SAHN-ı SEMÂN

صحن ثمان
Müellif:
SAHN-ı SEMÂN
Müellif: FAHRİ UNAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sahn-i-seman
FAHRİ UNAN, "SAHN-ı SEMÂN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sahn-i-seman (24.10.2019).
Kopyalama metni
867’de (1463) inşasına başlanan külliye içinde yer alır. Adı burada yapımı 875’te (1470) tamamlanan sekiz yüksek dereceli medreseden gelir; caminin iki tarafında dörder adet sıralanan ihtisas medreselerine “semâniye” (sekiz) adı verilmiştir. Nişancızâde Mehmed ve Hoca Sâdeddin efendiler bunları “medrese-i âliye” olarak tanımlar. “Sahn” kelimesinin nereden geldiği tartışmalıdır. Sahnın “düz yer, geniş saha, avlu” gibi mânalara geldiği, külliyenin Bizans’tan kalma Havâriyyûn Kilisesi harabelerinin temizlenip düzlük haline getirildiği alana yapılması dolayısıyla bu ismin kullanıldığı veya şehrin tam ortasında bulunmasından dolayı bu adın verildiği görüşleri ileri sürülür (Uzunçarşılı, s. 7; Ergin, s. 97). Âlî Mustafa Efendi, medreselerin İstanbul’un ortasında bulunmasından dolayı bunlara Sahn medreseleri denildiğini söyler.

Külliyedeki medreseler Semâniye (Medâris-i Semâniyye, Sahn) ve Tetimme (Mûsıle-i Sahn) olmak üzere ikiye ayrılır. Sahn medreselerinin caminin sağında Marmara tarafında bulunanlarına Akdeniz, solunda Haliç tarafında bulunanlarına Karadeniz medreseleri adı verilir. Her medresede bir meydan etrafında on dokuz oda ve bir dershane bulunur. Odaların genişliği 4,20 m2’dir. Her odanın bir penceresi, bir ocağı, kandil yeri ve bir rafı vardır; zeminler tuğla döşelidir. Her medrese dershanesinin arkasındaki geniş avlularda dörder helâ ve gusülhane bulunmaktadır (Aslanapa, s. 112-113). Fâtih medreseleri iki tek ve bir çift olmak üzere belirli bir üslûpta yapılmıştır. Her iki tarafın başında ve sonunda yer alan medreseler tek, ortadakilerse birbirine bitişik durumdadır. Kıble yönünden başlamak üzere birinci medreselere Baş Kurşunlu, ortada Baş Kurşunlu tarafındakilere Çifte Baş Kurşunlu, bitişiğinde olanlara Çifte Ayak Kurşunlu, sondakilere Ayak Kurşunlu adı verilir. Karadeniz tarafındaki birinci medreseye Çınarlı Medrese de denir (Atâî, I, 418). Medreseler zaman zaman buralarda ders veren ünlü müderrislerin adıyla anılmışsa da bu tür isimlendirmeler geçici olmuştur. Medresenin on dokuz odasından ikisi muîdlere, ikisi hizmetlilere, diğerleri talebeye ayrılmıştır. Oda sayısı toplamı 152’ye ulaşır. Sadece talebeye ayrılan oda sayısı 120’dir. Başlangıçta her odada bir öğrencinin kalması kararlaştırılmış, bu durum yüzyıllarca sürmüştür.

Zaman zaman depremler sebebiyle harap olarak tamir gören (1509 ve 1765) Semâniye medreselerinde küçük onarımlar dışında fazla bir değişiklik olmamıştır. Medreselerin kapatılmasından (1924) sonra binaları uzun süre boş kalmıştır. 1940’larda harap durumda olan Karadeniz yönündeki Çifte Baş ve Çifte Ayak Kurşunlu medreseleri fakir talebeye yurt olarak ayrılmıştır. Sahn binaları 1951-1953 yıllarında restore edilmiştir. 1975’ten itibaren binaların bazıları öğrenci yurdu, dispanser ve çocuk yurdu olarak kullanılmıştır. Tetimme medreseleri Sahn medreselerinin arka planında onlardan dar bir sokakla ayrılan, paralel dizilmiş, Sahn medreseleri gibi dörderden sekiz medrese halindedir. Bunlar Sahn medreselerini tamamlar nitelikte olup derece itibariyle daha alttaydı ve Sahn’da okuyacak talebeyi hazırlamaktaydı. Süheyl Ünver bunları lise gibi mütalaa ederse de aslında birer mahreç medresesiydi ve hepsi müstakil medrese durumundaydı. Tetimmelerin diğer adı olan Mûsıle-i Sahn “Sahn’a götüren, ulaştıran” demektir. Sahn medreseleri yüksek dereceli olduğuna göre Tetimmeler orta seviyede medreseler sayılabilir (Uzunçarşılı, s. 9).

Külliye vakfiyesinde Tetimme medreselerinden “medrese-beççe” (küçük medrese) diye söz edilir. Süheyl Ünver, Tetimme medreselerinin baş tarafta bulunanlarında onar, ortadakilerde dokuzar olmak üzere yetmiş altı oda olduğunu söyleyerek külliyenin kısa bir vakfiyesinde (TSMA, nr. D. 3882) imaretten 600 talebenin yemek yiyeceğinin belirtilmesinden hareketle her odada on kadar talebe kalmış olabileceğini ileri sürer. Uzunçarşılı ise kaynak göstermeden her odada üçer talebenin kaldığını yazar, fakat oda sayısını vermez. Solakzâde, Tetimme odalarında üçer talebenin kaldığını, her odaya 12’şer akçe mum parası verildiğini kaydetmekte, Evliya Çelebi ise her odada dörder beşer talebe kaldığını yazmaktadır. Bundan dolayı Tetimme odalarında talebe yığılmasına göre değişen sayıda talebe kaldığı söylenebilir. Vakfiyelerde bu hususta hiçbir bilgi bulunmaz. 1197 (1783) tarihli bir belgede (BA, Cevdet-Evkaf, nr. 27949) Tetimmeler’in eski durumları üzere yenilendiği belirtilir. Buna göre her medresenin on bir odası bulunmaktaydı. Bu ise toplam seksen sekiz Tetimme odasının varlığını gösterir. Ayrıca odalar hakkında bilgi verilmiştir: Basma tavanlı ve boyalı odaların her birinde iki dolap vardı; odalar çifte pencereli idi; içeride bir de ocak bulunuyordu; kapılar ağaçtan yapılmıştı; odaların tabanları tahta döşemeliydi; her medresede üçer helâ bulunuyordu. Tetimmeler’in Akdeniz tarafındakiler bugün mevcut değildir; 1928’de Fevzi Paşa caddesi açılırken yıkılmış ve yerleri yola gitmiştir (Baltacı, s. 352). Karadeniz tarafındakiler ise eski durumlarını tamamen kaybetmiştir. Bugün bir bölümünde Ali Kuşçu İlköğretim Okulu faaliyet göstermektedir. Diğer bir bölümü 1992’de Kur’an kursu binası olarak kullanılmak üzere İstanbul Valiliği emrine verilmiştir.

Yüksek dereceli medreseler olarak Sahn’da uygulanan müfredat eski medrese geleneğinden farklı değildi. Sahn medreseleri aklî ve naklî ilimlere göre planlanmıştı. Külliye vakfiyesinde Sahn medreselerinin her birine başlangıç ve giriş (mebâdî ve mukaddemât) ilimleriyle aklî ve naklî ilimleri iyi bilen birer müderris tayin edilmesi, müderrislere yardımcı olarak seçilen muîdlerin muhtasar kitapları öğretebilecek, teferruatlı olanları öğrenip anlayabilecek kabiliyette olması öngörülmekteydi. Bu umumi çerçeve dışında Sahn’da okutulması istenen kitap adı zikredilmemektedir.

Âlî Mustafa Efendi’nin, “Sahn medârisinde ve altmışlılarda dersleri dâhil medârisindeki ifadeleri hükmünde ola” ibaresi ve dâhil ders kitapları olarak fürûdan el-Hidâye’yi, usulden et-Telvîḥ’i, tefsirden Zemahşerî’nin el-Keşşâf’ı ile Kādî Beyzâvî’nin tefsirini zikretmesi (Künhü’l-ahbâr, vr. 86b), bunların aynı zamanda Sahn medreselerinde okunması gereken kitaplar olduğunu göstermektedir. Zaman zaman Fâtih Sultan Mehmed’in, medreselerin ders programlarını Molla Hüsrev ve Ali Kuşçu ile âlim bir zat olan Vezîriâzam Mahmud Paşa’ya yaptırdığı ileri sürülürse de bu hususta kesin delil bulunmaz. Sahn müderrisleri Süleymaniye medreselerinin kuruluşuna kadar “şüyûh-ı müderrisîn” olduğuna göre verilen bilgilerden hareketle Sahn’da Şerḥ-i ʿAḍud, el-Hidâye ve el-Keşşâf’in okutulduğu, ayrıca müderrislerin kendi seçecekleri kitapların derslerde kullanıldığı söylenebilir. Bazı araştırmacılar XVI. yüzyılda Sahn medreselerinde fıkıhtan el-Hidâye’nin, usûl-i fıkıhtan et-Telvîḥ ve Şerḥ-i ʿAḍud’un, hadisten Buhârî’nin, tefsirden el-Keşşâf ile Beyzâvî’nin eserinin okutulduğunu belirtir (Baltacı, s. 41). Ayrıca Taşköprizâde et-Telvîḥ, Buhârî ve Beyzâvî’yi Sahn’da birkaç defa bizzat okuttuğunu yazar. Tetimme medreselerinde ise Şerḥ-i Şemsiyye ve İsfahânî okunması öngörülmüştür. Uzunçarşılı kitaplarla ilgili bilgi vermeden Sahn medreselerinde tefsir, hadis, fıkıh, usûl-i fıkıh, kelâm ve Arapça ile ilgili eserlerin okunduğunu, bu yapısıyla Semâniye medreselerinin ilâhiyat, İslâm hukuku ve Arap edebiyatının tahsil edildiği bir “fakülte” niteliğinde olduğunu kaydeder (İlmiye Teşkilâtı, s. 33).

Sahn talebesinin ne kadar süreyle eğitim gördüğü kesin değildir, çünkü bu süre değişebilirdi. Talebe, eğitim süresince okunması gereken dersleri kitap halinde veya kitapların belirli bölümlerini seçerek okuduğu için verilen bilgileri öğrenip hocası tarafından yeterli bulunmadıkça başka bir derse (kitaba) geçemezdi. Bu sebeple sürenin uzaması, hatta her dânişmend için farklılık göstermesi mümkündü. Bununla beraber klasik dönemde bununla ilgili asgari süreler belirlendiği görülür. 1526-1540 yıllarında Sahn’a ulaşıncaya kadar sekiz dokuz eğitim yılı geçirildiği anlaşılmaktadır. Dâhil Medresesi hükmündeki Sahn’da ise genellikle bir yıllık sürenin geçerli olduğu söylenebilir. Nitekim aynı dönemlerde Taşköprizâde ile Şah Mehmed b. Hürrem Sahn’da okuttukları dersleri birer eğitim yılında tamamlamışlardı (Atâî, I, 137). Bu durum XVI. yüzyılın sonlarından başlamak üzere hızla değişmiş, daha önce Sahn’a gelinceye kadar geçirilmesi gereken sekiz dokuz yıllık müddet önce beş, ardından üç, sonra da iki yıla kadar düşmüştür. II. Selim dönemine ait olduğu sanılan bir kanunnâmede (Kānunnâme-i Sultan Süleyman Han, vr. 122b-123b) Sahn öncesi eğitim süresinin beş yıldan aşağı olmaması öngörülmüştür. 983 (1576) tarihli başka bir kanunnâmede ise bir talebenin Sahn’a ulaşmadan önce en az üç yıllık bir eğitim görmesi gerektiği belirtilir (Ahmed Refik, s. 34-35). 1006 (1597-98) tarihli kanunnâmede sürenin iki yıla düşürüldüğü görülür.

BİBLİYOGRAFYA
Fâtih Mehmed II Vakfiyeleri (nşr. Vakıflar Genel Müdürlüğü), Ankara 1938, s. 37-38; Fatih İmâreti Vakfiyesi (haz. Osman Ergin), İstanbul 1945; Kānun-ı Örfiyye-i Osmâniyye, İÜ Ktp., TY, nr. 3239, vr. 48a-49b; Kānunnâme-i Sultan Süleyman Han, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1970, vr. 122b-123b; Kıvâmî, Fetihnâme-i Sultân Mehmed (nşr. Fr. Babinger), İstanbul 1955, s. 157; Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 526; Âlî Mustafa Efendi, Künhü’l-ahbâr, İÜ Ktp., TY, nr. 5959, vr. 85a-86b; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, İstanbul 1279, I, 578; Nişancızâde Muhyiddin Mehmed, Mir’ât-ı Kâinât, İstanbul 1290, II, 401; Atâî, Zeyl-i Şekāik, I, 137, 418; Solakzâde, Târih, s. 266-267; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, 315; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 8-9, 248; Cevdet, Târih, I, 109-110; İlmiyye Salnâmesi, s. 642-651; Ahmed Refik, Onuncu Asr-ı Hicrîde İstanbul Hayatı (İstanbul 1336), İstanbul 1988, s. 34-35; Halim Baki Kunter – Ali Saim Ülgen, Fâtih Câmii ve Bizans Sarnıcı, İstanbul 1939, tür.yer.; A. Süheyl Ünver, İstanbul Üniversitesi Tarihine Başlangıç: Fatih, Külliyesi ve Zamanı İlim Hayatı, İstanbul 1946, tür.yer.; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 7-9, 33, 244; Câhid Baltacı, XV-XVI. Yüzyıllarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, s. 41, 46-47, 351-352, 630-632; Osman Nuri Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, İstanbul 1977, s. 97; Hüseyin Atay, Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, İstanbul 1983, tür.yer.; a.mlf., “Fâtih-Süleymâniye Medreseleri Ders Programları ve İcâzetnâmeler”, VD, XIII (1981), s. 171-206; Oktay Aslanapa, Osmanlı Devri Mimarisi, İstanbul 1986, s. 112-113; Tahsin Öz, İstanbul Camileri, Ankara 1987, I, 58; Fahri Unan, Kuruluşundan Günümüze Fâtih Külliyesi, Ankara 2003; R. Anhegger, “Eski Fatih Camii Meselesi”, TD, VI/9 (1954), s. 145-155; Bahaeddin Yediyıldız, “Sosyal Teşkilatlar Bütünlüğü Olarak Osmanlı Vakıf Külliyeleri”, TK, XIX/219 (1981), s. 262-271; Cavit Baysun, “Mescid (Osmanlı Devri Medreseleri)”, İA, VIII, 73-74; Mehmet İpşirli, “Ṣaḥn-ı Thamān”, EI2 (İng.), VIII, 842-843.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 532-534 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.