NÜZÛL

النزول
NÜZÛL
Müellif: YUSUF ŞEVKİ YAVUZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nuzul--kelam
YUSUF ŞEVKİ YAVUZ, "NÜZÛL", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nuzul--kelam (24.08.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “yukarıdan aşağıya inmek” anlamında masdar, “iniş” anlamında isim olan nüzûl kelimesi hadislerde Allah’a nisbet edilen ve yorumu konusunda çeşitli tartışmalar yapılan haberî sıfatlardan biridir. Kur’ân-ı Kerîm’de nüzûl kavramı esmâ-i hüsnâdan biri veya sıfat olarak Allah’a nisbet edilmez, ancak ilâhî fiiller arasında Kur’an’ı, suyu, rahmeti, azabı vb. indirme çerçevesinde O’na izâfe edilir. Buna karşılık nüzûl ile benzer mânalar içeren “ityân” ve “mecî’” (gelmek) Allah’a nisbet edilir (el-Bakara 2/210; el-En‘âm 6/158; el-Fecr 89/22). Çeşitli hadis rivayetlerinde belirtildiğine göre Allah her gecenin son diliminde dünya semasına iner ve, “Bana dua eden, benden talepte bulunan, benden bağışlanma isteyen yok mudur ki onun duasını kabul edeyim, talebini yerine getireyim ve günahını bağışlayayım” mânasına gelen lutuf nidalarında bulunur (Müsned, II, 264; Buhârî, “Teheccüd”, 14; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 168-172). Diğer bazı rivayetlere göre ise şâban ayının ortasına denk gelen gecede nüzûl edip müşriklerle kin besleyenler hariç herkesi bağışlar. Ayrıca Allah kullarını hesaba çekmek üzere kıyamet günü yeryüzüne inecektir (İbn Mâce, “İḳāmet”, 191; Tirmizî, “Ṣavm”, 39, “Zühd”, 48; Osman b. Saîd ed-Dârimî, er-Red ʿale’l-Cehmiyye, s. 34-36). Dârekutnî nüzûle dair rivayetlerin tamamını Kitâbü’n-Nüzûl adlı eserde toplamıştır (bk. bibl.).

Allah’a nisbet edilen nüzûlün anlamı ve yorumuna dair tartışmalar II. (VIII.) yüzyılda başlamıştır. Cehm b. Safvân’ın, Allah’ın zâtıyla her yerde bulunan ve dünyada da âhirette de duyularla algılanmayan bir varlık olduğuna ilişkin görüşlerini ortaya koymasından sonra Ebû Hanîfe, Evzâî, Süfyân es-Sevrî ve Abdullah b. Mübârek gibi âlimlerin, nüzûlü herhangi bir yoruma tâbi tutmadan benimsemek gerektiğini belirtmeleri, ayrıca bazı Mu‘tezile âlimlerinin bu konudaki hadisleri inkâr etmeleri nüzûle dair tartışmaların II. (VIII.) yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıktığını kanıtlar (Dârekutnî, Kitâbü’ṣ-Ṣıfât, s. 73; Beyhakī, s. 572; Takıyyüddin İbn Teymiyye, Derʾü teʿârużi’l-ʿaḳl ve’n-naḳl, II, 24-28).

Kelâm ilminin ve itikadî mezheplerin teşekkül ettiği III. (IX.) yüzyıldan itibaren ilâhî sıfat anlayışına bağlı olarak nüzûl konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşler şöylece özetlenebilir: 1. Allah’ın nüzûlü “zâtıyla gök katlarını geçip dünya semasına inmesi” anlamına gelir. Zira Allah dilerse hareket eder, aşağı iner, yukarı çıkar. Zâtıyla arşta bulunan Allah’ın dünya göğüne inmesi bir insanın yukarıdan aşağıya inmesine benzer. Zâtıyla arşta bulunduğuna göre nüzûlünün gerçekleşebilmesi için hareket edip arştan ayrılması gerekir. Bu konudaki naslar te’vil edilemeyecek kadar açıktır. Müşebbihe, Mücessime ve Kerrâmiyye mensupları bu görüştedir (Beyhakī, s. 570-571; İbnü’l-Cevzî, s. 141; Takıyyüddin İbn Teymiyye, Suʾâl, s. 457). 2. İnmek, gitmek, gelmek, bir yerden başka bir yere intikal edip hareket etmek yaratılmışlara özgü fiiller olup Allah hakkında düşünülmesi mümkün değildir. Zira Allah sonsuz, sınırsız ve ezelî bir varlıktır. Âyetlerde Allah’a nisbet edilen gelmek (ityân, mecî’) fiili “emrinin ve meleklerinin gelmesi” yahut “tehdit ve azabının inmesi” anlamındadır. Nitekim Allah’ın gelmesinden bahseden müteşâbih âyetin anlamı muhkem bir âyette bazı âyetlerinin veya meleklerinin gelmesiyle yan yana zikredilmiştir (el-En‘âm 6/158). Ayrıca Kur’an’da değişen bir varlığın ilâh olamayacağına işaret edilmesi de bu âyetlerin ulûhiyyet makamına uygun biçimde te’vil edilmesini zorunlu kılar (Fahreddin er-Râzî, s. 103-105). Bunun gibi sahih hadislerde Allah’a atfedilen nüzûlün de müteşâbih âyetlerde olduğu gibi te’vil edilmesi gerekir. Buna göre Allah’ın nüzûlü “rahmetini kullarına yaklaştırması, melekleri vasıtasıyla davetini kullarına duyurması, dua ve istiğfarda bulunmayı ilham etmek için meleklerini indirmesi” gibi mânalar ifade eder. Aslında nüzûl kelimesinin dildeki kullanılışları arasında bu tür mânalar mevcuttur (İbn Fûrek, s. 93-100; İbnü’l-Cevzî, s. 141, 192-196; krş. Mâtürîdî, s. 104-119, 162-167). Bütün kelâmcılarla İbn Akīl ve İbnü’l-Cevzî gibi bazı Selefiyye mensupları bu görüşü benimser. 3. Hadislerde Allah’a atfedilen nüzûl O’nun her gece dünya semasına indiğini ve kıyamette de yeryüzüne ineceğini ifade eder. Allah’ın inmesi zâtına mahsus olup “bir yerden bir yere intikal etmesi” demek değildir, dolayısıyla Allah’ın zâtıyla kāim bir fiil olan nüzûlün keyfiyeti bilinemez; O’nun nüzûlü arştan ayrılarak gök katlarını geçmesi ve dünya semasına ulaşması şeklinde anlaşılamaz. Allah’ın dilediği zamanda, dilediği yerde bir fiil yapması zâtının hâdis olmasını gerektirmez. Çünkü böyle bir sonuç ancak hâdis varlıklar için söz konusudur. Buna göre kelâmcıların nüzûl hakkında yaptıkları te’viller isabetsizdir ve nüzûle dair nasların te’vilini zaruri görmeleri hudûs teorileriyle irtibatlıdır. Zira hadislerde geçen, “Benden af dileyen kim var, onu bağışlayayım” sözünün Allah’tan başkasına ait olması mümkün değildir. Ayrıca nüzûlün meleklerin inmesi şeklinde te’vil edilmesi aynı âyette Allah’ın ve meleklerin ayrı ayrı indiğine dair bilgiyle de (el-Fecr 89/22) uyuşmaz. Selefiyye’nin çoğunluğu bu görüştedir (Osman b. Saîd ed-Dârimî, er-Red ʿale’l-Cehmiyye, s. 31-43; Takıyyüddin İbn Teymiyye, Suʾâl, s. 70-79, 112-154, 233-235, 401-455). İbn Teymiyye, kelâmcıların kendi telakkilerine dayanak olmak üzere Ahmed b. Hanbel’in bazı haberî sıfatları te’vil etmekten kaçınamadığına dair naklettikleri rivayetleri asılsız bulur (a.g.e., s. 203-206). Öte yandan İbn Teymiyye’ye nisbet edilen, Allah’ın dünya semasına inmesini bir insanın yüksek bir yerden aşağıya inmesine benzettiğine ilişkin iddialar onun görüşleriyle bağdaşmaz; zira kendisi Allah’ın nüzûlünün yaratıkların inmesine benzemediğini belirtir (a.g.e., s. 459).

Nüzûlün yorumu konusunda benimsenen görüşlerden Allah’ı yaratılmışlara benzeten (teşbih) veya O’na cismiyet izâfe eden (tecsîm) telakkiler taraftar bulmamıştır. Yaygın kabul gören, kelâmcıların anlayışı olup Allah’ı yaratıklara benzemekten uzak olması itibariyle en sağlam görüş olarak değerlendirilmiştir. Âyetlerde Allah hakkında “nâzil” değil “münzil” ifadesinin kullanılması kelâmcıların fikrini teyit eder niteliktedir. Her dönemde taraftar bulan Selefiyye’ye ait görüşün de aslında kelâmcıların anlayışından çok farklı olmadığı söylenebilir. Zira Allah’a ait nüzûl fiilinin yaratıkların nüzûlüne benzetilemeyeceği noktasında her iki grup birleşmektedir. Nüzûl esnasında “Allah’ın her yerde hâzır ve nâzır olması” inancı ile “Allah’ın hem arşta hem nüzûl ettiği yerde bulunması” inancı arasında fark yoktur.

BİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nzl” md.; Müsned, II, 264; a.mlf., Kitâbü’s-Sünne (nşr. Muhammed b. Saîd b. Sâlim el-Kahtânî), Demmâm 1414/1994, I, 273; II, 493; Buhârî, “Teheccüd”, 14; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 168-172; İbn Mâce, “İḳāme”, 191; Tirmizî, “Ṣavm”, 39, “Zühd”, 48; İbn Kuteybe, Teʾvîlü muḫtelifi’l-ḥadîs̱ (nşr. Abdülkādir Ahmed Atâ), Beyrut 1408/1988, s. 173; Osman b. Saîd ed-Dârimî, er-Red ʿale’l-Merîsî (nşr. M. Hâmid el-Fıkī), Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 19-20, 55; a.mlf., er-Red ʿale’l-Cehmiyye (nşr. G. Witestam), Leiden 1960, s. 31-43; İbn Ebû Âsım, Kitâbü’s-Sünne (nşr. M. Nâsırüddin el-Elbânî), Beyrut 1400/1980, I, 216, 221; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd (nşr. Bekir Topaloğlu – Muhammed Aruçi), Ankara 1423/2003, s. 104-119, 162-167; Dârekutnî, Kitâbü’ṣ-Ṣıfât (nşr. Ali b. Muhammed b. Nâsır el-Fakīhî), [baskı yeri yok] 1403/1983, s. 73, 75; a.mlf., Kitâbü’n-Nüzûl (nşr. Ali b. Muhammed b. Nâsır el-Fakīhî), [baskı yeri yok] 1403/1983, s. 90-97, 133; İbn Fûrek, Müşkilü’l-ḥadîs̱ (nşr. D. Gimaret), Dımaşk 2003, s. 93-100; Ebû Ya‘lâ el-Ferrâ, el-Muʿtemed fî uṣûli’d-dîn (nşr. Vedî‘ Zeydân Haddâd), Beyrut 1974, s. 55; Beyhakī, el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, s. 563-572; İbnü’l-Cevzî, Defʿu şübheti’t-teşbîh (nşr. Hasan es-Sekkāf), Amman 1412/1992, s. 141, 192-197; Fahreddin er-Râzî, Esâsü’t-taḳdîs, Kahire 1354/1935, s. 102-112; Takıyyüddin İbn Teymiyye, Derʾü teʿârużi’l-ʿaḳl ve’n-naḳl (nşr. M. Reşâd Sâlim), Riyad 1399/1978, II, 24-28, 31-32; a.mlf., Suʾâl fî ḥadîs̱i’n-nüzûl ve cevâbih: Şerḥu ḥadîs̱i’n-nüzûl (nşr. Muhammed b. Abdurrahman el-Hamîs), Riyad 1993, s. 70-79, 112-154, 155-161, 182-194, 202-235, 334, 401-457, 459.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 33. cildinde, 310-311 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.