i Gencbahş (İslâmâbâd), nr. 1060, s. 715-717; M. Tâhir Hârizmî, Silsile-i Naḳşbendiyye, Özbekistan Fenler Akademisi Bîrûnî Şarkiyat Enstitüsü Ktp., nr. 69, vr. 132b-133b; Gulâm Server Lâhûrî, Ḫazînetü’l-ʿaṣfiyâʾ, Kanpûr 1312/1894, I, 570-573; Nâsıruddin Buhârî, Tuḥfetü’z-zâʾirîn, Buhara 1910, s. 57; Nefîsî, Târîḫ-i Naẓm u Nes̱r, I, 278-279; Ma‘sûm Ali Şah, Ṭarâʾiḳ, III, 62; Ali Asgar Muîniyân, “Ḫâce Niẓâmeddîn-i Hâmûş”, Yaġmâ, XXXI/10, Tahran 1357, s. 671-673.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 33. cildinde, 180-181 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.