SÂBBE

السابّة
Müellif:
SÂBBE
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sabbe
MUSTAFA ÖZ, "SÂBBE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sabbe (10.12.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “dil uzatmak, haysiyet kırıcı sözler sarfetmek” anlamındaki sebb kökünden türeyen sâbbe kelimesi “bir kimseyi veya zümreyi lâyık olmadığı kötü şeylerle ananlar” mânasına gelir. Sâbbe, Şiî fırkalarının sınıflandırılması sırasında Şîa muhalifi gruplar tarafından ashabın çoğunluğu hakkında onur kırıcı eleştirilerde bulunan İmâmiyye için kullanılmıştır. İmâmiyye Şîası, Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Hz. Ali’nin imam olmasının gerektiğini söyleyen Ebû Zer el-Gıfârî, Ammâr b. Yâsir, Mikdâd b. Esved ve Selmân-ı Fârisî gibi belli sayıda sahâbîleri (Sa‘d b. Abdullah el-Kummî, s. 15; Nevbahtî, s. 15-16) gerçek sahâbî ve inancında sabit kişiler olarak kabul etmiş, diğerlerini ve özellikle ilk üç halifeye biat edenleri Ali’nin imâmet hakkına riayet etmemekle itham etmiştir. Hz. Ali’ye siyasî anlamda muhalefet ederek Cemel ve Sıffîn olaylarına katılanları sahâbî saymamış, hatta bazılarının İslâm’a girdikten sonra irtidad ettiğini ileri sürmüştür.

Mezhepler tarihiyle ilgili eserlerin kaleme alınması sırasında müelliflerin çoğu Şîa’yı Zeydiyye, İmâmiyye, İsmâiliyye ve Gāliyye (Gulât) gibi fırkalara ayırmış, ardından bu ana fırkaların içinde teşekkül eden tâli fırkaları sıralamış, her fırkayı tanıtırken mensuplarının düşüncelerini belirtmiştir (meselâ bk. Bağdâdî, s. 29-72; Şehristânî, I, 154-198). Bu tür sınıflandırmalarda daha çok kurucunun isminden hareket edildiğinden isimden fırkanın düşüncelerinin anlaşılması mümkün olmamıştır. Buna karşılık bazı müellifler (meselâ bk. İzmirli, I, 120-121) Şîa fırkalarını düşüncelerindeki hâkim unsurları dikkate alıp sınıflandırmış ve hâkim unsur olarak Ali’nin imamlığını kabul etmiştir. Hz. Ali’yi imâmete en lâyık kişi olarak görüp diğer sahâbîlerden üstün tutmakla birlikte diğerlerinin sahâbîliğini reddetmeyen ve ilk üç halifenin imâmetini meşrû sayanlara Mufaddıla denilmiştir. Genellikle Zeydiyye bu grubu temsil etmektedir. Bunun yanında Hz. Ali’ye ve kendisinden sonra gelip imam kabul edilen evlâtlarından bir kısmına ilâhî özellikler nisbet eden aşırılar ise Müellihe diye isimlendirilmiştir (bk. MÜELLİHE). Resûlullah’ın vefatının ardından Ali’ye biat etmedikleri için ashabın büyük çoğunluğunu kötüleyen, lâyık olmadıkları sıfatlarla nitelendiren ve onlarla ilgilerini kesenler de muhalifleri tarafından Sâbbe diye anılmıştır. Bununla birlikte mezhepler tarihi müelliflerinin çoğunluğu Sâbbe yerine İmâmiyye ve tâlî fırkalarının isimlerini kullanmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’de bütün müminlerin barış içinde yaşamaları ve ayrılığa çağıran şeytana uymamaları emredilmiş (el-Bakara 2/208; bk. Elmalılı, I, 735-736), bunun yanında putlara tapan insanlara dil uzatılması da (sebbedilmesi) yasaklanmıştır, çünkü bu takdirde onlar da Allah’a dil uzatma cüretini gösterebilirler (el-En‘âm 6/108). Yine Kur’an’da muhâcirîn ve ensarın övülmesinin ardından daha sonra gelecek olan müslümanların şöyle dua etmeleri istenmiştir: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş mümin kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma!” (el-Haşr 59/10). İslâmiyet’in bütün dinlere hâkim olacağını beyan eden âyetin devamında Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğu, onu tasdik edenlerin inkârcılara karşı çetin, kendi aralarında merhametli davrandığı belirtilir (el-Feth 48/28-29). Bu ilâhî beyanlar İslâm dini mensuplarının ayırıcı niteliklerini ve davranış biçimlerini ortaya koymaktadır. On dört asır önce vuku bulmuş bir olayı İslâmiyet’in gelişim ve yayılışı, tarihî birikimi ve büyük çoğunluğun anlayışıyla bağdaşmayacak şekilde yorumlamak isabetli görünmemektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Sa‘d b. Abdullah el-Kummî, el-Maḳālât ve’l-fıraḳ (nşr. M. Cevâd el-Meşkûr), Tahran 1963, s. 15; Nevbahtî, Fıraḳu’ş-Şîʿa, s. 15-16; Bağdâdî, el-Farḳ (Abdülhamîd), tür.yer.; Şehristânî, el-Milel (Kîlânî), tür.yer.; İzmirli, Yeni İlm-i Kelâm, I, 120-121; Elmalılı, Hak Dini, I, 735-736; Bekir Topaloğlu, Kelâm İlmi: Giriş, İstanbul 1996, s. 198, 202.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 336-337 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.