SÂDIK el-MÜEYYED PAŞA

Müellif:
SÂDIK el-MÜEYYED PAŞA
Müellif: İDRİS BOSTAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 30.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sadik-el-mueyyed-pasa
İDRİS BOSTAN, "SÂDIK el-MÜEYYED PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sadik-el-mueyyed-pasa (30.05.2020).
Kopyalama metni
Şam’da doğdu. Birçok devlet adamı ve âlim yetiştiren Türk asıllı Azmzâde ailesine mensuptur. 1880 yılında girdiği Mekteb-i Harbiyye’den mülâzım-ı sânî rütbesiyle mezun oldu (1883). Kısa bir süre Beşinci Ordu’da görev yaptıktan sonra 1884’te mülâzım-ı evvel rütbesiyle padişahın yaverleri arasına katıldı. Ertesi yıl piyade yüzbaşılığına ve ardından kolağası rütbesine yükseltildi (1886). 1887’de Alman İmparatoru II. Wilhelm’in tahta çıkışını tebrik etmek için Almanya’ya gönderilen heyette yer aldı. Aynı yıl Senûsî şeyhi Mehdî es-Senûsî’ye II. Abdülhamid’in hediyelerini götürmekle görevlendirildi. Şeyhi Bingazi’ye bağlı Cağbûb’daki zâviyesinde ziyaret eden Sâdık el-Müeyyed dönüşte şeyh hakkında bilgi veren, Cağbûb’da ve diğer zâviyelerde yaşayan dervişlerin hayat tarzlarını, padişaha bağlılıklarını anlatan bir rapor hazırlayıp yâver-i ekrem Derviş Paşa vasıtasıyla padişaha sundu. Muhtemelen bu görevindeki başarılarından dolayı binbaşılığa terfi ettirildi (Ağustos 1888). Kudüs’ü ziyaret eden Rus prensi Sergei ve eşine refakat etmek üzere Ferik Ahmed Paşa ile birlikte bu şehre (Kasım 1888), daha sonra askerî bilgisini geliştirmek amacıyla Almanya’ya gönderildi. 28 Mayıs 1891’de İstanbul’a döndü. 1894 yılının sonlarında kāimmakām rütbesiyle Mâbeyn-i Hümâyun’da nöbetçi yaver olarak bulunduğu bilinen Sâdık el-Müeyyed, ertesi yıl Yeniköy ve İstinye çevresinde görülen kolera hastalığını incelemek ve bir rapor hazırlamak üzere Hey’et-i Sıhhiye müfettişi Ömer Paşa başkanlığındaki heyette görevlendirildi. Bu sırada miralay oldu.

II. Abdülhamid, dünya müslümanlarını himayesi altında tutma politikası bağlamında Sâdık el-Müeyyed’i ikinci defa Senûsî şeyhine gönderdi. Senûsîler’in merkezi olan Bingazi sancağındaki Kufra’ya kadar sürecek olan bu yolculuk için kendisine 400 lira, Muhammed es-Senûsî’nin o sırada İstanbul’da bulunan vekili Şeyh Abdülaziz Efendi’ye de 100 lira verildi (Eylül 1895). Abdülaziz Efendi, İstanbul’daki ziyareti sırasında muhtemelen Cağbûb Zâviyesi’nde Osmanlı memurları tarafından rahatsız edildiklerinden bahsetmiş ve eski eser araştırma bahanesiyle Mısır’dan veya başka yerlerden bölgeye gelen, aralarında İngilizler’in de bulunduğu yabancıların kendilerini huzursuz ettiğini bildirmiş olmalıdır. 7 Ekim 1895’te Bingazi’ye ulaşan Sâdık el-Müeyyed, Bingazi mutasarrıfı Tâhir Paşa, Şeyh Abdülaziz Efendi ve eşraftan bazı kimselerle birlikte Kufra’ya doğru yola çıktı. Birkaç ay önce Cağbûb’dan Kufra’ya gelip yerleşen Mehdî es-Senûsî ile görüşerek padişahın hediyelerini sundu. Bir hafta burada kaldıktan sonra 14 Kasım 1895’te şeyhin padişaha sunulmak üzere verdiği bir arîzayı ve bazı hediyeleri alarak Kufra’dan ayrıldı. Sâdık el-Müeyyed dönüşte II. Abdülhamid’e sunduğu raporlarda şeyhin padişaha bağlılığını bildirdiğini, yol boyunca bütün bölge halkının padişaha hayır dualar ettiğini, o zamana kadar buralara hiçbir devlet memuru gitmediğini, halkın da hiç sancak görmediğini, beraberinde götürdüğü iki sancağın gittiği yerlerde devamlı dalgalandırıldığını ve bunun halk tarafından sevinçle karşılandığını belirtmiş, iki aydan fazla süren bu seyahatini Afrika Sahrâ-yı Kebîrinde Seyahat adlı eserinde bütün ayrıntılarıyla anlatmıştır.

Temmuz 1896’da Bidâyet Mahkemesi üyeleriyle birlikte özel bir görevle Birecik’te bulunduğu anlaşılan Sâdık el-Müeyyed, Deyrizor sancağından gelen şikâyet üzerine durumu incelemekle görevlendirildi (Aralık 1896). Benzeri görevlerle Urfa ve Diyarbekir’de de bulundu. 15 Mart 1899’da mirlivâlığa terfi ettirildi. Ertesi yıl yaverlerle ilgili bütün kayıt ve muamelelerin bir nezâret altında toplanması ve nâzırlığına Sâdık el-Müeyyed’in getirilmesi istendiyse de (BA, Y.MTV, nr. 200/3) âni bir kararla Kosova’ya gönderildi. 23 Nisan 1900’de altın imtiyaz madalyası ile taltif edildi. Ocak 1901’de Salt-Mekke arasındaki Hicaz telgraf hattının döşenmesiyle görevlendirildi. Bu vesile ile kendisine birinci rütbeden Mecîdî nişanı verildi. Suriye-Hicaz telgraf hattının inşası sırasında altı ay bir çadırda kalıp çöl Araplar’ıyla dostluk kurdu. Telgraf hattının döşenmesi için yardımlarına ihtiyaç duyulan, ancak aralarında düşmanlık bulunan Yedâ, Fakīr ve Belî aşireti şeyhlerini Medâinisâlih’te bir araya getirerek barıştırdı. Bu kabileler telgraf merkezlerinin açılışı sırasında hizmetleri karşılığında ödüllendirildi. Bu görevi esnasında hâtıralarını kaydettiği ve pek çok fotoğraf topladığı, ancak bunların eviyle birlikte yandığı anlaşılmaktadır (Habeş Seyahatnâmesi, s. 35-39). Görevi dolayısıyla gittiği Mekke’de iken Hicaz demiryolu inşasından sorumlu Kâzım Paşa’nın muavinliğine tayin edildi (Ocak 1902). 7 Kasım 1902’de ferikliğe yükseltildi ve birinci rütbeden Osmanlı nişanına lâyık görüldü.

1904 yılında Habeş Hükümdarı II. Menelik’in iki devlet arasında ilişki kurmak üzere İstanbul’a gönderdiği elçisine karşılık II. Abdülhamid tarafından aynı yıl elçi olarak Habeşistan’a gönderildi. Elçilik heyeti Adisababa’ya giderken uğradığı Harar’da müslüman halk tarafından coşkulu bir merasimle karşılandı. Habeş hükümdarı kendisine II. Abdülhamid’in nâmesini, hediye ve nişanını sunan Sâdık el-Müeyyed’e birinci rütbeden hâtem-i Süleymânî nişanı, reislere ait üniforma, iki mızrak, kılıç ve katır, yanındakilere de rütbelerine göre hediyeler verdi. Sâdık el-Müeyyed, Habeşistan’da gittiği her yerde çok sıcak ilgi gördü. Adisababa’daki müslüman cemaatin burada bir cami yapılması konusundaki isteklerini dinledi. Bu arada diğer devletlerin elçileriyle de görüşmeler yaptı. Üç ay süren bu seyahatini daha sonra kaleme aldığı Habeş Seyahatnâmesi adlı eserinde anlattı. Cengiz Orhonlu’nun Habeşistan takvimini dikkate almadan Habeşistan seyahati için verdiği 1896 tarihi (Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti, s. 165) doğru değildir.

26 Ekim 1904’te Bulgaristan başkomiserliğine tayin edilerek Bulgaristan meselesinin çözümlenmesinde görev alan Sâdık el-Müeyyed 1904-1908 yılları arasında bu görevine devam etti. Birinci ferik rütbesiyle piyade sınıfından yaverlik görevini 14 Eylül 1908 tarihine kadar sürdürdü ve bu tarihte alınan, yaverlerin sayısının sınırlanmasına dair karar gereği görevine son verildi. Şam’da vefat eden Sâdık el-Müeyyed Arapça, Fransızca ve Almanca biliyordu. Dört Osmanlı, dört Mecîdî nişanı, bir altın liyakat, bir gümüş imtiyaz, bir Yunan harbi madalyası sahibiydi.

Eserleri. 1. Afrika Sahrâ-yı Kebîrinde Seyahat (İstanbul 1314). Sâdık el-Müeyyed’in 1895 yılında Senûsî şeyhi Mehdî es-Senûsî’yi ziyaret etmek maksadıyla çıktığı seyahati anlatan eserin sonunda Sudan bölgesindeki Kavâr, Vedây, Bornu, Zinder ve Sokoto hakkında bilgi verilmiş, Bagirmi ve Bornu’nun hâkimiyetini elinde tutan Râbih’e ve bölgedeki mücadelesine de temas edilmiştir. Sâdık el-Müeyyed’in, 1897 yılında Bir Osmanlı Zâbitinin Afrika Sahrâ-yı Kebîrinde Seyahati ve Şeyh Senûsî ile Mülâkatı adıyla kaleme aldığı eseri (İÜ Ktp., TY, nr. 4526) yazma ve matbu haliyle padişaha takdim ettiği 15 Şubat 1314 (28 Şubat 1899) tarihli mâruzatından anlaşılmaktadır (BA, Y.PRK. MYD, nr. 21/106). Eser Cemîl el-Azm tarafından Arapça’ya tercüme edilerek İstanbul’da el-Maʿlûmâtü’l-ʿArabiyye gazetesinde yayımlanmıştır (Serkîs, II, 1342). 2. Habeş Seyahatnâmesi (Dersaâdet 1322). Sâdık el-Müeyyed’in bu eseri Bulgaristan komiserliği görevinde iken yazdığı anlaşılmaktadır. Bu eseri de Cemîl el-Azm kısmen tercüme ederek Beyrut’ta çıkan el-İḳbâl gazetesinde yayımlamış, daha sonra Suriye başbakanlarından Hakkı el-Azm ile ilim ve siyaset adamı Refik Bey el-Azm tarafından Riḥletü’l-Habeşe adıyla (Kahire 1326) Arapça’ya çevrilmiş (a.g.e., II, 1343), eser yeni harflere de aktarılmıştır (Habeş Seyahatnamesi, haz. Mustafa Baydemir, İstanbul 1999). 3. el-Kimyâ fî tahlîli’l-hevâ ve’l-mâ’ (İstanbul 1301). Daha çok Arapça kaynaklara dayanılarak hazırlanmış bir genel kimya kitabıdır. 4. Târîh-i Fütûhu’ş-Şâm (İstanbul 1302). Vâkıdî’ye nisbet edilen Fütûḥu’ş-Şâm adlı eserin muhtasar tercümesidir. Sâdık ey-Müeyyed’in Fransızca’dan çevirdiği çocuk hikâyelerinden oluşan iki kitabı daha vardır (Fernando, İstanbul 1300; Küçük Henri, İstanbul 1297, 1307).

BİBLİYOGRAFYA
BA, DH.MKT, nr. 439/9, 1561/18, 2337/92; BA, İ.AS, 1318, ZA. 5/35; BA, İ.DH, 1322, Ş. 9/8; BA, İ.DH, nr. 85804; BA, İ.HUS, 1313, R. 2/25, 26; 1314, B. 5/17; BA, İ.ML, 1314, S. 7; 1319, N. 21/14; BA, İ.MTZ, nr. 25/1651; BA, İ.TAL, 1312. L. 22; 1316, ZA. 7/168; 1317, Z. 22/54; 1318, N. 18/23; 1320, Ş. 5/11; BA, Y.HUS, nr. 329/25, 337/31; BA, Y.MTV, nr. 29/15, 124/50, 129/126, 129/191, 200/3, 223/99; BA, Y.PRK, nr. 69/71; BA, Y.PRK. MYD, nr. 10/48, 15/84, 17/36, 23/7, 23/32, 23/83, 25/30, 26/104; BA, Y.PRK. UM, nr. 34/27; Sâdık el-Müeyyed, Habeş Seyahatnâmesi, İstanbul 1322, s. 35-39; Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Salnâmesi, İstanbul 1302-1326; Serkîs, Muʿcem, II, 1341-1343; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), III, 185; Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, İstanbul 1974, s. 165; Abdülkādir Ayyâş, Muʿcemü’l-müʾellifîne’s-Sûriyyîn fi’l-ḳarni’l-ʿişrîn, Dımaşk 1405/1985, s. 357, 359; Sinan Kuneralp, Son Dönem Osmanlı Erkân ve Ricali (1839-1922), İstanbul 1999, s. 118; Ali Karaca, “Saray’da/Mabeyn-i Hümâyûn’da Yâverlik Kurumu (1839-1920)”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel), Ankara 2002, XIII, 618-619, 626; Mahir Aydın, “Bulgaristan Komiserliği”, TTK Belgeler, sy. 21 (1997), s. 75, 84, 85.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2008 yılında İstanbul'da basılan 35. cildinde, 399-400 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER