OSMANCIK

Müellif:
OSMANCIK
Müellif: MEHMET ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 27.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/osmancik
MEHMET ÖZ, "OSMANCIK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/osmancik (27.05.2020).
Kopyalama metni
Karadeniz bölgesinin iç kesiminde, Kızılırmak nehrinin Tosya-Merzifon yoluyla kesiştiği önemli bir geçiş noktasında denizden 410 m. yükseklikte kurulmuştur. Buradaki iskân, ovaya hâkim konumdaki kayalığın üzerinde yer alan ve tarihi antik döneme inen kalenin civarında teşekkül etmiştir. XVII. yüzyıl coğrafyacısı Fransız d’Anville, Eskiçağ’da adı geçen Pimolisa’nın Osmancık’ın yerinde olduğunu ileri sürer. Pontus Kralı Mithridates zamanında (m.ö. I. yüzyıl) tahrip edilen bu şehrin birkaç defa yeniden kurulduğu belirtilir. Ancak burada coğrafî konumunun özelliği sebebiyle Pimolisa’dan daha eski bir iskân yerinin var olduğu ve bunun da Hititler dönemine kadar gittiği ileri sürülebilir.

Osmancık’ın bulunduğu yer Anadolu’nun tarihî ulaşım ağı içerisinde hareketli bir güzergâh üzerindeydi. Tavium’dan (Yozgat’ın yaklaşık 25 km. batısında Büyüknefes köyü) kuzeye giden yol Boğazköy önünden geçip Alaca’ya geldiğinde ikiye ayrılmakta, biri Amasya üzerinden Samsun’a, diğeri Osmancık (Pimolisa), Hacıhamza, Kargı üzerinden Sinop’a gitmekteydi. Günümüzde de Samsun-İstanbul yolu üzerinde yer alan Osmancık doğal engebelerin belirlediği bir güzergâhın Kızılırmak’ı kestiği yerde bulunmaktadır (İlter, LII/203 [1988], s. 536). Osmancık’ın yer aldığı bölge maden kaynakları bakımından zengin olduğundan yerleşme tarihi milâttan önce 3000’e iner. Hitit, Frig, Pers, Galat, Pontus idaresinin ardından Roma ve Bizans hâkimiyetine giren bölge Malazgirt Savaşı’ndan sonra muhtemelen Dânişmend Emîri Ahmed Gazi tarafından fethedildi. Bir başka görüşe göre ise Emîr Artuk’un ele geçirdiği bu yöre daha sonra Emîr Ahmed’in yönetimine verildi (İA, III, 468-469). Dânişmendliler’in zayıflamasıyla birlikte Anadolu Selçuklu denetimine giren yöre XIII. yüzyılda Babaî hareketinden ve Moğol istilâsından etkilendi. Beylikler döneminde Eretna Devleti’ne, 761 (1360) yılı civarında Amasya Emîri Şadgeldi Paşa’ya, 782’de (1381) Kadı Burhâneddin hükümetine bağlandı. 1390’larda Yıldırım Bayezid’in Anadolu harekâtı sırasında Candaroğulları’nın Kastamonu kesimindeki toprakları yanında Osmancık da Kadı Burhâneddin kuvvetleriyle yapılan mücadeleler neticesinde Osmanlı egemenliğine girdi. Bu mücadelede Yıldırım Bayezid, Çorumlu sahrasında yenilgiye uğradıysa da sonuçta Osmanlılar Amasya ve Canik yöresindeki küçük beylikleri kendi taraflarına çektiler (Esterâbâdî, s. 371-372; Yücel, II, 150-152). XIV. yüzyıl boyunca Çorum ve Osmancık’ta Şerefeddin Osman Gazi b. Mehmed Bey ve haleflerinin Amasya emîrine, Eretna Beyliği’ne ve Osmanlılar’a tâbi olarak hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin kurucusuna Osmancık denilmesi bu şehirle Osman Gazi arasında ilişki kurulmasına vesile olmuştur. İbn Battûta’nın, hânedan kurucusunun kendisini üçüncü halife Hz. Osman’dan ayırt etmek için Osmancık olarak adlandırdığı iddiası en azından isim benzerliği konusunda temel alınmıştır. Evliya Çelebi, bazı tarihlerde Osmancık’ın burada doğduğunun ve kaleyi de onun hükümdarlığı sırasında inşa ettirdiğinin yazıldığını kaydeder. Osmancık ismi bazan da kalenin Osman Gazi tarafından fethedilmiş olması ile açıklanmıştır (Kāmûsü’l-a‘lâm, IV, 3127). Bir başka iddiaya göre ise kale ve yöresi Selçuklu hükümdarları tarafından Osman Bey’e timar olarak verilmiştir. Babinger’e göre bu ihtimal ilk defa XV. yüzyılda ileri sürülmüştür. Halk rivayetleri arasında, kalenin Osman adlı bir kumandan tarafından zaptedildiği veya kale kuşatması sırasında bu adı taşıyan bir kahramanın şehid düştüğü ve kaleye gömüldüğü, mezarının da Osman Dede Türbesi diye ziyaret edildiği bilgisi bulunur. Yine Osman’ın Atman, Azman gibi bir Türkçe ismin Arapçalaştırılmış biçimi olması ihtimalinden hareketle Osmancık’ın Otmancık olarak geçtiği, bunun da Osmancık’la özdeşleşen meşhur Koyun Baba’nın Otman Baba’ya refakat etmesiyle bağlantılı olabileceği ileri sürülmüştür. Öte yandan Osmancık’ın ilk Türkçe adının Sorgun olup bu adını, Dânişmendli Melik Ahmed’in Eflanos yöresini idare ve imar için kendisine verdiği Şerefeddin Osman Gazi’nin mensup bulunduğu Sorgun oymağından aldığı belirtilir. Esasen Dânişmendnâme’de Osman adlı bir kahramanın Eflanos’u aldığı ve Osmancık adının ondan geldiği ifade edilir (Turan, s. 86, 125, 131). Şerefeddin Osman Gazi, XIV. yüzyıl başlarında bu yörede bey olarak adı geçen ve 737 (1336-37) tarihli bir vakfiyesi bulunduğu belirtilen kişi olmalıdır. Osmancık’a adını verdiği öne sürülen bu Osman Gazi’nin kimliği tartışmalıdır ve onun ayrıca Osmancık’ta medrese ve türbesi bulunan Beyler Çelebi b. Hacı Çelebi olabileceği iddia edilmiştir.

Kasabanın fizikî durumu ve nüfus yapısı hakkında XVI. yüzyıla ait tahrir kayıtları önemli bilgiler sağlar. 926-935 (1520-1529) yılları arasına ait deftere göre Osmancık, Çorumlu livâsı sınırları içindeki kaza merkezlerinden biriydi. Kalesi, cuma camii, medresesi, imareti ve iki hamamı vardı. Kasabanın Cami, Kadı Ferahşad, Kadı, Medrese, Sofiyan/Saruyan, Sanlu, Haydarhâne, Hıdırlık, Şirmerd Ağa, Türbedar, Güney adlarını taşıyan on bir mahallesinde 262 hâne, 138 mücerred (bekâr), bir hatip, dokuz imam, iki müezzin, üç türbehan kayıtlıydı. Osmancık Kalesi’nde ise bir dizdarla bir kethüdâ ve yirmi dört muhafız bulunmaktaydı. Bu rakamlara göre kasabada 1500 dolayında nüfus yaşıyordu. Bu tarihlerde kasabanın vergi geliri timar ve vakfa tahsis edilmişti. 984 (1576) tarihli tahrir kaydı kasabada mahalle sayısının aynı kaldığını, fakat nüfus açısından artış olduğunu gösterir. 506 hâne, 272 bekâr, altı imam, iki kadı, üç hatibin ikamet ettiği kasabanın toplam nüfusu 2500 dolayına ulaşmıştı. Bu durum kasabanın yeni bir yerleşim alanına kaymadığına, yerleşmenin eski mahalleler bünyesi içinde kalmış olduğuna işaret eder. Söz konusu dönemde Osmancık kasabası, bütün Çorum bölgesini saran medrese öğrencilerinin (suhte) hareketleri ve ardından Celâlî isyanlarının etkisiyle fizikî yönden ve nüfus bakımından gerilemeye başladı. 1056 (1646) sonbaharında buradan geçen Evliya Çelebi kasabada yedi mahalle olduğunu ve kale eteklerinde 1000 evin bulunduğunu yazar. Buna göre nüfusun hemen hemen bir önceki yüzyıla göre sabit kaldığı, fizikî gelişmenin de gerilediği söylenebilir. Evliya Çelebi, kalenin kare şeklinde 800 adım genişliğinde olduğunu yazdıktan sonra yedi mahallede yedi caminin mevcudiyetinden söz eder; ayrıca on han, ırmak kenarında bir hamam olduğunu, az sayıda dükkânın bulunduğunu belirtir (Seyahatnâme, II, 93). 1651’de buradan geçen bir Batılı seyyah ise kasabanın konumunu tarif eder, ancak fizikî durum ve nüfusu hakkında bilgi vermez. Kasaba XVII ve XVIII. yüzyıllarda İstanbul’u İran’a bağlayan yol üzerinde bulunduğundan nisbeten önemli bir konaklama yeri durumundayken ulaşımın gerilemesi yüzünden zamanla önemini yitirmiştir. 1840’larda Osmancık’a uğrayan Seyyah William Francis Ainsworth burayı 300 ev, beş mescid, bir han ve hamamıyla bir karakol şehri diye anar. 1850’de yöreden geçen seyyah Tchichatcheff de 350 kadar kerpiç evden oluşan fakir bir kasaba olarak tarif eder. 1893’te seyyah Maerker’e göre Osmancık’ta 990 evde 5000 nüfus yaşamaktaydı. 1907 tarihli Ankara Vilâyeti Salnâmesi’ndeki rakam (4735) buna yakın olmakla birlikte 1890’larda Osmancık’ın nüfusunun yaklaşık 9000’e vardığına dair kayıtlar da vardır (Kāmûsü’l-a‘lâm, IV, 3127). V. Cuinet ise aynı yıllarda kasabada 8940 kişinin yaşadığını, bunların 7900’ünü Türkler’in, geri kalanını Ermeniler’in teşkil ettiğini belirtir. Bu dönemde Osmancık, Sivas vilâyetinin Amasya sancağına bağlı bir kaza merkezi idi (La Turquie, I, 763-764).

Cumhuriyet devrinde Çorum iline bağlı bir ilçe merkezi olarak teşkilâttaki yerini alan Osmancık’ta 1927 nüfus sayımına göre 4132 kişi yaşıyordu. 1929’da Binbaşı Mehmet Tevfik Bey tarafından çizilen krokide Osmancık’ın on bir mahallesinin varlığı dikkati çeker. Bunlar Camiikebir, Haydarhâne, Mukbil Ağa, Güney, Gazi Ferahşad, Kıptîler, Hıdırlık, Çatma, Gemiciler, Toprak, Çanakçı olup XVI. yüzyıldaki durumla benzerlik gösterir. Bu mahallelerden sadece bir tanesi (Gemiciler) Kızılırmak’ın sol yakasında bulunuyordu. 1970’ler itibariyle şehrin nüfusu 1927’ye göre iki katına çıktı (1970 sayımlarına göre 10.325 nüfus). 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı’na göre on sekiz mahallesi olan Osmancık’ın nüfusu 28.423 idi.

Osmancık tarihî eserler bakımından zengin bir yerleşim birimidir. Şehrin ilk göze çarpan özelliği yalçın bir kayalık üzerinde yer alan kalesidir. Kasabanın iki kısmını birleştiren ve halk arasında Koyun Baba adıyla bilinen köprüsü II. Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Fâtih Sultan Mehmed ile Koyun Baba arasındaki ilişkiden bahseden ve köprünün yapımının Koyun Baba tarafından ilk defa Fâtih’e teklif edildiğini zikreden Koyun Baba Menâkıbnâmesi’nde de buranın Koyun Baba’nın himmeti karşılığında Kızılırmak üzerindeki tahta köprünün yerine bir köprünün inşasını vaad eden II. Bayezid’in tahta geçişinden sonra yaptırıldığı kayıtlıdır. Okunması güç kitâbesine göre 889’da (1484) II. Bayezid’ın fermanıyla inşasına başlanan köprü 894 (1489) yılında tamamlanmıştır (bk. BEYAZIT II KÖPRÜSÜ). Diğer tarihî eserler arasında Osmancık ile bütünleşen ve kuzeybatısında İstanbul-Samsun yolunda bulunan Koyun Baba Türbesi ve Tekkesi başta gelir. Burası Evliya Çelebi’ye göre II. Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Türbe kitâbesi 874 (1469), tekkenin bahçe kapısındaki kitâbe ise 965 (1558) tarihlidir. Türbe kitâbesinden Koyun Baba’nın 873’te (1468) vefat ettiği anlaşılmaktadır. Bu takdirde eğer türbenin üzerini kubbe ile örtüp orada dervişler ve ziyaretçiler için tekke inşa ettiren II. Bayezid ise bunu Amasya valiliği sırasında yaptırmış olmalıdır. Türbe çeşitli tamirat ve restorasyon çalışmalarıyla günümüze ulaşmıştır.

Osmanlı vezîriâzamlarından orada mezarı bulunan Hıdır Dânişmend oğlu Koca Mehmed Paşa (ö. 843/1439-40) Osmancık’ta mevcut en eski camiyi (Koca Mehmed Paşa [İmaret] Camii) yaptırmıştır. Kitâbesine göre 834’te (1430-31) inşa edilen ters “T” planlı camide tuğla ve moloz taşı kullanılmıştır. Osmancık’taki tarihî eserlerden Akşemseddin Camii ise aslında medrese olup Akşemseddin’in burada müderrislik yapmış olmasından dolayı onun adını taşımaktadır. Yine Koca Mehmed Paşa’nın inşa ettirdiği XV. yüzyıla ait Paşa Hamamı bugüne kadar gelen yapılardandır. Osmancık’ta doğan meşhur sadrazam Baltacı Mehmed Paşa tarafından 1117’de (1705-1706) dört adet çeşme yaptırılmıştır. Vakfiyeler, vakıf defterleri, tahrir defterleri vb. kaynaklarda geçen, Osmancık’ın en eski camisi olan, muhtemelen buranın 730’da (1330) beyi olan ve Sorkun adının Osmancık’a dönmesine vesile olduğu söylenen Mehmed Bey oğlu Osman Bey tarafından yaptırılan Ulucami / Beyler Camii (, II, 287), Mukbil Bey Mescidi, Mukbil Bey Medresesi, Koca Mehmed Paşa İmareti (Aşevi), Koca Mehmed Paşa Kervansarayı, iç kalede Osman Gazi Türbesi, Burhan Dede Ziyareti, Kadı Ferahşad Medresesi ve Kızıl Hasan Medresesi gibi yapılar günümüze ulaşmamıştır. Beyler Camii’nin, Osmancık’a adını verdiği belirtilen Osman Bey tarafından yaptırıldığına dair 737 (1336-37) tarihli bir vakfiye vardır. Yine mahallelerden birine ismine veren Muzafferiye Medresesi’ni muhtemelen bu Osman Gazi’nin oğlu ve halefi olan Muzafferüddin Mahmud Çelebi inşa ettirmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
BA, TD, nr. 444; nr. 387, s. 396-403; TK, TD, nr. 38; 387 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Karaman ve Rûm Defteri: 937/1530 (nşr. Ahmet Özkılınç v.dğr.), Ankara 1997, II, 398-406; Esterâbâdî, Bezm ü Rezm (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 1990, s. 371-372; Kâtib Çelebi, Cihannümâ, s. 371-372, 625; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, II, 93-94; Cuinet, I, 763-764; , II, 287; III, 70; Lütfi Güçer, XVI-XVII. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğu’nda Hububat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler, İstanbul 1964, s. 161-162; İsmail Hami Danişmend, Osmanlı Devlet Erkânı, İstanbul 1971, s. 9; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971, s. 86, 125, 131; Özdemir Başaran, Tarihi İle Osmancık, Ankara 1974; Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celalî İsyanları, Ankara 1975, tür.yer.; Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar, Ankara 1991, II, 103, 150-152, 265; Mehmet Öz, “15 ve 16. Yüzyılda Çorum Sancağı: Nüfus ve İktisadî Hayat”, Türk Kültür Tarihi İçerisinde Çorum: Sempozyum Tebliğleri (26-27 Temmuz 1991), Ankara 1991, s. 5-17;Ömür Bakırer, “Bizans Danişmend Selçuklu ve Beylikler Dönemlerinde Çorum”, Çorum Tarihi, [baskı yeri ve tarihi yok] (5. Hitit Festival Komitesi), s. 78; Sevim Uluç, “Çorum ve Çevresi”, a.e., s. 19-50; Suraiya Faroqhi, “Fatih Döneminden Evliya Çelebi Seyahatine Kadar Çorum”, a.e., s. 81-120; Sevgi Aktüre, “19. Yüzyılda ve 20. Yüzyıl Başlarında Çorum”, a.e., s. 123-165; Zeki Gürel, Koyun Baba, Ankara 2000; Cevdet Saraçer, Tarihsel Doku İçinde Unutulan Bir Kent Osmancık, İstanbul 2000; Osmancık Guide 2000 (Osmancık Kaymakamlığı); M. Şakir Çıplak, Osmancık’ta Erenler Durağı-Koyun Baba, İstanbul 2001; Neşet Köseoğlu, “Osmancıklı Mehmed Paşa’nın İki Vakfiyesi”, Çorumlu, sy. 1, Çorum 1938, s. 9-11; a.mlf., “Çorum’da Beyler Çelebi ve Muzaffer Paşa Camii Minberi”, a.e., sy. 3 (1938), s. 3-6; a.mlf., “Osmancık’ta Üç Kitabe”, a.e., sy. 5 (1938), s. 10-13; a.mlf., “Osman Gazi’nin Vakfiyesi”, a.e., sy. 12 (1939), s. 22; Fügen İlter, “Osmanlı Ulaşım Ağında Irmak Kenarı Bir Yerleşme: Osmancık”, TTK Belleten, LII/203 (1988), s. 535-569; Üçler Bulduk, “Çorum Sancağının Osmanlı İdarî Teşkilatındaki Yeri-I”, AÜ Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi: OTAM, sy. 3 (1992), s. 129-167; Kāmûsü’l-a‘lâm, IV, 3127; Mükrimin H. Yinanç, “Dânişmendliler”, , III, 468-469; F. Babinger, “Koyun-Baba”, a.g.e., VI, 881; a.mlf., “ʿOt̲h̲mānd̲j̲ik”, EI2 (Fr.), VIII, 192; Besim Darkot, “Osmancık”, İA, IX, 450-453; Haşim Şahin, “Koyun Baba”, DİA, XXVI, 229-230.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul'da basılan 33. cildinde, 475-477 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER