NURCİHAN

نور جهان
NURCİHAN
Müellif: IQTIDAR HUSAIN SIDDIQUI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 01.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nurcihan
IQTIDAR HUSAIN SIDDIQUI, "NURCİHAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nurcihan (01.06.2020).
Kopyalama metni
985’te (1577) Kandehar’da doğdu. Asıl adı Mihrünnisâ olup İran’dan Hindistan’a göç ederek Ekber Şah’ın hizmetine giren Mirza Gıyas Bey’in kızıdır. İlk evliliğini İran asıllı Şîr Afgan Han ile yaptı. Ekber Şah’ın ölümü üzerine tahta geçen Cihangir Şah, Mirza Gıyas’ı İ‘timâdüddevle unvanıyla vezir, damadı Şîr Afgan’ı Bengal’deki Burduan’a câgîrdar tayin etti. Şir Afgan Han burada Cihangir’in sütkardeşi Vali Kutbüddin Han’ı öldürünce kendisi de valinin adamları tarafından öldürüldü (1016/1607), hanımı Mihrünnisâ ve kızı Ladilî Begüm Agra’ya gönderilerek hapsedildi. Mihrünnisâ bir süre sonra Cihangir Şah’ın üvey annesi Sultan Begüm’ün hizmetine verildi. 1020 (1611) yılında Cihangir Şah, Nevruz kutlamaları münasebetiyle hanımlar tarafından düzenlenen sergiyi gezerken gördüğü Mihrünnisâ’ya âşık oldu ve onunla evlendi. Önce Nurmahal, ardından Nurcihan ismini alan Mihrünnisâ güzelliği, zekâsı ve becerisiyle kısa zamanda kocası üzerinde etkili olmaya başladı. Babası malî işlere bakan divanın başına ve saltanat vekilliğine, diğer akrabaları da önemli mevkilere getirildi. Nurcihan’ın kardeşi Âsaf Han’ın kızı Ercümend Bânû da (Mümtaz Mahal) Şehzade Hürrem’le (Şah Cihan) evlenince ailenin Bâbürlü hânedanıyla ilgisi daha da kuvvetlendi (1021/1612). Devletin bütün işlerinin bu ailenin eline geçmesi, Nurcihan’ın kendisine yakın olan İranlı ve Hindistanlılar’ı himaye etmesi kumandanlar ve özellikle Tûrânî asilzadeler arasında rahatsızlığa sebep oldu. Cihangir’in devlet işlerini yavaş yavaş kendi eline almaya başladığı sırada Nurcihan’ın babasının vefatı (1031/1622) yönetimde önemli bir boşluk doğurdu. Bu arada veliahtlık meselesi yüzünden Şehzade Hürrem ile Nurcihan’ın arası açıldı. Nurcihan, devlet işlerini bizzat kontrol altına almak için fermanlar yayımlamaya ve emirler vermeye başladı, kendi adına para bastırdı. Cihangir Şah’ın sadece hutbelerde adı geçiyordu.

1031’de (1622) Safevîler’den Şah Abbas Kandehar’ı istilâya kalkışınca Cihangir Şah, Hürrem’i ona karşı sefer düzenlemekle görevlendirdi. Ancak Hürrem önce Pencap’ın kendisine verilmesini talep edince Cihangir diğer oğlu Şehriyâr’ın rütbesini yükselterek bu işle onu görevlendirdi. Bu arada Kandehar kırk beş günlük direnişin ardından Şah Abbas’ın eline geçti. Cihangir Şah’ın şehrin kaybından sorumlu tuttuğu Hürrem isyan ederek Agra’ya doğru yöneldi. Nurcihan’a karşı olan bazı kumandanlar da Hürrem’i destekledi. Bunun üzerine Nurcihan, Cihangir Şah’ı Agra’ya yürümesi için ikna etti. Sultanın gelmesiyle Agra’daki rahatsızlıklar ortadan kalktı. Nurcihan, sadakatinden şüphelendiği Kâbil Valisi Mehâbet Han’ı Hürrem’e karşı savaşa çağırarak kendisini sınamak istedi. Hemen Delhi’ye gelen Mehâbet Han üç yıl kadar devam eden iç savaş sonunda Hürrem’i mağlûp etti. Hürrem’in tekrar isyan etmesini önlemek için oğulları Dârâ Şükûh ve Evrengzîb rehin alındı. Mehâbet Han’ın Şehzade Pervîz ile yakınlığından rahatsız olan Nurcihan, Mehâbet Han’ı Bengal valiliğine tayin ettirip Delhi’den uzaklaştırdı. Ardından itibarını iyice kırmak için ondan ağır vergiler istedi. Bu durumdan şüphelenen Mehâbet Han, Cihangir Şah ile konuyu görüşmek için askerleriyle yola çıktı, yolda Kâbil’e gitmekte olan Cihangir’le karşılaştı. Onun huzurunda Nurcihan’ın kendisine hakaret etmesi üzerine karargâhın etrafını sardı, kontrolü ele geçirip Nurcihan’ı teslim aldı. Ancak kısa bir süre sonra ordu üzerindeki hâkimiyetini kaybetti ve Tatta’ya kaçmak zorunda kaldı. 1036’da (1626) Şehzade Pervîz vefat edince Mehâbet Han, Nurcihan’a karşı tekrar Hürrem ile ittifak yaptı. Ertesi yıl Nurcihan, Şehzade Şehriyâr ve Âsaf Han ile birlikte Lahor’dan Keşmir’e giden Cihangir burada hastalandı, durumu ağırlaşınca Lahor’a dönmek için yola çıktı, fakat Lahor’a ulaşamadan vefat etti (1037/1627). Bu arada Nurcihan ile kardeşi Âsaf Han arasında Şehzade Şehriyâr ile Şehzade Hürrem’den hangisinin tahta çıkarılacağı konusunda ihtilâf çıktı. Nurcihan’ı etkisiz hale getiren Âsaf Han kendisini destekleyen diğer kumandanlarla birlikte Şehriyâr’ı mağlûp ederek öldürttü ve damadı Hürrem’in Şah Cihan unvanıyla tahta çıkmasını sağladı. Bu olaydan sonra gözetim altında tutulan Nurcihan öldüğünde Cihangir Şah’ın görkemli türbesi yakınlarında kendisi için yaptırdığı türbeye defnedildi. Kültürlü, eğitimli ve ihtiraslı bir kadın olan Nurcihan’ın sanat ve mimariye düşkün olduğu, sanatkârlara destek sağladığı ve kendisine ait bir kütüphanenin bulunduğu bilinmektedir. Kendi türbesi ve Agra’da babası adına yaptırdığı türbe Hint-Türk türbe mimarisinin seçkin örnekleri arasındadır. Kaynaklarda yoksulları koruduğu, hayır işlerine önem verdiği belirtilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Ferîd Bakkarî, Zaḫîretü’l-ḫavânîn (nşr. Muînülhak), Karaçi 1970, II, 13, 17-18, 46-49; Cihangir, Tüzük-i Cihângîrî (nşr. Seyyid Ahmed Han), Aligarh 1864, s. 9, 54-55, 132, 133, 156; Kamgâr Hüseynî, Meʾâs̱ir-i Cihângîrî (nşr. Azrâ Alevî), Aligarh 1978, s. 143-144, 386, 480, 482-483, 486; Abdülhamîd Lâhûrî, Bâdşâhnâme, Kalküta 1866-72, I, 125-126, 169; II, 475; Mu‘temid Han, İḳbâlnâme-i Cihângîrî, Leknev 1870, s. 55-57, 72; İbn Hasan, The Central Structure of the Mughal Empire and its Practical Working up to the Year 1657, London 1936; B. Prasad, History of Jahangir, Allahabad 1940; Yusuf Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi, Ankara 1947, II, 166-167; C. Pant, Nurjahan and Her Family, Allahabad 1978; E. B. Findley, Nur Jahan: Empress of Mughal India, New York 1993; T. Podder, Nur Jahan’s Daughter, New Delhi 2005; N. H. Abbadullah Farooqi, “Nur Jahan”, Journal of Research Society of Pakistan, XII/1, Karachi 1975, s. 21-39; A. S. Bazmee Ansari, “D̲j̲hāngīr”, EI2 (İng.), II, 379-381; C. C. Davies, “Nūr D̲j̲ahān”, a.e., VIII, 124-125; Enver Konukçu, “Cihangir”, DİA, VII, 538; “Nurjahan”, Encyclopaedia of Muslim Biography: India, Pakistan, Bangladesh (ed. N. Kr. Singh), New Delhi 2001, IV, 369-370.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul'da basılan 33. cildinde, 251-252 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER